T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/393
Karar No : 2023/718
TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- …
2- … Başkanlığı
VEKİLLERİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 30/11/2022 tarih ve E:2020/9736, K:2022/10428 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Muğla ili, Bodrum ilçesi, … Mahallesi, … ada …, …, …, …, …, …, …, …, … parsel sayılı taşınmazlara ilişkin olarak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile 1/25.000 ölçekli nazım imar planı, 1/5000 ölçekli koruma amaçlı nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planının onaylanmasına dair 20/08/2020 tarih ve 2836 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 30/11/2022 tarih ve E:2020/9736, K:2022/10428 sayılı kararıyla;
Dosyanın ve mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen raporun birlikte değerlendirilmesinden:
1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği yönünden,
Arıtma tesis alanı, doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan, büyük bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan ve ağaçlandırılacak alan olarak belirlenen dava konusu alanın, kentsel gelişme alanı ve ağaçlandırılacak alan olarak belirlenmesinin, Aydın-Muğla-Denizli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Bodrum ilçesinin … ve …-… Mahalleri için getirilen ağaçlandırma kararı ve diğer ekolojik koruma kararları ve tarım arazilerinin sürdürülmesi yaklaşımlarıyla yerleşmenin sınırlandırılması yönünde bir yeşil kuşak oluşturulması stratejisinden bilimsel, teknik ve nesnel bir gerekçe gösterilmeksizin ayrıldığı, plan açıklama raporundaki bu yaklaşımdan uzaklaşma gerekçesinin, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının ana stratejileriyle çeliştiği, ...-... yoğun yerleşik alanından sonra, Ortakent'te iç kısımda ve kıyıda gelişme öngörüldüğü, ancak bunun dışında yeşil alan sürekliliği sağlayan ve yerleşimleri çevreleyerek yeşil kuşak biçiminde mekânsal gelişmeyi denetleyen bir yapısal plan kararından ayrılarak doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanın tamamen, ağaçlandırılacak alan, bölge parkı / büyük kentsel yeşil alan olarak belirlenmiş bölgenin büyük kısmının kaldırılarak kentsel gelişme alanı olarak planlanmasının koruma-kullanma dengesini bozduğu, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin çevre düzeni planlarına yönelik revizyon ve değişikliklere ilişkin hükümlerine aykırılık taşıdığı, aynı zamanda ülkenin genel ekonomik kalkınma stratejileri ile turizm sektörü stratejisini şekillendiren sürdürülebilirlik ilkesine aykırı olduğundan şehircilik ilkeleri, planlama esasları, kamu yararı ve imar mevzuatına uyarlık bulunmadığı,
1/25.000 ölçekli nazım imar planı yönünden,
Nazım imar planının, üst ölçekli planın ana plan kararı ve stratejisine aykırı olduğu ve 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planından farklılaşan bölümünün son derece sınırlı olduğu, bu ayrıntı düzeyinin bir nazım imar planı için yeterli olmadığı, 1/25.000 ölçeğinde olsa da bir nazım imar planı olduğundan, ölçeği kapsamında nazım imar planının taşıması gereken nitelikleri taşımadığından planlama esasları ve teknikleri açısından uygun olmadığı, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde yer alan nazım imar planının tanımına aykırılık taşıdığı
1/5000 ölçekli koruma amaçlı nazım ve 1/1000 ölçekli koruma uygulama imar planları yönünden,
1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinin, Dairelerince şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığından, bu değişikliğin alt ölçekli planlara yansıtılmasının uygun olmadığı,
Planların, plan notu ve plan açıklama raporlarında nüfus öngörü ve projeksiyonlarının bulunmamasının planlama esaslarına ve tekniğine aykırı olduğu,
Turizm tesis alanları ve turizm+ticaret+konut başlığıyla ayrı iki kullanım türünün alanda planlanmasına rağmen, plan notlarında ticaret alanı tanımı içinde, turizme yönelik olarak konaklama alanlarının da bulunmasının belirsizlik ve karışıklık yarattığı, turizm+ticaret+konut kullanımının da kendi içinde çelişkiler barındırdığı, karma kullanım alanlarında konut, ticaret ve turizm alanlarının belirsiz olduğu, yine bu alanlarda ada içi dolaşım sistemlerine ilişkin çözüm geliştirilmemesinin, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bakımından önemli bir eksiklik olduğu, parsellerin içinde kamuya ait ulaşım yollarının olması, taşıt ve yaya dolaşımının planlanması gerekirken, 1/1000 ölçekli uygulama imar planında plan kademesinin içermesi gereken ayrıntı düzeyine ilişkin gereklerin yerine getirilmemesinin ulaşım kademelenmesi ve erişim açısından yetersizlik oluşturduğu,
Davaya konu planların yapıldığı alan, 3. derece doğal sit alanı olarak ilan edilmiş bir bölgenin içinde olup, çeşitli arkeolojik sit alanları, kalıntılar ve tescilli yapıları da barındırdığından, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na uygun olması gerekirken, davaya konu koruma amaçlı imar planlarının plan açıklama raporlarında, doğal sit alanına ve alan içinde yer alan arkeolojik sit alanlarıyla tescilli kalıntı ve yapılara ilişkin alan araştırması yapıldığı, ancak bu verinin plan kararlarını nasıl şekillendirdiğine, doğal ve arkeolojik alan koruma yaklaşımı olarak nasıl bir plan yaklaşımı benimsendiğine ilişkin hiçbir açıklamanın yer almadığı görüldüğünden, bu hususun 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na aykırılık taşıdığı, tüm bu tespitlerin birlikte değerlendirilmesinden imar planlarında, koruma-kullanma dengesine, planlama esasları ile yöntemlerine, şehircilik ilkelerine ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idareler tarafından, davanın süresinde açılmadığı, işin esası açısından, özelleştirme kapsamında olan taşınmazlar açısından her tür ve ölçekte imar planı yapma yetkisinin idarelerinde olduğu, dava konusu imar planlarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığınca uygun bulunduğu, alanın doğal yapısının bozulmayacağı ve %60,21'lik kısmının sosyal ve teknik donatı olarak ayrıldığı, planlama alanı dışında kalan ve 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında doğal karakteri korunacak alan olarak belirlenen bölgenin, alt ölçekli planlarda bir kısmının günübirlik tesis alanı, bir kısmının da yerleşik alan olarak planladığı, 1/25.000 ölçekli nazım imar planının ve diğer alt ölçekli planların, plan kademesinde gösterilmesi gereken ayrıntılar haiz olduğu, Kıyı Kanunu'na uygun işlem tesis edildiği, planlama sürecinde nüfus projeksiyonunun hazırlandığı ve bu doğrultuda donatı alanı ayrıldığı, plan notlarında karma kullanımlar açısından yapılan tanımların mevzuata uygun olduğu, imar yollarının planlama tekniklerine uygun olarak belirlendiği ve ulaşım ağının oluşturulduğu, 2863 sayılı Kanun'a uygun şekilde imar planı notları benimsendiği, koruma amaçlı imar planı ilke ve hedeflerine uygun hareket edildiği gibi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 658 sayılı ilke kararına da uygun düzenleme yapıldığı, imar planları ile çevre ve imar bütünlüğünün bozulmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin, 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddine,
2.Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 30/11/2022 tarih ve E:2020/9736, K:2022/10428 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 10/04/2023 tarihinde, esasta oybirliği, gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.
GEREKÇEDE KARŞI OY
X- Anayasa'nın "Devletleştirme ve Özelleştirme" başlıklı 47. maddesinin ikinci fıkrasında, "Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
18/05/2018 tarih ve 30425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7142 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca 02/07/2018 tarihinde kararlaştırılan 703 sayılı KHK'nın 85. maddesi ile 4046 sayılı Kanun'un "Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Görevleri" başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Başbakanın başkanlığında, Başbakanın belirleyeceği dört bakandan oluşan Özelleştirme Yüksek Kurulu (Kurul) kurulmuştur. Kurul, üyelerin tamamının katılımı ile toplanır ve kararları oybirliği ile alır. Kurulun sekretarya hizmetleri Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür." düzenlemesi yürürlükten kaldırılmakla birlikte, 4046 sayılı Kanun'un, Özelleştirme Yüksek Kurulunun görevlerinin sayıldığı 3. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme yürürlükte bulunmaktadır.
Her ne kadar, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin "Kurulların Görevleri" başlıklı geçici 8. maddesinde; bu Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılan kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde yapısı ve görevleri düzenlenmiş olan Kurul ve benzeri birimlerin bu maddenin yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine aktarılmayanlara ait ve politika belirlemeye ilişkin görev ve yetkiler haricindeki diğer görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanlığına veya yetkilendirilecek kurum ya da makama devredilmiş sayılacağı belirtilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun'la verilmiş görev ve yetkilerin bizzat kimin tarafından kullanılacağı konusunda açık bir kurala yer verilmemiştir.
Nitekim, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 8. maddesine dayanılarak hazırlanan 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesiyle 703 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılan 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun'la verilmiş görev ve yetkileri kullanacak makamın bizzat "Cumhurbaşkanı" olduğu belirtilmiştir. Görüleceği üzere, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname veya yasal bir düzenleme ile yetkili makam tespit edilmediğinden, Genelge'ye ekli 1 sayılı Cetvelin üçüncü sırasında Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkileri kullanacak Makamı gösteren ayrık bir düzenlemeye daha gerek duyulmuştur.
Öte yandan, 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kurulunun görev ve yetkisinin tevdi edildiği makamın Cumhurbaşkanı olduğu 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi'ne ekli 1 sayılı Listenin üçüncü sırasında tespit edilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler arasındaki özelleştirme kapsam ve programına alınan taşınmazlara ilişkin her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonlarının onaylanması hususunda karar verecek makamın, Genelge hükümleri ile tespit edilmesi, normlar hiyerarşisine açıkca aykırıdır.
Yetki kuralları, idari kararların, Anayasa ve kanunların yetkili kıldığı organ, makam ve kamu görevlileri tarafından alınmasını ifade etmektedir. "Görev ve yetki" kamu düzeninden olup, varlıkların özelleştirme kapsam ve programına alınması hususunda karar verecek makamın da alt düzenleyici işlem niteliğindeki Genelge ile değil, ancak üst hukuk normu niteliğindeki ve Anayasa'nın 47. maddesinin ikinci fıkrasının açık hükmü gereğince, kanun ile düzenlenmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler konusunda bizzat karar alacak makamın, üst hukuk normlarında belirlenmediği, 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Genelge'ye ekli 1 sayılı Listenin üçüncü numarasında Genelge ile tespit edilmiş yetkiye dayalı şekilde işlem tesis edildiği dikkate alınarak dava konusu işlemin, yetki kuralları yönüyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 85. maddesinin (f) bendi ile 4046 sayılı Kanun'a eklenen geçici 29. madde, 09/07/2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla 703 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde "görülmekte olan işler"in, bu tarih itibarıyla devam eden özelleştirmeye ilişkin işlemler olduğu ve bu işlemlere yönelik yetkinin de "geçici" nitelikteki yasa hükmü ile eklendiği göz önüne alındığında, 703 sayılı KHK yürürlüğe girdikten sonra tesis edilen 20/08/2020 tarihli işlemin, 09/07/2018 tarihi itibarıyla devam eden işler kapsamında olduğundan söz edilemez.
Bu itibarla, 20/08/2020 tarih ve 2836 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un geçici 29. maddesi kapsamındaki görülmekte olan işler niteliğinde bulunmadığından, bu maddeye dayanılarak işlem tesis edilmesi hukuken mümkün değildir.
Kaldı ki, geçici 29. maddeyle, sadece bu Kanun hükmünde Kararname'nin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca "görümekte olan işlerin" Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılacağına ilişkin düzenlemeye gerek duyulmuş olması da, Özelleştirme Yüksek Kurulunun geçici 8. madde kapsamında olmadığını göstermektedir.
Açıklanan nedenlerle, yetki yönünden hukuka aykırı olan dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından, dava konusu işlemin iptaline ilişkin kararın, yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyoruz.