T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/40
Karar No : 2023/1610
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Odası
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Sekizinci Dairesinin 24/05/2022 tarih ve E:2022/818, K:2022/3369 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 26/07/2017 tarih ve 30135 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu Hakkında Yönetmelik'in 4. maddesi ile anılan maddeye dayalı olarak davalı idarece yapılan komisyon üyelik başvurusu alınacağına ilişkin ilânın iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 24/05/2022 tarih ve E:2022/818, K:2022/3369 sayılı kararıyla;
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 27/10/2021 tarih ve E:2020/2102, K:2021/2109 sayılı bozma kararına uyularak;
Dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 1., 2.,28. maddeleri, 3213 sayılı Maden Kanunu'na 20/08/2016 tarih ve 6745 sayılı Kanun ile eklenen Ek 14. Maddesi ile Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu Hakkında Yönetmelik'in "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1., "UMREK’in Kuruluş ve Görevleri" başlıklı İkinci Bölümünde yer alan, "Komisyonun teşkili ve üyelerin atanması" başlıklı dava konusu 4. maddesine yer verilerek,
Dava konusu UMREK Üyelik Başvurusunu düzenleyen ilanda 21/08/2017 tarihine kadar Maden İşleri Genel Müdürlüğüne müracaat edilmesi gerektiği belirtildikten sonra şartların sayıldığı,
Normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre; normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisinin söz konusu olduğu ve her normun geçerliliğini bir üst hukuk normundan aldığı, bunun doğal sonucu olarak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan normun, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği, bir başka deyişle alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı; dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı düzenlemeler getiremeyeceği,
İdarelerin, normlar hiyerarşisine aykırı olmayacak şekilde, hizmette etkinliğin sağlanması için gerekli önlemleri alma, bu kapsamda mevzuat değişikliği yapma hususunda takdir yetkisine sahip oldukları, kamu hizmetlerinin hangi koşullar altında ve nasıl yürütüleceğini önceden saptamak her zaman mümkün olmadığı için, gelişen durumlara ayak uydurmak ve ortaya çıkan ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla düzenleyici işlemler üzerinde gerekli değişiklikleri yapma hususunda idarelerin takdir yetkisinin bulunduğu,
Takdir yetkisinin, temel amacı faaliyetlerinde kamu yararını gerçekleştirmek olan idarenin, belli bir konuda karar alıp almama, yahut karar alma hususunda birden fazla seçenek arasında seçim yapma serbestisine sahip olması şeklinde tanımlandığı, düzenleyici işlemlerde, idareye düzenleme yapma yetkisi veren üst normlarda düzenlemenin içeriği itibarıyla belli bir sınır çizilmemesi durumunda, idarenin takdir yetkisinin söz konusu olduğu,
Danıştay içtihatlarında da belirtildiği üzere, idarenin kamu yararını gerçekleştirmek için yapacağı işlem ve eylemlerin türünü, zamanını ve yöntemini belirlemekte sahip bulunduğu takdir yetkisinin sınırsız olmadığı ve yetki, şekil, sebep, amaç ve konu yönlerinden yargı denetimine tabi bulunduğunun, idare hukukunun bilinen ilkelerinden olduğu, bununla birlikte, idarelerin birden çok seçenekten birisini tercihte takdir yetkisiyle donatıldıkları durumlarda, idari yargı mercilerinin idareyi bu seçeneklerden birisini tercihe zorlayacak ya da belirli bir yönde işlem veya eylem tesisine zorunlu kılacak biçimde yargı kararı vermelerinin, Anayasa ve 2577 sayılı Kanun hükümleriyle ve idare hukuku ilkeleriyle bağdaşmayacağı,
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlığa bakıldığında, davalı idarenin dava konusu alandaki düzenleme yetkisinin ve bu yetkinin hukuka uygun olarak kullanılıp kullanılmadığının irdelenmesi gerektiği,
Olayda, dava konusu düzenleyici işleme dayanak teşkil eden Maden Kanunu'nun Ek 14. maddesinin son fıkrası ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının, Komisyonun teşkili, yönetimi ve çalışması ile üyelerin atanmasında aranacak nitelikler, görev süresi ve üyeliğin sona ermesi ile ilgili usûl ve esasları düzenleme konusunda yetkili kılındığı ve bu yetki kapsamında Yönetmelik çıkarılarak konunun ayrıntılandırıldığı,
Komisyonun kurulmasındaki amacın, kurum ve kuruluşların herhangi bir hammadde konusunda yatırım kararı verilebilmesi için, o maden için hazırlanmış maden arama, kaynak ve rezerv tahminlerine ilişkin raporlama kurallarını düzenlemek, bir maden sahasında yapılan maden arama ve işletme faaliyetlerine ait (sondaj, analiz, test vb.) kaynak ve rezerv raporlarının uluslararası standartlarının aynı zamanda ulusal standartlar haline getirilerek raporlamaların doğru, güvenilir ve şeffaf olmasını sağlamak olduğunda kuşku bulunmadığı,
Nitekim, davalı idarenin savunmasında da belirttiği üzere, hazırlanan raporların finans kurumları, bankalar tarafından kabul görmekte olduğu ve finansal değerlendirme aracı olarak kullanıldığı dikkate alındığında, UMREK'in kuruluş amacına hizmet eden her sektörden birer temsilcinin bulunması esasına dayalı tesis edildiği anlaşılan dava konusu düzenlemede ve bu düzenlemeye dayalı olarak davalı idarece yapılan komisyon üyelik başvurusu alınacağına ilişkin ilânda hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle,
davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelik'in 4. maddesinin 2. fıkrası 29/12/2017 tarih ve 30285 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile değiştirildiğinden bu kısım yönünden davanın konusuz kaldığı, dava konusu düzenlemelerde, komisyon üyelerinin hangi mühendislerden oluşacağı hususunda tam bir belirtme yapılmadığı, liyakat esasına ilişkin kurallar düzenlenmediğinden hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin ikinci fıkrasında, Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulmasının;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkün olduğu belirtilmiş; dördüncü fıkrasında, "Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davaların temyizen incelenmesinde bu madde ile ısrar hariç 50. madde hükümleri kıyasen uygulanır." denilmiş; 50. maddesinin dördüncü fıkrasında ise Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesinin, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu kararı; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 27/10/2021 tarih ve E:2020/2102, K:2021/2109 sayılı bozma kararında belirtilen gerekçeler göz önüne alınarak verilmiş bir karar olduğundan, usul ve hukuka uygun bulunmakta ve bozulmasını gerektirecek bir hukuka aykırılık taşımamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 24/05/2022 tarih ve E:2022/818, K:2022/3369 sayılı kararının ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 06/07/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.