T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2023/4195
Karar No : 2023/6461
TEMYİZ EDENLER: I-(DAVACILAR)
1- …
2- …
…
12- …
13- …
VEKİLİ: Av. …
II-(DAVALILAR)
1- … Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ: Av. …
2-… Belediye Başkanlığı/…
VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF : I-(DAVALILAR)
1- … Büyükşehir Belediye Başkanlığı
2-… Belediye Başkanlığı
II-(DAVACILAR) )
1- …
2- …
…
12- …
13- …
İSTEMİN KONUSU: Danıştay Altıncı Dairesinin 03/03/2021 tarih ve E: 2020/10418, K:2021/2861 tarihli ve sayılı bozma kararına uyularak, ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının karşılıklı temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Diyarbakır ili, Kayapınar ilçesi, … Mahallesinde bulunan … Apartmanının, 04.02.2007 tarihinde çökmesi sonucu göçük altında kalan davacıların yakını … ile …'in ölmesi nedeniyle davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle 59.600,00 TL maddi (baba … için ıslah edilmiş haliyle 147.545,00-TL, anne … için ıslah edilmiş haliyle 251.152,00-TL, kardeşler … için 1.800,00-TL, … için 2.700,00 TL, … için 3.600,00 TL, … için 4.500,00 TL, … için 5.000,00 TL) ve 260.000,00 TL manevi (baba … için 40.000,00 TL, anne … için 40.000,00 TL, kardeşler … için 15.000,00 TL, … için 15.000,00 TL, … için 10.000,00 TL, … için 10.000,00 TL, … için 10.000,00 TL, … için 20.000,00 TL, … için 20.000,00 TL, … için 20.000,00 TL, … için 20.000,00-TL, … için 20.000,00 TL ve … için 20.000,00 TL) olmak üzere toplam 319.600,00-TL (ıslah sonrası 676.297,00-TL) tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Temyize konu kararda; dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile benzer nitelikteki dava dosyalarının birlikte değerlendirilmesinden, Kayapınar Belediyesinin 2006 yılında belediye sınırları içinde yer alan … apartmanı için hazırlanan teknik raporlara istinaden tahliye edilen ve yıkım kararı verilen yapının çökmeden önce çekilen resimlerine istinaden alınan önlemlerin kişilerin girmesini engelleyecek düzeyde olmadığı, binaya girişi engelleyecek yeterli önlemleri almaması nedeni ile %20 oranında kusurlu olduğu, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin 1993 yılında belediye sınırları içerisinde yer alan ve ruhsat verdiği yapıda, projeye uygun olmayan B+Z+8 tek blok şeklinde yapılmasını 5216 sayılı Kanunun 7. maddesi ve 11. maddesi gereğince denetlemediği için %20 oranında kusurlu olduğu, kaza esnasında 17 yaşında olan ve vefat eden ...'in %5 oranında, 18 yaşında olan ve vefat eden …'in %10 oranında kusurlu olduğu, Diyarbakır Valiliğinin dava konusu olan uyuşmazlıkta herhangi bir kusur olmadığı, hasım mevkiinden çıkarılması gerektiği, bilirkişi raporu ile belirlenen anne ... için 100.460,90-TL destekten yoksun kalma tazminatından (maddi) kusurluluk oranları uyarınca 50.230,450-TL'lik kısmının Kayapınar Belediye Başkanlığı tarafından, 50.230,450- TL'lik kısmının da Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından davacıya ödenmesi gerektiği, kabul edilen bu tutarın 22.152,00- TL'lik kısmının davalı idareye başvuru tarihi olan 14/04/2007'den itibaren geri kalan 78.460,90-TL'nin ise ıslah dilekçesinin taraflara tebliğ tarihi olan 09/10/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, baba ... için 59.018,498- TL destekten yoksun kalma tazminatından (maddi) kusurluluk oranları uyarınca 29.509,249-TL'lik kısmının Kayapınar Belediye Başkanlığı tarafından, 29.509,249- TL'lik kısmının da Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından davacılara ödenmesine, kabul edilen bu tutarın 20.000,00- TL'lik kısmının davalı idareye başvuru tarihi olan 14/04/2007'den itibaren geri kalan 39.018,49-TL'nin ise ıslah dilekçesinin taraflara tebliğ tarihi olan 09/10/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, bu tutarları aşan maddi tazminat taleplerinin ve kardeşler için talep edilen destekten yoksun kalma tazminatının reddi, manevi tazminat istemi bakımından ise manevi tazminat isteminin tamamının kabulüne davalı idareye başvuru tarihi olan 14/04/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareler tarafından 1/2 oranında davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI:
Davacılar tarafından; uyuşmazlıkta Diyarbakır Valiliğinin de sorumlu olduğu, faizin ıslah dilekçesinin tebliği değil haksız fiil tarihinden itibaren hesaplanması gerektiği, manevi tazminat isteminin kabulü bakımından ayrı bir vekalet ücretine hükmedilmediği, Borçlar Kanunu gereğince bir zarara birden fazla kişi sebep olduğu takdirde veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, uyuşmazlıkta müteselsil sorumluluk bulunduğu, idarelerin kusurları oranında tazminat belirlemenin mevzuata uygun olmadığı ileri sürülmektedir.
Davalı Kayapınar Belediye Başkanlığı tarafından; dava konusu taşınmaza yapı ruhsatının Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından verildiği, taşınmazın bulunduğu yerin olay tarihinden sonra idarelerinin yetki alanına girdiği, idarelerince bina yıkılmadan önce tahliyenin gerçekleştirildiği ve gerekli bütün önlemlerin alındığı, hazırlatılan teknik raporlar doğrultusunda binanın yıktırılması için 3194 sayılı İmar Kanununun 39. maddesindeki yasal sürecin başlatıldığı, bu amaçla binanın yıktırılması için yapı sahibine tebligat yapılırken bir yandan da yıkım işleminin geciktirilmeden yapılması için ihaleyle hizmet alımı yoluna gidildiği, davacılar yakınının tamamen boşaltılmış binaya girilmesinin tehlikeli olacağı bilincinde olabilecek yaşta bulunması nedeniyle kusuru olduğu, davalı idarenin söz konusu uyuşmazlıkta herhangi bir kusuru bulunmadığı, manevi tazminata ilişkin kısma faiz yürütülemeyeceği ileri sürülmektedir.
Davalı Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından; dava konusu olayla ilgili yürütülen adli soruşturmada binanının yapımından itibaren sorumluluklarının bulunmadığı, mülkiye müfettişleri tarafından hazırlanan raporda belediyelerine herhangi bir kusur atfedilmediği, sorumlu tutulmalarını gerektiren herhangi bir tespitin bulunmadığı, maddi ve manevi tazminatın bozma öncesi Mahkeme kararından fazla çıkmış olması yeni bir ıslahı zorunlu kılsada fazlaya ilişkin kısmın zamanaşımına uğradığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Temyize konu kararın hükmedilen maddi tazminatın miktar artırım dilekçesi ile artırılan kısmına yürütülecek faizin başlangıç tarihine ilişkin kısmı yönünden, davacıların tazminine karar verilmesi konusunda gerçek iradelerini yansıtan miktarın, ıslah ile arttırılan gerçek zararları olduğunun, bu gerçek zararın, Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi veya ıslah dilekçesinin verildiği tarihte değil, esasen olay tarihinde ya da idarelere başvuru tarihinde ortaya çıktığı, ancak, davacılar tarafından miktarı tam olarak bilinemediğinden ve tespit edilemediğinden dava açılırken talep edilemeyen bir zarar olduğunun kabulü, bu kabul doğrultusunda da ıslahla arttırılan dava değerinin tamamına davalı idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğundan kararın anılan kısmının bozulması gerektiği, kalan kısım bakımından ise temyiz isteminin reddi ve anılan kısmın onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Diyarbakır ili, Kayapınar ilçesi, … Mahallesinde bulunan … Apartmanının yapı ruhsatı, 3 blok bodrum+zemin+4 katlı olarak mülga Diyarbakır Belediye Başkanlığı tarafından 18.05.1993 tarihinde düzenlenmiştir. Ruhsat ve projeye aykırı şekilde bodrum+zemin+8 kat olarak tek blok şeklinde bina yapılmış ve yapı kullanma izin belgesi alınmamıştır. Ruhsatın düzenlendiği tarihten sonra il idare kurulunun 16.06.1993 onay tarihli sınır tespiti kararıyla, binanın bulunduğu alanın Kayapınar Belediye Başkanlığının sorumluluğunda olduğuna karar verilmiştir. 02.09.1993 tarihinde Diyarbakır Belediye Başkanlığı, büyükşehir belediyesi olmuştur.
Yıkılan ...-1 Apartmanına 03.06.1998 tarihinde elektrik aboneliği verilmiş, elektrik aboneliğine ilişkin eklerde büyükşehir belediye başkanlığının 27.04.1998 tarihli yazısında binanın altyapı hizmetlerinden faydalandığı, yapı kullanma izin belgesine ilişkin kayıtlara rastlanmadığı belirtilmiş, binada bulanan 32 adet su aboneliği ise 21.06.2001 tarihinde Kayapınar Belediye Başkanlığı tarafından verilmiştir.
... 1 Apartmanının kolonunun 07.11.2006 tarihinde patlaması sonucu binada ikamet eden bir vatandaş aynı gün binanın durumu hakkında idarelere bilgi vermiş, aynı gün davalı ilçe belediyesi ekiplerince gerekli incelemeler yapılarak binanın boşaltılması gerektiği bina sakinlerine bildirilmiş ve davalı ilçe belediyesinin … tarih ve … sayılı yazısı ile bina boşaltılmıştır. Kayapınar Belediye Başkanlığı tarafından 08.11.2006 tarihinde Bayındırlık ve İskan Müdürlüğüne, İnşaat Mühensileri Odasına, Dicle Üniversitesi Rektörlüğüne, Büyükşehir Belediye Başkanlığına ve Diyarbakır Valiliği Emniyet Müdürlüğüne gerekli inceleme yapılıncaya kadar bina güvenliğinin sağlanması talebinde bulunulmuş, Diyarbakır Valiliği Emniyet Genel Müdürlüğünün 09.11.2006 tarihli Kayapınar Belediye Başkanlığına yazdığı yazıda, polisin görev kapsamı dışındaki konularla ilgili talepte bulunulduğu, polisin bina güvenliğini sağlama görevinin bulunmadığı, ancak buna rağmen ...-1 Apartmanı bölgesindeki ekiplerin duyarlı hale geleceği belirtilmiştir. Yine Diyarbakır Valiliği Emniyet Müdürlüğünün 13.11.2006 tarihli Kayapınar Belediye Başkanlığına yazdığı yazısında, yerel yönetimlerce bu tür görevlerde öncelikle zabıta güçleri tarafından gerekli önlemlerin alınması gerektiği, ancak herhangi bir olumsuzluk çıkarsa polisten yardım istenilmesi gerektiği, çevredeki birimlerin duyarlı hale getirildiği belirtilmiştir.
Teknik raporlar alındıktan sonra … tarihli, … sayılı yazı ile binanın mevcut haliyle tehlike arz ettiği ve tahliye işlemleri için gerekli önlemlerin alınması Diyarbakır Valiliğinden istenilmiş, … tarihli, … sayılı yazı ile ilgili kişi ve kurumlara tebligat yapılarak binanın tamamen tahliyesi sağlanmış, yapının maliki olarak gözüken …'nın 16.11.2006 tarihli yazı ile kendisinin malik olmadığını bildirmesi üzerine … tarih ve … sayılı yazı ile bağımsız bölüm malikleri Diyarbakır Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünden sorulmuş, 21.11.2006 tarihli yazılarla elektrik, su ve telefon bağlantılarının kesilmesi ilgili idarelere bildirilmiş, 12.01.2007 tarihli yazı ile binanın yıkılması için tespit edilen yapı maliklerine bildirim yapılmış ve bu arada binanın yıktırılması amacıyla ihaleyle hizmet alımı için çalışmalara başlanmış, tüm bu süreç devam ederken 04.02.2007 tarihinde binanın çökmesi sonucu 6 kişi enkaz altında kalmış, (çocuk- kardeş) ... ve ... ile birlikte 5 kişi göçük altında kalarak vefat etmiş, olayda davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
… tarihli, … sayılı İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği Ön İnceleme Raporunda; Kayapınar Belediye Başkanlığınca tahliye esnasında sağlanan tedbirlerin sonradan sürdürülmediği ve insanların yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan binaya girmelerinin engellenmediği, idarenin ihmali nedeniyle ölüm ve yaralanma olaylarının gerçekleştiği, ayrıca söz konusu ön inceleme raporuna esas alınan ve binada çökme olayının gerçekleştiği 04.02.2007 tarihinden kısa süre önce emniyet müdürlüğü tarafından Aralık 2006 ve Ocak 2007 tarihleri arasındaki 35 ayrı tutanak düzenlendiği, bu tutanakların 31 inde ; boşaltılan apartmanın çevresine belediye tarafından şerit çekilmediği ve ikaz levhalarının bulunmadığı yolunda belirlemelerin yer aldığı tespit edilmiştir.
Ayrıca olayla ilgili olarak yürütülen adli soruşturma sonucunda davalı idarelerden Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığının binanın yapım tarihi ve bulunduğu yer itibariyle sorumluluğu görülmediğinden yetkili personeli hakkında dava açılmamış, davalı idarelerden Kayapınar Belediye Başkanlığının başkan ve ilgili birim amirleri hakkında İmar Kanununa aykırı olarak denetim ve gözetim sorumluluklarını yerine getirmeyerek görevlerini ihmal suçlamasıyla açılan ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında görülmekte olan davada yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 15.02.2010 tarihli bilirkişi raporunda davalı idare ajanlarına kusur atfedilmediği ve anılan Mahkemenin … tarih ve … sayılı kararıyla; binanın güvenli olmadığının belediyece tespit edilmesini müteakip olayın gerçekleşmesinden önce binanın boşaltıldığı, bu suretle binanın insan yerleşiminden ve oturumundan arıtıldığı, dosyada mevcut CD incelendiğinde binanın etrafının bantla çevrildiği ve binaya yerleştirilen levha ile binaya girişin yasak olduğunun belirtildiği, binanın yıkılması için yapılması gereken işlemlerin yapıldığı, ancak binanın yıkılmasından önce uyarı içeren levha ve şeride rağmen binaya giren maktullerin binanın çökmesi sonucu öldüğü, sanıkların eylemleri ile ölüm arasında nedensellik bağı olmadığından sanıklara izafe edilecek bir kusurun bulunmadığı ve sanıkların üzerlerine atılı suçu işlemedikleri gerekçesiyle beraatlerine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında, “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” hükmü düzenlenmiştir. Bu suretle idarenin sorumluluğu “Anayasa prensibi” olarak kabul edilmiştir. İdarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği ise doktrin ve yargı kararları ile açıklığa kavuşturulmuştur. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru, ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın, genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zararla eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Belirtilen bu sorumluluk türlerinden idare hukuku öğretisinde “hizmet kusuru” olarak adlandırılan ve kusur esasına dayanan idari sorumluluk idari hizmetin kuruluş ve işleyişinden kaynaklanır. İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikte bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
Hizmet kusuru, idari bir işlem veya eylemden doğabileceği gibi, idarenin eksik işlemesinden, dikkatsizliğinden, tedbirsizliğinden, ihmalinden, yasal görevlerin beklendiği ya da gerektiği gibi yerine getirilmemiş olmasından da kaynaklanabilir.
Kamu idareleri, yapmakla yükümlü oldukları kamu hizmetlerini yürütürken hizmetin işleyişini sürekli olarak denetlemek ve hizmetin ifası esnasında gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. İdarenin bu yükümlülüğü yerine getirmeyerek hizmetin kötü veya geç işlemesi veyahut gereği gibi işlememesi ve bu yüzden zarara neden olunması halinin idareye bu zararın hizmet kusuru kriterlerine göre tazmini sorumluluğunu yükleyeceği, bireylerin uğradıkları özel nitelikteki zararların, idari faaliyet ile zarar arasında nedensellik bağının bulunması koşuluyla tazmin edilebileceği idare hukukunun genel ilkeleridir.
İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu hizmetin eksik ya da kötü işlemesi nedeniyle meydana gelen zararın idare tarafından tazmini için varlığı gerekli ön koşullardan olan nedensellik bağının tespiti sırasında zarar gören kişilerin de kusurlu olması durumunda idarenin kusur oranını azaltması mümkündür. Bu bağlamda zarar görenin kusuru sonucunda, kısmen sorumlu olan idarenin sorumluluğundaki azalma, zarar görenin kusuru oranındadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b maddesinde idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunun 4. maddesi ile; "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." cümlesi; aynı Kanun'un 5. maddesi ile de, 2577 sayılı Kanun'a Geçici 7. madde ile "Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır." hükmü eklenmiştir.
Nitekim, 6459 sayılı Kanunun 4. maddesinin gerekçesinde; "AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır." ifadesine yer verilmiştir.
Diğer taraftan faiz, idarenin tazmin borcu bağlamında, kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'a göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir.
Temyiz istemine konu kararın hükmedilen maddi tazminatın miktar artırım dilekçesi ile artırılan kısmına yürütülecek faizin başlangıç tarihine ilişkin kısmı yönünden;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde; idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği kuralı yer almakta olup, anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, görevli olmayan adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibarıyla yasal faiz uygulanması ilkesi benimsenmiştir. Nitekim bu durum, Danıştayın yerleşik içtihatlarıyla da kabul edilmiştir.
Dava şartı olan ön karar için idareye yapılan başvuruda ihlal edilen hakkın yerine getirilmesinin istenilmesi esas olup, idare ile işin esasında ihtilafa düşüldükten, başka bir ifadeyle, tazminatın ödenmesi istemiyle idareye yapılan başvuru sonucunda, bu istemin idare tarafından açıkça veya zımnen reddi üzerine, idarenin, tazminat istemi karşısında direnmesinden (temerrüde düşürülmesinden) sonra davacının tazminat miktarını dava açarak talep edebileceği, açılacak davada talep edilecek tazminat miktarının serbestçe tayinine hukuki bir engel bulunmamakla birlikte, talep edilecek tazminat miktarının yüksek tutulması durumunda davacının talep ettiği tutar ölçüsünde yargılama harç ve giderini ödemek zorunda kalacağı bunun da mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacağı açıktır.
Uyuşmazlıkta, davacıların gerçek zararının (destekten yoksun kalma tazminatının) binanın yıkımı sonucu doğduğu, ve zararın tazmini istemiyle açılan davada, meydana gelen zararlarının tespiti amacıyla İdare Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde tespit edilen ve davacılar tarafından ıslah edilen bu yeni zarar miktarının, davacıların, olay tarihi veya idareye başvurma tarihi veya dava tarihi itibarıyla elde etmek istedikleri gerçek zararları olduğu açıktır.
Bu durum yukarıda aktarılan hususlarla birlikte değerlendirildiğinde, esasen davacıların ilk dava açarken yüksek oranlı yargılama harçları vb. nedenlerden dolayı tazmini isteminde bulundukları bedel dava dilekçesinde düşük belirtilmiş ise de, davacıların tazminine karar verilmesi konusunda gerçek iradelerini yansıtan miktarın, ıslah ile arttırılan gerçek zararları olduğu, bu gerçek zararın, Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi veya ıslah dilekçesinin verildiği tarihte değil, esasen olay tarihinde meydana geldiği ve varsa idareye başvuru tarihinde talep edilerek ortaya çıktığı, bu şekilde idarenin bilgisine sunulmasına karşılık tazmin edilmemesi nedeniyle temerrüde düşürüldüğü, ancak davacılar tarafından miktarı tam olarak bilinemediğinden ve tespit edilemediğinden dava açılırken talep edilemediği, bu nedenle yargılama sırasında tespit edilen gerçek zararın oranında ıslahla arttırılan dava değerinin tamamına davalı idareye ilk başvuru tarihi olan 14/04/2007 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu olduğunun kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.
Temyize konu kararın kalan kısmı yönünden;
İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır.
İdare Mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe usul ve kanuna uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmamaktadır.
Ayrıca davacılar vekilince temyize konu kararın manevi tazminata ilişkin kısmına vekalet ücretine hükmedilmediği ileri sürülmüş ise de temyize konu karar incelendiğinde kararın sonuç bölümünün 10. numaralı kısımda manevi tazminata ilişkin vekalet ücretine hükmedildiği görülmektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacıların temyiz isteminin arttırılan tazminat miktarına yönelik faizin başlangıcı yönünden kabulüne, diğer istemlerin ve davalıların temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen kabul kısmen reddine ilişkin temyize konu ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının maddi tazminatın miktar artırım dilekçesi ile artırılan kısmına yürütülecek faizin başlangıç tarihine ilişkin kısmının BOZULMASINA, diğer kısımlarının ONANMASINA,
3. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanunun (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere 05/07/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.