T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/572
Karar No : 2023/1291
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … (Kendi adına asaleten)
VEKİLİ: Av. …
2- … Mahallesi Muhtarlığı
3- …
4- …
5- …
6- …
7- …
8- …
9- …
10- …
11- …
12- …
13- …
14- …
15- …
16- …
17- …
18- …
19- …
20- …
VEKİLLERİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ: Av. …
İSTEMİN KONUSU :Danıştay Altıncı Dairesinin 06/12/2022 tarih ve E:2022/5993, K:2022/10671 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Kuzey Ege Nehir Havzası Yönetim Planının Hazırlanması Projesine yönelik hazırlatılan Stratejik Çevresel Değerlendirme Raporunun, anılan raporun onaylanmasına ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararının ve 08/04/2017 tarih ve 30032 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Stratejik Çevresel Değerlendirme Yönetmeliğinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 06/12/2022 tarih ve E:2022/5993, K:2022/10671 sayılı kararıyla;
Tahtacı Mahallesi Muhtarlığı yönünden;
Tüzel kişiliği bulunmayan … Mahalle Muhtarlığının, davada taraf olma ehliyetinin ve mahalle adına dava açma yetkisinin bulunmadığı,
"Stratejik Çevresel Değerlendirme Raporu" ile anılan raporun onaylanmasına ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararı yönünden;
"Stratejik Çevresel Değerlendirme Raporu" ile söz konusu raporun onaylanmasına ilişkin Bakanlık işleminin, idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gerekli işlemler niteliğinde bulunmadığı; kaldı ki söz konusu raporun hazırlanmasının Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde yer alan hüküm ve yükümlülükleri ortadan kaldırmayacağı, bu bağlamda anılan rapor kapsamında yapılması planlanan proje/projeler hakkında Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği hükümleri uyarınca verilecek "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararlarının iptali istemiyle idari yargı yerlerinde dava açılabileceği hususları birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu "Stratejik Çevresel Değerlendirme Raporu" ile söz konusu raporun onaylanmasına ilişkin Bakanlık işleminin, idari davaya konu olabilecek, icrai, kesin ve yürütülebilir işlemler niteliğinde olmadığı,
08/04/2017 tarih ve 30032 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Stratejik Çevresel Değerlendirme Yönetmeliği yönünden;
Kuzey Ege Nehir Havzası Yönetim Planının Hazırlanması Projesi'ne yönelik hazırlatılan "Stratejik Çevresel Değerlendirme Raporu" ile anılan raporun onaylanmasına ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararının, idari davaya konu olabilecek, icrai, kesin ve yürütülebilir işlemler niteliğinde olmadığı, dolayısıyla 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin dördüncü fıkrası bağlamında herhangi bir uygulama işleminin bulunmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; 28/02/2022 tarihinde kayda giren dilekçe ile açılan işbu davanın 08/04/2017 tarih ve 30032 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Stratejik Çevresel Değerlendirme Yönetmeliği'ne ilişkin kısmının süre aşımı nedeniyle incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle,
… Mahallesi Muhtarlığı yönünden davanın ehliyet yönünden reddine, "Stratejik Çevresel Değerlendirme Raporu" ile anılan raporun onaylanmasına ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararı yönünden davanın incelenmeksizin reddine, Yönetmelik yönünden de davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından Daire kararında isabet bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : … Mahalle Muhtarlığı yönünden temyiz isteminin kabulü kararın bozulmasının, diğer hususlar yönünden temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, davanın ehliyet yönünden reddi haricinde kalan kısımları, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmına gelince;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, "iptal davaları", idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmış; Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçelerinin "ehliyet" yönünden inceleneceği kurala bağlanmıştır.
Maddede sözü edilen "ehliyet" kavramının, iptal davası açılabilmesinin idari yargılama usulü bakımından özel bir koşulu olan “subjektif ehliyet”i kapsadığı gibi, genel dava açma ehliyetini, diğer bir anlatımla “fiil ehliyeti” ya da “objektif ehliyet”i de kapsadığında duraksama bulunmamaktadır.
2577 sayılı Kanun'un 31. maddesinin 1. fıkrasında, ehliyet ile ilgili olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili düzenlemelerine göndermede bulunulmuş ve sözü edilen Kanun'un 50. ve 51. maddelerinde dava ehliyeti, medeni haklardan yararlanma ehliyetine bağlanmışsa da, belirtilen hükümlerin 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesi ve idari yargılama usulü hukukunun kendine özgü usul ve esasları içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Belirtilen çerçevede idari yargılama usulünde dava ehliyetinin kayıtsız şartsız bir şekilde gerçek ve tüzel kişilerin medeni haklarını kullanma ehliyetine bağlı tutulup tutulamayacağı meselesinin irdelenmesi gerekmektedir.
Bu mesele, meslek odalarının dava ehliyetlerinin bulunup bulunmadığı açısından Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun gündemine gelmiş ve Kurul'un 08/03/1979 tarih ve E:1971/1, K:1979/1 sayılı kararında bu konuya ilişkin ayrıntılı değerlendirmelere yer verilmiştir. Bu kararda özetle; idare hukuku sahasında dava ehliyetinin ancak gerçek ve tüzel kişilere tanındığı yolunda kısıtlayıcı bir ilke ve kural bulunmadığı, 521 sayılı Kanun'da dava ehliyetine ilişkin bütün hâllerde gerçek ve tüzel kişi terimlerinden daha kapsamlı olan "ilgililer" sözcüğünün kullanıldığı, İdarede birçok merci ve organların, tüzel kişiliklerinin olmamasına rağmen kanunen yüklendikleri görevler ve aldıkları yetkiler nedeniyle görev ve yetki sahalarına ilişkin olarak tasarruf ehliyetini ve bu arada dava ehliyetini de haiz bulunmakta oldukları; üstlendikleri yetki ve görevler nedeniyle davalı olabileceği kabul edilen idare ve mercilerin, davacı olarak da kabul edilmelerinin zorunlu olduğu; kamu hizmetleri alanında görevler üstlenen ve kendisine verilmiş yetkileri kullanan bir idarenin, işlemleri, tutumu ve kararlarıyla toplumun sosyal ve ekonomik yaşamına etkili oldukları; eylem ve işlemlerinden doğabilecek hukuksal anlaşmazlıkların çözümü için yargı yerleri dâhil her türlü yasal girişimde bulunması, gerekirse davacı veya davalı olmasının da bu idari faaliyetlerin kaçınılmaz sonucu olduğu; tüm aktif faaliyetlerine rağmen tüzel kişiliğe sıkı sıkıya bağlı kalarak dar kalıplar içinde idareleri taraf ve dava ehliyetinden yoksun bırakmanın veya onu sadece usul hukuku terazisinin davalı kefesinde tutmanın mümkün olmadığı; tüzel kişiliği olmayan idari mercilerin davalı sıfatını kabul etme, ancak davacı olamayacaklarını söylemenin genel surette usul hukuku ve özellikle idarî usul hukuku esaslarıyla bağdaştırılamayacağı; idari yapı içinde belli yetki ve görevleri olan kamu idaresi kuruluşlarının tüzel kişilikleri olmasa da faaliyetlerinden doğan anlaşmazlıklar için kendilerine taraf ve dava ehliyeti tanınması gerektiği ifadeleri yer almıştır.
Bu bağlamda, idari yargılama usulünde tüzel kişiliğin davada taraf olma ve dava ehliyeti açısından olmazsa olmaz bir koşul olarak aranmadığı, tüzel kişiliği olmayan kuruluşların da istikrar kazanmış bir şekilde davalı yan olarak Danıştayca kabul gördüğü, bu suretle, davalı konumunda bulunabilen ve kamu hizmetleri alanında görevler üstlenen ve kendisine verilmiş yetkileri kullanan bir idarenin davacı olarak dava ve taraf ehliyetine sahip olduğunun kabulü gerektiği açıktır. Nitekim 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde "menfaatleri ihlal edilenler" ifadesi yer almış olup, madde metninde bir kişilik vurgusu yer almamıştır.
Yukarıda anılan mevzuat hükümlerinden ve İçtihatları Birleştirme Kurulu kararından hareketle, Mahalle Muhtarlıklarının dava açma ehliyetini haiz olup olmadıkları meselesinin değerlendirilmesine gelince;
5393 sayılı Belediye Kanunu'nun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasında; "mahalle"nin; belediye sınırları içinde, ihtiyaç ve öncelikleri benzer özellikler gösteren ve sakinleri arasında komşuluk ilişkisi bulunan idarî birimi ifade ettiği; "Mahalle ve Yönetimi" başlıklı 9. maddesinde, mahallenin, muhtar ve ihtiyar heyeti tarafından yönetileceği; belediye sınırları içinde mahalle kurulması, kaldırılması, birleştirilmesi, bölünmesi, adlarıyla sınırlarının tespiti ve değiştirilmesinin, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile olacağı; Muhtarın, mahalle sakinlerinin gönüllü katılımıyla ortak ihtiyaçları belirlemek, mahallenin yaşam kalitesini geliştirmek, belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilişkilerini yürütmek, mahalle ile ilgili konularda görüş bildirmek, diğer kurumlarla işbirliği yapmak ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapmakla yükümlü olduğu kurala bağlanmış; anılan Kanun'un "İhtisas Komisyonları" başlıklı 24. maddesinde, ihtisas komisyonlarının, her siyasî parti grubunun ve bağımsız üyelerin meclisteki üye sayısının meclis üye tam sayısına oranlanması suretiyle oluşturulacağı, il ve ilçe belediyeleri ile nüfusu 10.000'in üzerindeki belediyelerde plân ve bütçe ile imar komisyonlarının kurulmasının zorunlu olduğu,...mahalle muhtarları ve ildeki kamu kuruluşlarının amirleri ile ildeki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversiteler, sendikalar ve gündemdeki konularla ilgili sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin, oy hakkı olmaksızın kendi görev ve faaliyet alanlarına giren konuların görüşüldüğü ihtisas komisyonu toplantılarına katılabilecekleri ve görüş bildirebilecekleri; "Kent konseyi" başlıklı 76. maddesinde ise, Kent konseyinin, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışacağı, Belediyelerin kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, varsa üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin, siyasî partilerin, kamu kurum ve kuruluşlarının ve mahalle muhtarlarının temsilcileri ile diğer ilgililerin katılımıyla oluşan kent konseyinin faaliyetlerinin etkili ve verimli yürütülmesi konusunda yardım ve destek sağlayacağı kuralları yer almıştır.
Öte yandan, 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanun ve Şehir ve Kasabalardaki Mahalle Muhtar ve İhtiyar Kurulları Tüzüğünde, mahalle muhtarlıklarının, muhtarların ve ihtiyar heyetlerinin görev ve yetkileri ayrıntılarıyla düzenlenmiştir.
Belirtilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, mahalle muhtarlıklarının tüzel kişilikleri olmasa da kendilerine 4541 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat ile görev ve yetkiler tanınmış, belediye ve kent yönetiminde kendi bölgesinin sorunlarının aktarılması ve çözüm getirilmesi noktasında yönetime katılımı öngörülen, temsilcisi olan muhtar aracılığı ile kendi sınırları içerisindeki mahalli müşterek ihtiyaçların belirlenerek mahallenin yaşam kalitesini geliştirmek, belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilişkilerini yürütme, mahalle ile ilgili konularda görüş bildirme amaçlarına hizmet etmesi öngörülen bir idari birim olduğu; bu anlamda, kamu hizmetleri alanında görevler üstlenen ve kendisine verilmiş yetkileri kullanan bir idare olarak kabul edilmesi gerektiği; bu idari birimin temsilcisinin de muhtar olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Bütün bu hususların birlikte değerlendirilmesinden, idari yargılama hukukunun esaslarından hareketle, mahalle muhtarlıklarının dava açma ehliyetine sahip olduklarının kabulü gerektiği, aksi kabulün bu idari birimlerin mahkemeye erişim haklarının da ihlâli anlamına geleceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu itibarla, temyize konu kararın, davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların temyiz istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2.Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 06/12/2022 tarih ve E:2022/5993, K:2022/10671 sayılı kararının davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA oyçokluğuyla, diğer kısımlar yönünden ONANMASINA oybirliğiyle,
3.Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine,
4.Kesin olarak, 07/06/2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının da usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacıların temyiz istemlerinin reddi ile temyize konu kararın bu yönden de onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.