T.C.
D A N I Ş T A Y
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2021/1293
Karar No : 2024/5369
TEMYİZ EDENLER : 1-(DAVACI) ...
VEKİLİ : Av. ...
2-(DAVALI) ... Vergi Dairesi Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurularına ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı adına, gayrimenkul satışından elde ettiği hasılatını kayıt ve beyan dışı bıraktığı yolundaki tespitleri içeren vergi inceleme raporuna dayanılarak 2015 yılı için re'sen salınan bir kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 353. maddesinin 6. bendi ve mükerrer 355.maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezalarının kaldırılması istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Kayıt dışı bırakıldığı ileri sürülen gayrimenkullerin maliyetlerinin doğru hesaplanmadığından bahisle dairelerin beyan edilen satış bedellerinin de doğru olmadığı varsayımından hareketle emsal bedel takdiri için takdir komisyonuna başvurularak takdir edilen bedeller done alınarak düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca dava konusu tarhiyatın yapıldığı olayda, dairelerin beyan edilen satış bedellerinin doğru olmadığına dair ortaya somut herhangi bir kanıt bilgi ve belge konulamadığı, alıcılar nezdinde karşıt inceleme yapılması yoluna gidilmediği, bankalar nezdinde araştırma yapılmadığı, emsal bedel takdiri amacıyla takdir komisyonuna başvurulması için Vergi Usul Kanunu'nun 267. maddesinde aranılan şartların olayda gerçekleşmediği, 2016 yılında tamamlanıp fiilen 2016 yılında alıcılara teslim edildiği belirtilen ve satışları 2016 yılı geliri olarak beyan edilen bir kısım dairelerin mülkiyet tapusuyla fiili teslim ve tasarrufunun 2015 yılında gerçekleştiğinin tespit edildiğinden bahisle vergilendirmede dönem hatası yapıldığının belirtildiği, ancak, anılan dairelerin halen kat irtifakı tapusunun bulunduğu, konut teslim tutanaklarının dairelerin tesliminin 2016 yılında yapıldığını gösterdiği, yapı kullanma izin belgelerinin de 2016 yılında düzenlendiği, anılan taşınmazlar için 2016 yılında da harcama yapıldığı dolayısıyla ortada davacı iddialarının aksine dairelerin fiili teslimlerinin 2015 yılında gerçekleştiğinin kabul edilmesini gerektirecek somut bilgi ve belge bulunmadığı, iki adet doğalgaz sobası hariç adet miktarları çok yüksek olan 18 farklı kalem emtia üzerinden yapılan kaydi envanter çalışması sonucunda herhangi bir fark bulunmadığı, doğalgaz sobasına ilişkin bulunan kaydi envanter farkına ilişkin olarak davacıdan hiçbir izahat istenilmediği, dava dilekçesinde, iki adet doğalgaz sobasının genel idare binasında kullanıldığı, ancak, stoklardan çıkış yapılmasının unutulduğu, muhasabe tarafından bu durum atlanılmamış olsaydı bu gaz sobalarını doğrudan gider yazma hakkına sahip olacakları yönünde beyanda bulunulduğu, doğalgaz sobalarının kayıt dışı satıldığı açık ve somut olarak ortaya konulamadığından bir kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisinde hukuka uygunluk bulunmadığı, yıllara sari inşaat işi ile iştigal edilmemesine rağmen, '350 Yıllara Yaygın İnşaat ve Onarım Hakediş Bedeli' hesabını kullandığı tespit edildiğinden 213 sayılı Kanuna göre belirlenen muhasebe standartlarına, tek düzen hesap planına ve mali tablolara ilişkin usul ve esaslar ile muhasebeye yönelik bilgisayar programlarının kullanılmasına ilişkin kural ve standartların ihlal edilmesi hususu ortaya konulduğundan, 213 sayılı Kanun'un 353.maddesinin 6.bendi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı, tahsilat ve ödemelerde tevsik zorunluluğuna uyulmadığından bahisle 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen 24.850,00-TL özel usulsüzlük cezası yönünden; ... Yapıloji İnşaat Anonim Şirketine yapılan ödemeler yasal sınırı aştığı halde nakit olarak yapıldığı görüldüğünden anılan ödemelere isabet eden 2.600,00-TL özel usulsüzlük cezasında hukuka aykırılık görülmediği, davacının nakit tahsilatların bir kısmında 331 Ortaklara Borçlar Hesabını kullandığı, bu işlemin davacı tarafından tapuda gerçekleşen bir işlem olarak görüldüğü, ancak, tapu dairelerinde yapılan nakit tahsilat işleminin farklı bir işlem, tahsil edilen bu tutarla ortağa olan borcun ödenmesinin farklı bir işlem olduğu dolayısıyla yapılan işlemin tapuda gerçekleşen bir işlem değil, ortağa borç ödenmesi şeklinde gerçekleşen yeni bir işlem olduğundan tevsik zorunluluğu bulunduğu gerekçesiyle de özel usulsüzlük cezası kesilmişse de davacı ile firma arasındaki tahsilatların ticari bir mahiyetinin bulunmaması, anılan işlemlerin dayanağının tapudaki devir işlemleri olması nedeniyle anılan tahsilatlara isabet eden 22.250,00-TL özel usulsüzlük cezasında hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle bir kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi kaldırılmış, 213 sayılı Kanun'un 353.maddesinin 6.bendi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezası yönünden dava reddedilmiş, mükerrer 355.madde uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezası ise azaltılmıştır.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurularının, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, hatalı ve eksik düzenlenen vergi inceleme raporu doğrultusunda kesilen özel usulsüzlük cezalarının hukuka aykırılı olduğu, somut tespit olmaksızın özel usulsüzlük cezası kesilemeyeceği ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.
Davalı idare tarafından, davacının 7143 sayılı Kanun 4.maddesi kapsamında başvuruda bulunduğu hususunun dikkate alınmadığı, vergi inceleme raporu ile davacının bir kısım hasılatını kayıt ve beyan dışı bıraktığı somut olarak saptandığından dava konusu tarhiyatta ve kesilen özel usulsüzlük cezalarında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARI :
Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
Davacı tarafından, takdir komisyonuna gidilmesinin yerinde olmadığı, vergi inceleme raporunda yapılan tespitlerin somut verilere dayanmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Temyiz istemlerinin reddine,
2. Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının ONANMASINA,
3. Davacıdan 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca nispi harç alınmasına,
4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ilgili Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 16/10/2024 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X)-KARŞI OY :
Davacı hakkında vergi inceleme raporunda, stok ve maliyet hesaplarında hata bulunduğunun tespit edildiği, emtia için çıkarılan 2015 yılı envanterinde stokta kalan emtianın miktar ve tutarları ile ortalama maliyet yöntemi kullanılarak yapılan değerleme sonucunda bulunan emtia miktar ve tutarlarının karşılaştırıldığı, bu karşılaştırma sonucunda mükellef tarafından çıkarılan emtia envanterinin hatalı olduğunun görüldüğü, yapılan değerleme sonucunda 700,00-TL tutarlı emtianın kayıt dışı satıldığının saptandığı, bu tutarın emtia için beyan edilen ticari kazanca ilave edilmesi gerektiğinin belirtildiği, mamül envanteri yönünden ise, mükellef tarafından inşa edilen binaların değerlemesi yapılırken stok değerleme yöntemi olarak mukayyet değer yönteminin kullanıldığının beyan edildiği, binaların değerlemesinde kullanılacak yöntemin 213 sayılı Yasanın 269. maddesine göre maliyet bedeli yöntemi olduğu ve inşa giderlerinin tamamının binanın satın alma bedelini yani maliyetini oluşturacağı, satışı yapılan dairelerin toplam maliyetinin hammaddelerin mukayyet değerleri dikkate alınarak hesaplandığı, birim maliyet hesabında genel üretim giderlerinin maliyet hesabına dahil edilmediği, davacının beyan ettiği toplam maliyetle yapı kullanma izin belgelerinde yer alan toplam maliyetin birbirinden farklı olduğu, hesaplanan daire maliyetinin doğru değerleme yöntemi kullanılarak hesaplanmaması ve yapı kullanım izin belgesindeki maliyet tutarlarının farklı olmasının gerçek maliyet hesabında mükellefin yapmış olduğu hesaplamaların hatalı olduğuna dair kanaat oluşturduğu, yapı kullanma izin belgesinde yer alan maliyet tutarları ile 64 nolu Emlak Vergisi Genel Tebliğinde belirtilen maliyet tutarları ve İnşaat Mühendisleri Odasınca verilen yazıda belirlenen inşaat maliyet oranlarının karşılaştırılması sonucunda maliyet oranlarının birbirine yakın sonuçlar verdiğinin tespit edildiği, bu durumun davacının hesapladığı inşaat maliyetlerinin hatalı olduğu konusunda oluşan kanaati desteklediği, gerçek maliyetin eksik belirlenmesi hususunun mükellef tarafından satışı yapılan dairelerin satış tutarlarının da doğru olmadığını gösterdiği, bu nedenle, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 267. maddesine istinaden dairelerin gerçek satış rakamlarının belirlenmesi için mükellefin bağlı bulunduğu vergi dairesinden gayrimenkullerin emsal bedellerinin takdir edilmesinin istenildiği, takdir komisyonunca takdir edilen bedellerin bir kısmının mükellef tarafından beyan edilen tutarlardan daha düşük olduğundan mükellef beyanından daha yüksek tutarlı olanların gerçek satış değeri olarak kabul edildiği, gayrimenkuller için takdir komisyonunca takdir edilen bedeller ile gayrimenkullerin beyan edilen satış bedellerinin karşılaştırılması sonucu matrah farkının bulunduğu tespitlerden hareketle dava konusu tarhiyatın yapıldığı anlaşılmıştır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3. maddesinin (B) bendinin birinci fıkrasında vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olacağı, aynı bendin ikinci fıkrasında ise gerçek mahiyetin yemin dışındaki her türlü delille ispatlanabileceğine değinildikten sonra iktisadi, ticari ve teknik gereklere uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olacağı kurala bağlanmıştır.
Davacı hakkında düzenlenen vergi inceleme raporunda yer alan tespitler değerlendirildiğinde, davacının satışını yaptığı gayrimenkullere ait maliyet bedellerinin yanlış hesaplandığı somut olarak saptandığı, bu sebeple takdir komisyonuna başvurulmasının yerinde olduğu, takdir komisyonunca belirlenen maliyet ve satış bedellerinin gerçeği yansıtmadığına ilişkin davacı tarafından aksini ortaya koyacak herangi bir bilgi veya belge sunulmadığı dikkate alındığından davacı adına yapılan tarhiyatta aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı idare temyiz isteminin tarhiyata ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz isteminin kabulüyle Vergi Dava Dairesi kararının değinilen hüküm fıkrasının bozulması gerektiği oyuyla Karara bu yönden katılmıyorum.