T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2023/11532
Karar No : 2025/5244
DAVACILAR :1- ... Danışmanlık Mühendislik Turizm ve Sanat Hizmetleri İnşaat
Taahhüt Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi
2- ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri...
DAVANIN KONUSU : 01/11/2022 tarihli ve 32000 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çevre Yönetimi Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin 6. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ile aynı bendin 4. altbendinde yer alan “diğerlerinin” ibaresinin; 6. maddenin 5. fıkrasının; 7. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi ile 5. fıkrasının (a) bendinin; 12. maddesinin 5. fıkrasının ve Geçici 2. maddesinin iptali istenilmektedir.
DAVACILARIN İDDİALARI :
Davacılar tarafından sahibi oldukları çevre danışmanlık firması aracılığıyla çevre yönetimi hizmeti sunulduğu, dava konusu Yönetmeliğin önceki yıllardaki halinde bu işi yapan firmalarda zorunlu çalışan sayısının sürekli değişkenlik gösterdiği, örneğin 2010 yılında 3, 2013 yılında 4, 2014 yılında 3, 2019 yılında tekrar 4 olarak belirlendiği, dava konusu Yönetmelik değişikliğiyle de 5'e yükseltildiği, bir personelin çevre yönetimi hizmeti vermesi gereken gün sayısının 19 olduğu, kendi firmalarında 4 personel istihdam edildiği ve 56 iş günü hizmet vermesinin mümkün olduğu, ancak dava konusu düzenlemeler gereği 1 personel daha istihdam etmek zorunda bulunulacağı belirtilerek ilave personelin çevre yönetim hizmetinin niteliğinin arttırılmasına yönelik katkısının olmadığı gibi firmalara ilave mali yük getirdiği; firmaya, iradesi dışında dava konusu düzenlemelerle ilave personel ve iş yükü getirilmesinin çalışma ve sözleşme yapma özgürlüğüne aykırı olduğu, koordinatörün personel ile birlikte çevre izni veya çevre izin ve lisans başvurularını onaylama düzenlemesinin sistemde onay ekranı bulunmadığından uygulanması olanağının bulunmadığı, Yönetmeliğin 5. fıkrasının (a) bendinin işletmeler tarafından bilgilerin doğru olarak verilmesi ile ilgili yükümlülük açıkca düzenlenmediğinden eksik düzenleme nedeniyle iptalinin gerektiği, doğru bilgi ve belgeyi verme yükümlülüğü işletmelere ait olduğundan, doğru bilgi ve belge verilmemesi halinde gerçeğe uygun olmayan raporlamaya neden olunacağından işletmenin neden olduğu yanlış raporlamadan çevre mühendisi ve firmaya ceza verilmesinin ölçülülük ilkesine ve hakkaniyete aykırı olacağı, işletmenin sorumluluğunun açık şekilde belirlenip yaptırıma bağlanmadan yapılan eksik düzenlemenin iptalinin gerektiği, ekonomik daralmanın yaşandığı dönemde firmalara ek mali yük getirildiğinden uygulamanın 1 yıl ertelenmesinin gerektiği, daha önceki yönetmeliklerde 1 yıl ya da 6 ay geçiş dönemi öngörülmüş iken daha kısa geçiş süresi verilmesinin hayatın koşullarıyla uyuşmadığı ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI :
Dava konusu Yönetmelik ile çevre yönetimi hizmeti vereceklerin taşıması gereken şartlara, belgelendirilmelerine ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların belirlendiği, çevre danışmanlık firmalarının Bakanlık'tan çevre yönetim hizmeti vermek üzere yetki almış en az beş personel ile hizmet verme koşulu ile sektörde yıllardır faaliyet gösteren çevre danışmanlık firmalarının belirli mesleki tecrübe ve deneyime haiz kişilerin bir araya gelerek çevre yönetimi hizmeti faaliyetlerini yürütmesinin ve çevre danışmanlık firmalarının kurumsallaşmasının sağlanılmak istenildiği, çevre danışmanlık firmalarının niteliklerini artırmak için personelin mesleki tecrübelerinde değişikliğe gidildiği, koordinatör olarak tanımlanan personel için 5 yıl olan mesleki tecrübe şartının 7 yıla çıkarıldığı, aynı şekilde 3 yıl olan personelin mesleki tecrübesinin 5 yıla, yine 2 yıl olan mesleki tecrübe şartının ise 3 yıla çıkarıldığı, diğer personelin ise yeni mezunlardan olabileceği belirtilerek istihdam edilmesinin sağlanıldığı, danışmanlık firması personelinin Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği'ne göre ayda 16 gün tesislere hizmet verdiği, koordinatör olarak atanan personelin bakacağı tesis kapsamı ayda 8 gün ile sınırlandırılarak geriye kalan 8 gün diğer personelin yaptığı işlemleri kontrol şartının getirildiği, hizmet kalitesinin düşmesinin söz konusu olmadığı, aksine hizmet kalitesinin artırıldığı, Yönetmeliğin yürürlüğe girmesi ile birlikte ilgili yazılım sistemi üzerinde gerekli düzenleme ve geliştirme çabalarına başlanıldığı ve çalışmalar tamamlanana kadar, çevre danışmanlık firmalarına ve çevre yönetim hizmeti yeterlik belgesine sahip koordinatöre ve diğer yükümlülüğü bulunan kişi, kurum ve kuruluşlara yazılım sistemi üzerinden yapmakla yükümlü olunan bildirim ve işlemler ile ilgili herhangi bir idari işlem yapılmadığı, çevre yönetim hizmeti görevinin kamu hizmeti ifa etme kapsamına girdiği, 672 sayılı KHK uyarınca kamu görevinden çıkarılan kişilerin memuriyetlerinin sona erdiği ve bu kişilerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceği ve hatta doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyeceklerinin açıkça ifade edildiği, işletmede meydana gelen uygunsuzluk veya hatalı bilgi ve beyanda bulunulması ile ilgili işletme yetkililerinin sorumluluğununun bulunduğu, işletmeye her ay en az bir gün gitmek ve çevre yönetimi ile ilgili iş ve işlemleri yürütmekle yükümlü olan Çevre danışmanlık firması personeli tarafından işletmede çevre mevzuatı kapsamında yapılan işleri kontrol etmek gerekli tatbikatları yapmak ve ilgili bilgi ve beyanlarla ilgili yapılacak bildirimlerin doğruluğunu kontrol ettikten sonra yapmakla yükümlü bulunan diğer iş ve işlemlerin yapılması gerektiği, işletme yetkilileri tarafından kendilerine ibraz edilen bilgi, belge ve beyanları kontrol ederek eğer bir eksiklik veya yanlışlık var ise ivedi bir şekilde bu yanlış beyanları düzelterek çevre mevzuatı gereğince yükümlü kılınan sorumlulukları yerine getirmek için önerilerde bulunup bununla ilgili çalışmalar yapılması gerektiği, çevre yönetim hizmeti veren personele, görevini eksik yaptığı durumlar için 30 ceza puanı verildiği, çevre yönetim hizmeti için yetkilendirilen kişiler tarafından, çevrenin korunması ve işletmelerin çevreye verecekleri olumsuz etkilerin azaltılması ve çevre ile ilgili iş, işlem ve tedbirlerin alınmasında işletme yetkililerine çevre yönetim hizmeti verildiği, bu kişilerin çevre mevzuatında yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmesinin sağlanması amacı ile Bakanlık tarafından yetkilendirildiği, işletmelerin çevre mevzuatı kapsamında yükümlülüklerini yerine getirmediğinin tespiti durumunda Çevre Kanunu uyarınca idari yaptırım uygulandığı, Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce çevre danışmanlık firması ile anlaşma yapmış firmalar için yeni şartlar getirildiği için yeni şartların sağlanması ve Yönetmeliğe uyum sağlanabilmesi amacıyla 90 gün süre verildiği, belirtilen sürenin yeterli ve makul seviyede olduğu, dava konusu düzenlemelerin üst normlara ve hukuka uygun olduğu savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu düzenleyici işlemin Anayasa Mahkemesinin 08/10/2024 tarihli E:2022/101, K:2024/124 sayılı kararı dikkate alınarak değerlendirilmesi durumunda iptal edilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava, 01/11/2022 günlü, 32000 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Çevre Yönetimi Hizmetleri Hakkında Yönetmelik"in 6. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendinin, aynı bendin dördüncü alt bendinde yer alan “diğerlerinin” ibaresi ile 5. fıkrasının; 7. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi ile 5. fıkrasının (a) bendinin; 12. maddesinin 5. fıkrasının ve Geçici 2. maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.
Çevre Kanununun 2. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "çevre yönetim birimi/çevre görevlisi" tanımı 15/06/2022 günlü, 31867 sayılı Resmi gazetede yayımlanan 7410 sayılı Kanunun 4. maddesi ile "çevre yönetimi hizmeti şeklinde değiştirilerek, çevre yönetimi hizmeti: "Bu Kanun ve Kanuna göre yürürlüğe konulan düzenlemeler uyarınca tesis ve işletmelerin mevzuata uygunluğunun, alınan tedbirlerin etkili olarak uygulanıp uygulanmadığının değerlendirildiği ve çevre mühendisleri, çevre yönetim birimleri, çevre danışmanlık firmaları veya Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler tarafından verilen hizmeti,.." ifade eder tanımı getirilmiş ve anılan fıkraya, bu tanımdan sonra gelmek üzere Çevre yönetim birimi: Çevre yönetimi hizmeti vermek üzere tesis veya işletmelerin bünyesinde kurulan birimi, Çevre danışmanlık firması: Çevre yönetimi hizmeti vermek üzere Bakanlık tarafından yetkilendirilen tüzel kişiliği, ifade eder tanımları getirilmiştir.
Çevre Kanununda yapılan bu değişikliğin Yönetmeliğe yansıtılması ve çevre yönetimi hizmeti vereceklerin taşıması gereken şartlara, belgelendirmelerine ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla Çevre Kanununun Ek 2. maddesine dayanılarak dava konusu Yönetmelik yayımlanmış ve 30/07/2019 tarihli, 30847 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çevre Hizmetleri Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.
2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinde; "...Çevre yönetimi: İdarî, teknik, hukukî, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel araçları kullanarak doğal ve yapay çevre unsurlarının sürdürülebilir kullanımını ve gelişmesini sağlamak üzere yerel, bölgesel, ulusal ve küresel düzeyde belirlenen politika ve stratejilerin uygulanmasını,... ifade eder." tanımına yer verilmiş, Ek 2. maddesinde; "Faaliyetleri sonucu çevre kirliliğine neden olacak veya çevreye zarar verecek kurum, kuruluş ve işletmeler çevre yönetim birimi kurmak, çevre görevlisi istihdam etmek veya Bakanlıkça yetkilendirilmiş kurum ve kuruluşlardan bu amaçla hizmet satın almakla yükümlüdürler. Bu konuyla ilgili usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmü yer almıştır.
Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi yönünden; Yönetmeliğin yeterlik belgesi başvuru şartları başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrasında çevre danışmanlık firmalarına yeterlik belgesi verilmesi koşulları düzenlenmiştir. Fıkranın (a) bendinde "a) Mesleği ile ilgili tam süreli istihdam edilen, 4/5 oranında birinci fıkranın (a) bendi uyarınca çevre mühendisi olarak belgelendirilen en az beş personelden oluşan ve bunlardan;.." düzenlemesi yer almaktadır. Davacı tarafından, bu düzenleme ile danışmanlık firmasında zorunlu çalışan sayısının 5 olarak belirlenmesinin hizmetin niteliğine, amacına ve işleyişine yarar sağlamadığı, ilave mali yük getirdiği, yönetmeliğin ilk yayımlandığı 2010 tarihinde 3 olan sayının, sonra 4' e , dava konusu düzenleme ile de 5'e çıkarıldığı, firmanın hizmet vermesi gereken gün sayısına göre 4 personel istihdam edildiği, ilave 1 personelin hizmet kalitesini düşüreceği gibi maliyetin karşılanması için yeni bir firmaya hizmet verme zorunluluğu ortaya çıkacağı ileri sürülerek hükmün iptali istenilmektedir.
2872 sayılı Çevre Kanununda yapılan değişiklikle çevre görevlisi ifadesinin yürürlükten kaldırılmasından sonra dava konusu yönetmelikle yapılan düzenlemeyle de çevre yönetim hizmeti verecek personele yönelik olarak 30/07/2019 tarihli Çevre Yönetimi Hizmetleri Hakkında Yönetmelik hükümlerinden farklı koşullar öngörülmüştür.
Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasında, Çevre Yönetimi Hizmeti Yeterlik Belgesinin "a) Üniversitelerin çevre mühendisliği bölümü mezunlarına mezuniyet belgeleriyle, b) Üniversitelerin çevre mühendisliği hariç diğer mühendislik bölümlerinden veya ilgili fakültelerin fizik, kimya, biyoloji, biyokimya, jeoloji bölümlerinden mezun olanlardan; çevre mühendisliği, çevre bilimleri, çevre teknolojileri veya çevre yönetimi konularında tezli lisansüstü eğitim almış olanlara mezuniyet belgeleriyle, c) Üniversitelerin mühendislik bölümlerinden veya ilgili fakültelerinin fizik, kimya, biyoloji, biyokimya, jeoloji bölümlerinden mezun olanlardan; Bakanlık veya mülga Çevre Bakanlığı veya mülga Çevre ve Orman Bakanlığı veya mülga Çevre ve Şehircilik Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatlarının; çevre ile ilgili teknik birimlerinde çevre mevzuatı kapsamında en az yedi yıl çalışmış olanlara, durumlarını gösteren resmi yazıyla," sistem üzerinden başvuru yapmaları halinde verileceği belirtilerek çevre mühendisliği dışındaki diğer meslek mensuplarının belge alabilmesi için ek şartlar getirilmiştir. Bu kapsamda iptali istenilen hükümle çevre danışmanlık firmalarında istihdam edilmesi zorunlu olan personel sayısında da değişiklik yapılmış, 2019 tarihli yönetmelikle en az dört personel olarak öngörülen sayı beşe çıkarılmıştır. Önceki yönetmelikte çalışması zorunlu olduğu belirtilen personelin 3/4'ünün çevre mühendisliği bölümü mezunlarından veya çevre mühendisliği, çevre bilimleri veya çevre teknolojileri konularında lisansüstü eğitim almış olanlardan veya en az dört yıllık üniversite mezunu olup yönetmelikte sayılan kurum veya birimlerde en az beş yıl çalışmış olan çevre gönüllülerinden oluşacağı öngörülmüşken, dava konusu düzenleme ile istihdam edilecek 5 personelden dördünün çevre mühendisi olması gerektiği belirtilmiş, yine bu personele yönelik daha fazla mesleki tecrübe koşulu getirildikten sonra istihdam edilecek diğer personelin maddenin birinci fıkrasının (a) veya (b) bendi uyarınca yeni mezun personel olabileceği belirtilmiştir.
Çevre yönetimi hizmetinin, denetime tabi kurum, kuruluş veya işletmelerin faaliyetlerinin çevre mevzuatına uygunluğunun, alınan tedbirlerin etkili olarak uygulanıp uygulanmadığının değerlendirilmesine yönelik verilen bir hizmet olup, bu hizmeti verecek olanların fonksiyonlarının, genel itibarıyla davalı idarece yapılacak çevre denetimine yardımcı olmak olduğu göz önünde bulundurulduğunda; çevre denetiminin etkin bir şekilde yürütülebilmesi için çevre danışmanlık firmalarının niteliklerinin ve işin kalitesinin artırılması amacıyla davalı idarece kriterler getirilmesinde ve bu kapsamda dava konusu yönetmelik hükmüyle istihdam edilecek personelin sayısı ve niteliğine yönelik yapılan düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
6. maddenin 3. fıkrasının (a) bendinin dördüncü alt bendinde yer alan “diğerlerinin” ibaresi yönünden;
Bent hükmü ile çevre danışmanlık firmasında istihdam edilmesi zorunlu olan 5 personelden çevre mühendisi olması gereken 4 personelden sonra beşinci personel yönünden düzenleme getirilmiş ve birinci fıkranın (a) veya (b) bendi uyarınca belgelendirilen yeni mezun personel olabileceği öngörülmüştür. Davacı tarafından, düzenleme nedeniyle, firmaların iradeleri dışında iş yükü getirildiği, giderlerin karşılanması amacıyla daha çok iş almak durumunda kalınacağı, hizmetin kalitesinin düşeceği iddia edilmektedir.
Dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 3. fıkrasında, çevre danışmanlık firmalarında istihdam edilecek personelin ayda en fazla 16 iş gününe eşdeğer işletmeye hizmet verebileceği, koordinatör olarak atanan personelin de ayda en fazla 8 iş gününe eşdeğer hizmet vereceği öngörülmüş olduğundan, düzenleme nedeniyle firmaların iş yükünün artmasından ve hizmet kalitesinin düşeceğinden bahsedilemeyeceği sonucuna varılmakla bent hükmünde yer alan "diğerlerinin" ibaresinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
6. maddenin 5. fıkrası yönünden; fıkrada "Birinci fıkra kapsamında yeterlik belgesi alacak personel ile üçüncü fıkra kapsamında yeterlik belgesi alacak firmanın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde adı geçen yetkililerinin kamu görevinden çıkarılmamış olması gerekir." hükmü yer almıştır. Davacı tarafından, hükmün eksik düzenleme nedeniyle, çevre yönetimi hizmetlerini yürütecek firmaların çevre mühendisi/çevre yönetim hizmet yeterliliğine sahip olmayan kişilerin yetkili kılınmalarına yönelik olarak iptali istenilmekte ise de, çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesi verme koşulları ve bu kapsamda kimlere bu belgenin verilebileceği maddenin birinci fıkrasında düzenlenmiş olup, davacı tarafından anılan fıkranın iptalinin istenilmemiş olduğu anlaşılmakla iddiaların 5. fıkranın incelenmesinde değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır.
7. maddenin 4. fıkrasının (b) bendi ile 5. fıkrasının (a) bendi yönünden;
Yükümlülükler başlıklı 7. maddenin koordinatörün yükümlülüklerini düzenleyen 4. fıkrasının b) bendinde " Personel ile birlikte çevre izni veya çevre izin ve lisans başvurularını ilgili sistem üzerinden onaylamak." ; işletmelerin yükümlülükleri başlıklı 5. fıkranın a) bendinde "Personelin etkin bir şekilde çalışması için gerekli araç, gereç ve uygun çalışma mekânını sağlamak ve bu hususta gerekli düzenlemeleri yapmak, çevre yönetimi hizmeti kapsamında talep edilen bilgi ve belgeleri zamanında temin etmek." hükümlerine yer verilmiştir.
Maddenin 4. fıkrasının b) bendinde yer alan yükümlülüğün yazılım sistemi konusundaki çalışmalar tamamlanmadığı için firmalar tarafından yerine getirilemediği belirtilmekte ise de, çalışmalar sonuçlanana kadar bu konuda idare tarafından herhangi bir işlem yapılmadığı belirtilmiş olmakla düzenleme nedeniyle bu aşamada davacının sorumluluğundan söz edilemeyeceği açıktır.
Maddenin 5. fıkrasının a) bendinde, çevre yönetimi hizmeti kapsamında talep edilen bilgi ve belgeleri zamanında temin etmek işletmenin yükümlülükleri arasında sayılmıştır. Bu yükümlülüğün işletmenin faaliyeti ile ilgili olarak çevreyi etkileyen ve çevre yönetimi hizmeti için gerekli olan her türlü bilgi ve belgeyi içerdiği açık olup, hükmün eksik düzenlenmediği sonucuna varılmıştır.
12. maddenin 5. fıkrası yönünden; Yeterlik belgelerinin askıya alınması ve iptali başlıklı 12. maddenin 5. fıkrasında "Denetimler sonunda personelin veya çevre yönetim birimlerinin veya firmaların;
a) Yanlış veya yanıltıcı bilgi verdiğinin veya belge düzenlediğinin tespit edilmesi halinde,
b) Çevre kirliliğine sebep olacak şekilde, işletmenin çevre yatırımı yapmamasına veya eksik yapmasına yol açacak durumları raporlarda belirtmediğinin tespit edilmesi halinde,
c) Ceza puanı toplamının son dört yıl içinde ikinci kez 100 ceza puanı olması halinde,
yeterlik belgeleri iki yıl süre ile iptal edilir." hükmü bulunmaktadır.
2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinde çevre yönetimi, çevre yönetim hizmeti, çevre yönetim birimi ve çevre danışmanlık firması tanımlarına yer verilmiş, Ek 2. maddesi ile de faaliyetleri sonucu çevre kirliliğine neden olacak veya çevreye zarar verecek kurum, kuruluş ve işletmelerin çevre yönetim birimi kurmak, çevre görevlisi istihdam etmek veya Bakanlıkça yetkilendirilmiş kurum ve kuruluşlardan bu amaçla hizmet satın almakla yükümlü oldukları, bu konuyla ilgili usûl ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.
İptali istenilen fıkra hükmü ile personelin veya çevre yönetim birimlerinin veya firmaların kuralda sayılan hususlara uymadıklarının saptanması halinde yeterlik belgelerinin iki yıl süreyle iptal edileceğinin öngörülmüş olması nedeniyle, anılan hükmün çevre mevzuatına aykırılık nedeniyle idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü anlaşıldığından, kuralın düzenleyici işlemle belirlenip belirlenmeyeceği ortaya konulmalıdır.
Çevre Kanununun 15. maddesinde bu Kanun ve bu Kanun uyarınca yayımlanan yönetmeliklere aykırı davrananlara söz konusu aykırı faaliyetlerin düzeltilmesi için süre verileceği, faaliyetin; süre verilmemesi halinde derhal, süre verilmesi durumunda, bu süre sonunda aykırılık düzeltilmez ise kısmen veya tamamen, süreli veya süresiz olarak durdurulacağı hükme bağlanmış, 20. maddesinde, kanuna aykırı davrananlara ve faaliyetleri nedeniyle çevre kirliliğine neden olanlara verilecek idari nitelikteki cezalar sayılmıştır. Çevre Kanununun anılan maddelerinde hangi fiillere karşılık hangi yaptırımların uygulanacağı açıkça belirlenmiş olmakla birlikte, kanunda sayılan yaptırımların bu kanun ve kanun uyarınca yayımlanan yönetmeliklere aykırı faaliyetlerin saptanması halinde aykırılıkları gerçekleştiren kişi, kurum veya kuruluşlara uygulanacak yaptırımlara yönelik olduğu, ancak kanunda çevre yönetim hizmeti verenlere yönelik olarak bu hizmet kapsamında öngörülen yükümlülüklere aykırı fiillerin tespiti halinde uygulanacak idari yaptırımlara yönelik bir düzenlemeye yer verilmediği, konunun yönetmelikle düzenleneceği belirtilen hususlar arasında da sayılmadığı gibi, dava konusu yönetmelik hükümleri ile de yeterlik belgesinin iptaline yönelik olarak çevre kanununa herhangi bir atıf yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Anayasanın 38. maddesinde suç ve cezaların kanuniliği ilkesi düzenlenmiştir. Düzenlemede idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idari yaptırımlar da maddede öngörülen ilkelere tâbidir. Buna göre, idari yaptırıma bağlanan fiilin kanunda açıkça yer alması, hangi fiile hangi hukuksal yaptırımın bağlandığının açıklanmış olması gerekmektedir.
5326 sayılı Kabahatler Kanununun “Kanunilik İlkesi” başlıklı 4. maddesinde, hangi fiillerin kabahat oluşturduğu kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabileceği, kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarının ancak kanunla belirlenebileceği hükme bağlanmıştır.
5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımlar idari para cezaları ve idari tedbirler olarak gösterilmiştir. İdari cezalardan farklı olarak idari tedbirlerin temel amacı cezalandırmak değil belirli bir kamu hizmeti alanında kurulan düzeni korumak, onun bozulmasını engellemek ve işleyişine yönelik muhtemel tehlikeleri önlemektir. Dolayısıyla idari yaptırım kapsamındaki tedbirler, ceza niteliğinde değildir. Bu itibarla idari cezalardan farklı olarak idari tedbirler bakımından ceza hukukunun temel ilke ve güvencelerinin uygulanma zorunluluğu bulunmamaktadır (AYM, E.2007/68, K.2010/2, 14/1/2010).
Anılan düzenlemeler doğrultusunda yönetmelik hükmü ile öngörülen idari yaptırımın sınıflandırılması gerekmektedir. Doktrinde ve yargısal içtihatlarla idari yaptırımlardan idari cezalarda muhatabın cezalandırılması amacının, idari tedbirlerde ise kamu hizmetinin aksamaması ve kamu düzeninin bozulmadan işleyişine devam etmesi amacının ağır bastığı kabul edilmektedir. Buna göre, dava konusu düzenleme değerlendirildiğinde; fıkrada yer alan aykırılıkların saptanması halinde yeterlik belgesinin iki yıl süreyle iptal edileceği, maddenin 9. fıkrasında da, beşinci fıkra kapsamında yeterlik belgesi iptal edilen firmaların sahibi veya ortağı olarak veya Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde adı bulunan diğer kişilerin, başka bir firma adı ve unvanı ile iki yıl süreyle çevre yönetimi hizmeti için yapacakları başvuruların kabul edilmeyeceği hükme bağlanmış olmakla yeterlik belgesi iptal edilen firmaların iki yıl süreyle çevre yönetimi hizmeti vermesinin kesin olarak engellendiği, uzun süreli faaliyetin yasaklanması yolundaki müeyyidenin idari tedbir niteliğinde olmadığı, cezai niteliğe haiz bir yaptırım olduğu, dolayısıyla bu yaptırımın kanunilik ilkesi çerçevesinde kanunla düzenlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, yeterlik belgelerinin iptaline yönelik olarak çevre kanununda herhangi bir kural getirilmediğinden, yasal dayanağı bulunmayan dava konusu yönetmelik hükmünde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Geçici 2. maddenin 1. fıkrası yönünden; Yükümlülüklerin sağlanması başlıklı maddenin 1. fıkrasında "Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce çevre danışmanlık firması yeterlik belgesi almış firmalar 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen personel ile ilgili şartları bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren en geç 90 gün içinde sağlamakla yükümlüdür." kuralına yer verilmiştir.
Davacı tarafından, hüküm ile geçiş süresinin çok kısa öngörüldüğü iddia edilmektedir. Dava konusu yönetmeliğin 6. maddesinin 3. fıkra hükmü ile çevre danışmanlık firmalarının yeterlik belgesi alabilmeleri için, önceki yönetmelik hükmüne göre 4 olarak belirlenen personel sayısı 5'e çıkarılmış ve personelin niteliğinde de değişiklik öngörülmüştür. Yönetmeliğin yükümlülükler başlıklı 7. maddesinin 3. fıkrasının i) bendinde, bu yönetmelik kapsamında yeterlik belgesi başvurusunda bulunan çevre danışmanlık firmalarının 6. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen personel ile ilgili şartların sağlanamaması halinde 30 gün içinde bu şartları sağlamakla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Buna göre yönetmelik kapsamında yeterlik belgesi almak için yapılan başvurularda personele yönelik koşullardaki eksikliklerin giderilmesine yönelik olarak 30 günlük süre öngörüldüğü göz önünde bulundurulduğunda, iptali istenilen madde hükmü ile dava konusu yönetmelikten önce yeterlik belgesi bulunan firmaların yeni şartlara uyumu için getirilen sürenin yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu yönetmeliğin 12. maddesinin 5. fıkrasının iptaline, iptali istenilen diğer hükümler yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
7410 sayılı Çevre Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 15/06/2022 tarihli, 31867 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandığı, daha sonra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından düzenlenen Çevre Yönetimi Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin de 01/11/2022 tarihli, 32000 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, bunun üzerine, anılan Yönetmeliğin 6. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ile aynı bendin 4. altbendinde yer alan “diğerlerinin” ibaresi ile 5. fıkrasının; 7. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi ile 5. fıkrasının (a) bendinin; 12. maddesinin 5. fıkrasının ve Geçici 2. maddesinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 7. maddesinde; "Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez." kuralına, 13. maddesinde ise;" Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. ..." kuralına, 48. maddesinin 1. fıkrasında; "Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir." kuralına, 49. maddesinin 1. fıkrasında; "Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir." kuralına yer verilmiştir.
2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "çevre yönetim birimi/çevre görevlisi" tanımı 15/06/2022 günlü, 31867 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7410 sayılı Kanunun 4. maddesi ile "çevre yönetimi hizmeti" şeklinde değiştirilmiş ve dava tarihinde yürürlükte olan haliyle, "Çevre yönetimi hizmeti: Bu Kanun ve Kanuna göre yürürlüğe konulan düzenlemeler uyarınca tesis ve işletmelerin mevzuata uygunluğunun, alınan tedbirlerin etkili olarak uygulanıp uygulanmadığının değerlendirildiği ve çevre mühendisleri, çevre yönetim birimleri, çevre danışmanlık firmaları veya Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler tarafından verilen hizmeti, ... ifade eder." tanımı getirilmiş ve anılan fıkraya, bu tanımdan sonra gelmek üzere "Çevre yönetim birimi: Çevre yönetimi hizmeti vermek üzere tesis veya işletmelerin bünyesinde kurulan birimi", "Çevre danışmanlık firması: Çevre yönetimi hizmeti vermek üzere Bakanlık tarafından yetkilendirilen tüzel kişiliği ... ifade eder." tanımları getirilmiştir.
Ancak daha sonra yukarıda belirtilen madde hakkında açılan iptal davası sonucunda Anayasa Mahkemesinin 27/06/2024 tarihli ve E: 2022/101, K: 2024/124 sayılı kararı ile çevre yönetimi hizmeti tanımında yer alan “…çevre danışmanlık firmaları…” ve “…veya Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler…” ibareleri ile çevre danışmanlık firması tanımı iptal edilmiştir.
2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinde; "...Çevre yönetimi: İdarî, teknik, hukukî, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel araçları kullanarak doğal ve yapay çevre unsurlarının sürdürülebilir kullanımını ve gelişmesini sağlamak üzere yerel, bölgesel, ulusal ve küresel düzeyde belirlenen politika ve stratejilerin uygulanmasını,... ifade eder." tanımına yer verilmiştir
Aynı Kanunun Ek 2. maddesinde ise; "Faaliyetleri sonucu çevre kirliliğine neden olacak veya çevreye zarar verecek kurum, kuruluş ve işletmeler çevre yönetimi hizmeti almakla yükümlüdürler. Bu konuyla ilgili usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmü yer almıştır.
Dava konusu Çevre Yönetimi Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde; "Bu Yönetmelik, çevre mevzuatı ve 10/9/2014 tarihli ve 29115 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği uyarınca çevre yönetimi hizmeti verecek personelin, çevre yönetim birimlerinin ve çevre danışmanlık firmalarının taşıması gereken şartları, yükümlülüklerini, çalışma usul ve esaslarını, yeterlik belgesi başvurularının yapılması ve değerlendirilmesi ile yeterlik belgelerinin verilmesi, denetlenmesi, askıya alınması ve iptali ile ilgili konuları kapsar." düzenlemesine, "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde; "Bu Yönetmelik, 09/08/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanununun ek 2 nci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır." düzenlemesine, "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde; Çevre danışmanlık firması: Çevre yönetimi hizmeti vermesi için Bakanlık tarafından yetkilendirilen tüzel kişiyi, (ç) bendinde ise; Çevre danışmanlık firması yeterlik belgesi: Çevre yönetimi hizmeti vermesi için çevre danışmanlık firmasına Bakanlık tarafından verilen yeterlik belgesini, k) bendinde Koordinatör: Çevre danışmanlık firmasının ve firmada çalışan personelin bu Yönetmelikte tanımlanan yükümlülükler uyarınca sağlıklı ve etkin bir şekilde çalışması için gerekli organizasyonu yapan, Bakanlığa ve işletmelere karşı sorumlu olan çevre mühendisini, l) bendinde Personel: Çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesi bulunan çevre mühendislerini veya yetkilendirilmiş kişileri, r) bendinde Yeterlik belgesi: Çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesini, çevre yönetim birimi yeterlik belgesini ve çevre danışmanlık firması yeterlik belgesini, s) bendinde Yetkilendirilmiş kişi: Çevre yönetimi hizmeti vermek üzere Bakanlık tarafından çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesi verilerek yetkilendirilen çevre mühendisi dışındaki kişiyi,... ifade eder." kuralına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava Konusu Yönetmeliğin incelenmesi;
6. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ile bu bendin 4. alt bendindeki "diğerleri" ibaresinin birlikte incelenmesinden;
Dava konusu Yönetmelik 2872 sayılı Çevre Kanunun Ek-2.maddesine dayanılarak tesis edilmiş olsa da bu Yönetmelikte tanımı yapılan "çevre yönetim hizmeti", "çevre yönetim birimi" ve "Çevre danışmanlık firması" gibi ibarelerin 2872 sayılı Çevre Kanununun tanımları düzenleyen 2.maddesinde belirtilen tanımlarla aynı doğrultuda düzenlendiği ve anılan kuralların yasal dayanağını oluşturduğu açıktır.
2872 sayılı Çevre Kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasına 7410 sayılı Kanunun 4. maddesiyle eklenen, Çevre Yönetimi Hizmeti tanımında yer alan "çevre danışmanlık firmaları veya Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler" ibaresi ile Çevre Danışmanlık Firması tanımının Anayasa Mahkemesinin 27/06/2024 tarihli, E:2022/101, K:2024/124 sayılı kararıyla iptal edildiği, iptal hükmünün 08/10/2024 tarih ve 32686 sayılı Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren 9 ay süreyle yürürlüğe girmesinin ertelendiği, erteleme süresinin ise; 09/07/2025 tarihi itibarıyla sona erdiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için Anayasa Mahkemesinin 27/06/2024 tarihli, E:2022/101, K:2024/124 sayılı kararının ve gerekçesinin incelenmesi gerekli görülmüştür.
Anayasa Mahkemesi anılan kararda; a. Çevre danışmanlık firması tanımını, "Kuralda çevre danışmanlık firmalarının Bakanlık tarafından yetkilendirilen tüzel kişiyi ifade ettiği belirtilmekle birlikte bu yetkilendirmenin hangi ölçütlere göre yapılacağı konusunda herhangi bir yasal düzenlemeye yer verilmemiştir. Özel teşebbüse açık bir alanda faaliyette bulunmaya getirilen sınırlamaların neler olduğunun ve hangi şartları taşıyan teşebbüslerin bu alanda faaliyette bulunacağının kanunla düzenlenmesinin zorunlu olduğu, Kuralla çevre yönetimi hizmeti verecek ve özel teşebbüs niteliğinde olan çevre danışmanlık firmalarının Bakanlık tarafından yetkilendirilmesi öngörülmekle birlikte bu yetkilendirmeye ilişkin temel ilke ve esaslar ile yasal çerçeve belirlenmeksizin yürütme organına sınırları ve kapsamı belirsiz bir yetkinin tanınmasının hukuki belirlilik ilkesiyle bağdaşmadığı, dolayısıyla kuralla teşebbüs özgürlüğüne getirilen sınırlamanın kanunilik unsurundan yoksun olduğu anlaşıldığından, kuralın Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle", b. Çevre yönetimi hizmeti tanımında yer alan "... Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler...” ibaresini ise, "Kuralla çevre yönetimi hizmeti verecek kişilerin Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikte yer alan şartları sağlayan ve belirli bir usul dâhilinde yetkilendirilen kişiler olmasının öngörüldüğü, çevre yönetimi hizmeti vermek isteyen kişilerin bu talebinin Bakanlıkça belirlenecek ölçütlere bağlanmasının çalışma hakkını sınırladığı, kuralla çevre yönetimi hizmeti verecek kişilerin Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesi öngörülmekle birlikte bu belirlemenin hangi ölçütlere göre yapılacağı konusunda kanunda herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, kuralda belirtilen hususlarla ilgili kanunda temel ilkeler ve genel çerçeve tespit edilmeksizin bu konudaki düzenlemenin tümüyle Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle yapılmasına imkân tanınması çalışma hakkının kanunla sınırlanması ilkesiyle bağdaşmadığı gibi yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle de çeliştiği anlaşıldığından, kuralın, Anayasa’nın 7., 13., 48. ve 49. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle" iptal etmiştir.
Uyuşmazlığa konu kural ile çevre danışmanlık firması yeterlik belgesi alabilme şartlarının belirlendiği, kural içinde yer alan "diğerlerinin" ibaresiyle de firmada çalışacak bir kısım personelin ifade edildiği, söz konusu kuralın yasal dayanaklarından olan "çevre danışmanlık firması" tanımının ise yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararı uyarınca iptal edildiği anlaşıldığından yasal dayanağı kalmayan dava konusu düzenlemede de hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
6. maddesinin 5. fıkrasının incelenmesinden;
Söz konusu düzenlemede; "Birinci fıkra kapsamında yeterlik belgesi alacak personel ile üçüncü fıkra kapsamında yeterlik belgesi alacak firmanın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde adı geçen yetkililerinin kamu görevinden çıkarılmamış olması gerekir." kuralına yer verilmiştir.
Davacı tarafından, anılan düzenlemeyle, çevre yönetimine ilişkin hizmetlerin çevre mühendisleri dışındaki kişilerce de verilebilmesinin önünün açıldığı, bu kuralın 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Kanununa aykırı olduğu belirtilerek hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından ise; Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasında (a) ve (b) bentlerindeki düzenlemeyle çevre mühendisliğinin öneminin arttırıldığı, düzenlemede belirtilen alanlarda tezli yüksek lisans şartı getirilmesiyle de hizmetin kalitesinin artırıldığı belirtilerek, kuralın kamu yararı amacına ve hukuka uygun olduğu savunulmaktadır.
Yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi kararı, davacının iddiaları ve davalının savunmaları birlikte değerlendirilerek dava konusu düzenlemede yer alan "birinci fıkra kapsamında yeterlik belgesi alacak personel" ibaresinin incelenmesi sonucunda; dava konusu düzenlemede yer alan "personel" ibaresininin yukarıda belirtilen tanımının "yetkilendirilmiş kişi"leri de kapsadığı dikkate alındığında, yetkilendirilmiş kişiler ibaresinin, çevre mühendisleri dışında bulunup da yeterlik belgesi verilerek çevre yönetimi hizmeti vermek için Bakanlıkça yetkilendirilen kişiyi ifade ettiği, bu kişilerin Anayasa Mahkemesinin 27/06/2024 tarihli ve E:2022/101, K:2024/124 sayılı kararıyla iptal edilen 2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinde "Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler" tabiriyle ifade edilen kişiler olduğu anlaşılmış olup, yetkilendirilmiş kişiler kapsamı dışındaki çevre yönetim hizmeti yeterlik belgesi bulunan personelin ise; dava konusu düzenlemede açık ve net olarak belirtilmediği, bu durumun ise; idari düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması kuralına, başka bir ifadeyle belirlilik ilkesine aykırılık teşkil edeceği görüldüğünden, düzenlemenin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Dava konusu düzenlemede yer alan "üçüncü fıkra kapsamında yeterlik belgesi alacak firmanın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde adı geçen yetkilileri" ibaresinin incelenmesi sonucunda; dava konusu düzenlemede yer alan "firma" ibaresininin yukarıda belirtilen tanımından çevre danışmanlık firmaları ve yetkilileri olduğu anlaşılmış olup, yukarıda belirtildiği üzere "çevre danışmanlık firmaları" ibaresine ilişkin 2872 sayılı Çevre Kanunu 2. maddesinde belirtilen tanımın ise Anayasa Mahkemesinin 27/06/2024 tarihli ve E:2022/101, K:2024/124 sayılı kararıyla iptal edildiği anlaşıldığından, yasal dayanağı kalmayan dava konusu ibarenin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Ayrıca, dava konusu düzenlemenin "kamu görevinden çıkarılmamış olması gerekir." ibaresinin incelenmesi sonucunda; düzenlemenin önceki kısımlarının yukarıda belirtilen gerekçeler ile iptal edilmesi üzerine, dayanağı ve uygulama imkanı kalmadığı anlaşıldığından, bu kısımda da hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
7. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendinin incelenmesi:
Söz konusu düzenlemede; "Yükümlülükler" başlığı altında yer verilen 7. maddenin 4. fıkrasında sayma suretiyle belirtilen Koordinatörün yükümlülükleri arasında (b) bendinde yer verilen; "Personel ile birlikte çevre izni veya çevre izin ve lisans başvurularını ilgili sistem üzerinden onaylamak." kuralı düzenlenmiştir.
Anılan Yönetmeliğin 4. maddenin 1. fıkrasının (k) bendinde; "Koordinatör: Çevre danışmanlık firmasının ve firmada çalışan personelin bu Yönetmelikte tanımlanan yükümlülükler uyarınca sağlıklı ve etkin bir şekilde çalışması için gerekli organizasyonu yapan, Bakanlığa ve işletmelere karşı sorumlu olan çevre mühendisini, ... ifade eder." şeklinde tanımlanmıştır.
Koordinatörün icra ettiği görev itibarıyla çevre danışmanlık firması bünyesinde ve firmaya bağlı olarak çalışan birim olduğu, çevre danışmanlık firmalarının yasal dayanağı olan 2872 sayılı Çevre Kanunu 2. maddesinde belirtilen tanımın da yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edildiği dikkate alındığında, bu iptal kararı sonrasında kanuni dayanağı kalmayan dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
7. maddesinin 5. fıkrasının (a) bendinin incelenmesi:
Söz konusu düzenlemede; "Yükümlülükler" başlığı altında yer verilen 7. maddenin 5. fıkrasında sayma suretiyle belirtilen İşletmelerin yükümlülükleri arasında (a) bendinde yer verilen; "Personelin etkin bir şekilde çalışması için gerekli araç, gereç ve uygun çalışma mekânını sağlamak ve bu hususta gerekli düzenlemeleri yapmak, çevre yönetimi hizmeti kapsamında talep edilen bilgi ve belgeleri zamanında temin etmek." kuralı düzenlenmiştir.
Anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde İşletme: Tesis ve faaliyetleri, (l) bendinde ise; "Personel: Çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesi bulunan çevre mühendislerini veya yetkilendirilmiş kişileri, ... ifade eder." şeklinde tanımlanmıştır.
Dava konusu düzenlemede sözü edilen personelin, çevre danışmanlık firmalarında görevli, çevre yönetimi hizmeti yeterlik belgesi bulunan çevre mühendisleri veya Bakanlık tarafından yetkilendirilen çevre mühendisi dışındaki kişiler olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda; dava konusu düzenlemede yer alan "personel" ibaresininin yukarıda belirtilen tanımının "yetkilendirilmiş kişi"leri de kapsadığı dikkate alındığında, yetkilendirilmiş kişiler ibaresinin, çevre mühendisleri dışında bulunup da yeterlik belgesi verilerek çevre yönetimi hizmeti vermek için Bakanlıkça yetkilendirilen kişiyi ifade ettiği, bu kişilerin Anayasa Mahkemesinin 27/06/2024 tarihli ve E:2022/101, K:2024/124 sayılı kararıyla iptal edilen 2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinde "Bakanlığın ilgili yönetmelikle belirlediği kişiler" tabiriyle ifade edilen kişiler olduğu anlaşılmış olup, yetkilendirilmiş kişiler kapsamı dışındaki çevre yönetim hizmeti yeterlik belgesi bulunan personelin ise; dava konusu düzenlemede açık ve net olarak belirtilmediği, bu durumun ise; idari düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması kuralına, başka bir ifadeyle belirlilik ilkesine aykırılık teşkil ettiği, ayrıca düzenlemede bahsedilen "çevre yönetimi hizmeti kapsamında" ibaresinde belirtilen çevre yönetimi hizmetine ilişkin Çevre Kanunun'daki tanımın yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararıyla bir kısmının iptal edildiği dikkate alındığında, bu hizmetin kapsamı yönünden de belirsizlik oluştuğu anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
12. maddesinin 5. fıkrasının incelenmesi:
Dava konusu Yönetmeliğin iptali istenilen bu maddesinde "Yeterlik belgelerinin askıya alınması ve iptali" başlığı altında 12. maddesinin 5. fıkrasında; "Denetimler sonunda personelin veya çevre yönetim birimlerinin veya firmaların; a) Yanlış veya yanıltıcı bilgi verdiğinin veya belge düzenlediğinin tespit edilmesi halinde, b) Çevre kirliliğine sebep olacak şekilde, işletmenin çevre yatırımı yapmamasına veya eksik yapmasına yol açacak durumları raporlarda belirtmediğinin tespit edilmesi halinde, c) Ceza puanı toplamının son dört yıl içinde ikinci kez 100 ceza puanı olması halinde, yeterlik belgeleri iki yıl süre ile iptal edilir." kuralına yer verilmiştir.
İptali istenilen fıkra hükmü ile personelin veya çevre yönetim birimlerinin veya firmaların kuralda sayılan hususlara uymadıklarının saptanması halinde yeterlik belgelerinin iki yıl süreyle iptal edileceğinin öngörülmüş olması nedeniyle, anılan hükmün, çevre mevzuatına aykırılık nedeniyle idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü, 2872 sayılı Çevre Kanununun 15. ve 20. maddelerinde, hangi fiillere karşılık hangi yaptırımların uygulanacağı açıkça belirlenmiş olmakla birlikte, Kanunda sayılan yaptırımların bu Kanun ve Kanun uyarınca yayımlanan yönetmeliklere aykırı faaliyetlerin saptanması halinde aykırılıkları gerçekleştiren kişi, kurum veya kuruluşlara uygulanacak yaptırımlara yönelik olduğu, ancak Kanunda çevre yönetim hizmeti verenlere yönelik olarak bu hizmet kapsamında öngörülen yükümlülüklere aykırı fiillerin tespiti halinde uygulanacak idari yaptırımlara yönelik bir düzenlemeye yer verilmediği, konunun yönetmelikle düzenleneceği belirtilen hususlar arasında da sayılmadığı gibi, dava konusu Yönetmelik hükümleri ile de yeterlik belgesinin iptaline yönelik olarak Çevre Kanununa herhangi bir atıf yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Anayasanın 38. maddesinde suç ve cezaların kanuniliği ilkesi düzenlenmiştir. Düzenlemede idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idari yaptırımlar da maddede öngörülen ilkelere tâbidir. Buna göre, idari yaptırıma bağlanan fiilin kanunda açıkça yer alması, hangi fiile hangi hukuksal yaptırımın bağlandığının açıklanmış olması gerekmektedir.
5326 sayılı Kabahatler Kanununun “Kanunilik İlkesi” başlıklı 4. maddesinde, hangi fiillerin kabahat oluşturduğu kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabileceği, kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarının ancak kanunla belirlenebileceğinin hükme bağlandığı, aynı Kanunun 16. maddesinde de; kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezaları ve idari tedbirler olarak gösterildiği, idari cezalardan farklı olarak idari tedbirler bakımından ceza hukukunun temel ilke ve güvencelerinin uygulanma zorunluluğunun bulunmadığı açıktır.
Anılan düzenlemeler doğrultusunda Yönetmelik hükmü ile öngörülen idari yaptırımın sınıflandırılması gerekmektedir. Doktrinde ve yargısal içtihatlarla idari yaptırımlardan idari cezalarda muhatabın cezalandırılması amacının, idari tedbirlerde ise kamu hizmetinin aksamaması ve kamu düzeninin bozulmadan işleyişine devam etmesi amacının ağır bastığı kabul edilmektedir. Buna göre, dava konusu düzenleme değerlendirildiğinde; fıkrada yer alan aykırılıkların saptanması halinde yeterlik belgesinin iki yıl süreyle iptal edileceği, maddenin 9. fıkrasında da, beşinci fıkra kapsamında yeterlik belgesi iptal edilen firmaların sahibi veya ortağı olarak veya Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde adı bulunan diğer kişilerin, başka bir firma adı ve unvanı ile iki yıl süreyle çevre yönetimi hizmeti için yapacakları başvuruların kabul edilmeyeceği hükme bağlanmış olmakla yeterlik belgesi iptal edilen firmaların iki yıl süreyle çevre yönetimi hizmeti vermesinin kesin olarak engellendiği, uzun süreli faaliyetin yasaklanması yolundaki müeyyidenin idari tedbir niteliğinde olmadığı, cezai niteliğe haiz bir yaptırım olduğu, dolayısıyla bu yaptırımın kanunilik ilkesi çerçevesinde kanunla düzenlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, yeterlik belgelerinin iptaline yönelik olarak Çevre Kanununda herhangi bir kural getirilmediğinden, yasal dayanağı bulunmayan dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.
Öte yandan, iptali istenilen düzenlemede söz konusu yaptırımların muhatabı olan firmalardan; Yönetmeliğin 4.maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendi uyarınca çevre danışmanlık firmalarının anlaşıldığı, bu tanımın yasal dayanağı olan 2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinde belirtilen "çevre danışmanlık firması" tanımının ise Anayasa Mahkemesinin 27/06/2024 tarihli ve E: 2022/101, K:2024/124 sayılı kararı ile iptal edildiği, yine dava konusu düzenlemedeki yaptırıma muhatap olan personellerden ise; Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendi uyarınca yeterlik belgesi bulunan çevre mühendisleri veya yetkilendirilmiş kişilerin anlaşıldığı, bu tanımda belirtilen yetkilendirilmiş kişi ibaresinin yasal dayanağı olan 2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinde belirtilen çevre yönetimi hizmeti tanımında yer alan " Bakanlığın ilgili Yönetmelikle belirlediği kişiler" ibarelerinin de Anayasa Mahkemesinin 27/06/2024 tarihli ve E: 2022/101, K: 2024/124 sayılı kararı ile iptal edildiği anlaşıldığından, bu kısımlar yönünden hukuki dayanağı bulunmayan dava konusu düzenlemede bu nedenle de hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Geçici 2. maddesinin incelenmesine gelince;
Davacılar tarafından aktif olarak çalışan firmaların yeni sürece uyum sağlaması için dava konusu düzenlemede belirtilen sürenin önceki değişikliklere kıyasla çok az olduğu, öngörülen amacı karşılamayacağı, altı ay veya bir yıl gibi daha uzun süre belirlenmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından ise; 01/11/2022 tarihinden itibaren 90 gün olarak belirlenen sürenin yeterli olduğu savunulmaktadır.
Uyuşmazlıkta, gerek davacının iddiaları gerek davalının savunmaları dikkate alındığında,
iptali istenilen kuralın Geçici 2. maddenin 1. fıkrası olduğu ve hukuki incelemenin de bu fıkraya münhasıran yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.
Anılan kuralda "Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce çevre danışmanlık firması yeterlik belgesi almış firmalar 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen personel ile ilgili şartları bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren en geç 90 gün içinde sağlamakla yükümlüdür." düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda belirtildiği üzere dava konusu Yönetmelikte düzenlenen çevre danışmanlık firmalarının yasal dayanağı olan ve 2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinde belirtilen "çevre danışmanlık firması" tanımının Anayasa Mahkemesinin 27/06/2024 tarihli ve E: 2022/101, K:2024/124 sayılı kararı ile iptal edildiği anlaşıldığından, yasal dayanağı kalmayan söz konusu kuralda da hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ile aynı bendin 4. altbendinde yer alan “diğerlerinin” ibaresinin; 6. maddenin 5. fıkrasının; 7. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi ile 5. fıkrasının (a) bendinin; 12. maddesinin 5. fıkrasının ve Geçici 2. maddesinin İPTALİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
5. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 14/10/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.