T.C.
D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2023/13474
Karar No : 2025/724
DAVACI : ... Odası
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...
DAVANIN KONUSU : 24/08/2023 tarih ve 32289 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile değiştirilen anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ve 24/08/2023 tarih ve 32289 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2. maddesi ile değiştirilen anılan Yönetmeliğin 15/A maddesinin sekizinci, ondördüncü ve onbeşinci fıkralarının iptali talep edilmiştir.
DAVACININ İDDİALARI : Yönetmeliğin 1. maddesi ile "Rezerv yapı alanının tespiti" başlıklı 4. maddenin 1. fıkrasının (ç) bendi; "Yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere belirlenecek rezerv yapı alanlarında, alanda yapılacak inceleme neticesinde gözlemsel verilere dayanılarak hazırlanacak gerekçe raporunu,” şeklinde değiştirildiği, getirilen kriterin hiçbir bilimsel esasa dayanmadığı, bu düzenleme doğrudan doğruya her alanın hiçbir kısıtlama olmaksızın rezerv yapı alanı olarak belirlenmesine yol açacağı, madde değişikliği ile yeni yerleşme alanları olan bu alanların saptanmasında bir analiz ya da afet riskinin azaltılması amacı gözetilerek, çevre düzeni ve diğer plan kararlarıyla bütünlüklü bir saptama yapılmayacağı, rezerv yapı alanlarının idari olarak nasıl ve kimin tarafından belirleneceğinin, bu alanların araştırmalarını kimin üsteleneceğinin maddede belli olmadığı, bununla birlikte Yasanın bütün uygulaması riskli alan ve rezerv yapı alanlarının belirlenmesi üzerine kurgulandığı, hal böyle iken, hiçbir bilimsel veriye bağlı olmayan rezerv yapı alanı tespitlerinin de mülk sahipleri açısından oldukça belirsiz uygulamalara yol açacağı, hiçbir bilimsel inceleme ve tespite yer verilmeden gözlemsel verilere dayalı olarak hazırlanacak raporlara istinaden herhangi bir alan rezerv yapı alanı, yani yeni yerleşim alanı olarak belirlenebileceği, tamamen keyfi uygulamaların önünü açacak olan belirlilik ve öngörülebilirlik niteliği bulunmayan bu düzenlemenin Anayasa’ya açıkça aykırı olduğu, dava konusu değişiklik Yönetmeliğinin 2. maddesi ile de; riskli alanlar, rezerv yapı alanları ve riskli yapıların bulunduğu parsellerde hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile alınan karara katılmayan maliklerin arsa paylarının satışıyla ilgili getirilen düzenlemeler yüksek gelir grubunun sürecini daha da hızlandırarak sınıfsal çatışmaya yol açacağı, 8. fıkradaki değişiklik ile müteahhitle 2/3 çoğunluk arasında yapılan sözleşmeye, yeni hisse alacak kişinin bu sözleşmeye katılmaya mecbur bırakıldığı, 14. ve 15. fıkralardaki düzenlemelerin ise; yine hak sahiplerinin mülkiyet haklarının ellerinden alınmasına yol açacak düzenlemeler olduğu, kent merkezlerinin belli bir gelir grubunun mülkiyetine geçirilmesi ve kent dokusunun değişmesine neden olabileceği ileri sürülerek, dava konusu düzenlemenin iptali talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Öncelikle davanın ehliyet ve süre aşımı yönünden reddi gerektiği; esasa ilişkin olarak ise; 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde yapılan değişiklik ile söz konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkranın (ç) bendinin başına "Yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere belirlenecek rezerv yapı alanlarında" ifadesi eklenmek suretiyle söz konusu gözlemsel verilere dayanılarak hazırlanacak raporun, sadece yeni yerleşim yeri olarak belirlenecek olan rezerv alanlarında istenmesinin hükme bağlandığı, bugüne kadar 6306 sayılı Kanun kapsamında yürütülen çalışmalarda; gözlemsel verilere dayanılarak hazırlanacak gerekçe raporuna sadece yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere belirlenecek rezerv yapı alanlarında ihtiyaç olduğu, söz konusu hükümde sayılan diğer amaçlar doğrultusunda rezerv yapı alanı belirlenmesi halinde böyle bir rapora ihtiyaç olmadığı anlaşıldığından, iptali talep edilen Yönetmelik maddesi hükmü ile rezerv yapı alanı tespiti için istenecek belgelerden, "gözlemsel verilere dayanılarak hazırlanacak gerekçe raporunun sadece yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere belirlenecek rezerv yapı alanlarında isteneceğine ilişkin bir düzenleme yapıldığı, bu sebeple, dava dilekçesinde yer alan "yapılan değişiklik ile getirilen kriterin hiçbir bilimsel esasa dayanmadığı, her alanın hiçbir kısıtlama olmadan rezerv yapı alanı olarak belirleneceği, söz konusu durumda, rezerv yapı alanına ilişkin yasal sınırlar konusundaki belirsizliğin, toplumun yararı ve ülke geleceği açısından sakıncalar taşıdığı" iddialarının mesnetsiz olduğu, zira yapılan değişiklik neticesinde yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere belirlenecek rezerv yapı alanlarının, sadece gözlemsel verilere dayanılarak hazırlanan bir rapora istinaden belirlenmesi söz konusu olmayıp, hükümde sayılan diğer belgeler de yine zorunlu olarak isteneceği, dolayısıyla, hükümde yapılan değişikliğin yanlış yorumlandığı, dava konusu 2. madde ile anılan Yönetmeliğin 15/A maddesinin 8. fıkrasındaki değişikliğe ilişkin olarak; sonradan hisse satın alanların satış ve tescil işlemi sonrasında müteahhit firma ile kat maliklerin en az üçte iki çoğunluğu tarafından imzalanan sözleşmeyi imzalamaktan imtina ettiği, farklı taleplerinin olabildiği ve bu sebeplerle 6306 sayılı Kanun kapsamındaki sürecin yine tıkandığı ve diğer maliklerin mağduriyet yaşadığı, bu suretle dönüşüm sürecini geciktiren maliklerin ve art niyetli tutumların önüne geçmek için, satışa konu hisse için en fazla pey süren katılımcının yedi gün içinde satış bedelini banka hesabına yatırması ve kat maliklerinin yaptığı sözleşmeyi şartsız ve şerhsiz olarak imzaladıktan sonra tapuda tescil işleminin yapılmasının hüküm altına alındığı, bu suretle işlemlerin sorunsuz bir şekilde yürütülmesinin amaçlandığı, dava konusu 2. madde ile anılan Yönetmeliğin 15/A maddesinin 14. ve 15. fıkralarındaki değişikliğe ilişkin olarak ise; 8.fıkradaki değişikliğe uygun olarak, satışa konu hisse için en fazla pey süren katılımcının teminatının kendisine iadesi veya hazineye irat kaydının, kat maliklerinin yaptığı sözleşmeyi şartsız ve şerhsiz olarak imzalayıp imzalamaması sonucuna bağlandığı, dava konusu düzenleyici işlemlerde temel hak ve özgürlükleri engelleyici ve mülkiyet hakkına aykırı bir düzenlemenin bulunmadığı, davacı tarafından ileri sürülen iddiaların mesnetsiz olduğu belirtilerek, davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Dairemiz kararında belirtilen gerekçelerle, 24/08/2023 tarih ve 32289 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair dava konusu Yönetmelik'in 1. maddesinin iptaline, 2. maddesine ilişkin açılan davanın ise reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava, 6306 Sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi ile 15/A maddesinin 8. 14. 15. fıkralarını değiştiren ve 24/08/2023 tarih ve 32289 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik değişikliğinin 1. ve 2. maddelerinin iptali istemiyle açılmıştır.
Usule ilişkin iddialar yerinde görülmemiştir.
Uyuşmazlığa konu Yönetmelik maddelerinin çıkarıldığı tarihteki haliyle, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, " Rezerv yapı alanı: Bu Kanun uyarınca gerçekleştirilecek uygulamalarda yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere, TOKİ’nin veya İdarenin talebine bağlı olarak veya resen Bakanlıkça belirlenen alanları ifade eder." hükmüne yer verilmiş iken davanın devamı sırasında, 09.11.2023 tarihli, 32364 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7471 sayılı Kanunun 6. maddesiyle yapılan değişiklik ile "yeni yerleşim alanı olarak" ifadesi tanımdan çıkarılmış, rezerv yapı alanının, "Bu Kanun uyarınca gerçekleştirilecek uygulamalarda kullanılmak üzere, TOKİ’nin veya İdarenin talebine bağlı olarak veya resen Bakanlıkça belirlenen alanları ifade edeceğine" ilişkin tanımlama yapılmıştır.
Yönetmelikte de "yeni yerleşim alanı olarak" ifadesi rezerv yapı alanı tanımlamasında yer alırken dava devam ederken çıkarılan ve 21.05.2024 tarihli, 32552 sayılı Resmi Gazete'de yer alan değişiklikle bu ifade kaldırılmış, 2. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, Kanun uyarınca gerçekleştirilecek uygulamalarda kullanılmak üzere, Toplu Konut İdaresi Başkanlığının veya İdarenin talebine bağlı olarak veya resen Bakanlıkça belirlenen alanlar rezerv yapı alanı olarak tanımlanmıştır. Rezerv yapı alanlarının tespiti başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde, "Alanda yapılacak inceleme neticesinde gözlemsel verilere dayanılarak hazırlanacak gerekçe raporunu" ifadesi yer alırken uyuşmazlığa konu değişiklikle ise bu bent, "Yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere belirlenecek rezerv yapı alanlarında, alanda yapılacak inceleme neticesinde gözlemsel verilere dayanılarak hazırlanacak gerekçe raporunu” şeklinde değiştirilmiş, böylece rezerv yapı alanının tespitinde hazırlanması gereken dosyada, sadece yeni yerleşim alanı olarak belirlenecek rezerv yapı alanları için gerekçe raporunun yer alması zorunluluğu getirilmiştir.
Yine uyuşmazlığa konu değişiklikle Yönetmeliğin 15/A maddesinin 8. fıkrası; "Komisyon, yedinci fıkrada belirtilen şekilde yapılan satış işlemi sonunda, tespit edilen rayiç bedelden az olmamak üzere, en yüksek bedeli teklif eden katılımcıya satış yapılmasını karara bağlar ve bu katılımcıdan, yedi gün içerisinde satış bedelini banka nezdinde açtırılacak vadeli hesaba yatırması ve aynı süre içerisinde satın aldığı yeni hisse için üçte iki çoğunluk ile alınan karar doğrultusunda yapılan sözleşmeyi ve diğer belgeleri şartsız ve şerhsiz olarak imzalayarak Müdürlüğe sunması istenir. Bu süre içerisinde satış bedeli yatırılmaz ve sözleşme imzalanmaz ise pey süren diğer katılımcılara sırasıyla bildirimde bulunulur ve satış bedelini yatırarak sözleşmeyi imzalayan katılımcıya satış yapılır.", 14. fıkrası; "Satışa katılacak üçüncü şahısların verecekleri nakit teminatın ilgili muhasebe birimine yatırılması zorunludur. Yapılacak satış neticesinde satış ihalesi üzerinde kalmayanların teminatları hemen geri verilir. Satış ihalesi üzerinde kalan üçüncü şahsın teminatı ise yedi gün içerisinde satış bedelinin yatırılmasından ve aynı süre içerisinde üçte iki çoğunluk ile alınan karar doğrultusunda yapılan sözleşmeyi ve yapılacak uygulamanın gerektirdiği diğer belgeleri anlaşan diğer malikler gibi şartsız ve şerhsiz olarak imzalayarak Müdürlüğe vermesinden sonra iade edilir.", 15. fıkrası; "Satış ihalesi üzerinde kalan üçüncü şahsın yedi gün içerisinde satış bedelini yatırarak sözleşme imzalamaması durumunda teminatı Hazineye gelir kaydedilir ve sekizinci fıkranın son cümlesi hükmüne göre işlem yapılır." şeklini almış, anılan fıkralarda, 21.05.2024 tarihli, 32552 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik değişikliği yapılmış, ancak bu değişiklikler davacının temel iddialarını etkilememiştir.
Anayasa'ya aykırılık yönünden:
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasında, rezerv yapı alanlarının tespitinde dosyada bulunması gereken belgeler sayılmış, aynı maddede gözlemsel verilere dayanılarak gerekçe raporu hazırlanması sadece yeni yerleşim alanı olarak kullanılacak rezerv yapı alanları için zorunlu tutulmuş, diğer rezerv yapı alanlarında anılan raporun hazırlanması istenmemiştir. Böylece Kanun'un 2. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan " Rezerv yapı alanı" tanımı uyarınca, yeni yerleşim alanı amacı dışında başka rezerv yapı alanlarının da belirlenebileceği açıklığa kavuşturulmuştur. Nitekim Yönetmeliğin daha önce yürürlüğe giren ve bu davanın konusu olmayan 4. maddesinin 4. fıkrasında, "Rezerv yapı alanlarda, Kanunun amacı çerçevesinde fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek ve Kanunda öngörülen amaçlar çerçevesinde kullanılmak üzere; a) Riskli alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapılarda ikamet edenlerin nakledileceği rezerv konut ve işyerleri, b) Gelir ve hasılat getirecek her türlü uygulama, c) Yerleşim yerlerinin ihtiyacı olan sosyal, teknik ve kültürel altyapı ve üstyapı tesisleri ile çevre düzenlemeleri yapılabilir ve bu alanlar yeni yerleşim alanı olarak kullanılabilir." düzenlemesi yapılarak rezerv yapı alanlarında, gelir ve hasılat getirecek her türlü uygulamanın yapılabileceği belirtilmiş, bu alanların yeni yerleşim yerleriyle ilişkisi de kurulmamıştır.
Her ne kadar davanın açıldığı tarihte anılan Kanun değişikliği yapılmamış ve değişiklik getiren 7471 sayılı Kanun 09/11/2023 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de anılan değişiklikle Yönetmelik maddesine sonradan yasal dayanak oluşturulmuştur. Bu nedenle rezerv yapı alanı tanımının içerisinden "yeni yerleşim alanı olarak" ifadesinin çıkarılmasının Anayasa'ya uygunluğunun irdelenmesi gerekmektedir.
Anayasa'nın 13. maddesinde, "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." hükmü, 35. maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır.
6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı; afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemektir." hükmü yer almış, Kanun'un Genel Gerekçesinde, "... Bazı yerleşim merkezlerinin jeolojik durumu ve zemin özellikleri ise, buralarda iskânın tehlikeler arz ettiğini ve afet riski altında bulunan bu yerleşim merkezlerinin bir an önce bulundukları yerlerde dönüştürülerek buralardaki iskânın yeniden düzenlenmesini ve hatta bunların başka yerlere nakledilmesini zarurî kılmaktadır.
Yürürlükteki 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle yapılacak Yardımlara Dair Kanun, afet tehlikesine maruz kalmış veya kalması muhtemel bölgelerin tespit edilip “afete maruz bölge” olarak ilân edilmesini öngörmekte ve böylece “afete maruz bölge” olarak ilân edilen yerlerdeki meskenlerin ve işyerlerinin afet tehlikesinden masun yerlere nakledilmesi, bahsedilen Kanundaki usûl ve esaslara göre yürütülmektedir. Deprem afetine ve diğer afetlere maruz kalabileceği ilmî ve teknik araştırmalar ile sabit olan yerlerdeki iskânın kaldırılması ile başka yerlere tahliye ve nakli işleri, etraflı çalışmaları ve büyük harcamaları gerektirmekte, bu masrafların karşılanmasında zorluklar bulunmakta ve 7269 sayılı Kanuna göre belirli bir yerin “afete maruz bölge” ilân edilmesi, bu bölgede normal hayatın akışını aksatmakta, “olağanüstü” bazı tedbirlerin alınmasını gerekli kılmakta ve sosyal problemlere de yol açmaktadır. Bu sebeple, afetler bakımından risk taşıdığı ilmî ve teknik araştırmalar ile belirlenmiş bölge ve yerler için 7269 sayılı Kanuna göre “afete maruz bölge” kararı alınmasına gerek olmaksızın, buralardaki meskenlerin ve işyerlerinin öncelikle “gönüllülük” esasına dayanılarak dönüştürülmesine ve gerekirse başka yerlere nakline imkân sağlayacak yeni kanunî düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır ...
Kanun sayesinde, başta deprem olmak üzere tabiî afetler sebebiyle meydana gelmesi kuvvetle muhtemel can ve mal kayıpları önlenecek; mülkiyet haklarına saygı, sağlıklı ve düzenli yerleşme, daha az maliyet ile en fazla sosyal faydanın temin edilmesi, kaynakların plânlı, sağlıklı ve verimli kullanılması ilkelerinin hayata geçirilmesi de mümkün olacaktır.
Tasarıdaki düzenlemeler, dönüştürme, yeniden yerleştirme ve yapılaşma hizmetlerinin Devlet ve ilgili kamu kurum ve kuruluşları eliyle belirli bir plân, program ve düzen içinde gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Bundan dolayı Tasarı, belirli bir yerleşim merkezinin karşı karşıya olduğu afet tehlikesinden haberdar olanların ferdî teşebbüsleri ile afet tehlikesinden masun olduğunu düşündükleri ancak böyle olmayabilen bölgelerde yetersiz yapı teknikleri ile inşa edilen yapılara taşınmaları suretiyle meydana gelen ve gelebilecek olan düzensiz yapılaşmaların ve böylece yol açılan israfın da önüne geçecektir.
Özellikle belirtilmelidir ki afet riski altında olduğu kabûl edilen yerlerde deprem afeti meydana gelmeden önce buralardaki meskenlerin, işyerlerinin ve sanayi tesislerinin yeni alanlara nakledilmesi sayesinde, yerleşme ve yapı emniyeti temin edilecek ve muhtemel can ve mal kayıpları ile iktisadî ve sosyal diğer zararların en aza indirilmesi mümkün olacaktır. Ayrıca, hâlihazırda yaşanabilirlikten uzak, köhnemiş, can ve mal emniyeti bakımından riskli ve görüntü itibarı ile de çirkin olan yapılaşmalar ortadan kaldırılabilecek, estetik yapılar inşa edilecek ve halkın daha sıhhatli ve emniyetli şartlar altında ikameti de temin edilecektir.
Tasarı, afet meydana geldikten sonra “yara sarma” değil de, “yara almama” anlayışına dayanmakta; böylece Anayasadaki “sosyal hukuk devleti” ilkesinin hayata geçirilmesi için önemli ve etkili bir adım atılmasını temin etmektedir."
açıklamasına yer verilmiştir.
6306 sayılı Kanun ile Kanun'un Genel Gerekçesinden ve madde gerekçelerinden, Türkiye’nin % 90’ının birinci, ikinci ve üçüncü derecede deprem bölgesi içerisinde yer aldığı, 7269 sayılı Kanun uyarınca afete maruz bölge ilan edilerek dönüştürme ve gerekirse yerleşimin başka yerlere naklinin zor olduğu, bu nedenle deprem öncesi mülkiyet hakkı ile ilgili bazı kısıtlamalar getirilerek risk altında bulunan yerleşim merkezlerinin dönüştürülmesinin zaruri olduğu, tasarının, afet meydana geldikten sonra “yara sarma” değil, “yara almama” anlayışına dayandığı, bir yapının “riskli yapı” ve bulunduğu yerin “riskli alan” olduğunun belirlenmesi hâlinde anılan Kanun'daki kısıtlamaların ve sair işlemlerin gündeme geleceği anlaşılmaktadır.
6306 sayılı Kanunun amacı, deprem öncesi yıkılma tehlikesi olan yapıların ve bu yapıların bulunduğu alanın tespit edilmesini, kamulaştırma ile yıkımların ve yeni yapıların inşa edilerek tahsislerin yapılmasını, gerekirse yerleşim yerlerinin taşınmasını sağlamaktır. Böylece Anayasa'daki mülkiyet hakkına ve temel haklara, kanunla bazı sınırlamalar getirilmesi suretiyle muhtemel deprem sonrası oluşacak can kayıplarının ve oluşacak hasarın önüne geçilmek istenmektedir.
Kanunun amacı ve gerekçesinden rezerv yapı alanı belirlenmesinin nedeninin, riskli yapılaşmaların olduğu yerin boşaltılarak yerleşime uygun yeni yapı alanının elde edilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Böylece yerleşim, rezerv yapı alanına çok hızlı bir şekilde taşınabilecek ve bunun yapılabilmesi için de rezerv yapı alanı olarak belirlenen alanda, anılan Kanun'daki kısıtlamalara göre yapılaşmaya gidilebilecektir. Dolayısıyla Kanun'un amacı ve Kanun gerekçesinde belirtilen açıklamalara aykırı olarak rezerv yapı alanı tanımından "yeni yerleşim alanı olarak" ibaresinin çıkartılması sonucu rezerv yapı alanının farklı nedenlerle de belirlenmesinin yolunun açılması ve böylece mülkiyet hakkının başka amaçlarla da kısıtlanması Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine aykırı bulunmaktadır. Bu durumda Kanun'un 2. maddesindeki rezerv yapı alanı tanımından "yeni yerleşim alanı olarak" ibaresinin çıkarılmasının iptal edilebilmesi için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği düşünülmektedir.
Kanun maddesinin Anayasa'ya aykırı görülmemesi halinde, uyuşmazlıkta, Yönetmelik değişikliklerinin kanuna uygunluğu yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi yönünden:
Kanun'da rezerv yapı alanı, yeni yerleşim alanlarında kullanılmak üzere belirlenecek alan olarak tanımlanmışken, Kanun'da yapılan değişiklikle, rezerv yapı alanının kapsamı genişletilmiş ve rezerv yapı alanın yeni yerleşim alanı için belirlenebileceği zorunluluğu kaldırılmıştır. Rezerv yapı alanının belirlenmesinin koşulları ve nasıl tespit edileceği Kanun'da düzenlenmemiş, bu husus Yönetmelikle belirlenmiştir. Kanun'da yeni yerleşime açılacak rezerv yapı alanı ve diğer rezerv yapı alanı ayrımı da yapılmamıştır. Yönetmelik maddeleri açık olmamakla beraber 4. maddesinin 4. fıkrasında, "Rezerv yapı alanlarda, Kanunun amacı çerçevesinde fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek ve Kanunda öngörülen amaçlar çerçevesinde kullanılmak üzere; a) Riskli alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapılarda ikamet edenlerin nakledileceği rezerv konut ve işyerleri, b) Gelir ve hasılat getirecek her türlü uygulama, c) Yerleşim yerlerinin ihtiyacı olan sosyal, teknik ve kültürel altyapı ve üstyapı tesisleri ile çevre düzenlemeleri yapılabilir ve bu alanlar yeni yerleşim alanı olarak kullanılabilir." düzenlemesi yapılmış ve ayrıca dava konusu değişiklik ile Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde, "Alanda yapılacak..." ifadesiyle başlayan cümlenin başına "Yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere belirlenecek rezerv yapı alanlarında," ifadesi eklenerek yeni yerleşim yeri olarak kullanılacak rezerv yapı alanı ve diğer rezerv yapı alanı ayrımı getirilmiş ve sadece yeni yerleşim yeri rezerv yapı alanlarına özgü olarak alanda yapılacak inceleme neticesinde gözlemsel verilere dayanılarak hazırlanacak gerekçe raporunun hazırlanacağı düzenlenmiştir.
Davacı rezerv yapı alanının tespitine ilişkin Yönetmelik maddesinin bilimsel kriterlere dayanmadığı, mülkiyet hakkına aykırılık bulunduğu ve daha çok dönüşüm amaçlı tespit ve ilanların yapıldığı ve benzeri iddialarla bu davayı açmış ise de dava konusu Yönetmelik ile rezerv yapı alanlarının tespitine ilişkin kriterler belirlenmemekte ve daha önce belirlenen kriterlerde bir belirleme yapılarak rezerv yapı alanlarının belirlenmesinde değil, yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere belirlenecek rezerv yapı alanlarında gerekçe raporunun hazırlanması gerektiği öngörülmekte, böylece anılan maddenin 4. fıkrasında sayılan bazı kullanımların yer aldığı diğer rezerv yapı alanları için gerekçe raporu hazırlanması zorunluluğu kaldırılmaktadır.
Kanun'da yapılan değişiklik ile sadece yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere rezerv yapı alanı belirlenebileceği zorunluluğunun ortadan kaldırıldığı ve böylece başka kullanımların yer aldığı rezerv yapı alanlarının belirlenebilecek olduğu, nitekim yukarıda içeriği yazılı Yönetmeliğin 4. maddesinde, rezerv yapı alanlarında, yerleşim yeri dışında, rezerv konut ve iş yerleri, gelir ve hasılat getirecek her türlü uygulama yapılabilecek başka kullanımların yer alabileceği rezerv yapı alanından söz edildiği görülmektedir.
İdarenin, başka amaçla belirlenen rezerv yapı alanları için de rezerv yapı alanı ilanının gerekliliğini ortaya koyan, bilimsel araştırmaya dayalı gerekçe raporunu sunması, böylece işlem tesis ederken keyfi uygulamalardan kaçınması gerekmektedir. Öte yandan davalı idare tarafından, diğer rezerv yapı alanı ilanı için gerekçe raporuna ihtiyaç olmadığı hususu da açıklanamamıştır.
Bu durumda; yalnızca yeni yerleşim yeri olarak kullanılacak rezerv yapı alanları belirlenirken gerekçe raporu hazırlanmasının zorunlu tutulmasında ve diğer rezerv yapı alanlarının tespitinde, anılan raporun düzenlenmesinin aranmamasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 15/A maddesinin 8. 14. ve 15. fıkraları yönünden:
Davacı tarafından, önceki Yönetmelik düzenlemelerinden farklı olarak yeni hisse alacak malikin, müteahhitle (üçte iki çoğunlukla) yapılan sözleşmeye mecbur bırakıldığı, hak sahiplerinin mülkiyet haklarının alınmasına ve kent merkezinin belirli bir gelir grubunun mülkiyetine geçmesine neden olunacağı, Anayasa'ya aykırı değişikliklerin iptalinin gerektiği ileri sürülerek dava açılmaktadır.
Kanun'un "Uygulama işlemleri" başlıklı 6. maddesinde, "...(Değişik cümleler:7/11/2023-7471/10 md.) Hisseleri oranında paydaşların salt çoğunluğu ile alınan karara katılmayanların arsa payları, Başkanlıkça rayiç değeri tespit ettirilerek ve bu değerden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılır. Bu suretle paydaşlara satış gerçekleştirilemediği takdirde bu paylar, riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında tespit edilen rayiç bedeli dönüşüm projesini gerçekleştirecek olan Başkanlık, İdare veya TOKİ tarafından ödenmek suretiyle satın alınır. (Değişik cümle:29/11/2018-7153/23 md.) Riskli yapılarda ise anlaşma sağlayan diğer paydaşlara veya anlaşma sağlayan paydaşların kararı ile yapılan anlaşmaya uyularak işlem yapılmasını kabul etmek şartıyla üçüncü şahıslara satış yapılıncaya kadar satış işlemi tekrarlanır..." hükmü yer almıştır. Anılan hükümde, Yönetmelik değişikliğinin yapıldığı tarihte "salt çoğunluk" değil "en az üçte iki çoğunluk" ifadesi yer aldığından Yönetmelikte de üçte iki çoğunluk aranmakta ve dava bu nedenle açılmakta ise de bu uyuşmazlığın esasını değiştirmemektedir.
Anayasa'nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabilecekleri hükme bağlanmış olup afet riski altındaki alanlarda yer alan veya bu alanlar dışında olup da riskli olduğu tespit edilen yapıların yıkılarak yerine yenisinin yapılması sürecinde, maliklerin haklarına zarar vermeden, ivedilikle iş ve işlemlerin yapılabilmesi, uygulamanın sürüncemede kalmaması amacıyla ve yukarıda yer verilen Kanun hükmüne uygun olarak uygulamaya yönelik yapılan Yönetmelik düzenlemelerinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendini değiştiren dava konusu Yönetmelik değişikliğinin 1. maddesinin iptalinin gerektiği, Yönetmeliğin diğer kısımlarına ilişkin davanın reddinin gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince; Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY:
24/08/2023 tarih ve 32289 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile değiştirilen anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ve 24/08/2023 tarih ve 32289 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2. maddesi ile değiştirilen anılan Yönetmeliğin 15/A maddesinin sekizinci, ondördüncü ve onbeşinci fıkralarının iptali talep edilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 1. maddesinde; "Bu Kanunun amacı; afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemektir." denilmiştir.
Anılan Kanunun "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (c) bendinde rezerv yapı alanı: (dava tarihindeki haliyle) Bu Kanun uyarınca gerçekleştirilecek uygulamalarda yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere, TOKİ’nin veya İdarenin talebine bağlı olarak veya resen Bakanlıkça belirlenen alanlar, olarak tanımlanmıştır.
Aynı Kanunun (dava tarihindeki haliyle) 6. maddesinde ise; "...Uygulama alanında cins değişikliği, tevhit, ifraz, alan düzeltme, taksim, ihdas, terk ve tescil işlemleri muvafakat aranmaksızın Başkanlık, TOKİ veya İdare tarafından resen yapılır veya yaptırılır. Bu parsellerin malikleri tarafından değerlendirilmesi esastır. Bu çerçevede riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında uygulama yapılan etap veya adada, riskli yapılarda ise bu yapıların bulunduğu parsellerde, yapılar yıktırılmadan önce, parsellerin tevhit edilmesine, münferit veya birleştirilerek veya imar adası bazında uygulama yapılmasına, ifraz, terk, ihdas ve tapuya tescil işlemlerine, yeniden bina yaptırılmasına, payların satışına, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı ve diğer usuller ile yeniden değerlendirilmesine, yapının paydaşı olup olmadıkları gözetilmeksizin sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar verilir. Bu karara katılmayanların arsa payları, Bakanlıkça rayiç değeri tespit ettirilerek ve bu değerden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılır. Bu suretle paydaşlara satış gerçekleştirilemediği takdirde bu paylar, riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında Bakanlığın talebi üzerine, tespit edilen rayiç bedeli de Bakanlıkça ödenmek kaydı ile tapuda Hazine adına resen tescil edilir ve yapılan anlaşma çerçevesinde değerlendirilmek üzere Bakanlığa tahsis edilmiş sayılır veya Bakanlıkça uygun görülenler TOKİ’ye veya İdareye devredilir. Riskli yapılarda ise anlaşma sağlayan diğer paydaşlara veya anlaşma sağlayan paydaşların kararı ile yapılan anlaşmaya uyularak işlem yapılmasını kabul etmek şartıyla üçüncü şahıslara satış yapılıncaya kadar satış işlemi tekrarlanır..." hükümlerine yer verilmiştir.
6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği'nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde rezerv yapı alanı: (dava tarihindeki haliyle) Kanun uyarınca gerçekleştirilecek uygulamalarda yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere, TOKİ’nin veya İdarenin talebine bağlı olarak veya resen Bakanlıkça belirlenen alanlar, olarak tanımlanmış, "Rezerv yapı alanının tespiti" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasında; Rezerv yapı alanı; a) Alanın büyüklüğünü de içeren koordinatlı hâlihazır haritasını, b) Alanın uydu görüntüsünü veya ortofoto haritasını, c) Alanda bulunan kamuya ait taşınmazların listesini, ç) Yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere belirlenecek rezerv yapı alanlarında, alanda yapılacak inceleme neticesinde gözlemsel verilere dayanılarak hazırlanacak gerekçe raporunu, d) Alanın özelliğine göre Başkanlıkça istenecek sair bilgi ve belgeleri, ihtiva eden dosyaya istinaden, Başkanlığın teklifi üzerine Bakanlıkça belirlenir, hükmüne, 4. fıkrasında ise; "Rezerv yapı alanlarda, Kanunun amacı çerçevesinde fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek ve Kanunda öngörülen amaçlar çerçevesinde kullanılmak üzere; a) Riskli alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapılarda ikamet edenlerin nakledileceği rezerv konut ve iş yerleri, b) Gelir ve hasılat getirecek her türlü uygulama, c) Yerleşim yerlerinin ihtiyacı olan sosyal, teknik ve kültürel altyapı ve üstyapı tesisleri ile çevre düzenlemeleri, yapılabilir ve bu alanlar yeni yerleşim alanı olarak kullanılabilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
Anılan Yönetmeliğin (dava tarihindeki haliyle) 15/A maddesinin 8. fıkrasında; Komisyon, yedinci fıkrada belirtilen şekilde yapılan satış işlemi sonunda, tespit edilen rayiç bedelden az olmamak üzere, en yüksek bedeli teklif eden katılımcıya satış yapılmasını karara bağlar ve bu katılımcıdan, yedi gün içerisinde satış bedelini banka nezdinde açtırılacak vadeli hesaba yatırması ve aynı süre içerisinde satın aldığı yeni hisse için üçte iki çoğunluk ile alınan karar doğrultusunda yapılan sözleşmeyi ve diğer belgeleri şartsız ve şerhsiz olarak imzalayarak Müdürlüğe sunması istenir. Bu süre içerisinde satış bedeli yatırılmaz ve sözleşme imzalanmaz ise pey süren diğer katılımcılara sırasıyla bildirimde bulunulur ve satış bedelini yatırarak sözleşmeyi imzalayan katılımcıya satış yapılır, hükmüne, 14. fıkrasında; satışa katılacak üçüncü şahısların verecekleri nakit teminatın ilgili muhasebe birimine yatırılması zorunludur. Yapılacak satış neticesinde satış ihalesi üzerinde kalmayanların teminatları hemen geri verilir. Satış ihalesi üzerinde kalan üçüncü şahsın teminatı ise yedi gün içerisinde satış bedelinin yatırılmasından ve aynı süre içerisinde üçte iki çoğunluk ile alınan karar doğrultusunda yapılan sözleşmeyi ve yapılacak uygulamanın gerektirdiği diğer belgeleri anlaşan diğer malikler gibi şartsız ve şerhsiz olarak imzalayarak Müdürlüğe vermesinden sonra iade edilir, hükmüne ve 15. fıkrasında ise; satış ihalesi üzerinde kalan üçüncü şahsın yedi gün içerisinde satış bedelini yatırarak sözleşme imzalamaması durumunda teminatı Hazineye gelir kaydedilir ve sekizinci fıkranın son cümlesi hükmüne göre işlem yapılır.” hükümlerine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Usul Yönünden:
Davalı idarenin ehliyet ve süre aşımı iddiaları yerinde görülmeyerek, işin esasına geçildi.
Esas Yönünden:
Davanın; 24/08/2023 tarih ve 32289 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi yönünden yapılan incelemesinde;
6306 Sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 1. fıkrasında, "Rezerv yapı alanı; a) Alanın büyüklüğünü de içeren koordinatlı hâlihazır haritasını, b) Alanın uydu görüntüsünü veya ortofoto haritasını, c) Alanda bulunan kamuya ait taşınmazların listesini, ç) Alanda yapılacak inceleme neticesinde gözlemsel verilere dayanılarak hazırlanacak gerekçe raporunu, d) Alanın özelliğine göre Başkanlıkça istenecek sair bilgi ve belgeleri, ihtiva eden dosyaya istinaden, Başkanlığın teklifi üzerine Bakanlıkça belirlenir." düzenlemesine yer verilmiş iken 24/08/2023 tarih ve 32289 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile bu fıkranın (ç) bendi, "Yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere belirlenecek rezerv yapı alanlarında, alanda yapılacak inceleme neticesinde gözlemsel verilere dayanılarak hazırlanacak gerekçe raporunu,” şeklinde değiştirilmiştir.
Hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan "öngörülebilirlik" ilkesine göre kanuni ve idari düzenlemelerin açık ve net olması gerekmektedir.
Yine öngörülebilirlik ilkesi ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan "belirlilik" ilkesine göre ise, düzenlemenin keyfiliğe izin vermeyecek şekilde yapılması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi de, bir çok kararında "hukuki belirlilik" ilkesine vurgu yapmış, kanuni ve idari düzenlemelerin belirlilik ilkesine uygun olması gerektiğini belirtmiştir.
6306 sayılı Kanun'un 2. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin dava konusu Yönetmelik'in çıkarıldığı tarihte yürürlükte olan halinde, rezerv yapı alanları, bu Kanun kapsamında gerçekleştirilecek uygulamalarda yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere belirlenen alanlar olarak tanımlandığı halde, Uygulama Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde, Kanunda öngörülen amaçlar çerçevesinde rezerv yapı alanlarında, riskli alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapılarda ikamet edenlerin nakledileceği rezerv konut ve iş yerleri yapılabileceği, bunun yanı sıra (b) ve (c) bentlerinde, gelir ve hasılat getirecek her türlü uygulama, yerleşim yerlerinin ihtiyacı olan sosyal, teknik ve kültürel altyapı ve üstyapı tesisleri ile çevre düzenlemelerinin yapılabileceği ve bu alanların yeni yerleşim alanı olarak kullanılabileceği öngörülmüştür.
Yönetmelik'te öngörülen rezerv yapı alanlarının kullanım amaçları, birbirinden bağımsız nitelikte olmayıp riskli alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapılarda ikamet edenlerin nakledileceği rezerv konut ve iş yerleri, gelir ve hasılat getirecek her türlü uygulama, yerleşim yerlerinin ihtiyacı olan sosyal, teknik ve kültürel altyapı ve üstyapı tesisleri ile çevre düzenlemelerinin mevcut yerleşim alanlarında yapılabileceği gibi yeni yerleşim alanları kapsamında da yapılabileceği, ayrıca yeni yerleşim alanlarının ise zorunlu olarak anılan kullanımlardan bir çoğunu içerebileceği, dolayısıyla bu düzenlemeye göre rezerv yapı alanlarının kullanım amaçlarının yeni yerleşim alanı olarak kullanım ve diğer amaçlar şeklinde ayrıştırılmasının hukuken mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda, Yönetmelik'in dava konusu 4. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendine ilave edilen "Yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere belirlenecek rezerv yapı alanlarında," ibaresi ile rezerv yapı alanları belirlenirken alanda yapılacak inceleme neticesinde gözlemsel verilere dayalı gerekçe raporu hazırlanması zorunluluğunun kapsamının daraltıldığı, yeni yerleşim alanı olarak kullanılacak rezerv yapı alanları belirlenirken gözlemsel verilere dayalı gerekçe raporu hazırlanması zorunlu tutulurken bundan başka amaçlarla kullanılacak rezerv yapı alanları belirlenirken gözlemsel verilere dayalı gerekçe raporu hazırlanması zorunlu tutulmayarak yukarıda işaret edilen belirsizliğin devam ettirildiği anlaşıldığından, söz konusu düzenlemede hukuki belirlilik ilkesine ve dolayısıyla hukuka uygunluk görülmemiştir.
Bu düzenlemeye göre; riskli alanların belirlenmesi sırasında, hangi durumlarda gözlemsel verilere dayalı gerekçe raporu hazırlanması zorunluluğunun bulunduğu hangi durumlarda böyle bir zorunluluğun bulunmadığı konusunda, gerek uygulamayı yapacak olan idarece gerekse de bu uygulamaların yargısal denetimini yapacak olan yargı mercilerince tereddüte düşüleceği açıktır.
Öte yandan; Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un dava konusu Yönetmelik'in çıkarıldığı tarihte yürürlükte olan haliyle "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "Bu Kanunun uygulanmasında; Rezerv yapı alanı: Bu Kanun uyarınca gerçekleştirilecek uygulamalarda yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere, TOKİ’nin veya İdarenin talebine bağlı olarak veya resen Bakanlıkça belirlenen alanları, ifade eder." hükmüne yer verilmiş iken 09/11/2023 tarih ve 32364 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7471 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 6. maddesi ile anılan hükümdeki "yeni yerleşim alanı olarak" ibaresinin metinden çıkarıldığı, böylelikle, dava konusu Yönetmelik'in dayanağı olan 6306 sayılı Kanun'daki rezerv yapı alanı tanımının değiştirildiği, bu alanların yeni yerleşim alanı olarak kullanılması zorunluluğunun kaldırıldığı ve bu Kanun kapsamında gerçekleştirilecek her türlü uygulamalarda kullanılmasına imkan tanındığı, böylece rezerv yapı alanlarının kullanım amaçlarının genişletildiği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede rezerv yapı alanları belirlenirken gözlemsel veriye dayalı gerekçe raporu alınması zorunluluğunun yeni yerleşim alanı olarak kullanılıp kullanılmayacağı kıstasına göre belirlenmesinde, Kanun'un halihazırda yürürlükte bulunan hükmüne de uyarlık görülmemiştir.
Davanın; 24/08/2023 tarih ve 32289 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2. maddesi yönünden yapılan incelemesinde ise;
Dava konusu anılan Yönetmeliği 2. maddesi ile; 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 15/A maddesinin sekizinci, on dördüncü ve on beşinci fıkralarının yukarıda belirtildiği şekilde değiştirilmesi üzerine, bakılmakta olan dava açılmıştır.
Davanın devamı sırasında ise; 8 ve 14. fıkralardaki "üçte iki çoğunluk" "salt çoğunluk" olarak, 15. fıkradaki "Hazineye gelir kaydedilir" ibaresi "Başkanlığa gelir kaydediler" olarak değiştirilmiş ve 8. fıkraya "müteahhitten kaynaklanan sebeplerle sözleşme imzalanamaması hali hariç olmak üzere" ibaresi eklenmiş ise de; yapılan değişiklik ve eklemelerle dava konusu düzenlemelerin esaslı bir değişikliğe uğramadığı dikkate alındığında, işin esasının incelenmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta; söz konusu düzenlemelerin, davacının iddia ettiği gibi hisseyi satın alan kişinin sözleşmeyi imzalamaya zorlanması ve mülkiyet hakkının ihlali gibi bir durumun söz konusu olmadığı, 6306 sayılı Kanunun 1.maddesinde belirtilen fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevresine kavuşmak amacıyla girişilen ve satış aşamasına gelinmiş riskli yapı dönüşüm sürecinin sürüncemede kalmaması ve ivedilikle tamamlanabilmesi için getirildiği ve yukarıda belirtilen 6306 sayılı Kanunun 6. maddesine de uygun olarak düzenlendiği sonucuna varılmıştır.
Bu durumda; kanun koyucu tarafından idareye tanınan düzenleme yetkisi uyarınca dava konusu Yönetmelik hükümlerinin öngörüldüğü, normlar hiyerarşisine, dayanağı Kanun maddelerine ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı ilkesine uygun olarak, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, kişilerin can ve mal emniyetini de korumak amacıyla düzenleme yapıldığı sonucuna ulaşıldığından, dava konusu değişiklikle getirilen 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 15/A maddesinin sekizinci, on dördüncü ve on beşinci fıkralarında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. 24/08/2023 tarih ve 32289 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2. maddesi ile değiştirilen, anılan Yönetmeliğin 15/A maddesinin sekizinci, on dördüncü ve on beşinci fıkraları yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. 24/08/2023 tarih ve 32289 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile değiştirilen, anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin İPTALİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davadaki haklılık oranı dikkate alınarak ... TL'sinin davacı üzerinde bırakılmasına, ... TL'sinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Posta giderleri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine,
6. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 03/02/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.