T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2020/10434
Karar No : 2025/5243
DAVACILAR : 1- ... Odası (... Şubesi)
VEKİLİ : Av. ...
2- ...Odası
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ...Bakanlığı - ...
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...
DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER: 1-...
2-...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 07/07/2020 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu planın aşağıda her bir başlıkta ayrıntılı olarak yer verilen iddialar doğrultusunda şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Hukuki dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülen davanın aşağıda ayrıntısı yazılı nedenlerle reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.
10/07/2018 tarihli, 30474 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14/06/2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder." kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin "Planlama alanı" başlıklı 18.maddesinde, "Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır." kuralına, "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19. maddenin 2. fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3. fıkrasında, " Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır." kuralı, 4. fıkrasında, "Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir." kuralı, 5. fıkrasında, "Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur." kuralı bulunmaktadır.
Yürürlükte bulunan ve daha önceki mevzuatta çevre düzeni planı tanımı yapılmış, planlama ilke ve esasları belirlenmiş, planların hazırlanması, revizyon ve değişikliğe gidilmesi sürecinde uyulması gereken kurallar detaylıca düzenlenmiştir.
Söz konusu hükümler ve buna dayalı olarak çıkarılan düzenleyici işlemlerde çevre düzeni planının, mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlar olduğu açıklanmıştır.
Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilmesi ve bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılması gerekmektedir.
19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Dairemizin 27/05/2009 tarihli, E:2007/10369, K:2009/6176 sayılı kararıyla, 14/08/2009 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Dairemizin 26/12/2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla iptaline karar verilmiştir.
Yargı kararlarının uygulanması amacıyla İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmış, askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30/12/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmış, anılan plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da yeniden düzenleme yapılan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (J-..., J-..., K-..., K-..., K-..., L- ..., L-..., L-..., L-..., L-... sayılı paftaları ve plan hükümleri) 16/11/2015 tarihinde yeniden onaylanmış, bu planda 27/01/2017 tarihinde ... sayılı plan paftasında, 10/04/2018 tarihinde de K18 sayılı plan paftası, L18 sayılı plan paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, 25/07/2018 tarihinde ... plan paftasına ilişkin yeniden değişiklik yapılmış ve 10/10/2018 tarihinde yeniden kapsamlı (..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... sayılı plan paftaları) değişikliğe gidilmiştir. Bu plana yapılan itirazlarla birlikte, İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 07/07/2020 tarihinde onaylanmıştır.
Bakılan davada, 07/07/2020 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin iptali istenilmektedir.
• Dava konusu planın bütünününe yönelik olarak itirazlar incelendiğinde;
Planlama hiyerarşisi gereği, alt ölçekli planlar üst ölçekli planlarla uyumlu olmak zorundadır. Ancak planlama süreci, daha önce de belirtildiği gibi geri beslemeli bir süreçtir. Yani eğer bir alt ölçekli plan, üst ölçekli plandan önce yapıldıysa, üst ölçekli plan yapım sürecinde söz konusu alt ölçekli planın kararlarını da değerlendirmek gerekir. Bunun anlamı alt ölçekli plandaki tüm kararların kabul edilip üst ölçekli plana işlenmesi demek değildir. Burada yapılan, alt ölçekli plandaki yapısal kararların incelenmesi ve bu yapısal kararların koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesi doğrultusunda, üst ölçekli planda sürdürülmesinin anlamlı olup olmayacağının araştırılmasıdır. Dolayısıyla, alt ölçekli plan kararlarının kimisinin üst ölçekli çevre düzeni planına aktarılması anlamlı olabilir.
Davacı tarafından İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında genel olarak 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı kararlarının göz önüne alınması gerektiği ileri sürülmüş ise de, dava konusu planın üst ölçekli çevre düzeni planı olması ve plan kademelenmesi açısından alt ölçekli planları yönlendirebilecek yeni ve farklı stratejik mekansal kararlar üretilebilecek nitelikte olması nedeniyle 1/25.000 ölçekli plan ile tamamıyla örtüşmesi ve her kararında bu plana uygun olması gibi bir zorunluluk bulunmadığından davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Davaya konu çevre düzeni planının kapsamı incelendiğinde, planın yargı kararı uyarınca İzmir ve Manisa illerini kapsayacak biçimde düzenlendiği, anılan illerin coğrafi, ekonomik, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerlik gösterdiği, plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere aralarındaki ekonomik ilişki ağı, Gediz ve Bakırçay gibi akarsu havzalarının etrafında konumlanmaları, benzeyen doğal ve kültürel değerleri nedeniyle ortak sorunların varlığı ve çözümlerin de bu kapsamda bir arada ele alınması gerekliliği dikkate alındığında, iki il sınırlarının aynı bölge ve havza olarak tanımlanması diğer bir ifade ile iki ilin bir arada çevre düzeni planı ölçeğinde planlanmasının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
• Dava konusu çevre düzeni planının uyuşmazlığa konu edilen yer seçimi kararları incelendiğinde,
-Bergama İlçesi, Zeytindağ Beldesi, Bataklık Mevkiinde yer alan sanayi alanı kararının; uyuşmazlık konusu alanın iki büyük orman alanının ortasında yer almasının ormanlık alanları tehdit etme potansiyeli barındırması, dava konusu alanın büyük bir tarımsal bölgenin komşuluğunda bulunması ve bölgenin tarım dışı kullanıma uygun olmaması yönünde Tarım İl Müdürlüğüne ait görüş yazılarının bulunması nedeniyle söz konusu plan kararının şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,
-Aliağa İlçesi, Çaltılıdere Mahallesi sınırları içinde kalan yaklaşık 43 hektarlık kentsel gelişme alanı kullanım kararının; bölgede Çaltılıdere mahallesi çevresinde daha önceki planlarda öngörülmüş bulunan yeni gelişme alanları var iken, herhangi bir projeksiyona dayanmaksızın tekrar yeni gelişme alanı kararı getirilmesinin, doğru bir planlama yaklaşımı olmadığı ve parçacıl bir planlama olduğu, dava konusu bölgedeki açık alan süreklilikleri açısından bakıldığında da, uyuşmazlık konusu düzenlemenin bölgedeki yeşil alanları kesintiye uğratacağı, bu durumun planın ekosistem sürekliliğini sağlama yönündeki ana hedefleriyle çelişkili bir durum olduğu, bölgedeki çalışma alanlarının getirdiği yoğunluğu dengeleyen ve bölgedeki yeşil alan sürekliliklerini koruyan “Bölge Parkı/Kentsel Yeşil Alan” kullanımının kaldırılıp, yerine “Yeni Gelişme Alanı” önerisi getirilmesi plan kararının şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,
-Çiğli İlçesi, Egekent Mahallesinde öngörülen kentsel gelişme alanı kullanım kararının; hangi nüfus gereksinim doğrultusunda yeni bir kentsel gelişme alanı açıldığı konusunun belirsiz kalması ve yapılaşmamış bir alanın, bütünlük içinde olduğu yeşil sistemden koparılması nedeniyle söz konusu plan kararının şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,
-Menderes İlçesinin doğusunda ve Tahtalı Barajı uzun mesafe koruna alanı içerisindeki yeni kentsel gelişme alanı kullanım kararının; uyuşmazlık konusu alanın tarımsal sürekliliği olan bir alanın parçası olduğu ve tarım arazilerinin azaltılması, koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesi ile çeliştiği, öte yandan, uyuşmazlık konusu alana yeni kentsel gelişme alanı kullanımı getirilmesi ile, kentsel yerleşik alan sınırının havalimanı sınırı ve İzmir İlçeleri arasında ulaşımı sağlayan İZBAN hattına dayanacağı, bu hat ile kentsel alan arasında açık/yeşil alanlardan oluşan bir tampon bölgenin yer almamasını, o alanda yaşayanların yaşam kalitesi açısından olumsuzluklar taşıyacağı nedenleriyle söz konusu plan kararının şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,
-Kemalpaşa İlçesi, OSB’nin batısında otoyol ile Ankara asfaltı arasında kalan kentsel gelişme alanı kullanım kararının; hem doğal çevreye duyarlılık gösterilmesi açısından, hem de arkeolojik sit alanı olan yer üzerinde yarattığı çelişki açısından şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,
-Kemalpaşa İlçesi, Örnekköy yerleşiminin güneydoğusundaki yaklaşık 24 hektarlık kentsel yerleşik alan kullanım kararının; bölgenin tarım arazisi kullanımından çıkarılarak kentsel yerleşik alan kullanımına alınması, çevre düzeni planının temel ilkeleri içinde yer alan doğal ve tarımsal nitelikli arazilerin korunması ilkesiyle çelişki yaratacağından şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,
-Kemalpaşa İlçesi, Örnekköy Mahallesinin güneydoğu kısmında yer alan tercihli kullanım alanı kullanım kararının; değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli ve geçerli sebeplerin bulunmadığı, bu alanda tercihli kullanım alanı niteliğinde turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetlerin bulunabileceğine ilişkin somut bir belirlemenin olduğuna yönelik herhangi bir veriye, analize ve açıklamaya yer verilmediği ve mevcut haliyle yeşil alan sürekliliği içinde bulunan bölgenin doğal alan karakterini koruduğu görüldüğünden dava konusu plan açıklama raporunda öngörülen doğal çevrenin korunması ilkeleri ve bölge üzerinde yarattığı çelişki açısından şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,
-Seferihisar İlçesi, Doğanbey Termal Turizm Merkezi içinde kalan ve Doğanbey yerleşiminin güneyinde bulunan yaklaşık 46 hektarlık turizm tesis alanı kullanım kararının; bölgenin doğal karakteriyle çelişen bir kullanım olarak değerlendirildiğinden şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,
-Seferihisar İlçesi, Hıdırlık Mahallesinde yaklaşık 25 hektarlık tercihli kullanım alanı kullanım kararının; uyuşmazlık konusu bölgenin, dava konusu planda Seferihisar Barajı Sulama Alanı sınırları içinde kaldığı anlaşıldığından şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,
-Urla İlçesi, Yelaltı Mahallesinde yer alan kentsel yerleşik alan gösterimlerinin güney ve batı yönlerinde var olan durumu yansıtmadığı, söz konusu alanda birbirinden kopuk biçimde gelişmiş birkaç site gelişiminin dışında yerleşim bulunmadığı görüldüğünden söz konusu plan kararı şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,
-Çeşme İlçesi, Dalyan ve Sakarya Mahallelerinde Ayayorgi Koyunun gerisinde kalan tercihli kullanım alanı kararının; yapılaşma olanağı verilen kullanımlardan oluşan bir bölgenin ortasına dava konusu kullanım ile yeni bir yapılaşma olanağı verilerek aşırı gelişme getirildiği, bu durumun koruma-kullanma dengesi ile çelişmektiği, uyuşmazlık konusu alanda doğal sit alanı statüsü bulunduğu, bu nedenle şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,
-Çeşme İlçesi, Ovacık Mevkiinde otoyolun doğusunda kalan kentsel gelişme alanı kullanım kararının; Çeşme yerleşiminin güneyinde, mevcut kentsel yerleşik alanın neredeyse iki katı büyüklüğünde yeni gelişme alanı açılarak aşırı gelişmeci bir tutum ortaya konulması nedeniyle şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,
-Urla ilçesi, Yağcılar Mahallesinde 44 hektarlık alandaki tercihli kullanım alanı kullanım kararının; değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli ve geçerli sebeplerin bulunmadığı, bu alanda tercihli kullanım alanı niteliğinde turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetlerin bulunabileceğine ilişkin somut bir belirlemenin olduğuna yönelik herhangi bir veriye, analize ve açıklamaya yer verilmediği ve mevcut haliyle yeşil alan sürekliliği içinde bulunan bölgenin doğal alan karakterini koruduğu görüldüğünden dava konusu plan açıklama raporunda öngörülen doğal çevrenin korunması ilkeleri ve bölge üzerinde yarattığı çelişki açısından şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile bağdaşmadığı,
-Soma ilçesinde yaklaşık 250 hektarlık alana ilişkin kentsel gelişme alanı kullanım kararının; dava konusu bölgedeki açık alan süreklilikleri açısından, uyuşmazlık konusu düzenlemenin bölgedeki yeşil alanları kesintiye uğratacağı, bu durumun planın ekosistem sürekliliğini sağlama yönündeki ana hedefleriyle çelişkili olduğu, ağırlıklı olarak tarımsal üretimin olduğu bir bölgede bu kadar büyük tarımsal alanların kentsel gelişme alanı olarak planlanmasının çevre düzeni planı değişikliğinin Soma yerleşimine ilişkin plan ana kararlarını zedelediği, kentsel gelişme alanı kullanımının doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla bağdaşmadığı gerekçeleriyle şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, dava konusu plan kararlarından;
-Bergama Allianoi, Manisa, Soma Menteşe Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırlarının kaldırılmasına rağmen alanda öngörülen turizm tesis alanı kullanımı,
-Yunusemre İlçesinde dava konusu çevre düzeni planı değişikliğiyle öngörülen askeri alan kullanımı,
-Akhisar İlçesi ve Gölmarmara İlçesinde ilçe sınır çizgisinin planda gösterilmemesine yönelik kısımları yönünden uyuşmazlık ortadan kalktığından konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.
Bu durumda dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının yer seçimine ilişkin kararlarından yukarıda sayılan alanlara ilişkin kısmı yönünden iptali, Bergama Allianoi, Manisa, Soma Menteşe Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırlarının kaldırılmasına rağmen alanda öngörülen turizm tesis alanı kullanımı, Yunusemre İlçesinde dava konusu çevre düzeni planı değişikliğiyle öngörülen askeri alan kullanımı, Akhisar İlçesi ve Gölmarmara İlçesinde ilçe sınır çizgisinin planda gösterilmemesine yönelik kısımları yönünden uyuşmazlık ortadan kalktığından konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı, diğer hususlar yönünden davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 07/07/2020 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptali istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9.maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde; "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.
1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 102 maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, "Yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak", c) bendinde "Havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak," ç) bendinde " Sektörel planların havza veya bölge düzeyindeki mekânsal strateji planlarına ve çevre düzeni planlarına uyumlu hazırlanmasını sağlamak," Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü'nün görevleri arasında sayılmıştır.
14.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder." "Araştırma ve analiz" başlıklı 8. maddesinde, "(1) Mekânsal planların, plan değişiklilerinin, revizyon ve ilavelerin hazırlanması sürecinde, kamu kurum ve kuruluşları veya plan müelliflerince planın türüne ve kademesine göre bu Yönetmelikte genel başlıklar halinde belirtilen konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veri, görüş ve öneriler elde edilerek gerekli analiz, etüt, araştırma ve çalışmalar yapılır. (...) (9) Planlama alanı ve yakın çevresi ile alanın bölge veya kent bütünü içindeki konumunu belirlemek üzere; eşik analizi, yerinde yapılan incelemeler gibi fiziksel çalışmalarla birlikte, bilimsel tekniklere dayalı, ekonomik, sosyal, kültürel, politik, tarihi, sektörel ve teknolojik araştırmalar ile sorunlar ve potansiyel analizi yapılır. Ayrıca yürürlükteki planla ilgili gerekli çalışma ve değerlendirmeler de yapılır. Gerektiğinde güçlü, zayıf yönler ile fırsatları ve tehditleri içeren analiz yöntemi kullanılır. Bu çalışmalar araştırma raporunda yer alır. (10) Afet ve diğer kentsel risklerin yüksek olduğu yerleşmeler veya yapılı kentsel çevre için, gerekli görülmesi halinde kentsel risk analizleri veya sakınım planlaması çalışmaları yapılır. Afet ve diğer kentsel riskler için yapılmış risk azaltıcı tedbirler planlarda esas alınır. (11) Planlı ve sağlıklı gelişimin sağlanması için, alışveriş merkezleri, sanayi, depolama, lojistik bölgeler gibi büyük alan kullanımına sahip alanların yer seçiminde, yerleşmelerin gelişme yönü, nüfus ve yapı yoğunlukları, ulaşım sistemi gibi özellikleri dikkate alınarak gerekli analiz çalışmaları yapılır; bu çalışmalar değerlendirilerek planlar hazırlanır.(...)" hükmüne ve "Plan raporu" başlıklı 9. maddesinde, "(1) Mekânsal planlara ilişkin, kendi kademesine göre ve yapılış amacının gerektirdiği açıklamaları içeren bir plan raporu hazırlanır. (2) Plan raporunda, planın türü, ölçeği, kapsamı ve özelliğine göre; vizyon, amaç, hedefler ve stratejiler belirlenerek, koruma-kullanma esasları, alan kullanım kararları, yoğunluk ve yapılaşmaya ilişkin konularda planlama esasları ve uygulama ilkeleri, eylem planları, açık ve yeşil alan sistemi, ulaşım, erişilebilirlik ve mekânın etkin kullanılması, gerektiğinde koruma, sağlıklaştırma ve yenileme program, alan ve projelerinin etaplama esasları, alan kullanım dağılımı tablosu gibi hususlarda açıklamalara yer verilir. (3) Planların araştırma aşamasında yapılan çalışmalarda elde edilen bilgi, belge ve sonuçlar ayrı raporlar halinde sunulabilir. (4) Plan değişikliklerinde, değişiklik gerekçesi ve yapılan gereklilik analizlerini ayrıntılı açıklayan plan raporu hazırlanması zorunludur.(...)" düzenlemelerine yer verilmiştir.
Yönetmeliğin "Planlama alanı" başlıklı 18.maddesinde, "Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır." kuralına, "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, " Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır." kuralı, 4.fıkrasında, "Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir." kuralı, 5.fıkrasında, "Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur." kuralı bulunmaktadır.
Yönetmeliğin "Revizyon ve değişiklikler" başlıklı 20. maddesinin 1. fıkrasında, "Çevre düzeni planının ihtiyaca cevap vermediği hallerde veya planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilke ve politikaları açısından plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü etkilemesi halinde çevre düzeni planı bütününde revizyon yapılır. Çevre düzeni planı revizyonu; a) Nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması, b) Planın temel strateji ve politikalarını değiştirecek bölgesel ölçekli yatırımların ortaya çıkması, c) Yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması, ç) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması, durumunda yapılır." düzenlemesine, 2. fıkrasında da, "Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir. Çevre düzeni planı değişikliklerinde; a) Kamu yatırımlarına, b) Çevrenin korunmasına, c) Çevre kirliliğinin önlenmesine, ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine, dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır." düzenlemesine yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden,19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesi'nin 26/12/2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verildiği,bu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylandığı, bu plana askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30/12/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylandığı,bu plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (J-..., J-..., K-.., K-..., K-..., L- ..., L-..., L-..., L-..., L-... paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca 16/11/2015 tarihinde onaylandığı, bu planda 27/01/2017 tarihinde L18 Plan Paftasında, 10/04/2018 tarihinde ... Plan Paftası, ... Plan Paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapıldığı,, L18 Plan Paftasına ilişkin yapılan değişiklik 25/07/2018 tarihinde onaylandığı ve İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., .., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... Plan Paftaları, ... Paftası, Plan Hükümleri, Plan Açıklama Raporu, Plan Değişikliği Gerekçe Raporu ve eki) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 10/10/2018 tarihinde onaylandığı, bu plana yapılan itirazlarla birlikte, İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 07/07/2020 tarihinde onaylanlandığı ve bu planın iptali istemiyle bakılan işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacıların plan geneline ilişkin itirazlarına, bilirkişi raporunda belirtilen yönlerden olumsuzluklar bulunmakla birlikte anılan hususların planın tümünün iptalini gerektirmediği, anılan hususların planın davaya konu bölgelere ilişkin kısımlarında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Aliağa İlçesi,Çaltıdere Mahallesi sınırlarında yer alan 43 hektarlık alanın 10.10.2018 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” kullanımında iken davaya konu 07.07.2020 yılında onaylanan çevre düzeni planı değişikliğinde “kentsel gelişme alanı" olarak belirlenmesine yönelik olarak;
Bilirkişi raporunda; dava konusu plan değişikliği kararı ile bu bölgede mevcut yerleşik alanın yaklaşık 3 katı büyüklüğünde yeni gelişme alanı planlandığı,plan değişikliğiyle eklenen gelişme alanı mevcut yerleşik alandan da daha büyük olduğu,ayrıca bu büyüklükte bir alan kentsel gelişme için ayrılırken, bölge parkı olarak planlanmış kullanımın yüzölçümü de önemli ölçüde azaltıldığı,bu durumun Çevre Düzeni Planının koruma-kullanma dengesinin bozulması anlamına geldiği belirtilmiştir.
Bu durumda,anılan alanın "bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” kullanımından “kentsel gelişme alanı"na dönüştürülmesi, çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini ve bütünlüğünü bozar nitelikte olup, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin anılan maddesindeki tanım ve koşula aykırılık teşkil ettiğinden,bu değiklikte şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ve kamu yararına uyarlık bulunmamaktadır.
Aliağa ilçesi, Helvacı Mahallesinde bulunan yaklaşık 130 hektarlık alanın 10.10.2018 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “tarım ve hayvancılığı geliştirme alanı” ve “sanayi alanı” kullanımlarında öngörülür iken 07.07.2020 onay tarihli dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde ise “tarım ve hayvancılığı geliştirme alanı” olarak belirlenmesine ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda;10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planında aşırı büyüklükteki sanayi kullanımı azaltılarak planlanan sanayi alanının kuzeybatısında yer alan sanayi ve kentsel gelişme alanı önerisi kaldırılarak tarımsal alan olarak korunduğu, sanayi alanının güneydoğusundaki kısım yine THG notasyonuyla belirtildiği üzere “tarım ve hayvancılık geliştirme alanı” olarak planlandığı,bu planda tarımsal sanayi ağırlıklı bu bölgede sanayi kullanımı tanımına İzmir Büyükşehir Belediyesinin itiraz ettiği ve bu doğrultuda davaya konu 07.07.2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planında burada “sanayi” kullanımı kaldırılarak sadece THG (tarım ve hayvancılık geliştirme alanı) kullanımı getirildiği,buradaki Büyük Ova ilanı nedeniyle de önceki planlardaki gibi genel “sanayi” kullanımı getirilmesindense bu bölge için “tarım ve hayvancılık geliştirme alanı” kullanımının daha uygun olduğu, Büyük ova ilanı olan bir bölgede yapılaşmanın denetlenmesi, koruma-kullanma dengesinin koruma ağırlıklı olacak biçimde kurgulanması esas olması gerektiği,ancak geçmişten bu yana yapılmış Çevre Düzeni Planı ve alt ölçekli planlar doğrultusunda yapılaşmanın olduğu görülen bu bölgede mevcut ruhsatlı yapılaşmanın yok sayılmasının ve/veya taşınmasının zorlukları göz önünde bulundurularak; davaya konu plan değişikliği onama sınırının bitişiğinde de (yine büyük ova içinde) “tarım ve hayvancılık geliştirme alanı” planlanmış olduğu dikkate alınarak, ayrıca “tarım ve hayvancılık geliştirme alanı” kullanımının tarımsal üretimin sürdürülmesini destekleyen tamamlayıcı bir kullanım olduğu değerlendirilerek uyuşmazlık konusu alandaki bu kullanımın planlama esaslarına aykırı olmadığı, önceki 10.10.2018 onaylı Çevre Düzeni Planındaki öneriden çok daha uygun olduğu görüşü belirtilmiştir.
Davaya konu planda tarım ve hayvancılık geliştirme alanları tarım ve hayvancılık faaliyetlerin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları, tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanlardır şeklinde tanımlandığı dikkate alındığında uyuşmazlık konusu alan için getirilen kullanım kararında mevzuata aykırılık bulunmadığı, getirilen uygulamanın bölgenin özelliğine uygun olduğu sonucuna varılmaktadır.
13.09.2019 tarih ve 30887 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile İzmir Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırının daraltıldığı, Bergama Allianoi,Manisa, Soma Menteşe Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırının iptal edildiği, anılan karar sonrası İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi'nce 28.04.2020 tarihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli nazım imar planı değişikliğiyle sınırların güncellendiği, aynı plan değişikliği kapsamında alanda “tarım alanı, mera alanı, makilik-fundalık alan ve rekreasyon alanı” kullanım kararlarının öngörüldüğü, 07.07.2020 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliğinde ise “Kültür ve Turizm Koruma ve Geliştirme Bölgesi / turizm merkezi” sınırının kaldırıldığı ancak herhangi bir plan değişikliği onama sınırı belirtilmediği, 07.07.2020 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliği ile oluşturulan plan kararları ile 28.04.2020 tarihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli nazım imar planı arasında uyuşmazlıklar bulunduğu hususlarına yönelik olarak;
Bilirkişi raporunda; uyuşmazlık konusu alanın baraj gölü çevresindeki turizm tesis alanı kullanımı olduğu, 10.10.2018 onay tarihli planda burada büyük bir alan Kültür ve Turizm ve Koruma Gelişim Bölgesi ilan edildiği, baraj gölünün çevresinde de “turizm tesis alanı” kullanımı öngörüldüğü,2019 yılında bu Kültür ve Turizm ve Koruma Gelişim Bölgesi kararı iptal edildiği, 07.07.2010 tarihli davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde de sınırın kaldırıldığı, ancak “turizm tesis alanı” kullanımının sürdürüldüğü,Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi bir alan statüsü olup, bu statünün iptal edilmesiyle beraber bu sınırların davaya konu planda kaldırılmasının doğal olduğu,bu kararın iptali sonrasında erişim koşulları açısından oldukça sınırlı olan, doğal yapısıyla dikkat çeken, sadece kırsal doku, tarımsal alan ve doğal peyzaj öğelerinin yer aldığı bu noktanın bir rekreasyon alanı özelliğiyle planlanması en doğru yaklaşım olacağı, burada bir termal turizm potansiyeli olduğu anlaşılsa da söz konusu kullanım için aşırı büyük bir alanın ayrılmış olduğu,dolayısıyla davaya konu planda “turizm amaçlı tesislerin ve bu tesisleri tamamlayıcı nitelikte unsurlarının yer aldığı/alacağı kullanım alanları” olarak tanımlanan “turizm tesis alanı” için bu derece büyük bir alanın planlanmasının ve doğal özellikleriyle öne çıkan bu bölgede bu yer seçiminin uygun olmadığı ,davalı idarenin savunması kapsamında burada iptal edilen Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınır ve planları ile davaya konu 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planında yer alan “turizm alanı” plan kararının 07.07.2020 tarihli davaya konu Çevre Düzeni Planına yapılan itirazlar çerçevesinde yeniden değerlendirileceği yönündeki bilgi dikkate alındığında, burada rekreasyon alanı kullanımı ile doğal yapının yapılı çevreye dönüşmesini en aza indirecek biçimde turizm ve rekreasyon olanaklarının değerlendirilmesi uygun bir planlama yaklaşımı olacağı,farklı ölçeklerdeki planlar arasındaki uyum konusuna gelince, sınır iptali nedeniyle bir belirsizliğin ortaya çıktığı, 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında KTKGB sadece sınır olarak gösterilmekte, sınırın içine ilişkin planlama yetkisi başka kurumda olduğu için bu alan planda boş bırakıldığı,1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ise hem plan sınırı gösterildiği, hem de sınır içindeki kullanım kararı planda gösterildiği,ancak sınır iptal olunca, sınırın içindeki alan kullanımı kararlarının da gözden geçirilmesi gerekeceği için 1/25.000 ölçekli plan açısından bu bölgeye ilişkin üst ölçekli plan kararının da ortadan kalktığı ve bir belirsizlik oluştuğu, İki ölçekteki Çevre Düzeni Planının eş güdüm içinde geliştirilmesi böyle bir statü sınırı iptali sonrasında izlenmesi gereken en doğru yöntem olacağı (Nitekim davaya konu plan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değildir.) belirtilmiştir.
Dava konusu Kültür ve Turizm ve Koruma Gelişim Bölgesi (KTKGB) sınırları 13/09/2020 tarih ve 30887 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1532 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı dikkate alınarak dava konusu 07/07/2020 tarihli çevre düzeni planında kaldırıldığı,alanda öngörülen turizm tesis alanı kullanımının da 07/07/2020 tarihli çevre düzeni planına yapılan itirazlar kapsamında değerlendirilerek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 08/09/2023 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliği ile kaldırılarak mevcut arazi arazi kullanımı dikkate alınarak "orman alanı ve mera alanı" kullanımı getirildiği görüldüğünden davanın bu kısmı konusuz kalmıştır.
Çeşme ilçesi, Dalyan ve Sakarya Mahallelerinde Ayayorgi Koyunun gerisinde kalan alanın 10.10.2018 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında“bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” kullanımında iken 07.07.2020 yılında onaylanan davaya konu çevre düzeni planı değişikliğinde “tercihli kullanım alanı” belirlenmesine ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda;uyuşmazlık konusu alanın D harfi notasyonu ile doğal sit alanı içinde kaldığı, doğal sit niteliği bulunan bölgedeki planlama yaklaşımının, çevre düzeni planından beklenen koruma-kullanma dengesi prensibi kapsamında, doğal alanların hassasiyetle sürdürülmesi yönünde olması gerektiği, dava konusu alana ilişkin getirilen plan kararı ile koruma-kullanma ilkeleri kapsamında, doğal çevrenin korunmasına aykırı bir karar geliştirildiği, mevcut haliyle yeşil alan sürekliliği içinde bulunan bölgenin fiziken doğal alan karakterini koruduğu, etrafının tamamının yapılaşma imkanı verilen kullanımlardan oluşan bölgenin ortasında kalan alana dava konusu plan kararı ile yeni bir yapılaşma imkanı getirilerek bölgenin ihtiyacı olan park ve rekreasyon alanı kullanımının imkansız hale geleceği ve sınırlı büyüklükteki doğal alanların yapılaşmaya açılacağı belirtilmiştir.
Bu durumda, dava konusu plan açıklama raporunda öngörülen doğal çevrenin korunması ilkeleri ve bölge üzerinde yarattığı etkileri görmezden gelerek alanda öngörülen tercihli kullanım alanı plan kararında koruma kararları, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir.
Çeşme ilçesi, Ovacık Mahallesi, Ovacık Mevkii'nde otoyolun doğusunda kalan alanın 10.10.2018 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “ağaçlandırılacak alan” kullanımında iken davaya konu 07.07.2020 yılında onaylanan çevre düzeni planı değişikliğinde “kentsel gelişme alanı” olarak planlanmasına ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda; davaya konu işlemde nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması nedeniyle yeni gelişme alanlarının açılması gibi bir gereksinim bulunmadığı, Çeşme yarımadası için zaten aşırı bir gelişme alanı öngörüsü bulunduğu, Çevre Düzeni Planında olması gereken koruma-kullanma dengesinin sağlanabildiğinin söylenemeyeceği,bu denge mevcut durumda da zaten ciddi biçimde kullanma lehine bozulmuşken, uyuşmazlık konusu bu noktada 2018 onaylı Çevre Düzeni Planında ağaçlandırılacak alan kullanımı öngörülmüş bir yerin kentsel gelişme alanı olarak planlanması ve bu yönde plan değişikliği yapılması koruma-kullanma dengesini daha da fazla zedelediği, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde Çevre Düzeni Planı Değişikliği koşullarını açıklayan 20. maddenin 2. fıkrasında “Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir” dendiği,aynı fıkra uyarıncada böyle bir işlemin de kamu yatırımlarına, çevrenin korunmasına, çevre kirliliğinin önlenmesine, planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporuyla yapılması şartı bulunduğu,dava konusu işlemde TOKİ Başkanlığınca konut geliştirilmesi önemli bir hedef olarak değerlendirilebilir; ancak bunun çevreyi olumsuz etkilemeden ve korunmasını sağlayarak, ayrıca planın bu bölgeye ilişkin ana kararlarını ve koruma-kullanma dengesini bozmadan sağlamak gerektiği,böylele bir konut yatırımı için söz konusu bölgede yeterli büyüklükte kentsel gelişme alanı planlanmış olması da bir diğer önemli konu olduğu, dava konusu plan değişikliği kararı ile planda ağaçlandırılacak alan olarak öngörülmüş olan ve Ovacık yerleşiminin mevcut yüzölçümü kadar bir alan kentsel gelişme alanı olarak plandığı, oysa 2018 onaylı Çevre Düzeni Planında zaten bu alanın çevresinde aşırı büyüklükte kentsel gelişme alanları planlandığı, bu bölgede Çeşme ve Ovacık yerleşimleri için her ikisinin yerleşik alanın mevcut yüzölçümünden iki kat fazla yeni gelişme alanı açılmış olup bu durum aşırı gelişmeci bir yaklaşım olarak dikkat çektiği, Çeşme yarımadasının doğal değerleri dikkate alındığında ve zaten yapılaşmış alanın ve öngörülen gelişme alanlarının büyüklüğü değerlendirildiğinde, burada koruma-kullanma dengesinin sağlanması, başlıca planlama stratejisi olması gerektiği,bu kapsamda da mevcut durumda yapılı çevreye dönüşmemiş olduğu keşif esnasında da görülmüş olan bu doğal yapının ve çevrenin korunması gerektiği,bu nedenlerle 2018 onaylı Çevre Düzeni Planındaki ağaçlandırılacak alanın kaldırılarak, kentsel gelişme alanına olarak plan değişikliği yapılması ve böylece bu bölgede aşırı büyüklüklerde yeni gelişme alanlarının öngörülmesi şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmayan, ilgili Yönetmeliğin çevre düzeni planı değişikliklerine ilişkin koşullarına da aykırılık taşıyan bir işlem olduğu görüşü belirtilmiştir.
Kentsel gelişme alanlarının, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin plan notları ve imar mevzuatı gereğince, hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ile, çevre düzeni planı ilke ve stratejilerine göre belirlenmesi gerektiği açık olup, değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli ve geçerli sebepler bulunmaksızın ve hedef yıla ilişkin nüfus kabulleriyle herhangi bir bağlantı kurulmaksızın, dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin itiraza konu Çeşme İlçesi, Ovacık Mevkiinin doğusunda öngörülen "kentsel gelişme alanı" olarak belirlenmesine yönelik bölümünde, çevre düzeni planının ilke, hedef ve stratejileri ile planlama esaslarına ve imar mevzuatına uyarlık bulunmamıştır.
Çiğli ilçesi, Egekent-Balatçık Mahallesinin kuzeyinde kalan bölgede 10.10.2018 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “ağaçlandırılacak alan” kullanımı getirilen 25 hektar büyüklüğündeki alanın davaya konu 07.07.2020 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “kentsel gelişme alanı” olarak değiştirildiği, ayrıca Çiğli ilçesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 27.04.2018 tarih ve 76071 sayılı oluru ile tescil edilen “kesin korunacak hassas alan”, “nitelikli doğal koruma alanı” ve “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” sınırlarının askıdaki paftada yer almadığı ve plan lejantında söz konusu gösterimlere yer verilmediği, eski sit statüsünde gösterildiğine ilişkin olarak;
Bilirkişi raporunda; burası İzmir kenti Çiğli İlçesinin çeperinde, kentin bittiği ve yeşil kuşak planlama stratejisinin başladığı yerde olduğu,kentsel gelişmenin sınırlanması ve sonlandırılması için yeşil kuşak stratejisi planlama yazınında ve pratiğinde önemli yer tutan, son derece olumlu bir plan yaklaşım olduğu,jemorfolojik yapısı yani eğim ve vadi sisteminin parçası olması nedeniyle de bu alanların açık alan sistemine ve yeşil kuşağa dahil edilmesi doğru bir planlama kararı olduğu,burada özel mülkiyetin söz konusu olması ve bu nedenle parsellere yapılı çevreye olanak tanıyacak bir plan kararı getirilmesi ise geçerliliği olmayan bir plan yaklaşımı olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda, kentin çeperinde yeşil kuşak oluşturma işlevi gören bir ağaçlandırılacak alan kullanımının kentsel gelişme alanı olarak planlanması, planın yeşil kuşak sistemine ilişkin ana plan stratejisini, sürekliliğini, planın ve yeşil kuşak alanının bütünlüğünü bozduğundan şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin çevre düzeni planı değişikliğine ilişkin 20. maddesi 2. fıkrasına aykırılık oluşturmaktadır.
Dikili İlçesi, İsmetpaşa Mahallesinde bulunan 305 hektar büyüklüğündeki alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “teknolojik sera alanı, termal turizm tesis alanı ve tarım alanı” kullanımlarında kaldığı; davaya konu 07.07.2020 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ile 383 hektar alanın yeniden düzenlenerek “teknolojik sera bölgesi” olarak planlanmasına yönelik olarak;
Bilirkişi raporunda;
2014 planında teknolojik sera bölgesinin batısındaki alanın tarım alanı olarak korunduğu; 2015 planında tarım alanının da teknolojik sera bölgesine dahil edilerek alanın büyütüldüğü; 2018 planında ise bu tarımsal alanın yeniden plana tarım amacıyla işlendiği, bir miktar da büyütüldüğü ve teknolojik sera bölgesinin daha doğuda yol boyunca ve yolun kuzeyinde planlandığı,2018 planındaki teknolojik sera alanının mekânsal bütünlüğü olan bir yerleşke sisteminden çıkarak oldukça dağınık bir form aldığı ve önceki planlarda gösterilen orman alanlarının da bir kısmının üzerine isabet ederek orman alanlarının azaltıldığı , 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde teknolojik sera alanının yerinin tekrar değiştirildiği, önceki planda yerleşik alan gösterimi olan yeri de içine aldığı; daha da önemlisi orman alanlarına da isabet ettiği, 10.10.2018 tarihli değişiklik ile oluşturulan görece dağınık ve orman alanlarına isabet eden sera alanı öngörüsünün uygun bulunmadığı , 07.07.2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğindeki teknolojik sera bölgesi kararı hem 2018 Çevre Düzeni Planındaki dağınık ve büyük teknolojik sera bölgesi planda herhangi bir değişiklik yapılmadan yer almış; hem de önceki planlarda kaldırılan teknolojik sera bölgesi yeniden plana işlenmiş, bazı işletmeler burada bulunmakta olsa da, doğal alanlar da mevcuttur ve bunların tümünde plan değişikliği yapılarak aşırı büyüklükte bir teknolojik sera bölgesi alan kullanımı yaratıldığı,07.07.2020 tarihinde yapılan davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde 2015 planındaki gibi büyüklükte bir tarım alanı değil, bundan 3 kat daha büyük bir tarım alanı plan değişikliği ile kaldırılarak teknolojik sera alanına dönüştürüldüğü, Teknolojik sera alanı tarımsal üretimi destekleyebilecek tür bir kullanım da olsa, kentin bu bölgesinde bu derece büyük bir alanın bu kullanıma ayrılması, bunun için plan değişikliği ile önemli büyüklükte tarımsal alanların kaldırılması kent planlama ilkeleri, sürdürülebilir kalkınma, tarımsal üretimin korunması ve sürdürülmesi gibi ilkeler açısından doğru bir yaklaşım olmadığı,davalı idare 26.10.2020 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile uyuşmazlık konusunun ortadan kalktığını ileri sürse de, bu değişiklik belirtilen büyük teknolojik sera bölgelerini ortadan kaldırmadığı, sadece teknolojik sera bölgesinin bir kısmını Organize Sanayi Bölgesi olarak düzenlediği belirtilmiştir.
Plan notlarının 4.26 sayılı maddesinde, teknolojik sera bölgesi: jeotermal kaynaklar kullanılarak, teknolojik seracılık uygulamalarının gerçekleştirileceği bölgeler olarak tanımlanmış, 7.37 sayılı maddesinde, termal kaynak tespiti yapılan alanlar çevresinde, bu kaynakları kullanacak olan tarım (teknolojik sera) ve turizm sektörüne yönelik yatırımların, Bakanlığın uygun görüşü alınmak şartı ile yapılabileceği, yapılaşma koşullarının alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.7.17 sayılı maddesinde, tarım arazilerinde tarımsal amaçlı faaliyetin gerektirdiği (hayvancılık, seracılık gibi) yapılar ile çiftçinin barınabileceği yapılar dışındaki yapılara izin verilmeyeceği, 8.9.1 sayılı maddesinde, teknolojik sera bölgesi alanlarında, beton temel, çelik çatılı vb. nitelikli seralar yapılabilieceği, seraların inşaat alanına dahil olmadığı, sera faaliyetlerinin gerektirdiği idari, depo, sosyal vb. gibi tesisler için yapılaşma koşullarının, maks. bina yüksekliği=4,50 m. (1 kat), maks. emsal= 0,05 olduğu kurallarına yer verilmiştir.
Teknolojik sera bölgelerinin jeotermal enerjinin daha yaygın kullanımını özendirmek amacıyla jeotermal enerji kaynaklarının bulunduğu bölgelerde planlandığı Dikili’de Kaynarca bölgesinde var olan jeotermal kaynakların seracılıkta organize biçimde kullanılabilmesini ve teknolojik olanaklardan faydalanılarak üretimin gerçekleştirilebilmesi amacıyla İzmir-Çanakkale yolu üzerinde onaylı plan kararları doğrultusunda teknolojik sera bölgesinin öngörüldüğü, seracılığın tarım arazilerinde yapılabileceği, yapılaşma koşullarının da tarım arazilerinde olduğu gibi sınırlı tutulduğu dikkate alındığında dava konusu planın bu kısmında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Kemalpaşa ilçesinde OSB'nin batısında otoyol ile Ankara asfaltı arasında kalan yaklaşık 223 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “orman alanı”, “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” ve “arkeolojik sit alanı” kullanımında iken, davaya konu 07.07.2020 onay tarihli çevre düzeni planında ise aynı alanın “kentsel gelişme alanı” olarak planlanmasına yönelik;
Bilirkişi raporunda, 10.10.2018 tarihli planda orman alanı ve ağaçlandırılacak alan kullanımında bulunan uyuşmazlık konusu bölgenin kentsel gelişme alanı kullanımına dönüştürüldüğü, uyuşmazlık konusu bölge üstünde bulunan "A" notasyonunun, arkeolojik alan statüsü olan bir bölgede kentsel gelişme alanı önerildiğini gösterdiği, bunun arkeolojik koruma kararları ile çelişen ve planlama esaslarına aykırı bir yaklaşım olduğu, ayrıca bir kentsel alan ve OSB arasında herhangi bir yeşil/açık geçiş bölgesi bulunmadan, bu iki kullanımın birbirine sınır oluşturacak şekilde planlanmasının da o kentsel alanda oturanlar açısından sağlıklı bir yaşam çevresi oluşturmayacağı, bölgede sürekliliği olan bir doğal alan varlığının bulunduğu belirtilmiştir.
Bu durumda dava konusu planın bu kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Kemalpaşa İlçesi, Örnekköy Mahallesinin güneydoğusundaki yaklaşık 24 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile “turizm tesis alanı” ve “tarım alanı” olarak planlandığı, 07.07.2020 tarihinde onaylanan dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile alanın “kentsel yerleşik alan” olarak planlanmasına ilişkin kısmı yönünden;
Bilirkişi raporunda;Dava konusu plan değişikliği öncesinde burada yol boyunca turizm tesis alanı öngörüldüğü, davaya konu plan değişikliğinde ise burada mevcut bir konut gelişimi ve yapılaşma olduğu saptamasından yola çıkılarak alan kentsel yerleşik alan olarak plana işlendiği, plan değişikliği öncesinde tarım alanı kullanımı ile planlanmış olan geri bölgenin hala doğal yapıda ve tarımsal kullanımda olduğu,dolayısıyla yolun daha gerisindeki yapılaşmamış alan açısından tarımsal alan kullanımının değiştirilmesi ve yerleşik alan kullanımı getirilmesi mevcut durumu yansıtmayan, planlama esas ve ilkelerine aykırı bir yaklaşım olduğu,yol boyunca yapılaşmalar yer yer olsa da bu kısımda da boş ve gelişmemiş alanların daha fazla olduğu, dolayısıyla önceki plandaki turizm tesis alanı kararının değiştirilmesi açısından da gerekçe bulunmadığı,plan değişikliği kapsamında da böyle bir gerekçe geçerli nedenlerle açıklanmadığı belirtilmiştir.
1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Çevre Düzeni Planının İzmir kentine yönelik bölümü incelendiğinde son derece yoğun bir kentsel yerleşim dokusunun bulunduğu İzmir'de, yerleşik alanların mevcut haliyle gösterildiği,ancak alandaki mevcut yerleşik alanın güneydoğu tarafında olan, genel olarak tamamına yakını boş alan içinde yer alan ve mevcut yerleşik alanın yüzölçümü kadar bir büyüklüğe sahip olan kısmın öncelikle turizm tesis alanı kullanımı olarak belirlendiği, sonrasında turizm tesis alanı kullanımından çıkartılıp önce tarım alanı olarak, sonrasında dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile kentsel yerleşik alan olarak değiştirilmesinde, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 20. maddesinde öngörülen sebeplerin bulunmaması nedeniyle plan değişikliğinin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmamıştır.
Kemalpaşa İlçesi, Örnekköy mahallesinin güneydoğu kısmında yaklaşık 15 hektarlık alanın, 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “tercihli kullanım alanı” ve “orman alanı” kullanımında iken 07.07.2020 tarihinde onaylanan dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile “tercihli kullanım alanı” olarak büyütülmesi ve orman alanının küçültülmesine yönelik olarak;
Bilirkişi raporunda; Dava konusu plan değişikliği öncesinde orman alanı olarak plana işlenen yer tercihli kullanım alanı olarak planlandığı, böylece doğal yapı kapsamında planlanan bir bölge yapılı çevreye dönüştürülmek üzere plan değişikliği yapıldığı,alanın kendisi incelendiğinde, uydu fotoğrafında ormanlık alanlar ile iç içe bir doğal yapı görüldüğü, bu doğal yapının ve orman alanlarının sınırına kadar konut kullanımı ve “ikinci konut” özellikli yapıların geliştiği,uyuşmazlık konusu alanı kapsayacak şekilde yapılı çevrenin geliştirilmesi doğal yapının bütünlüğünü etkilediği, bitişiğinde yer alan orman alanlarının korunması açısından da doğru bir yaklaşım olmayacağı belirtilmiştir.
Çevre Düzeni Planının özünde koruma-kullanma dengesinin sağlanması, çevrenin ve ekosistemlerin korunması yatmakta iken plan değişikliğiyle bu dengeyi kullanma lehinde bozan ve çevrenin korunmasını sağlayan değil, orman alanının yapılı çevreye dönüşmesine yol açan plan değişikliğinin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmamıştır.
Bakanlıkça 23/06/2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Menderes ilçesi merkez yerleşiminin doğusunda İZBAN hattı ile sınırlandırılmış Gölcükler ve Görece mahalleleri içinde kalan alanın 16/11/2015 tarihinde onaylanan planda “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, 10/10/2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde davaya konu alanın tamamının “tarım arazisi” olarak belirlendiği, ancak bu alanın yaklaşık 96 hektarlık kısmının 07/07/2020 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde tekrar “kentsel gelişme alanı” kullanımına ayrıldığı, bu kapsamda aynı gerekçeler ile, Tahtalı Baraj Havzasında, Menderes ilçesi merkez yerleşiminin doğusunda kalan “kentsel gelişme alanı” olarak belirlenen yaklaşık 96 hektar büyüklüğündeki alana ilişkin kullanım kararı yönünden;
Bilirkişi raporunda, 10.10.2018 tarihli planda dava konusu bölgeye ilişkin kullanımın 23.06.2014 tarihli planda olduğu gibi tarım arazisi olarak belirlendiği, ancak dava konusu planda bölgenin kuzey kesiminin kentsel gelişme alanı kullanımına alındığı, İZBAN demiryolu hattı ve Menderes yerleşimi arasında kalan bu bölgenin tarımsal bütünlüğünün devam ettiği ve Tahtalı Barajı Su Toplama Havzası Uzun Mesafeli Koruma Sınırı içinde kalan ve Menderes yerleşimini geniş bir şekilde çevreleyen bir tarımsal alanın bütünlüğünün bozulmasının doğru bir planlama yaklaşımı olmadığı, "İzmir Merkez Kent Alanı" içinde tanımlanan Menderes ilçesinde açılan yeni yerleşim alanlarının hangi nüfus gereksimine dayandırıldığının Plan Açıklama Raporunda yer almadığı belirtilmiştir.
Bu durumda daha önce çevre düzeni planında tarım alanı olan alanın, su koruma havzalarının ve tarımsal alan bütünlüğünün korunması gerektiğinden, davaya konu planda bu kısmının kentsel gelişme alanı olarak belirlenmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Seferihisar ilçesi Atatürk Mahallesi, Doğanbey Termal Turizm Merkezi içinde kalan ve Doğanbey yerleşiminin güneyinde bulunan yaklaşık 46 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “turizm tesis alanı” ve “orman alanı” olarak planlandığı, Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Komisyonunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla 1. derece doğal sit statüsünde iken “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” olarak belirlendiği, 07.07.2020 onay tarihli davaya konu çevre düzeni planı değişikliğinde ise tüm alanın “turizm tesis alanı” olarak tanımlanması yönünden;
Bilirkişi raporunda,doğal yapısıyla korunması kararı doğrultusunda orman alanı kapsamında değerlendirilmiş ve planlanmış olan alan, davaya konu plan değişikliğinde orman alanı ve korunacak alan kullanımından çıkartılarak Turizm Tesis Alanı olarak planlandığı,söz konusu bölge doğal özellikleriyle bu yarımada içinde korunması gereken bir bölge olup, bu durum hem uydu fotoğrafında (Fotoğraf 31) hem de keşif esnasında bu bölge için çekilmiş olan fotoğraflarda (Fotoğraf 32-33) görülüğü, Çevre Düzeni Planında bu bölgelerin koruma-kullanma dengesi içinde koruma ağırlıklı olarak planlanmasının gereği bu fotoğraflar incelendiğinde açıkça anlaşıldığı,nitekim 2014 yılındaki ilk onaylı planda da bu planlama yaklaşımı benimsendiği,daha sonra buradaki koruma-kullanma dengesini kullanma lehine arttıran yaklaşımlar olmuşsa da, davaya konu işlem öncesindeki 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde koruma yaklaşımının planda benimsendiği ,buradaki doğal yapının korunması ve orman alanlarının sürdürülmesi yaklaşımı burnun iki tarafındaki turizm kullanım alanlarının birbirleriyle birleşerek doğal alanın yok olmasını engelleyecek bir kontrol mekanizması olarak da burada önem taşımaktadır. Bu nedenle 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin bu plan türünde olması gereken koruma-kullanma dengesi, çevrenin korunması, doğal değerlerin korunarak sürdürülmesi gibi ilkeler açısından çok daha doğru bir plan yaklaşımı barındırdığı ,davaya konu plan değişikliği işleminde ise doğal alanların önemli bir bölümü doğal yapı olarak korunmaktan çıkartılmış ve turizm tesis alanına dönüştürülmüştür. Bu biçimde doğal yapısı korunmayıp turizm tesis alanına dönüştürülmesi öngörülen alanlardan biri uyuşmazlık konusu bu alandır, bir diğeri aşağıda 4.13 kapsamında gösterilen alan olduğu,her iki alanın da doğal yapıdan çıkartılmasının bu özel doğal bölge açısından önemli sakıncalar barındırdığı,doğal değeri yüksek olan bu bölgede Çevre Düzeni Planının benimsemesi gereken temel ilke olan koruma ilkesinden ödün verildiği, koruma-kullanma dengesinin bozulduğu, çevrenin korunması biçimindeki Yönetmelik maddeleriyle belirlenen amaçlardan da uzaklaşıldığı,ayrıca yukarıda belirtildiği üzere bu değişiklik ile beraber burnun iki tarafındaki gelişmeler neredeyse birleşerek bütünleşmiş bir yapılı çevre oluşumu öngörüldüğü,bu durum ise doğal yapının kuzey ve güney kısımlarını birbirinden koparan ve böylece ekosistemin mekânsal sürekliliğini yok eden bir yapılı çevre anlamına geldiği belirtilmiştir.
Bu durumda,anılan bölgedeki doğal değerin, doğal çevrenin ve ekosistemin turizm tesis alanına olarak planlanarak yapılı çevreye dönüştürülmesi, planlama ilke ve esaslarına, çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesi ve çevrenin korunması ilkelerine aykırıdır.
Seferihisar ilçesi Atatürk Mahallesinde yaklaşık 30 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “tarım alanı” kullanımında olduğu, 07.07.2020 onay tarihli davaya konu Çevre düzeni planı değişikliğinde ise alanın “günübirlik alan” olarak tanımlanması yönünden;
Bilirkişi raporunda;Uyuşmazlık konusu plan değişikliği işlemi ile tarımsal üretim özelliği bulunan doğal yapı yine kullanım alanı olarak planda değiştirildiği, bu bölgeye ilişkin planın koruma-kullanma dengesi zedelendiği, koruma ağırlıklı plan yaklaşımı değiştirilerek kullanma lehine bir plan yaklaşımı bu özel ekosistem içeren bölge için benimsendiği, ekosistem bütünlüğünü zedeleyecek biçimde doğu-batı ekseninde doğal yapının yapılı çevreye dönüştürüldüğü bir koridor yaratıldığı, Çevre Düzeni Planının ana ilkesi olması gereken ve Mekânsal Planlar Yönetmeliğinde de güvence altına alınmış olan çevrenin korunması ve tarımsal değerin sürdürülmesi gibi ilke ve koşullar göz ardı edildiği,dava konusu plan değişikliği bu bölge ve burun için benimsenmesi gereken doğa koruma yaklaşımlarını olumsuz yönde etkileyen, çevre koruma ilkeleriyle çelişen, Çevre Düzeni Planının bu bölge için saptadığı ana plan kararını, sürekliliğini ve bütünlüğünü zedeleyen, ekosistem bütünlüğünü de bozan, tüm bu yönleriyle Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğine aykırılıklar taşıyan bir işlem olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda,Uyuşmazlık konusu alanın doğal sit alanlarının bitişiğinde kaldığı, alanın güneyindeki bölgede ise 2. ve 3. derece arkeolojik sit alanlarının bulunduğu, söz konusu alanın yeşil sistem sürekliliği içinde bulunan ve yeşil sistemi deniz ile ilişkilendiren bir konumda olduğu dikkate alındığında, bu bölgedeki planlama yaklaşımının, koruma-kullanma dengesine aykırılık oluşturduğu sonucuna varılmaktadır.
Seferihisar ilçesi, Hıdırlık Mahallesinde yaklaşık 25 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “tarım alanı” olarak planlandığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da tarımsal alan olarak korunduğu, 07.07.2020 tarihinde onaylanan dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde getirilen “tercihli kullanım alanı” kullanımı yönünden;
Bilirkişi raporunda, 10.10.2018 tarihli planda tarım arazisi kullanımında olan alanın dava konusu planda tercihli kullanım alanı olarak belirlendiği, uyuşmazlık konusu alanın yapılaşmamış olduğu, bu alanın güney kesiminin ise kısmen yapılaşmış olduğunun gözlendiği, uyuşmazlık konusu bölgenin, dava konusu planda Seferihisar Barajı sulama alanı sınırları içinde kaldığı, sulama alanı sınırları içine tercihli kullanım alanı kararı getirilmesinin şehircilik ilkeleri ve planlama esasları açısından uygun olmadığı belirtilmiştir.
Bu durumda planda belirlenen Seferihisar Barajı sulama alanı içinde tercihli kullanım alanı belirlenmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Urla ilçesi merkez yerleşim alanında 113 hektarlık alanın önceki çevre düzeni planları ve son olarak 10.10.2018 onay tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile “tarım alanı” olarak planlanmışken, 07.07.2020 onay tarihli davaya konu çevre düzeni planı değişikliği ile “kentsel yerleşik alan” kullanımı yönünden;
Bilirkişi raporunda, 10.10.2018 tarihli planda tarım arazisi kullanımında olan alanın dava konusu planda kentsel yerleşik alan olarak belirlendiği, bunun alt ölçekli planlar açısından yapılaşma baskısını arttırma potansiyeli barındırdığı, oysa bölgenin genelinin büyük ölçüde kırsal karakter gösterdiği, dolayısıyla uyuşmazlık konusu alanlarda seyrek yoğunluklu konut alanlarının bulunmasının, bölgenin kentsel yerleşik alan kullanımına alınmasını gerektirmediği, plan kararının şehircilik ilkeleri ile bağdaşmadığı belirtilmiştir.
Bu durumda büyük ölçüde kırsal karakter gösteren alanın çevre düzeni planında kentsel yerleşik alan olarak belirlenmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Urla ilçesi, Yağcılar Mahallesinde 44 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “tarım alanı” olarak planlanmasına rağmen bu alanın, davaya konu 07.07.2020 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliği ile “tercihli kullanım alanı” olarak değiştirilmesi yönünden;
Bilirkişi raporunda; Orman alanları içinde bir koridor olarak ve denize ulaşan bir vadi boyunca yapılaşmanın denetlenmeye çalışıldığı Çevre Düzeni Planında bu hedefin hayata geçirilemediği ve son derece özel bir doğal alanın yapılı çevreye dönüşmekte olduğu, 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde bu koridorun kuzey kısmındaki bölge yapılı çevre olarak kabul edildiği, güney kısmı ise tarımsal alan olarak korunduğu ve yapılaşma öngörülmediği,ancak buna rağmen mevzi planlar ile yapılaşmanın güneye doğru ilerlediği ,kıyıya yakın bir bölge dışında büyük oranda yapılaşma gerçekleştiği, bu aşamada henüz yapılaşmasının gerçekleşmemiş kısımlar için Çevre Düzeni Planının daha duyarlı bir plan yaklaşımı benimsemesi ve buradaki tarımsal ve doğal yapının korunması ve yapılaşmaya açılmaması için özel bir planlama çalışması yapılması gerektiği ,bu eşsiz peyzajın ve doğal yapının korunması kuşkusuz Çevre Düzeni Planının bu bölge için stratejik kararı niteliğinde olduğu,bu nedenle burada davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği işlemi ile kıyıya kadar (çok sınırlı bir alanda kıyı şeridinde tarımsal alan kullanımı bırakılmıştır) mevcut yerleşik alan kullanımı gösterimi doğru bir planlama yaklaşımı olarak değerlendirilmediği,deniz kıyısına yakın olan ve henüz yapılaşmamış olan kısmın açık ve kamusal alan olarak korunması, buraya yapı yasağı getirilmesini sağlayacak biçimde üst ölçekli Çevre Düzeni Planında tarımsal alan ya da kamusal açık alan olarak planda koruma ağırlıklı bir plan kararının geliştirilmesi gerekli olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda,anılan bölgedeki doğal değerin, doğal çevrenin ve ekosistemin yapılı çevreye dönüştürülmesi, planlama ilke ve esaslarına, çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesi ve çevrenin korunması ilkelerine aykırıdır.
Soma ilçesinde yaklaşık 250 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “tarım alanı” olarak planlanmasına rağmen 07.07.2020 tarihinde onaylanan dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile “kentsel gelişme alan ve ulaşım ağı" kullanımına alınması yönünden;
Bilirkişi raporunda; Uyuşmazlık konusu Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile Soma’da oldukça büyük alanlar kentsel gelişme alanı olarak plana işlendiği, önceki planda tarımsal alan olarak planlı yerler yapılı çevreye dönüştürülmek üzere plan değişikliği yapıldığı, 2018 onaylı plan ve kentin mevcut yerleşme deseni (Fotoğraf 44) incelendiğinde ikili bir kentsel yapı olduğu,kuzeyde Soma Termik Santrali önemli bir çalışma ve sanayi alanı olarak yer aldığı, bu alanın kuzeybatısına doğru yer alan mahalleler Çevre Düzeni Planında kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanları olarak planlanmış olduğu, güneydeki bölge ise Soma yerleşiminin merkezi kısmıdır ve kuzeydeki termik santral ve etrafındaki yapılı çevreden tarımsal alanlar ve bir bölge parkı ile ayrıldığı, İki yerleşik alan arasındaki tarımsal üretim ağırlıklı bu yeşil koridor sürekliliği kent makroformunu belirleyen önemli bir unsur olmakla beraber, ikili yerleşim yapısını denetleyen ve dolu-boş dengesini yani koruma-kullanma dengesini de sağlayan stratejik bir planlama kararı olduğu,aynı zamanda iki yerleşim alanı arasındaki bu doğal çevrenin içinden bir de akarsu geçtiği, Bakırçay isimli bu akarsu da Soma’da güney ile kuzeydeki yerleşim arasında bir sınır oluşturduğu,davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile beraber Soma ilçesindeki bu ikili yapı makroformu ortadan kalktığı, Kuzey ve güneydeki yerleşmeler arasında yer alan ve koridor içinde süreklilik arz eden tarımsal alan kentsel gelişme alanı olarak planlanıp yapılı çevreye dönüştürülerek kuzey ve güney birleştirdiği, Kuzey ve güney yerleşmeler arasında aslında doğal bir sınır yaratan ve yerleşimleri “ayırıcı” özelliği olan akarsu da yapılı çevre ile iç içe olacak biçimde planda işlendiği,dolayısıyla bu akarsuya ilişkin hassas bir plan yaklaşımının da bulunmadığı,oysa akarsu yataklarına yaklaşma mesafelerinin güvence altına alınması için 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planından başlayarak akarsu boyunca yeşil ve açık alan sisteminin plana işlenmesi güvenli ve sağlıklı yaşam alanları yaratmak için, hem doğayı korumak hem de doğal afetlerden korunmak için benimsenmesi gereken bir planlama yaklaşımı olduğu, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı stratejik önemde kararların plana işlenerek güvence altına alındığı bir plan ölçeğidir ve bu ölçekte akarsu ile yerleşmeler arasında bir tampon bölge olarak yeşil alanların planlanmasına ilişkin ipuçları planda belirtilerek alt ölçekli planların yönlendirilmesi gerektiği,davaya konu örnekte bu tür bir yaklaşımın benimsenmemiş olması şehircilik ilkeleri, planlama esasları, iklim değişikliğine uyum ve afet sakınım yaklaşımları ile bağdaşmayan bir durum olduğu,kuzey ve güneydeki iki yerleşme arasında bir diğer “ayırıcı” öğe çevre yolu olduğu, 2018 onaylı planda bulunmayan bu çevre yolu anılan akarsuyun hemen güneyinden geçtiği,davaya konu plan değişikliği ile bu çevreyolu da güney ve kuzeydeki yerleşmeleri birleştiren yeni kentsel gelişme alanlarının içinden geçen bir yol olarak plana işlendiği,oysa çevre yolu, ulaşım planlamadaki yol kademelenmesi ilkesinin gereği, yol boyunca yer alan kullanımlara erişim sağlayan bir bulvar veya bağlantı yolu olmadığı,tam tersine yol boyunca yer alan kullanımları birbirinden ayıran nitelikte bir yol olduğu,çevre yolunun sık sık kesilmesi söz konusu olmadığı, bu nedenle çevre yollarına bitişik biçimde kentsel arazi kullanımlarının planlanması evrensel olarak doğru kabul edilmeyen bir yaklaşım olduğu,ayrıca çevre yolu olan kentlerde, yerleşimin çevre yolunun tek bir tarafında sınırlandırılmasına ve yolun diğer tarafında kentsel gelişmelerin önlenmesine çalışıldığı, böylece söz konusu yolu sık sık kesmesi gereken bağlantı gereksinimi azaltılmaya çalışıldığı, uyuşmazlıkta ise, çevre yoluna bir kent içi bağlantıdan farksız bir yaklaşım söz konusu olduğu,tüm yeni kentsel gelişme alanları çevre yolunun her iki tarafında ve yol boyunca planlandığı,özellikle Çevre Düzeni Planı Değişikliği paftasının yerleşimin batı tarafına ilişkin olan kısmında ince bir şerit olarak çevre yolunun kuzeyine çıkan kentsel gelişme alanları görülmekte olduğu, planlanan kentsel gelişme alanlarının çevre yolunu dikkate almadan planlandığı,burada belirtilen çevre yoluna yaklaşma konuları da alt ölçekli planlarda çözülmesi beklenen konular olmadığı, Çevre Yolunun her iki tarafında yol boyu kentsel gelişim planladıktan sonra, yola belli bir mesafe konsa bile sürekli bu yolun üzerinden bağlantı yapılmasını gerektirecek bir yerleşim deseni oluşturulduğu için bu konu tampon bölgeler yaratılarak çözülebilecek bir sorun da olmadığı,ayrıca çevre yolu boyunca yer yer yapılaşmanın olduğu görülse de, aslında bu bölge ağırlıklı olarak tarımsal üretimin olduğu bir bölge olduğu,bu kadar büyük tarımsal alanların kentsel gelişme alanı olarak planlanmasına yönelik bu plan değişikliği Çevre Düzeni Planının Soma yerleşimine ilişkin plan ana kararlarını zedelediği gibi Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Çevre Düzeni Planlarına ilişkin tanımlarına ve ilkelerine de uymadığı belirtilmiştir.
Bu durumda, Soma yerleşimine ilişkin olarak 07.07.2020 onay tarihli davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği ,Çevre Düzeni Planının bu ilçeye ilişkin plan ana kararlarını, sürekliliğini ve bütünlüğünü bozduğu, çevre koruma ve tarım arazilerinin korunarak geliştirilmesi ile afet risklerini azaltıcı yaklaşımların benimsenmesi gibi Yönetmelik ilkeleriyle de çeliştiği, öngörülen kentsel gelişme alanları şehircilik ilkeleri, planlama esasları, ulaşım planlama yaklaşımları ve iklim değişikliğine uyum ve afet sakınım yaklaşımları ile bağdaşmadığı sonucuna varılmaktadır.
Yunusemre ilçesinde 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “orman alanı” olan bölgenin, 07.07.2020 onay tarihli davaya konu çevre düzeni planı değişikliği ile “askeri alan” olarak tanımlanması yönünden;
Bilirkişi raporunda,2021 yılındaki çevre düzeni planı değişikliğinin gerekçe raporunda Manisa Büyükşehir Belediye Başkanlığının talebi ve Milli Savunma Bakanlığı İzmir İnşaat Emlak Bölge Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı yazısı ile davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde “askeri alan” olarak düzenlenen alanın sınırlarının ve askeri alan statüsünün değiştiği belirtilerek söz konusu alana ilişkin düzenleme yapılması gereği doğduğu belirtilerek, ayrıca plana askı sürecinde yapılan itirazlarda özel mülkiyete konu tarım arazileri ile mevzi imar planı bulunan alanların yer aldığının tespit edildiği açıklanarak; bu doğrultuda “askeri alan” kararının “askeri yasak ve güvenlik bölgesi”, “orman alanı” ve “tarım arazisi” şeklinde düzenlenmesine ilişkin Çevre Düzeni Planı Değişikliği yapıldığı,mevzi imar planlarının orman ve tarımsal alanlarda yapılaşma yaratmasına yönelik herhangi bir plan gösterimi ve notunun da bulunmaması nedeniyle, yapılan bu son işlemde planlama ilke ve esasları açısından stratejik önemde bir aykırılık tespit edilmemiş olduğu, uyuşmazlık konusunun da ortadan kalktığı çünkü orman alanının plana işlendiğinin görüldüğü belirtilmiştir.
Bu durumda,dava konusu çevre düzeni planı değişikliğiyle "askeri alan” kullanım kararı getirilen bölgenin 20.08.2021 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliği ile “askeri yasak ve güvenlik bölgesi”, “orman alanı” ve “tarım arazisi” olarak yeniden planlandığı anlaşıldığından, davanın bu bölümü ortadan kalkmıştır.
C. Sınır değişikliği kararlarına ilişkin itirazlar
1-Sulama alanı sınırları ile göl-gölet alanları sınırlarına ilişkin plan değişikliği kararları
DSİ 2. Bölge Müdürlüğünün görüşlerinin plana “altlık” niteliği taşıdığı, dava konusu plan değişikliğinde özel statülü alanların (yasal statülü) ve bu alanlara ilişkin verilerin plana işlenmesinin planlama sürecinin doğal ve zorunlu bir parçası olduğu, sonuç itibarıyla bu verilerdeki değişikliklerin plana işlenmesi ve bu nedenle plan değişikliği işlemi yapılmasının mevzuata uygun olduğu anlaşıldığından dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde çevre düzeni planının ilke, hedef ve stratejileri ile planlama esaslarına ve imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
2-Akhisar ilçesi ile Gölmarmara ilçesinde ilçe sınırı çizgisinin planda gösterilmemesi itirazı
Dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinden sonra iki ilçe sınırlarının bulunduğu K19 paftasında 08/09/2023 ve 07/02/2024 tarihinde onaylanan plan değişikliklerinde ilçe sınırlarının gösterildiği anlaşıldığından,uyuşmazlığın bu kısmı ortadan kalkmıştır.
3-Kültür ve Turizm Koruma ve Geliştirme Bölgesi sınırlarına ilişkin plan değişikliği kararları
Gölmarmara ilçesinde Marmara Gölünün batısında yer alan, Kula ilçesi Şahitoplu Mahallesinin güneydoğusunda yer alan ve Salihli ilçesi ilçe merkezinin güneyinde yer alan “Kültür ve Turizm Koruma ve Geliştirme Bölgesi/Turizm Merkezi” sınırlarının 07.07.2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde hangi gerekçeyle kaldırıldığının ortaya konulmadığına yönelik;
"Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri/Turizm Merkezlerinin” statülerinin değiştirilmesine ilişkin 1532 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararının plana “altlık” niteliği taşıdığı, dava konusu plan değişikliğinde özel statülü alanların (yasal statülü) ve bu alanlara ilişkin verilerin plana işlenmesinin planlama sürecinin doğal ve zorunlu bir parçası olduğu, sonuç itibarıyla bu verilerdeki değişikliklerin plana işlenmesi ve bu nedenle plan değişikliği işlemi yapılmasının mevzuata uygun olduğu anlaşıldığından dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde çevre düzeni planının ilke, hedef ve stratejileri ile planlama esaslarına ve imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; Çevre düzeni planının, anılan çevre düzeni planının 28/04/2020 onay tarihli 1/25.000 ölçekli nazım imar planıyla aralarında uyuşmazlıklar bulunduğu hususları ile Yunusemre İlçesindeki askeri alan ve Akhisar İlçesi ve Gölmarmara İlçesinde ilçe sınır çizgisinin planda gösterilmemesine yönelik kısımları yönünden DAVA HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, Aliağa İlçesi, Çaltılıdere Mahallesi sınırları içinde kalan kentsel gelişme alanı,Çeşme İlçesi, Dalyan ve Sakarya Mahallelerinde Ayayorgi Koyunun gerisinde kalan tercihli kullanım alanı,Kemalpaşa İlçesi, OSB’nin batısında otoyol ile Ankara asfaltı arasında kalan kentsel gelişme alanı,Kemalpaşa İlçesi, Örnekköy yerleşiminin güneydoğusundaki kentsel yerleşik alan,Kemalpaşa İlçesi, Örnekköy Mahallesinin güneydoğu kısmında yer alan tercihli kullanım alanı,Seferihisar İlçesi, Doğanbey Termal Turizm Merkezi içinde kalan ve Doğanbey yerleşiminin güneyinde bulunan turizm tesis alanı,Seferihisar İlçesi, Atatürk Mahallesi sınırları içinde kalan günübirlik alan,Seferihisar İlçesi, Hıdırlık Mahallesinde tercihli kullanım alanı,Soma ilçesinde yaklaşık 250 hektarlık alana ilişkin kentsel gelişme alanı,Çeşme İlçesi, Ovacık Mevkiinde otoyolun doğusunda kalan kentsel gelişme alanı,Çiğli İlçesi,Egekent-Balatçık kuzeyi kentsel gelişme alanı,Menderes İlçesi, Gölcükler ve Görece Mahalleleri içinde kentsel gelişme alanları,Urla İlçesi merkez yerleşiminde belirlenen kentsel yerleşik alan,Urla İlçesi, Yağcılar Mahallesindeki tercihli kullanım alanı kararı getirilmesine ilişkin olarak çevre düzeni planının İPTALİNE, anılan planın dava konusu edilen diğer kısımlarına ilişkin DAVANIN REDDİNE karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
19/07/2007 tarihinde onaylanan Manisa-Kütahya-İzmir Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesinin 26/12/2012 tarihli, E:2010/786, K:2012/8225 sayılı kararıyla planın tümünün iptaline karar verilmiştir. Söz konusu karar üzerine İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluru ile onaylanmıştır. 23/06/2014 tarih ve 9948 sayılı Bakanlık oluru ile onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı askı sürecindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında 30/12/2014 tarih ve 21137 sayılı Bakanlık oluru ile yeniden onaylanmıştır. Söz konusu plana yönelik askı süreci içerisindeki itirazların değerlendirilmesi sonrasında da İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (J-..., J-..., K-..., K-..., K-..., L- ..., L-..., L-..., L-..., L-2...0 paftaları ve plan hükümleri) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca 16/11/2015 tarihinde onaylanmış, bu planda 27/01/2017 tarihinde ... Plan Paftasında, 10/04/2018 tarihinde ... Plan Paftası, ... Plan Paftası ve bazı plan hükümlerinde değişiklik yapılmış, ... Plan Paftasına ilişkin yapılan değişiklik 25/07/2018 tarihinde onaylanmış ve İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği (..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...18 Plan Paftaları, ... Paftası, Plan Hükümleri, Plan Açıklama Raporu, Plan Değişikliği Gerekçe Raporu ve eki) 1. No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 10/10/2018 tarihinde onaylanmıştır. Bu plana yapılan itirazlarla birlikte, İzmir- Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 07/07/2020 tarihinde onaylanmıştır.
Bakılan davada, 07/07/2020 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin aşağıda ileri sürülen sebeplerle iptali istenilmektedir.
İLGİLİ MEVZUAT:
3194 sayılı İmar Kanununun 5. maddesinde; Çevre düzeni planı; "varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve stratejilerine uygun olarak yerleşim, gelişme alanları ve sektörlere ilişkin alt ölçek planlarını yönlendiren genel arazi kullanım kararları çerçevesinde ilke ve kriterleri belirleyen, bölge, havza veya il bütününde hazırlanan, plan hükümleri ve raporuyla bir bütün olan plandır." şeklinde tanımlanmıştır.
2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.
10/7/2018 tarihli 30474 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 102.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak, (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 4.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı ifade eder." kuralı yer almaktadır.
Yönetmeliğin "Planlama alanı" başlıklı 18.maddesinde, "Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır." kuralına, "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, " Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır." kuralı, 4.fıkrasında, "Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir." kuralı, 5.fıkrasında, "Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur." kuralı bulunmaktadır.
Yönetmeliğin "Revizyon ve değişiklikler" başlıklı 20. maddesinin 1.fıkrasında, "Çevre düzeni planının ihtiyaca cevap vermediği hallerde veya planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilke ve politikaları açısından plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü etkilemesi halinde çevre düzeni planı bütününde revizyon yapılır. Çevre düzeni planı revizyonu; a) Nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması, b) Planın temel strateji ve politikalarını değiştirecek bölgesel ölçekli yatırımların ortaya çıkması, c) Yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması, ç) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması, durumunda yapılır." düzenlemesine, 2.fıkrasında da, "Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir. Çevre düzeni planı değişikliklerinde; a) Kamu yatırımlarına, b) Çevrenin korunmasına, c) Çevre kirliliğinin önlenmesine, ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine, dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır." düzenlemesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacı tarafından, planın tümüne yönelik olarak genel iddialar, 18 maddede sıralanan alanlara yönelik getirilen mekansal kullanım kararlarına yönelik itirazlar ve üç başlıkta toplanan sınır değişikliği kararlarına yönelik itirazlar olmak üzere üç ana başlıkta itirazlar açıklanarak dava konusu planın iptali istenilmiştir.
Çevre düzeni planına (ÇDP) karşı açılan bu davada davacının iddiaları buna karşılık davalının savunması kapsamında dava konusu planın ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıya Naip üye ... tarafından resen seçilen Prof. Dr. ..., Prof. Dr.... ve Doç. Dr. ...'in katılımıyla mahalinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve tebliğ üzerine itirazlar sunulmuştur.
Bilirkişi raporunda, davacının ileri sürdüğü iddiaların neredeyse tümüne yönelik görüş belirtilmiştir. Bilirkişi Kurulu, davaya konu planları incelerken, davaya konu planın onanmasından ve hatta keşif tarihinden sonra onanarak yürürlüğe giren planlara ilişkin olarak da görüşlerini sunmuştur. Bilirkişi Raporunda öncelikle plan geneline ilişkin itirazlar değerlendirilmiş, bunun ardından dava dosyasında yer alan ve İzmir ve Manisa ili içinde çok sayıda alana ilişkin maddeler halinde verilmiş olan itirazların her biri tek tek incelenmiş ve görüş geliştirilmiş, son olarak çeşitli sınır değişikliği kararlarına itirazlar değerlendirilmiştir.
Davacının dava konusu plana yönelik üç ana başlık halinde ileri sürdüğü iddialarına karşılık, davalı tarafından aynı sıralama ile sunulan savunmalar ve bilirkişi raporundaki değerlendirmeler de aynı sıralama ile yapılmış olduğundan Dairemizce iddia, savunma, bilirkişi raporundaki tespitler ve rapora yapılan itirazlar çerçevesinde uyuşmazlık aynı sıralamaya uygun olarak konular itibarıyla tek tek değerlendirilmiştir.
A- Planın bütünününe yönelik iptal nedenleri olarak:
Dava dilekçesinde;
• İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve Değişiklikleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde; nitelikli tarım alanlarının, orman alanlarının, doğal karakteri itibarıyla korunması gereken alanların; konut, sanayi, ticaret gibi gelişme alanlarına dönüştürülmesi, planın dili ve içeriğinin anlaşılmaz ve yasal mevzuata aykırı olması, planın verilerinin güncel tarihli olmaması, plan üzerinde birçok yerde idari ve fiziki sınırların hatalı olması, plan notları ile kaçak yapıların yasallaşmasının önünü açan uygulama notlarının olması, kentlerin ulaşım, liman, havalimanı, enerji politikaları gibi sektörel kararlarına yer vermemesi; buna istinaden kent ve kırsal alanların verimi yüksek toprakları ile tarihi ve doğal alanları yok edecek kararlara yer verilmesi şeklinde sıralanabilecek birçok nedene ilaveten, şehir ve bölge planlama biliminin değerleri ile örtüşmeyen, İzmir ve Manisa kentlerinin imar düzenlemelerinin yok edici kararlar ile şekillenmesine neden olacağı,
• Dava konusu 07/07/2020 onay tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile oluşturulan kararların bilimsel dayanağının tartışmalı olduğu, yaklaşık 200 noktada düzenleme yapıldığı, bunlardan bir kısmının “plan değişikliği onama sınırı” içerisinde yer aldığı, önemli bir kısmının ise herhangi bir “plan değişikliği onama sınırı” olmadan plan kararlarının değiştirildiği, öte yandan dava konusu işlemde askıya çıkarılan plan açıklama raporunun yapılan değişiklikleri açıklayan bir rapor olmadığı, söz konusu değişikliklerin teknik ve nesnel gerekçelerini açıklayan plan değişikliği açıklama raporu olması gerektiği,
• İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde parçacı nitelikte kararlara rastlandığı, ayrıca planın koruma ilkelerine aykırı olarak bazı bölgelerde orman, tarımsal alanlar gibi yeşil dokuyu oluşturan alanlarda kentsel kullanıma yönelik kararlar üretildiği, ekolojik dengeyi bozan bu kararların hızlı ve kontrolsüz kentleşmeye yol açabileceği,
• Bazı ilçelerde getirilen kentsel gelişme alanları, tercihli kullanım alanları vs. plan kararlarının bölgedeki yoğunluğu ve 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında öngörülen nüfus değerlerini arttırıcı nitelikte olduğu,
• Dava konusu çevre düzeni planının afet, jeolojik-jeofizik ve doğal veriler dikkate alınmadan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 7/ğ maddesine aykırı hazırlandığı ileri sürülmektedir.
Savunmada,
• Davacının öne sürdüğü iddiaların, somut ve temeli olmayan yüzeysel iddialar olduğu, çevre düzeni planı ile verimli tarım alanlarının, orman alanlarının ve doğal nitelikli koruma alanlarının gelişmeye açıldığı iddiasının doğru olmadığı, çevre düzeni planının ilk olarak onaylandığı 23/06/2014 tarihinden günümüze kadar çok sayıda yerleşim birimi ve çevresinde yer alan plan kararlarının irdelenerek binlerce hektarlık alanın mevcut arazi kullanım kararına uygun biçimde yeniden düzenlendiği,
• Özellikle, 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Plânlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Plânı Değişikliği ile İzmir İlinde Aliağa, Dikili, Torbalı, Menderes, Kemalpaşa, Ödemiş, Urla ve Manisa İlinde, Yunusemre İlçesi başta çok sayıda yerleşim biriminde kentsel gelişme alanı, turizm tesis alanı, tercihli kullanım alanı gibi kullanımların, ilgili kurum görüşleri, mahkeme kararları ve ilgili mahalli idarelerin talepleri dikkate alınarak tarım arazisine dönüştürüldüğü
• Bununla birlikte, çevre düzeni plânının enerji ve ulaşım politikalarına ilişkin kararlar ürettiği gerek plân açıklama raporundan, gerekse plân hükümlerinden anlaşıldığı, dava konusu çevre düzeni planında da Bakanlıkça onaylanan diğer çevre düzeni plânlarından farklı olarak bölgenin özelliklerinin dikkate alındığı ve buna uygun çevre düzeni plânı kararlarının üretildiği,
• Davacıların çevre düzeni plânının dili ve içeriğinin anlaşılmaz olduğuna dair iddialarının herhangi bir mesnedi bulunmadığı, dava konusu çevre düzeni plânının mer'i mevzuat uyarınca bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının gerektirdiği ayrıntı düzeyinde ve Mekansal Plânlar Yapım Yönetmeliğinin 6 ncı maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca alt kademe plânları yönlendirecek nitelikte olduğu,
• Davacının nüfus kararları ile kentsel yerleşme alanları arasında kurduğu ilişkinin nesnellikten uzak olduğu, İzmir-Manisa Plânlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Plânında nüfus hesaplamalarını değiştirecek ölçekte tercihli kullanım alanı ve kentsel gelişme alanı kararının getirilmediği, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile birlikte yürütülen çalışmalar neticesinde, anılan büyükşehir belediye başkanlığınca hazırlanan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni plânı ile 1/25.000 ölçekli nazım imar plânlarının öngörü yılı olan 2030 yılı yerleşim nüfusları dikkate alınarak çevre düzeni plânı nüfuslarının 2025 yılı için yeniden düzenlendiği belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda;
Plan geneline ilişkin itirazların değerlendirilmesi
"1. Davaya konu planın çevre düzeni planı tanımı ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi
Bilirkişi heyetimize yöneltilen genel sorular içinde, davaya konu planın geneline yönelik olarak, bu planın Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik ile Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde belirtilen tanımlara ve çevre düzeni planının niteliğine uygun olup olmadığının; planda mekansal bütünlük kurulup kurulmadığının, ekolojik amaçlı olup olmadığının; alt ölçekli planlarla ilişkisine ve plan hiyerarşisine uygunluğunun değerlendirilmesi istenmiştir.
Çevre düzeni planı, nazım ve uygulama imar planlarından farklı olarak, üst ölçekte, yani bölgesel ve alt-bölgesel ölçekte, bir bölgenin veya kentin genel ve başlıca mekansal stratejilerinin belirlendiği planlardır. Bu ölçekte yer alan mekansal stratejiler en temelde gelişme ve koruma stratejileri olup, planlama yazınında “koruma-kullanma” dengesi terimiyle de ifade edilir. Üst ölçekli bir strateji planında çevresel ve doğal değerler, tarihi ve kültürel miras değerleri ve tarımsal değeri nedeniyle korunacak alanlar kesin biçimde belirlenir ve bu alanların korunmasına ilişkin plan önerileri geliştirilir. Diğer yandan, yine bu ölçekte, yerel ve/veya ülkesel ekonomik kalkınma açısından önemli gelişme odakları belirlenerek bu odaklara ilişkin mekansal gelişme ve büyüme stratejileri ve kararları belirlenerek planda ifade edilir. “Koruma-kullanma” dengesi, aslında ekonomik kalkınmanın çevresel değerleri koruyarak gerçekleşmesini öngörür. Doğal ve tarım arazilerinin korunması temel ilkesi ile ekonomik büyümeye olan bu bütünleşik yaklaşım, dünya yazınında sürdürülebilir kalkınma şeklinde tanımlanmıştır.
Şu anda yürürlükte olmamakla beraber, 11 Kasım 2008 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte, yukarıda belirtilen çevre koruma ve ekonomik kalkınma konularına vurgu yapılmış, yönetmeliğin amacı “ülkemizin sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel zenginliğin korunarak kalkınma planları ve varsa bölge planları temel alınarak, ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkan veren, genel arazi kullanım kararları ile bunlara ilişkin strateji ve politikaları oluşturmak ve çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar planlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekteki çevre düzeni planlarının hazırlanmasına, hazırlattırılmasına, onaylanmasına, izlenmesine, denetlenmesine ve bu planlar üzerinde yapılacak değişikliklere ilişkin usul ve esasları düzenlemek” olarak tarif edilmiştir. Bu tarif içinde doğal, tarihi ve kültürel zenginliklerin korunması; ekolojik ve ekonomik kararların bir arada düşünüldüğü genel arazi kullanım kararlarının oluşturulması; çevre kirliliğinin oluşmadan önlenmesi konularına vurgu yapılmaktadır. Diğer bir deyişle, çevre düzeni planında koruma-kullanma dengesi, sürdürülebilirlik yaklaşımı ve ekosistem bütünlüğünün korunması konuları öne çıkmaktadır.
Yukarıda anılan yönetmelik 14.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ile yürürlükten kalkmıştır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nde Çevre Düzeni Planı şu şekilde tanımlanmaktadır: “Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan plan”.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinde çevre düzeni planları hazırlanırken dikkat edilecek konular şu şekilde sıralanmıştır:
a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması,
b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması,
c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi,
ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi,
d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi,
e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması,
f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi,
g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması,
ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması,
h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması.
Bu tanımlarda da yine sürdürülebilir kalkınma amacı doğrultusunda ekolojik ve ekonomik kararların uyumu ve bütünleşmesi gereğine vurgu yapılmış; doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması gereği, ayrıca çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması gereği belirtilmiştir. Bunların yanı sıra afet risklerini azaltıcı önerilerin de plan kapsamına alınması gereği belirtilmiştir.
Korumacı yaklaşımın yanı sıra elbette gelişmeye yönelik strateji ve politikalar da çevre düzeni planlarında belirlenecektir. Bunun için yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması gerektiği belirtilmiş; ayrıca ulaşım ağlarına ilişkin olarak güzergahların genel olarak belirlenmesi gereği üzerinde durulmuştur. Gerek ulaşım kararlarıyla bütünleşik olarak, gerekse çevre koruma konularıyla ilişkili biçimde ele alınarak arazi kullanım kararlarının verilmesi de çevre düzeni planının konusu olarak belirtilmiş; ancak arazi kullanım kararlarının bu planlarda imar planlarındaki gösterimden farklı olarak, şematik ve grafik dil kullanılarak belirtileceği de yönetmelikte tarif edilmiştir.
Mevzuattaki tanımlamalar da dikkate alındığında, çevre düzeni planı koruma ve kullanma dengesini gözeterek ekolojik duyarlılık içinde ekonomik ve kentsel gelişmeyi yönlendiren, çevre koruma ya da afet sakınım gerekleri doğrultusunda kentsel gelişmeyi gerektiğinde denetleyen ve kısıtlayan, bu doğrultuda koruma konusu ile gelişme/büyüme konusundaki temel plan stratejilerini belirleyen, bunlara yönelik politikalar üreten bir plandır.
Bu kapsamda ele alındığında 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı genel şemasının yoğun bir kentsel yerleşim dokusunun bulunduğu İzmir ve Manisa merkez bölgelerinde yerleşik alanların mevcut haliyle gösterildiği; merkez dışındaki çok sayıdaki yerleşim alanında da mevcut yerleşik alanların plana işlendiği; bu mevcut doku ile beraber kentsel gelişme alanlarının da önerildiği; ayrıca merkez kentlerin ve diğer yerleşimlerin çevresinde ve çeperinde yeşil kuşaklar ve yeşil sürekliliklerin yaratıldığı; yoğun dokular içinde de yer yer mevcut boşluklar değerlendirilerek kentsel ve bölgesel parklar ve yeşil alanların oluşturulduğu bir genel yaklaşım görülmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere her Çevre Düzeni Planında elbette korumanın yanında “kullanma” yani gelişme yönünde de kararlar bulunacaktır. Bu kapsamda Çevre Düzeni Planı zaten bu tür kentsel gelişme alanlarını planda göstermiştir. Bunlar sadece konut alanlarına yönelik kentsel gelişme alanları değil, ayrıca sanayi alanları, üretim ve depolama bölgeleri, üniversite ve hastane alanları gibi kullanım alanlarıdır. Hem koruma hem kullanma alanlarının plan öngörülerinde yer aldığı görülmektedir. Ancak bu saptama davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği işlemlerine yönelik olmayıp; plan değişikliklerinden bağımsız olarak İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planına yönelik genel bir değerlendirmedir..
Bu noktada yine davaya konu 07/07/2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliği işleminden bağımsız olarak, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planının kapsam ve plan sınırı olarak da ilgili yönetmelik tanımlarıyla çelişmediğini belirtmek gerekir. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde 18. maddenin 1. bendinde “Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır” tanımlaması yer almaktadır. İzmir ve Manisa illeri sosyal ve ekonomik ilişkileri ile fonksiyonel bir bütünlük gösteren yerleşimler bütünü olduğu ve çok sayıda bilimsel araştırmada da “kentsel bölge” tanımlamasıyla bu iki ilin etkileşimi açıkça ortaya konduğu için söz konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planının alan tanımı ve sınırları açısından ilgili mevzuata uygun olduğu görülmektedir.
Öte yandan davaya konu işlem anılan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı üzerinde yapılan “Çevre Düzeni Planı Değişikliği” işlemidir. Bu nedenle işlemin Çevre Düzeni Planı Değişikliğine ilişkin Yönetmelik maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 20. maddesi Çevre Düzeni Planlarında yapılacak değişikliklere ilişkin olarak şu şartları getirmektedir:
Madde 20 (2) Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir. Çevre düzeni planı değişikliklerinde;
a) Kamu yatırımlarına,
b) Çevrenin korunmasına,
c) Çevre kirliliğinin önlenmesine,
ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine,
d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine,
dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır.
Bu durumda öncelikle davaya konu plan değişikliği öncesindeki durumuyla İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporundaki plan ana kararlarının incelenmesi ve davaya konu plan değişikliği işlemiyle bunların bütünlüğünün ve sürekliliğinin nasıl etkilendiğinin irdelenmesi gerekmektedir.
10/10/2018 onay tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın Açıklama Raporunda “Amaç” başlığı altında şu açıklamalara yer verilmiştir:
“...temel amaç; yaşanan hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi, 2025 yılına kadar kültürel ve doğal değerlerin korunmasını sağlayacak biçimde gelişmenin yönlendirilmesidir.
Planlama Bölgesi içindeki alanlarda saptanan, günümüzde var olan arazi kullanım desenine, geliştirilmiş olan parçalı ve sektörel planlama kararlarına bir bütün olarak bakıldığında, belirlenen temel amaca uygun olarak gerçekleştirilecek bir üst ölçekli planlama çalışmasının önemi daha net olarak algılanmaktadır.
Bu nedenle, geçmişte gerçekleşmiş/engellenememiş uygulamaların, olumsuz sonuçlarının ortadan kaldırılması, olumsuz sonuçlara yol açma olasılığı belirlenen planlama ve yer seçim kararlarına yönelik önlemlerin geliştirilmesi de çevre düzeni planı çalışmasının amaçları arasında yer almaktadır.”
Yukarıda planın amacı olarak verilen açıklamalar incelendiğinde, parçacı ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması konusunun vurgulandığı, yani planlama alanına yönelik bütüncül bir bakış açısının benimsenmek istendiği görülmektedir. Çevre düzeni planının mevzuatta yer alan ve planlama yazınında yer alan tanımına uygun şekilde, gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak olası etkilerin engellenmesi ve kültürel ve doğal değerlerin korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Bu noktada belirtmek gerekir ki bu amaçlar davaya konu 07/07/2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planının plan açıklama raporunda da aynı bu biçimde benimsenmiştir. Öte yandan, davaya konu bu plan değişikliği işlemi ile koruma-kullanma dengesine, kentleşmenin kontrollü gelişiminin sağlanmasına ve ekolojik korumaya yönelik plan amaçlarının bazı yerleşmelerde zedelendiği de görülmekte olup, raporun ilerleyen kısımlarında ayrıntılı biçimde anlatılmaktadır.
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının hedefleri Plan Açıklama Raporunda aşağıdaki şekilde tanımlanmaktadır:
“Belirlenen amaç doğrultusunda;
- Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek,
- Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek,
- Bölge bütününde gelişme olanakları ve iç dinamikler doğrultusunda, yerleşme düzeni ve kademelenmesini oluşturmak,
- Koruma-kullanma dengesi gözetilerek, sektörel olanakların değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak,
- Alıcı ortamlarda (su, toprak ve hava) var olan kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmelerin oluşmasını önleyecek kararları geliştirmek”
Plan hedeflerinin de mevzuatta belirtildiği şekilde koruma-kullanma dengesine vurgu yaptığı; doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerin korunmasının, gelişme olanaklarının ve sektörel olanakların değerlendirilmesinin ve geliştirilmesinin altını çizdiği görülmektedir.
Yukarıda verilen amaç ve hedefler doğrultusunda Çevre Düzeni Planında yer alan strateji ve kararlar ile ilgili lejant maddeleri incelendiğinde, planda “Özel Kanuna Tabi Alanlar” başlığı altında milli parklar, tabiat parkları gibi koruma alanlarının ve sınırlarının gösterildiği; “Koruma Alanları” başlığı altında doğal, tarihi ve arkeolojik sit alanlarının gösterildiği; “Doğal Karakteri Korunacak Alanlar” başlığı altında sazlık, bataklık alan, jeolojik karakteri nedeniyle korunacak alanlar gibi kullanımların içerildiği; “Koruma Statüsüne Sahip Diğer Alanlar” başlığı altında Akdeniz foku yaşam alanı, yaban hayatı koruma/geliştirme alanlarının içerildiği; su kaynakları ve sulak alanlara ilişkin farklı hassasiyet düzeylerine sahip koruma sınırlarının belirlendiği görülmektedir. Korunması gereken bu alanların yanı sıra, planda sektörel gelişim açısından, sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, turizm alanları, üniversiteler, liman, hava limanı gibi, çevre düzeni planı ölçeğinde stratejik öneme sahip kullanımlar da gösterilmektedir. Ayrıca kentsel yerleşik alanlar ve gelişme alanları ile kırsal yerleşme alanları da planda ifade edilmektedir.
Daha önce belirtildiği üzere bu saptamalar da davaya konu 07/07/2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliği öncesindeki haliyle İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planının geneline ilişkin değerlendirmelerdir. Dolayısıyla, planın amaçları içinde koruma-kullanma dengesinin vurgulanması, sürdürülebilirlik, doğal ve kültürel alanların korunması gibi vurguların bulunması nedeniyle, planın çevre düzeni planı niteliği taşıdığı görülmektedir; ancak davaya konu plan değişikliği işlemlerinin bu genel ilkeleri olumsuz etkileyip etkilemediği bu işlem açısından temel inceleme konusudur.
Raporun 4. Bölümünde ayrıntılı olarak incelenen 18 başlık altında davacı tarafın itiraz ettiği plan değişikliği kararlarının çoğunun mekânsal kullanım kararlarına yönelik olduğu; çoğunda tarımsal alan ya da korunan doğal alanın kaldırılarak yerine yerleşik alan veya kentsel gelişme alanı kararı getirildiği görülmektedir. Az sayıda örnekte yerleşik alan gerçekten mevcutta yapılaşmış bir alandır; bazı örneklerde ise yapılaşmamış doğal veya tarımsal alanlar mevcut kentsel yapılı çevre biçiminde plana işlenerek plan değişikliği yapılmıştır. Benzer şekilde yeni kentsel gelişme alanları önerilerek plan değişiklikleri yapılmış; bazı yerleşimlerde yerleşik alanın mevcut büyüklüğünden de fazla yeni gelişme alanları üretilmiştir/getirilmiştir. Yeni kentsel gelişme alanı önerilerinde, davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği işlemi ile tarımsal alanların veya bölge parklarının kaldırılarak kentsel gelişme alanı olarak değiştirildiği görülmektedir. Tarımsal alanın kaldırılarak teknolojik sera alanı için aşırı büyüklükte alanlar ayrılması da yine plan değişiklikleri arasında bulunmaktadır.
Tüm bu örnekler davaya konu 07/07/2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliği işlemi ile İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan ana kararlarının değiştirildiğini, çok sayıda yerleşme veya alt-bölge için koruma-kullanma dengesinin bozulduğunu, dolayısıyla plan ana karar ve ilkelerinin sürekliliğinin ve plan bütünlüğünün bozulduğunu göstermektedir. Bu durum “Çevre Düzeni Planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte plan değişikliği yapılabilir” şeklindeki Yönetmelik maddesiyle bağdaşmamaktadır. Bir başka deyişe, önerilen değişikliklerin bütüncül olarak değerlendirilmesi söz konusu çevre düzeni planının ana kararları ile çelişkiler ortaya çıkarmakta, plan bütünlüğünün yitirilmesine neden olmaktadır.
Ayrıca bu değişikliklerin aynı Yönetmelik maddesinde belirtilen koşulları da sağlamadığı görülmektedir. Söz konusu değişiklikler kamu yatırımı amaçlı değildir. Değişiklik önerileri çevrenin korunmasına ve çevre kirliliğinin önlenmesine yönelik plan değişiklikleri olmayıp, tam tersine çoğu örnekte doğal çevrenin korunmayıp yapılı çevreye dönüştürüldüğü görülmektedir. Ayrıca bunların planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine yönelik plan değişiklikleri olduğunu söylemek de olanaklı değildir. Plan askı sürecinde bazı yerel yönetimlerin talepleri yerine getirilmiş; ancak belirtildiği üzere bu talepler planın ana kararlarını ve koruma-kullanma dengesini göz ardı etmiştir.
Sulama sınırı gibi bazı plan değişikliği kararlarının değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesi nedeniyle yapıldığı anlaşılmakta olup, bu değişikliklere yönelik bir aykırılık ve sorun saptanmamıştır. Ancak mekânsal olarak kentsel gelişme alanlarının büyütülmesi yönündeki pek çok değişiklikte (aşağıda 4. Bölümde her bir örnekte ayrıntılı biçimde anlatıldığı üzere) değişen verilere dayanan gereklilikler söz konusu değildir.
Geçerli ve nesnel bir gerekçe olmadan yapılan davaya konu plan değişikliği işlemleri çevre düzeni planının ana kararlarını, koruma-kullanma dengesini ve ilgili mevzuata göre çevre düzeni planlarının temel ilkeleri kapsamında yer alan çevrenin, doğanın, ekolojinin ve ekosistemin korunması, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, sürdürülebilir gelişmenin sağlanması gibi ilkelerle de çelişmektedir. Dolayısıyla 4. bölümde ayrıntılı biçimde anlatıldığı üzere yapılan pek çok mekânsal plan değişikliği kararı planlama ilke ve esaslarına, ayrıca Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğine aykırılık taşımaktadır.
2. Mekansal bütünlük konusunun değerlendirilmesi
Bilirkişilerden davaya konu plan değişikliği işleminde mekânsal bütünlük kurulup havza bütünlüğünün sağlanıp sağlanmadığı yönünde de bir değerlendirme istenmiştir.
Davaya konu plan değişikliği 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı üzerinde yapılan değişikliklerdir. Daha önce belirtildiği üzere, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi havza bütünlüğü ve ekonomik-sosyal-mekânsal bütünlük açısından bir arada ele alınmasının anlamlı olduğu iki ili içermektedir.
Öte yandan davaya konu işlem İzmir-Manisa Planlama Bölgesine yönelik bu Çevre Düzeni Planı üzerinde çok sayıda değişiklik getiren bir plan değişikliği işlemidir. Bu değişikliklerin her birinin parçacı değişiklikler olduğunu belirtmek gerekir. Aşağıda 4. Bölüm kapsamında bu davada uyuşmazlık konusu olan değişiklikler incelendiğinde de bu parçacı yaklaşım görülmekte olup, her bir değişikliğin planın ana kararlarının sürekliliğine ve plan bütünlüğüne olumsuz etkilerine değinilmektedir. Örneğin Aliağa yerleşiminde bölge parkının kentsel gelişme alanı olarak değiştirilmesi; Çiğli’de ağaçlandırılacak alan olarak plana işlenmiş bir bölgenin kentsel gelişme alanı olarak değiştirilmesi; Çeşme ve Seferihisar ilçelerinde doğal çevre olarak korunan bölgelerin kentsel gelişme alanı, turizm tesis alanı veya tercihli kullanım alanı olarak yapılı çevreye dönüştürülmesi; Kemalpaşa ilçesinde doğal karakteri korunacak alan olarak ve ayrıca tarımsal alan olarak plana işlenmiş yerlerin kentsel gelişme alanı ve tercihli kullanım alanı olarak gelişime açılması; benzer şekilde Menderes ilçesinde önceki planda tarımsal alan olarak planda korunan yerlerin kentsel gelişme alanı olarak planlanması yönünde yapılan plan değişikliği; Soma ilçesinde tarımsal alan olarak planda yer alan büyük yüzölçümlü alanların ilçe belediyesinin plan yaptığı alanlar olması gerekçesiyle kentsel gelişme alanı olarak plan değişikliği yapılması tüm İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planının bütünlüğünü, iç-tutarlığını, koruma-kullanma dengelerini ve özellikle korumaya ilişkin temel ilkelerini zedeleyen plan değişiklikleridir.
Bir çevre düzeni planının en temel ilkelerinden biri olan koruma-kullanma dengesinin plan üzerinde yapılan bu kadar çok sayıda plan değişikliği ile sürdürülmesinin olanaksız olduğunu belirtmek gerekir. Dava kapsamında konu edilen sınır değişiklikleri (sulama sınırı, ilçe sınırları vb.) kurumlardan sağlanan yeni verilerin plana işlenmesi gerekçesiyle anlamlı ve gerekli olabilmektedir; ancak çok sayıdaki arazi kullanım kararı değişikliği ile doğal çevrenin ve tarımsal üretim alanlarının yapılı çevreye dönüştürülmesi, kentsel gelişme ve turizm ağırlıklı kullanım alanları olarak planda değişiklik yapılması, nüfus öngörüsüne ilişkin dengeleri de bozduğu gibi (aşağıda ilgili bölümde ele alınmaktadır) plandaki tüm koruma-kullanma dengelerini ve plan bütünlüğünü tehdit etmektedir. Dolayısıyla, davaya konu 07.07.2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliği işleminin İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı üzerinde yaptığı çok sayıdaki arazi kullanım kararı değişikliği plan bütünlüğünü olumsuz etkilemekte; planda mekânsal bütünlük sağlanmasını olanaksız hale getirmekte, parçacı plan değişiklikleri nedeniyle planın koruma-kullanma dengesi yönündeki temel ilkeleri zedelenmektedir.
3. Plan kademelenmesi açısından davaya konu işlemin değerlendirilmesi
Plan kademelenmesi açısından incelendiğinde, çevre düzeni planları plan kademelenmesi içinde mekânsal strateji planlarının ardından gelmektedir. Çevre Düzeni Planlarının plan kademelenmesindeki konumu mekânsal strateji planlarından sonra olsa da, Çevre Düzeni Planlarının stratejik niteliği ve alt kademe planlara yol göstericiliği devam etmektedir. Bu plan türü üst ölçek bir plan türü olarak, bölgesel ve yerel ölçekte mekânsal belirleyicilik taşıyan, yönlendirici planlardır. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Mekânsal Plan Kademelenmesi ve Genel Esaslar’a yönelik olan 3. bölümünün 7. maddesinin ç bendi, “Üst kademe planlar, alt kademesindeki planlara mekânsal nitelikte hedef koyan, yol gösteren ve ilke belirleyen plandır.” şeklindedir.
Bu durum çevre düzeni planlarının gösterim şeklinden yapım sürecine kadar bir bütünlük oluşturmakta, yasal ve pratik bağlam tarafından da desteklenmektedir. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin çevre düzeni planlarına dair esaslara ilişkin olan 6. bölümü’nün, 19. maddesinin 1. fıkrasının, a bendinde “Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması” konusu yer almaktadır.
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına yol gösterecek üst ölçekli bir planın var olmaması Çevre Düzeni Planının yapımına engel oluşturmamaktadır. Bölgeye ilişkin bir mekânsal stratejik planı bulunmasa da, Çevre Düzeni Planlarının oluşturulması ve alt ölçek planları yönlendirecek olması olumlu bir planlama yaklaşımıdır.
Planlama süreci pek çok farklı ölçekte çalışmayı gerektiren, her ölçekte farklı soyutlama, genelleme veya ayrıntılandırma düzeyleriyle çalışılması gereken, her bir ölçekteki çalışmanın bir üst düzeydeki daha genel kararlara göre şekillendiği ve kendinden alt ölçekteki çalışmaların plan kararlarını şekillendirdiği, bütünlüğü, devamlılığı ve geri beslemeleri olan bir süreçtir. Planlama kuramlarına göre kabul gören şehircilik yaklaşımı, kent planları yapılırken bütünden başlayarak parçalara inmek biçimindedir. Bütünden gelen bu yaklaşımın ardından, üst ölçek planlarda belirlenen ilkeler çerçevesinde, daha alt ölçeklerde yapılan, arazi kullanımlarının dağılımı, genel yoğunluk, ulaşım ve sosyal donatı gereksinim ve hesaplamalarının yapıldığı nazım imar planı çalışmaları yer almalıdır. Bu çalışmaların ardından uygulamaya yönelik olarak, plan ayrıntılandırılmalı, sürecin pratik yönünün ağır bastığı uygulama planları yapılmalıdır. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6. madde 2. fıkrasında da “Mekânsal planlar, plan kademelenmesine uygun olarak hazırlanır. Her plan, planlar arası kademeli birliktelik ilkesi uyarınca yürürlükteki üst kademe planların kararlarına uygun olmak, raporu ile bütün oluşturmak ve bir alt kademedeki planı yönlendirmek zorundadır.” denilmektedir.
Dolayısıyla, planlama hiyerarşisi gereği, alt ölçekli planlar üst ölçekli planlarla uyumlu olmak zorundadır. Ancak planlama süreci, daha önce de belirtildiği gibi geri beslemeli bir süreçtir. Yani eğer bir alt ölçekli plan, üst ölçekli plandan önce yapıldıysa, üst ölçekli plan yapım sürecinde söz konusu alt ölçekli planın kararlarını da değerlendirmek gerekir. Bunun anlamı alt ölçekli plandaki tüm kararların kabul edilip üst ölçekli plana işlenmesi demek değildir. Burada yapılan, alt ölçekli plandaki yapısal kararların incelenmesi ve bu yapısal kararların koruma-kullanma dengesinin sağlanması ilkesi doğrultusunda, üst ölçekli planda sürdürülmesinin anlamlı olup olmayacağının araştırılmasıdır. Dolayısıyla, alt ölçekli plan kararlarının kimisinin üst ölçekli çevre düzeni planına aktarılması anlamlı olabilir.
Davaya konu işlem çevre düzeni planı üzerindeki plan değişiklikleridir. Pek çok örnekte planlama bölgesi içindeki bir ilçe belediyesinin alt ölçekli plan çalışmalarında yaptığı uygulamaların üst ölçekli planda da dikkate alınarak Çevre Düzeni Planında değişiklik yapılması talep edilmiş olup, bu doğrultuda Çevre Düzeni Planı Değişikliği yapılması her koşulda doğru ya da yanlış bir yaklaşım olarak değerlendirilemez. Bağlamdan bağımsız ele alınması olanaklı olmayan bu durum için, 4. bölümde her bir itiraz konusu plan değişikliği ayrı ayrı incelenmiştir.
Bazı durumlarda alt ölçekli bir planın bütünlüğünün zedelenmemesi ve bir yerleşim ya da alt-bölge için stratejik önemi olan bir plan kararının sürdürülmesi için üst ölçekli çevre düzeni planında değişiklik yapılması, bu durum üst ölçekli çevre düzeni planının ana plan kararlarına aykırı olmadığı sürece, ayrıca ilgili Yönetmelikte yer alan koruma-kullanma dengesi, çevrenin ve ekolojik dengenin korunması, tarımsal alanların, kıyı ve doğal peyzajın korunması ve sürdürülmesi gibi ilkelerle çelişmediği sürece değerlendirilebilir. Böyle bir yaklaşımın 10.10.2018 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliği kapsamında benimsendiği, bu onay tarihli planın ilgili internet sitesinde sunulan plan değişikliği gerekçe raporu ve eki incelendiğinde görülmektedir: 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planındaki bazı koruma yaklaşımları ve stratejik plan kararları dikkate alınarak 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında değişiklikler yapılmıştır. Belirtildiği üzere üst ölçekli planın ana kararları ve mevzuatta belirlenen ilkelerden ödün verilmediği sürece bu yaklaşımda bir sorun bulunmamaktadır.
Ancak bir ilçe belediyesinin geçmiş imar planlarında aşırı büyüklükte alanları kentsel gelişmeye açmış olması, üst ölçekli çevre düzeni planında değişiklik yapılmasını gerektirecek bir durum olarak değerlendirilmemelidir. Davaya konu işlem açısından bu tür değişiklikler söz konusu belediyenin bulunduğu yerleşim ve çevresi için çevre düzeni planının koruma-kullanma dengelerinin göz ardı edilmesi anlamına gelmiştir. Bu tür durumlar da 4. bölüm kapsamında tek tek itiraz konuları ele alınarak incelenmiş ve davaya konu çevre düzeni planının bu açıdan barındırdığı sakıncalar ve aykırılıklar ortaya konmuştur. Alt ölçekli imar planlarındaki kararların, çevre düzeni planının ana plan kararlarını, koruma-kullanma dengelerini, planın bütünlüğü ve sürekliliğini olumsuz etkilemesine rağmen, çevre düzeni planına aktarılması amacıyla yapılan davaya konu çevre düzeni planı değişikliği açıklanan nedenlerle planların kademeli birlikteliği ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
4. Planlama çalışmalarına ve plan değişikliği işlemine altlık teşkil eden bilgi ve verilere ilişkin değerlendirme
Bilirkişilere yöneltilen sorular kapsamında davaya konu çevre düzeni planı değişikliği işleminin planlamada bilgi ve verilerin toplanmasına ilişkin esaslara uygunluğunun da değerlendirilmesi istenmiş olup; davacılar da plan yapımında gerekli olan araştırmaların eksik olduğunu iddia etmektedir.
Çevre Düzeni Planlarının yapım süreci diğer mekânsal planların yapım sürecinden ayrılamayacağı gibi, kapsamı ve önemi nedeniyle ayrıntılı ve titiz bir çalışmayı gerektirmektedir. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Mekânsal Plan Kademelenmesi ve Genel Esaslar’a ilişkin olan 7. maddesinin i bendi, “Planlama süreci; araştırmaların yapılması, sorunların ortaya konulması, veri ve bilgi toplama ile ilgili analiz aşaması; bilgilerin bir araya getirilmesi, birleştirilmesi ve sonuçların değerlendirilmesi ile ilgili sentez aşaması ve plan kararlarının oluşturulması aşamalarından oluşur”; j bendi ise, “Planların hazırlanmasında plan türüne göre katılım sağlanmak üzere anket, kamuoyu yoklaması ve araştırması, toplantı, çalıştay, internet ortamında duyuru ve bilgilendirme gibi yöntemler kullanılarak kurum ve kuruluşlar ile ilgili tarafların görüşlerinin alınması esastır” şeklinde düzenlenmiştir.
Bunun yanında aynı yönetmeliğin Mekânsal Planların Yapımına Dair Esaslar ile ilgili 4. bölümünde araştırma ve analiz çalışmalarıyla ilgili olan 9. maddenin 9. fıkrası şöyledir:
“Planlama alanı ve yakın çevresi ile alanın bölge veya kent bütünü içindeki konumunu belirlemek üzere; eşik analizi, yerinde yapılan incelemeler gibi fiziksel çalışmalarla birlikte, bilimsel tekniklere dayalı, ekonomik, sosyal, kültürel, politik, tarihi, sektörel ve teknolojik araştırmalar ile sorunlar ve potansiyel analizi yapılır. Ayrıca yürürlükteki planla ilgili gerekli çalışma ve değerlendirmeler de yapılır. Gerektiğinde güçlü, zayıf yönler ile fırsatları ve tehditleri içeren analiz yöntemi kullanılır. Bu çalışmalar araştırma raporunda yer alır.”
Öncelikle belirtmek gerekir ki İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının güncellenmiş bir plan araştırma raporunun olmadığı görülmektedir. İzmir-Manisa bölgesi olarak 2014 yılında onaylanmış olan çevre düzeni planının araştırma raporunun da aslında 2009 yılında bu bölgeyi Kütahya ili ile beraber ele alan (ve daha sonra iptal edilen) çevre düzeni planı çalışması aşamasındaki araştırma raporuna dayandığı hem daha önce hazırlanmış olan bilirkişi raporlarından hem de davalı idarenin savunmasında verdiği bilgilerden anlaşılmaktadır.
Oysa, iki ili içeren böyle kapsamlı bir çevre düzeni planı üzerinde yapılan değişikliklerin nasıl bir bilimsel araştırmaya dayandırıldığının ortaya konması gerekir. Plana ve plan değişikliklerine askı sürecinde yapılan itirazlar ve dava süreçlerinde sunulan bilirkişi raporları ve mahkeme kararları doğrultusunda değişiklikler yapıldığı davalı idare tarafından belirtilmektedir. Ancak her bir değişiklik aşamasında da bir araştırma raporuyla değişiklik konusunun değerlendirilmesi, ilk araştırma raporundaki verilerin güncellenerek irdelenmesi gerekir. Aynı biçimde plan değişikliği işleminin plan açıklama raporunda da bu yönde bir güncelleme gerekir. Plan değişikliğinin gerekçe raporu da bilimsel araştırma ve nesnel değerlendirmelere dayandırılmış biçimde yapılan değişiklikleri ortaya koymalıdır.
Davaya konu 07/07/2020 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde güncel ve bu değişikliğe ilişkin bir araştırma raporu bulunmamaktadır. Güncellenmiş bir plan açıklama raporu da söz konusu değildir. Plan değişikliği gerekçe raporu ise bir sayfadan kısa ve dolayısıyla kapsam ve içerik olarak yetersiz bir belgedir. Tüm bunlar davaya konu çevre düzeni planı değişikliği işleminin önemli eksiklikleridir; bu yönüyle söz konusu işlem planlama esas ve ilkeleriyle, ayrıca Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde belirtilen plan yapma koşullarıyla bağdaşmamaktadır.
5. Dava konusu Çevre Düzeni Planı Değişikliği işleminin nüfus öngörüleri üzerine değerlendirme
Bilirkişilere yöneltilen sorular kapsamında nüfus projeksiyonunun tespitinin değerlendirilmesi ve tespit edilen nüfusa uygun planlama öngörülerinin yapılıp yapılmadığının incelenmesi istenmektedir.
07/07/2020 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği kapsamında sunulan plan açıklama raporunun nüfus kestirimleri ile ilgili kısımları, bu plan değişikliği öncesinde 10/10/2018 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği kapsamında sunulan plan açıklama raporunun nüfus kestirimleri ile tamamen aynı verileri içermektedir. Aşağıda İzmir ve Manisa merkez kent ve merkez kent dışındaki ilçeler için yapılan nüfus tahminleri ve kabulleri hem 10/10/2018 onay tarihli çevre düzeni planı plan açıklama raporunda verilen tablolarıyla; hem de 07/07/2020 onay tarihli davaya konu çevre düzeni planı plan açıklama raporunda verilen tablolarıyla görülmektedir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, çok sayıda mekânsal büyüme kararının getirildiği ve bu açıdan 10/10/2018 onay tarihli plan üzerinde değişikliklerin yapıldığı davaya konu 07/07/2020 onay tarihli planda nüfus öngörülerinin 2018 onaylı plan ile tamamıyla aynı olması iç-tutarlılığı olmayan hatalı bir planlama yaklaşımına işaret etmektedir. Raporun 4. bölümünde anlatıldığı üzere çok sayıda noktada mekânsal büyüme kararlarıyla kentsel gelişme alanları eklenmiş; dolayısıyla ilave nüfus getirilmesine yönelik plan değişikliği yapılmıştır. Bu konunun plan açıklama raporunda da değişiklik gerektirdiği ortadadır. Bu yönde bir değerlendirme ve açıklamanın olmaması, nüfus öngörülerinin güncellenmemiş olması önemli eksikliklerdir.
07/07/2020 tarihinde onaylanan davaya konu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının plan açıklama raporunda “…İzmir il genelinde 2000 yılı sayım sonuçlarına göre 3.370.866 kişi olan nüfus büyüklüğünün … planın hedef yılı olan 2025 yılına gelindiğinde ise yaklaşık olarak 5.545.000 kişiye ulaşacağı tahmin edilmiştir. … 2025 yılında ulaşılacağı belirlenen bu nüfusun %96'sının kentsel, %4'ünün ise kırsal nitelikte olacağı tahmin edilmektedir. … 2000 yılı sayım sonuçlarına göre 1.260.169 kişi olan Manisa il nüfusunun, … planın hedef yılı olan 2025 yılına gelindiğinde ise yaklaşık olarak 1.879.000 kişiye ulaşacağı tahmin edilmiştir. … 2025 yılında ortaya çıkacak nüfusun yaklaşık olarak %80'lik bölümünün kentsel nüfus olması, kırsal nüfusun toplam içindeki oranının %20 dolayında olması beklenmektedir.” denilmektedir. Planlama Bölgesi bütününde 2025 yılına gelindiğinde ise nüfusun yaklaşık olarak 7.424.000 kişiye ulaşacağı tahmin edilmiştir. (Bu tahminler, veriler ve cümleler de 10/10/2018 onay tarihli çevre düzeni planıyla birebir aynıdır.)
Raporda, nüfus öngörülerinin belirlenmesine ilişkin temel yaklaşım olarak; “Koruma-kullanma dengesini gözeterek gelişmenin hedeflendiği çalışmada, kentsel yerleşmelerde hedef yıl için gereksinim duyulan alanlardan daha fazla alanın planlanarak yapılaşmaya açılmasının engellenmesi, yerleşmelerin sahip oldukları özgün yerleşim karakteri ve yoğunluğunda, … kentsel sosyal ve teknik donatı alanlarının tamamlanarak gelişmesini sürdürmesi, temel yaklaşım olarak benimsenmiştir.” denilmektedir. Bu açıklamadan anlaşılan, artan nüfusun gereksinimi dışında yeni gelişme alanlarının planlanmayacağı ve yeni gelişme alanı açılması gereken durumlarda yerleşimlerin özgün yapısal karakter ve yoğunluklarının dikkate alınacağıdır.
Yukarıdaki bilgilerden davaya konu planda, hedef yıl olan 2025 yılında İzmir ve Manisa illeri için nüfus projeksiyonlarının hesaplandığı ve gerekli alanların bu hesaplamalardan yola çıkarak önerildiği sonucu çıkmaktadır. Ancak, burada iki önemli konu vardır. Birincisi yukarıda belirtildiği üzere, 10/10/2018 onay tarihli planda da her bir yerleşim için aynı nüfuslar öngörülmesine rağmen, davaya konu planda yapılan mekânsal gelişme yönündeki plan değişikliklerinin bu nüfus tahminlerini nasıl değiştireceğine ilişkin hiçbir değerlendirmenin bulunmamasıdır. İkincisi ise nüfus projeksiyon modellerine ilişkin hiçbir bilginin ve nüfus tahmin yönteminin davaya konu plan değişikliğinin plan açıklama raporunda yer almamasıdır.
2025 hedef yılı için nüfus projeksiyonu yapılırken hangi projeksiyon nüfus modelinin kullanıldığının bilinmesi, gereksinimden fazla alanın kentsel gelişime açılıp açılmadığını anlamak için gereklidir. Dava konusu planda İzmir merkez kent alanına ilişkin olarak “Mevcut gelişme eğiliminin gelecekte de sürmesi durumunda, 2025 yılında İzmir Merkez Kentin erişeceği nüfus 3.800.000 olarak belirlenmiştir.” denilmektedir. Stratejik plan niteliği gösteren bir üst ölçekli planda, “mevcut eğilimlerin sürmesi durumunda” şeklinde bir ifade kullanılması bir belirsizlik taşımakta; sürmemesi durumunda ne olacağı sorusunu akla getirmektedir. Eğer burada kast edilen bu plan için planlama alanında mevcut eğilimleri sürdürmenin kabul edildiği ise, bunun planın açıklama raporunda belirtilmesi gerekir. Öte yandan, dava konusu çevre düzeni planında, planın amaç ve hedefleri doğrultusunda, mevcut nüfus gelişim eğilimlerini etkileyecek plan kararları geliştirildiği görülmektedir. Yani, söz konusu planda, mevcut nüfus eğilimlerini değiştirecek yönde kararlar üretilmiştir.
Plan Açıklama Raporunda, İzmir merkez kenti dışındaki alanların nüfus projeksiyonları için;
“Nüfus kabulleri yapılırken, İzmir Merkez Kent kaynaklı saçaklanmalar, bu saçaklanmalardan kaynaklanan nüfus artışı olasılıkları, yerleşmelerin bulundukları bölge içinde sahip olduğu olanaklar ve gelişme eğilimleri dikkate alınmış, yapılmış olan nüfus projeksiyonu değerleri bu eğilimler doğrultusunda ve 2017 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri dikkate alınarak planlama kararlarının üretilmesinde esneklik sağlayacak bir kabule dönüştürülmüştür. 2000 yılı sayım sonuçlarına göre 689.683 kişinin yaşadığı alanda, 2005 yılına gelindiğinde nüfusun yaklaşık olarak 776.734 kişiye, 2017 yılında 856.431 kişiye yükseldiği, 2025 yılında ise 1.745.000 kişiye yükselebileceği hesaplanmıştır.”
Biçiminde bir açıklama yer almaktadır. Bu açıklamada gelişme eğilimlerinin dikkate alındığından söz edilse de aslında nüfus büyüme eğilimlerinin çok ötesinde bir nüfus öngörüsünün benimsendiği açıkça görülmektedir. Örneğin 2000 yılında 689.683 kişi olan nüfusun 2005 yılında 776.734 kişiye çıkmış olması, 5 yılda %12,62 oranında bir artışa, yıllık ortalama olarak %2,52 oranında bir artışa isabet etmektedir. 2005 yılında 776.734 kişi olan nüfusun 2017 yılında 856.431 kişi olması ise 12 yılda %10,26 oranında bir artış olduğunu, bunun da yıllık ortalama %0,86 oranında bir nüfus artışı olduğunu göstermektedir. Öte yandan 2017 yılından 2025 yılına kadarki 8 yıllık süreçte 856.431 kişilik nüfusun 1.745.000 kişiye yükselmesi yani %103,75 oranında artması öngörülmüştür. Yıllık ortalama nüfus artış oranının 2017 sonrasında %12,97 olarak hesaplandığını göstermektedir. Bu durum 2017 sonrasında ciddi bir nüfus artış hızı anlamına gelmekte olup, mevcut gelişme eğilimleriyle açıklanabilecek bir durum değildir. Geçmiş ve mevcut eğilimler dikkate alındığında 2017 yılı itibariyle böyle bir artış hızı öngören projeksiyon gerçekçi de görülmemektedir. Projeksiyonun mevcut eğilimlerden ne denli farklı olduğu aşağıda verilen nüfus artış grafiğinde açıkça görülmektedir.
Bu saptamanın yanı sıra bir nüfus projeksiyonu çalışmasında mevcut gelişme eğilimlerinin dikkate alındığı yönündeki açıklamadan daha somut bir açıklama gereklidir; hangi gelişme eğilimi nedeniyle hangi projeksiyon nüfus modelinin kullanıldığı; farklı gelişme eğilimleri için farklı modeller kullanılıp kullanılmadığı açık değildir. Raporda ilçelerin özellikleri açıklanırken, kimi yerleşimlerin sanayi açısından gelişme eğilimleri, kimi yerleşimlerin doğal ve kültürel koruma değerleri ile öne çıktığı belirtilmektedir. Kuşkusuz farklı dinamiklere ve özelliklere sahip yerleşimler için yapılacak nüfus projeksiyonlarında farklı modellerin benimsenmesi gereklidir. Her yerleşimin birbirlerinden farklı olduğu kabul edilmeli ve her birinin geçmiş dinamiklerine, bölge planlama kararlarına, ekolojik ve tarihi değerlere, planın hedeflerine bakılarak, her biri için en uygun nüfus projeksiyon modeli seçilmelidir. Literatürde nüfus kabulünü belirlemek üzere, geometrik ve aritmetik artış öngören modellere kıyasla, daha az nüfus artışını ön gören projeksiyon modelleri de vardır (örneğin pozitif azalan eğri metodu, lojistik eğri metodu).
Ancak raporda planlama alanındaki tüm yerleşimlerin nüfus projeksiyonları için tek bir modelin mi, farklı modellerin mi benimsendiği; farklı modeller benimsendiyse hangi modelin hangi gerekçe ile benimsendiği yönünde bir açıklama bulunmamaktadır. Projeksiyon nüfus hesaplamalarında tek bir model benimsendiyse, bu da yukarıda sözü edilen yerleşimlerin özgünlükleri nedeniyle sorunlu bir yaklaşım olacaktır. Bu açıklamaların olması gereken yer plan açıklama raporu olmalı iken, raporda bu bilgilerin eksik olduğu görülmektedir.
Plan Açıklama Raporunda Manisa kent merkezi ve ilçelerindeki nüfus projeksiyonları konusunda,
“Manisa il bütününe bakıldığında; 2000 yılı sayım sonuçlarına göre 919.718 kişinin yaşadığı belediye sınırları içindeki nüfusun 2005 yılına gelindiğinde yaklaşık olarak 1.038.684 kişiye, 2017 yılında ise 1.413.041 kişiye ulaştığı görülmektedir. 2025 yılı için yapılan değerlendirmeler doğrultusunda Manisa İlinde toplam nüfus 1.879.000 kişi olarak kabul edilmiştir.”
denilmektedir. İzmir İlindeki ele alışa benzer şekilde, Manisa İlindeki yerleşimler özelinde farklı modeller benimsenip benimsenmediği açık değildir. Ayrıca bu örnekte de 2017 yılına kadar yıllık ortalama nüfus artış oranı %2,50 ile %3,00 arasındayken, 2017 sonrasında artış hızı yıllık ortalama %4,12 olmaktadır. Bu durum da mevcut eğilimin üzerindedir ve gerekçeli açıklaması bulunmamaktadır.
Planlama alanındaki yerleşmelerin nüfus öngörüleri açıklanırken, kimi ilçelerin barındırdığı gelişme olanaklarından söz edilerek nüfus artışının buna dayalı olduğu belirtildiyse de ortaya konan nüfus kabulleri herhangi bir matematiksel/bilimsel modele dayandırılarak açıklanmamıştır. Plan yapım aşamasında farklı senaryolara göre farklı nüfus kestirim yöntemlerinin belirlenmesi, bu yöntemler arasında yapılacak seçimin mekânsal kararlarla ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Ancak incelen plana ilişkin raporda nüfus kestirimleri yapılırken nasıl bir yöntemin izlendiğiyle ilgili bilgi bulunmamaktadır.
Davalı idarenin konuya ilgili verdiği yanıtta iptal edilmiş geçmiş planların nüfus kestirim yöntemlerine atıfta bulunulmaktadır. Hazırlanmış bir planın raporuyla birlikte bir bütün oluşturduğu ve plan kararlarına ilişkin gerekçelerin aynı planın raporunda bulunması gerekliliği Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Mekânsal Plan Kademelenmesi ve Genel Esaslarla ilgili 3. bölümünün 7. maddesinin b bendinde “Planlar; pafta, gösterim, plan notları ve plan raporu ile bir bütündür.” şeklinde ifade edilmektedir.
Atıfta bulunulan plan, çeşitli davalar sonucunda iptal edilmiş ve ayrıca itirazlar ile anılan davalar doğrultusunda sürekli plan değişikliğine konu olmuş bir plandır. İptal edilen planların iptal nedenleri de gözetilerek yeniden değerlendirilmesi gerekliliği bulunurken, nüfus öngörüsü konusunda iptal edilmiş bir plana doğrudan atıfta bulunmak Kurulumuzca olumlu değerlendirilmemiştir. Yukarıda anılan yönetmeliğin aynı bölüm ve maddesinin f bendi iptal edilen planlarla ilgili izlenecek sürece ilişkin şu tanımı yapmaktadır:
“Planların iptal edilmesi halinde, daha önce alınan kurum ve kuruluş görüşleri ile birlikte yapılan analiz ve sentez çalışmaları yeni plan hazırlanmasında bu Yönetmelik kapsamında yeniden değerlendirilir.”
Davalı idarenin yanıtlarında alt ölçek plan nüfus kestirimlerinin de dikkate alındığına ilişkin bir açıklama bulunmaktadır. Ancak hangi planların nüfus kabulünün esas alındığı bilinmemektedir.
Dolayısıyla, davaya konu planın nüfus kararlarının dayandığı bilimsel zemin bilinmeden, bu planın nüfus kararları ve kentsel gelişim arasında bir bağlantı kurmak olanaklı olmamaktadır. Bu belirsizlik, planda gereksinimden fazla (veya az) alanın kentsel gelişim alanı olarak planlanmış olabileceği ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Ayrıca raporda “... yapılmış olan nüfus projeksiyonu değerleri bu eğilimler doğrultusunda ve 2017 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri dikkate alınarak planlama kararlarının üretilmesinde esneklik sağlayacak bir kabule dönüştürülmüştür.” denilmektedir. Burada ne tür bir kabulden söz edildiğini anlamak, nüfus projeksiyonlarının bilimsel gerekçelerini görmeden mümkün olmamakta ve bahsedilen “esnekliğin” bir plan belgesinden beklenen niteliğini taşımamaktadır. Bu durum, planın koruma ile ilgili amaç ve hedefleri ile uyuşmayan bir tutumdur.
Açıklanan nedenlerle, Bilirkişi Kurulumuz, nüfus projeksiyonları konusunda davaya konu planın tutarsızlıklar ve olumsuzluklar taşıdığı; gerçekçi olmayan nüfus büyüme öngörüleri içerdiği; nesnel ve bilimsel temellere dayandırılmış açıklamalardan yola çıkmayan bu sürecin, planlama alanındaki doğal sit alanları, ekolojik açıdan hassas alanlar, orman alanları, sulak alanlar, tarım alanları, tarihi/kültürel varlıklar üzerinde tehdit oluşturabileceği ve gereksinimden fazla alanın kentsel gelişmeye açılması sorununu tetiklediği görüşündedir. Rapor boyunca açıklandığı üzere çok sayıda alt-bölgede ve yerleşimde kentsel gelişme alanının arttırılmasıyla çevre düzeni planlarının temel ilkesi olan koruma-kullanma dengesi bozulmuş olup, nüfus öngörülerinin de kentsel gelişme önerilerini arttıran bu plan değişikliği kararları sonucunda değişmesi ve nüfus dengelerinin de bozulmuş olması kaçınılmazdır. Ayrıca, güncel dünya yazını incelendiğinde, küresel olarak içinde bulunduğumuz iklim krizi ve göç gibi konuların yıkıcı etkilerini zayıflatmak üzere yerleşimlerde sürekli büyüme değil, büyüme karşıtı hatta küçülme üzerine planlama yaklaşımlarının da geliştirildiği görülmektedir.
" görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Çevre düzeni planları varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak, ilgili kurum ve kuruluşlardan elde edilen veriler ve bu veriler kapsamında yapılan analiz, etüt ve araştırmalar sonucunda, bölgesel dinamiklerin ve gelişmelerin dikkate alındığı, sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların birlikte çalışan kararlar olarak değerlendirildiği, tarihi, doğal ve kültürel yapının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra kontrollü kentleşmenin ve gelişmenin hedeflendiği imar planlarını yönlendirecek strateji ve politikaların ve bunun yansıması mekansal kararların üretildiği şematik dili olan bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olan planlardır.
Bu doğrultuda çevre düzeni planında plan kararları oluşturulurken, nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim ve sanayi alanlarının gelişme yönünün belirlenmesi sırasında, tarım alanları, orman alanları, meralar, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapının korunmasına ilişkin kararların dikkate alınması diğer bir ifade ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Stratejik mekânsal planlama, kentsel gelişimi yalnızca fiziksel gelişim kapsamında ele alan bir yaklaşım değildir. Fiziksel gelişmenin yanı sıra, kentteki sosyal, kültürel, ekonomik, yerel örgütsel gelişime ilişkin stratejileri de içerir. Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle sadece fiziki kullanım kararları içermemektedir.
Dolayısıyla, çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararları, niteliği itibarıyla çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak plan kararları olup, bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz ettiği kuşkusuzdur.
Nitekim çevre düzeni planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir.
Bu aşamada, davacı tarafından, planın geneline yönelik plan dili ve içeriğinin anlaşılmaz ve yasal mevzuata aykırı olduğu, verilerin güncel tarihli olmadığı, idari ve fiziki sınırların hatalı olduğu, doğal alanların yok edildiği yönündeki iddiaları yukarıda aktarılan planlama ilkeleri ve mevzuat kapsamında irdelendiğinde dava konusu planda genel olarak şematik bir dil kullanıldığı, korunacak alanlar ile sektörel açıdan stratejik öneme sahip alanlara yönelik genel arazi kararlarının üretildiği, plan notları ile alt ölçekli imar planlarına yön verecek koruma ve geliştirme strateji ve ilkelerinin belirlendiği görüldüğünden, planın bölge ve havza bazında mevzuata uygun olarak hazırlandığı anlaşılmıştır.
Dava konusu planın nüfus öngörüsüne ilişkin bilirkişi kurulunca eleştirilerde bulunulmuş ise de, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına karşı açılan davalarda nüfus tahminlerinin hatalı yapılmış olmasına ilişkin iddialar somut ve bilimsel gerekçelerle ortaya konulamadığından planın tümünü kusurlandırmamakta, ancak nüfus projeksiyonunun plana yansıyan olumsuz yönlerinin örneğin nüfusun hatalı ve yüksek belirlenmesi nedeniyle aşırı büyük belirlendiği iddia edilen kullanım kararları var ise somut olarak ortaya konularak (örneğin kentsel gelişme alanları) değerlendirilebilecek olduğundan sadece bu genel tespit ile planın hukuka aykırı olduğundan söz edilememektedir.
Öte yandan davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün göz önünde bulundurulacağı; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen kentsel yerleşme alanlarının, bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.3 sayılı maddesinde, yerleşmeler için bu planının onama tarihinden önce onaylanmış olan imar planlarının bu planla belirlenen arazi kullanım kararları ve nüfus projeksiyonları esas alınarak belirlenecek kısmında imar ve ruhsat uygulamalarının devam ettirileceği, imar planlarının nüfus ve arazi kullanım kararları açısından bu plana uygun olmayan bölümlerinde ise yerleşmelerin adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre gerçekleşen nüfusunun bu planla belirlenen nüfus kabullerinin %70 ine ulaşması sonrasında imar uygulamaları ve/veya ruhsat işlemlerinin gerçekleştirileceği, 7.4 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları için plan hükümlerinin 9. bölümünde belirlenmiş olan nüfusun kent içi dağılımının, ilgili idarelerce alt ölçekli planlarda belirleneceği, 7.13 sayılı maddesinde, bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralına yer verilmiştir.
Yine plan notlarının 4.6 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanları: bu planla belirlenmiş kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları ile bu alanlarla bütünleşen kentsel kullanım alanları olarak, 4.7 sayılı maddesinde kentsel yerleşik alanlar ise: büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlar şeklinde tanımlanmış; 4.8 sayılı maddesinde, kentsel gelişme alanları, bu planın hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ile ilke ve stratejilerine göre bu planla kentsel yerleşime uygun bulunan kentsel kullanımların gerçekleşeceği alanlar olarak tanımlanmış, 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar v.b. yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesislerinin, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda aktarılan plan notları ve çevre düzeni planının niteliği gereği çevre düzeni planı ile belirlenen kentsel kullanım alanlarının, bu alanların tamamının yapılaşmaya açılacağını göstermeyeceği, bu sınırların ölçeğin gerektirdiği üzere gelişmenin yönünü gösterecek şekilde şematik olduğu ve alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda doğal, yapay ve yasal eşikler çerçevesinde bu planın nüfus kabullerine göre belirlenen alansal büyüklüğü aşmayacak şekilde kesinleştirileceği kuşkusuzdur.
Öte yandan dava konusu planın sürdürülebilirlik konusuna vurgu yaptığı, ekolojik dengeyi korumanın önemli bir amaç olarak belirlendiği, koruma-kullanma dengesi vurgusunun plan açıklama raporunda yer aldığı görülmektedir.
Plan Açıklama Raporunda "Hedefler" başlığı altında ise aşağıdaki maddeler sıralanmıştır:
• Planlama Bölgesini oluşturan alan bütününde koruma-kullanma dengesini gözetmek,
• Doğal, kültürel, tarihsel, sosyal ve ekonomik değerlerini korumak ve geliştirmek,
• Bölge bütününde gelişme olanakları ve iç dinamikler doğrultusunda, yerleşme düzeni ve kademelenmesini oluşturmak,
• Koruma-kullanma dengesi gözetilerek, sektörel olanakların değerlendirilmesini ve geliştirilmesini sağlamak,
• Alıcı ortamlarda (su, toprak ve hava) var olan kirlenmenin giderilmesi ve yeni kirlenmelerin oluşmasını önleyecek kararları geliştirmek.
Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu planın plan pafta ve gösterimleri ile plan notları incelendiğinde, koruma alanlarına ilişkin temel stratejilerin gösterildiği ve koruma kararlarının oluşturulduğu görülmektedir. Sektörel gelişim açısından da sanayi bölgeleri, teknoloji bölgeleri, lojistik merkezleri, üniversiteler gibi bu ölçekte stratejik öneme sahip konuların da planda gösterildiği görülmüştür.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 21. maddesinin altıncı fıkrasında onaylı jeolojik jeoteknik veya mikro bölgeleme etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz." kuralı, 22. maddesinin ikinci fıkrasında eşik analizinde; topografik, jeolojik jeoteknik, hidrojeolojik yapı özellikleri ile arazı kullanımı, tarım ve orman alanları, içme suyu havzaları, sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, kıyı, altyapı, doğal ve fiziki veriler ile afet tehlikeleri analiz edilerek bir arada değerlendirilir." kuralı ile üçüncü fıkrasında ise imar planlarının hazırlanması sürecinde eşik analizinin yapılması zorunlu olup, plan kararlarının oluşturulmasında temel plan altlığı olarak kullanılır." kuralları yer almaktadır.
Davaya konu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının plan notları değerlendiğinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı, alt ölçekli imar planlarının yapım aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınacağı, çevre düzeni planı ölçeğinde getirilen kullanım kararlarının o bölgenin mutlaka yapılaşacağı sonucunu doğurmayacağı anlaşılmaktadır.
Bu bakımdan, bölgenin özelliği, nüfus baskısı, yerleşim alanı gibi ihtiyaçlar ile mekansal gelişme eğilimleri dikkate alınarak sınırları alt ölçekli planlarda kesinleştirilecek kentsel gelişme alanlarının şematik olarak belirlenmesinde tarım arazileri gibi korunması gerekli alanların ise ilgili oldukları mevzuat uyarınca alt ölçekli planların onaylanması aşamasında ilgili kurum görüşlerine göre yapılaşmaya açılabileceği dikkate alındığında çevre düzeni planı yapım yöntem ve tekniklerine ve şehircilik esaslarına aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Dava konusu planın hazırlanma yönteminde yasal açıdan uyulması gereken idari ve teknik usullere herhangi bir aykırılık ve izlenen yöntemde bir şekil yanlışlığı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
B-Dava dilekçesinde bu aşamadan sonra 18 madde halinde davaya konu çevre düzeni planının çeşitli bölgelerine ilişkin getirilen kullanım kararlarına yönelik olarak itirazlar sıralanmış ve ardından bazı sınır değişikliği kararlarının iptali istenilmiştir. Söz konusu itirazlara, buna karşılık davalı idarece yapılan savunmalara ve bilirkişi raporunda yer verilen tespit ve değerlendirmeler ile Dairemizce yapılan değerlendirmelere ve ulaşılan sonuçlara aşağıda maddeler halinde aynı sıra ile yer verilecektir.
İtiraz-1
Dava dilekçesinde;
Aliağa İlçesi, Çaltılıdere Mahallesi sınırlarında yer alan 43 hektarlık alanın 08.10.2012 onay tarihli 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Belediyesi Bütünü Çevre Düzeni Planında “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” olarak, 16.11.2015 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “kentsel gelişme alanı” olarak planlandığı; 10.10.2018 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde bunun düzeltilerek 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında olduğu gibi “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” kullanımı kabul edildiği; ancak davaya konu 07.07.2020 yılında onaylanan çevre düzeni planı değişikliğinde yeniden “kentsel gelişme alanı” kullanım kararı getirildiği, değişikliğin teknik ve nesnel gerekçesinin açıklanmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Çevre düzeni planı değişikliği talebinin Aliağa Belediye Başkanlığınca iletildiği, yapılan değerlendirmeler sonucunda, son 20 yıllık süreçte Aliağa ilçesinin aldığı ağır sanayi yatırımlarının, kıyı tesis yatırımları ile gelişen yapısının dikkate alınarak ilçede artan konut ihtiyacının karşılanması amacıyla mülkiyeti Aliağa Belediye Başkanlığına ait taşınmazın bir kısmının kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmesinin uygun görüldüğü savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Davalı idarenin savunmasında vurguladığı Yönetmelik maddesi Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde Çevre Düzeni Planı revizyonlarına ilişkin olan maddedir:
(1) Çevre düzeni planının ihtiyaca cevap vermediği hallerde veya planın vizyonu, amacı, hedefleri, stratejileri, ilke ve politikaları açısından plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü etkilemesi halinde çevre düzeni planı bütününde revizyon yapılır. Çevre düzeni planı revizyonu;
a) Nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması,
b) Planın temel strateji ve politikalarını değiştirecek bölgesel ölçekli yatırımların ortaya çıkması,
c) Yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşması,
ç) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması
durumunda yapılır.
Bu noktada davaya konu işlemin plan bütününde bir revizyon değil, noktasal denebilecek biçimde bir çevre düzeni planı değişikliği olduğunu belirtmek gerekir. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde Çevre Düzeni Planı Değişikliği koşulları ise 20. Maddenin 2 sayılı fıkrasında açıklanmaktadır:
(2) Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir. Çevre düzeni planı değişikliklerinde;
a) Kamu yatırımlarına,
b) Çevrenin korunmasına,
c) Çevre kirliliğinin önlenmesine,
ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine,
d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine
dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır.
Dolayısıyla davalı idarenin belirttiği gibi Aliağa ilçesinde bölgesel dinamiklerde değişiklikler olması gibi bir durum, bu ilçeye ilişkin olarak Çevre Düzeni Planının ana kararlarını, koruma-kullanma dengesine ilişkin yaklaşımları değiştireceği için plan değişikliği ile değil, plan bütününde revizyon yapılarak ele alınmasını gerektirecektir. Öte yandan Aliağa İlçesine ilişkin olarak beklenmeyen ve planlama sırasında öngörülmeyen bir yeni gelişme ya da bölgesel dinamiklerde değişim söz konusu değildir. Aliağa İlçesindeki sanayi yatırımları, kıyı tesisleri ve liman gelişimi zaten bu Çevre Düzeni Planı kapsamında planlanmış olan, mevcut dinamikler dikkate alarak verilmiş olan plan kararlarıdır. Bir başka deyişle davalı idarenin savunmasında saydığı konular plan revizyonuna konu olabilecek yeni gelişmeler değil, zaten Çevre Düzeni Planı ile getirilen gelişmelerdir.
Dolayısıyla son 20 yıllık süreçte Aliağa ilçesinin aldığı ağır sanayi yatırımlarının, kıyı tesis yatırımları ile gelişen yapısının dikkate alınarak ilçede artan konut ihtiyacının karşılanması amacıyla mülkiyeti Aliağa Belediye Başkanlığına ait taşınmazın bir kısmının kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmesi yönündeki plan değişikliğinin gerekçesinin gerçekçi olmadığı görülmektedir. Bu gerekçeye ilişkin olarak bilimsel bir tartışma ve bilimsel veriye dayalı bir gereksinim hesaplaması da söz konusu değildir. Plan değişikliği işleminin gerekçe raporunda veya plan açıklama raporunda bilimsel verilere dayalı bilgilerin yer almaması da önemli bir eksikliktir.
Şekil 1’de görüldüğü üzere dava konusu plan değişikliği kararı ile bu bölgede mevcut yerleşik alanın yaklaşık 3 katı büyüklüğünde yeni gelişme alanı planlanmış olmaktadır. Plan değişikliğiyle eklenen gelişme alanı mevcut yerleşik alandan da daha büyüktür. Ayrıca bu büyüklükte bir alan kentsel gelişme için ayrılırken, bölge parkı olarak planlanmış kullanımın yüzölçümü de önemli ölçüde azaltılmış olmaktadır. Bu durum elbette bu yerleşime ilişkin olarak Çevre Düzeni Planının koruma-kullanma dengesinin bozulması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Çevre Düzeni Planında yapılan bu değişiklik çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini ve bütünlüğünü bozar nitelikte olup, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin anılan maddesindeki tanım ve koşula aykırıdır.
Ayrıca Yönetmeliğin bu maddesinde belirtilen diğer koşullar da sağlanmamaktadır. Çevre Düzeni Planındaki bu değişiklik kamu yatırımı amaçlı değildir. Çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesine katkıda bulunmamakta; tam tersine çevresel bir değer olan yeşil alan / bölge parkının bir kısmını ortadan kaldırmaktadır. Keşif esnasında çekilmiş olan fotoğraflarda görüldüğü üzere (Fotoğraf 1-2-3) mevcut durumda yapılaşma olmayan, büyük ölçüde boş bir doğal çevreyi yapılı çevreye dönüştüren bir plan değişikliği kararıdır. Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine yönelik bir değişiklik de değildir. Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesi de yukarıda anlatıldığı üzere söz konusu olabilecek bir gerekçe değildir. Ayrıca yine bu maddede belirtilen koşullar olarak “gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren” biçimde bu plan değişikliği teklifinin ele alınması gereken, son derece yetersiz bir plan değişikliği gerekçe belgesi bulunmakta olup, söz konusu alandaki değişikliğin geçerli gerekçeleri ve altyapı etkilerine ilişkin değerlendirmelerin bulunmaması da önemli eksikliklerdir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlık konusu alanın 10/10/2018 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında bölge parkı/kentsel yeşil alan kullanımında olduğu; ilk olarak dava konusu planda bu bölgenin kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği anlaşılmıştır. 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da dava konusu alan bölge parkı/kentsel yeşil alan olarak düzenlenmiştir.
Uyuşmazlık konusu bölgede Çaltılıdere Mahallesi çevresinde daha önceki planlarda öngörülmüş yeni kentsel gelişme alanları var iken, herhangi bir nüfus projeksiyonuna ve stratejik karara dayanmaksızın tekrar yeni gelişme alanı kararı getirilmesi çevre düzeni amaç ve ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Dava konusu bölgedeki açık alan süreklilikleri açısından, uyuşmazlık konusu düzenlemenin bölgedeki yeşil alanları kesintiye uğratacağı, bu durumun planın ekosistem sürekliliğini sağlama yönündeki ana hedefleriyle çelişkili olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu durumda önceki çevre düzeni planlarında yer alan “bölge parkı/kentsel yeşil alan” kullanımının kaldırılarak, yerine getirilen "kentsel gelişme alanı” plan kararında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
İtiraz-2
Dava dilekçesinde;
Aliağa ilçesi, Helvacı Mahallesinde bulunan yaklaşık 130 hektarlık alanın 08.10.2012 onay tarihli 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Belediyesi Bütünü Çevre Düzeni Planında “tarımsal sanayi alanı” ve “tarım alanı“ olarak planlandığı; 16.11.2015 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “tarım ve hayvancılığı geliştirme alanı”, “sanayi alanı” ve “tarım alanı” kullanımları ile planlandığı; 10.10.2018 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde yeniden “tarım ve hayvancılığı geliştirme alanı” ve “sanayi alanı” kullanımlarının öngörüldüğü; 07.07.2020 onay tarihli dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde ise alanın “tarım ve hayvancılığı geliştirme alanı” olarak tanımlandığını, ayrıca alanın Menemen Büyük Ova ilan edilen alan içinde kaldığından planlama ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
10.10.2018 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliği ile alanda ”tarım ve hayvancılık geliştirme alanı” ve ”sanayi alanı” kullanımlarının öngörüldüğü, 07.07.2020 tarihinde onaylanan çevre düzeni planında “tarım ve hayvancılık geliştirme alanı” kullanımı getirildiği, bu değişikliğin İzmir Büyükşehir Belediyesinin talebi neticesinde yapıldığı, ayrıca alan 2016/9620 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ilan edilen Menemen Büyük Ovası sınırları içinde yer alsa da, alanın bitişiğinde olan ve bu davanın onama sınırı dışında (sınıra bitişik biçimde yer alan) kısımların da 10.10.2018 tahinde onaylanan çevre düzeni planında “tarım ve hayvancılık geliştirme alanı” olarak düzenlendiği, bu bölgeye ilişkin olarak büyük ova ilanı öncesinde imar planları olması ve yapılaşmanın başlaması nedeniyle bu kullanım kararlarının verildiği, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planındaki kullanım kararıyla uyumlu olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Dava konusu bölgede 2012 yılında onaylanan 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Belediyesi Bütünü Çevre Düzeni Planından bu yana “tarımsal sanayi alanı” ve “tarım alanı” ağırlıklı bir planlama yapıldığı görülmektedir (Şekil 2). 23.06.2014 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da (yine Şekil 2’de verilmektedir) tarımsal alan kullanımı ve sanayiye yönelik olarak yapılı çevreyi belirleyen kararlar benzer olmuş ancak tarımsal sanayi ifadesi kullanılmamış; sadece sanayi olarak planlanmıştır. Aslında sanayi genel kullanımı altında tarımsal sanayinin geliştirilmesi olanaklıdır. Ancak daha sonra 16.11.2015 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında (Şekil 2) THG kısaltması ve notasyonuyla “tarım ve hayvancılık geliştirme alanı” kullanımı da getirilmiş olduğundan, tarımsal sanayi geliştirilmesi öngörülen bir bölge için genel sanayi tarımı yerine bu kullanımın planlarda yer alması elbette daha uygun olacaktır. Şekil 2’de görülebileceği üzere 16.11.2015 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında sanayi alanları da aşırı oranda arttırılmış; bu alanlarla iç içe bir kentsel gelişme alanı da plana eklenmiştir. 2015 yılındaki bu planda koruma-kullanma dengesi açısından önceki planın ana kararlarını zedeleyen aşırı gelişmeci bir yaklaşımın olduğu anlaşılmaktadır.
10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planında ise bu aşırı büyüklükteki sanayi kullanımı azaltılmış; planlanan sanayi alanının kuzeybatısında yer alan sanayi ve kentsel gelişme alanı önerisi kaldırılarak tarımsal alan olarak korunmuş; sanayi alanının güneydoğusundaki kısım yine THG notasyonuyla belirtildiği üzere “tarım ve hayvancılık geliştirme alanı” olarak planlanmıştır. Bu planda tarımsal sanayi ağırlıklı bu bölgede sanayi kullanımı tanımına İzmir Büyükşehir Belediyesinin itiraz ettiği ve bu doğrultuda davaya konu 07.07.2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planında burada “sanayi” kullanımı kaldırılarak sadece THG (tarım ve hayvancılık geliştirme alanı) kullanımı getirilmiştir (Şekil 3). Dava dosyasına sunulan belgelerde söz konusu bölgede tarımsal sanayi tesisleri ve tarımsal depoların bulunduğunun tespit edildiği de davalı idare tarafından belirtilmektedir.
Bilirkişi Kurulumuz buradaki Büyük Ova ilanı nedeniyle de önceki planlardaki gibi genel “sanayi” kullanımı getirilmesindense bu bölge için “tarım ve hayvancılık geliştirme alanı” kullanımının daha uygun olduğu görüşündedir. Büyük ova ilanı olan bir bölgede yapılaşmanın denetlenmesi, koruma-kullanma dengesinin koruma ağırlıklı olacak biçimde kurgulanması esas olmalıdır. Ancak geçmişten bu yana yapılmış Çevre Düzeni Planı ve alt ölçekli planlar doğrultusunda yapılaşmanın olduğu görülen bu bölgede mevcut ruhsatlı yapılaşmanın yok sayılmasının ve/veya taşınmasının zorlukları göz önünde bulundurularak; davaya konu plan değişikliği onama sınırının bitişiğinde de (yine büyük ova içinde) “tarım ve hayvancılık geliştirme alanı” planlanmış olduğu dikkate alınarak, ayrıca “tarım ve hayvancılık geliştirme alanı” kullanımının tarımsal üretimin sürdürülmesini destekleyen tamamlayıcı bir kullanım olduğu değerlendirilerek uyuşmazlık konusu alandaki bu kullanımın planlama esaslarına aykırı olmadığı, önceki 10.10.2018 onaylı çevre düzeni planındaki öneriden çok daha uygun olduğu görülmektedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planda uyuşmazlık konusu alanın tarım ve hayvancılık geliştirme alanı kullanımında kaldığı anlaşılmaktadır.
Davaya konu çevre düzeni planında tarım ve hayvancılık geliştirme alanları için 8.2.12 sayılı madde düzenlenmiştir. Bu başlığın altında;
"8.2.12.1. Bu alanlarda tarım ve hayvancılığa yönelik araştırma ve geliştirme birimleri, ürün toplama, depolama, saklama, pazarlama alanları, ürün borsası, ürün işleme ve paketleme tesisleri ve besicilikte kullanılacak yem üretim alanları, tarımsal amaçlı yapı ve tarımsal amaçlı entegre tesisler, sebze ve çiçek yetiştiriciliği için seralar, hayvancılık ve et entegre tesisleri, tarımsal işletmelerin ön arıtma ya da topla arıtma tesisleri, tarımsal araç-gereç parkları, ile çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal ve kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesisleri, gereksinimlere ve planlama ilkelerine uygun şekilde, toplu olarak (organize şekilde) yer alabilecektir.
8.2.12.2. Bu alanlarda yer alacak işletmelerin yapılanma koşulları ve niteliklerine alt ölçekli planlarda belirlenecektir.
8.2.12.3. Bu planda gösterilenler dışında ihtiyaç olması halinde, en az 20 ha. olacak şekilde, ilgili kurum ve kuruluş görüşlerine bağlı kalınarak, il toprak koruma kurulu marifetiyle yer seçimi yapılabilir. Yer seçimi yapılan alanlara ilişkin imar planı yapılmasının gerekli olduğu durumlarda, imar planları bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince hazırlanır ve onaylanır. Onaylanan planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere bakanlığa gönderilir. Söz konusu tesisler/tesis alanları amacı dışında kullanılamazlar.
8.2.12.4. Bu alanlarda çevre sorunlarını önlemeye yönelik olarak her türde atığa ilişkin teknik altyapı önlemleri alınacaktır.
8.2.12.5. Bu planda önerilen teknolojik sera bölgelerinde öncelikle termal enerjiden yararlanacak tesisler desteklenecek ve bu tesislerin yapımına öncelik tanınacaktır." düzenlemelerine yer verilmiştir.
Davaya konu planda tarım ve hayvancılık geliştirme alanları tarım ve hayvancılık faaliyetlerin sürdürüleceği ve tarımsal ürünlerin katma değerlerini artırmaya yönelik araştırma geliştirme ve üretim birimleri ile ürün toplama, depolama, saklama alanları, tarımsal amaçlı yapılar ve tarımsal amaçlı entegre tesislerin toplu olarak (organize şekilde) yer alabileceği alanlardır şeklinde tanımlanmıştır.
Bu itibarla uyuşmazlık konusu alan için getirilen kullanım kararında mevzuata aykırılık bulunmadığı, getirilen uygulamanın bölgenin özelliğine uygun olduğu, planda şematik olarak gösterilen tarım ve hayvancılık geliştirme alanı olan bir alanın uyulması zorunlu olan ilgili mevzuatta belirlenen esaslar dahilinde uygulamada alt ölçekli planlar kapsamında yapılabileceği açıktır.
İtiraz-3
Dava dilekçesinde;
13.09.2019 tarih ve 30887 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile İzmir Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırının daraltıldığı, Bergama Allianoi, Manisa, Soma Menteşe Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırının iptal edildiği, anılan karar sonrası İzmir Büyükşehir Belediye Meclisince 28.04.2020 tarihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli nazım imar planı değişikliğiyle sınırların güncellendiği, aynı plan değişikliği kapsamında alanda “tarım alanı, mera alanı, makilik-fundalık alan ve rekreasyon alanı” kullanım kararlarının öngörüldüğü, 07.07.2020 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliğinde ise “Kültür ve Turizm Koruma ve Geliştirme Bölgesi / turizm merkezi” sınırının kaldırıldığı ancak herhangi bir plan değişikliği onama sınırı belirtilmediği, 07.07.2020 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliği ile oluşturulan plan kararları ile 28.04.2020 tarihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli nazım imar planı arasında uyuşmazlıklar bulunduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Anılan Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırlarının dava konusu 07.07.2020 tarihinde onaylanan çevre düzeni planında, 13.09.2019 tarihli ve 30887 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1532 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı dikkate alınarak kaldırıldığı, bununla birlikte özel statülü alanlara ilişkin değişikliklerin plan değişikliği onama sınırları içine alınmadığı, Kültür ve Turizm ve Koruma Gelişim Bölgesi statüsünün iptal edilmesinden sonra, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığınca onaylanan 1/25.000 ölçekli nazım imar planının, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 6. maddesinin 2. fıkrasına aykırı olduğu, bununla beraber dava konusu bölgede iptal edilen Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırı ve planları ile önerilen İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “turizm alanı” olarak planlanan bölgeye ilişkin plan kararlarının, 07.07.2020 tarihli dava konusu çevre düzeni planına yapılan itirazlar çerçevesinde yeniden değerlendirileceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Uyuşmazlık konusu alanda planın esasına ilişkin konu baraj gölü çevresindeki turizm tesis alanı kullanımıdır. Şekil 4’te görüldüğü üzere, 10.10.2018 onay tarihli planda burada büyük bir alan Kültür ve Turizm ve Koruma Gelişim Bölgesi ilan edilmiş; baraj gölünün çevresinde de “turizm tesis alanı” kullanımı öngörülmüştür. 2019 yılında bu Kültür ve Turizm ve Koruma Gelişim Bölgesi kararı iptal edilmiş; 07.07.2010 tarihli davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde de sınır kaldırılmıştır. Ancak “turizm tesis alanı” kullanımı sürdürülmüştür.
Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi bir alan statüsü olup, bu statünün iptal edilmesiyle beraber bu sınırların davaya konu planda kaldırılması doğaldır. Bu kararın iptali sonrasında erişim koşulları açısından oldukça sınırlı olan, doğal yapısıyla dikkat çeken, uydu fotoğrafında görüldüğü üzere (Fotoğraf 7) sadece kırsal doku, tarımsal alan ve doğal peyzaj öğelerinin yer aldığı bu noktanın bir rekreasyon alanı özelliğiyle planlanması en doğru yaklaşım olacaktır. Burada bir termal turizm potansiyeli olduğu anlaşılsa da söz konusu kullanım için aşırı büyük bir alanın ayrılmış olduğunu da belirtmek gerekir.
Dolayısıyla davaya konu planda “turizm amaçlı tesislerin ve bu tesisleri tamamlayıcı nitelikte unsurlarının yer aldığı/alacağı kullanım alanları” olarak tanımlanan “turizm tesis alanı” için bu derece büyük bir alanın planlanmasının ve doğal özellikleriyle öne çıkan bu bölgede bu yer seçiminin uygun olmadığı değerlendirilmektedir.
Davalı idarenin savunması kapsamında burada iptal edilen Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınır ve planları ile davaya konu 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planında yer alan “turizm alanı” plan kararının 07.07.2020 tarihli davaya konu Çevre Düzeni Planına yapılan itirazlar çerçevesinde yeniden değerlendirileceği yönündeki bilgi dikkate alındığında, burada rekreasyon alanı kullanımı ile doğal yapının yapılı çevreye dönüşmesini en aza indirecek biçimde turizm ve rekreasyon olanaklarının değerlendirilmesi uygun bir planlama yaklaşımı olacaktır.
Farklı ölçeklerdeki planlar arasındaki uyum konusuna gelince, sınır iptali nedeniyle bir belirsizliğin ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında KTKGB sadece sınır olarak gösterilmekte, sınırın içine ilişkin planlama yetkisi başka kurumda olduğu için bu alan planda boş bırakılmaktadır. 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ise hem plan sınırı gösterilmiş; hem de sınır içindeki kullanım kararı planda gösterilmiştir. Ancak sınır iptal olunca, sınırın içindeki alan kullanımı kararlarının da gözden geçirilmesi gerekeceği için 1/25.000 ölçekli plan açısından bu bölgeye ilişkin üst ölçekli plan kararının da ortadan kalktığı ve bir belirsizlik oluştuğu görülmektedir. İki ölçekteki Çevre Düzeni Planının eş güdüm içinde geliştirilmesi böyle bir statü sınırı iptali sonrasında izlenmesi gereken en doğru yöntem olacaktır. (Nitekim davaya konu plan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değildir.)" görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu Kültür ve Turizm ve Koruma Gelişim Bölgesi (KTKGB) sınırları 13/09/2020 tarih ve 30887 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1532 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı dikkate alınarak dava konusu 07/07/2020 tarihli çevre düzeni planında kaldırılmıştır.
Alanda öngörülen turizm tesis alanı kullanımının da 07/07/2020 tarihli çevre düzeni planına yapılan itirazlar kapsamında değerlendirilerek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 08/09/2023 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliği ile kaldırıldığı, mevcut arazi arazi kullanımı dikkate alınarak "orman alanı ve mera alanı" kullanımı getirildiği görüldüğünden bu itiraz bakımından uyuşmazlığın konusuz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-4
Dava dilekçesinde;
Çeşme ilçesi, Dalyan ve Sakarya Mahallelerinde Ayayorgi Koyunun gerisinde kalan alanın 16.11.2015 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “kentsel gelişme alanı”, 20.07.2017 onay tarihli İzmir Batı Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planında “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” olarak tanımlandığı, 10.10.2018 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında yeniden “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” kullanımı getirildiği, son olarak 07.07.2020 yılında onaylanan davaya konu çevre düzeni planı değişikliğinde ise aynı alanın “tercihli kullanım alanı” olarak planlandığı, anılan plan değişikliğinin mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Alanın planlama geçmişine ilişkin verilen bilgilerin hatalı olduğu, dava konusu alanın 16.11.2015 tarihinde onaylanan çevre düzeni planında “kentsel gelişme alanı” olarak değil “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” olarak planlandığı, alan içerisinde yer alan ve mülkiyeti hazineye ait olan taşınmazları da kapsayan arsanın statüsünün “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” olarak yeniden tescil edildiği hususu dikkate alınarak, bölgenin turizm ve gelişme potansiyeli, çevre imar bütünlüğü dikkate alınarak kamusal kaynakların ekonomiye kazandırılması amacıyla çevre düzeni planında “tercihli kullanım alanı” olarak düzenlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Şekil 5’te verilen plan paftalarında görüldüğü üzere 16.11.2015 onay tarihli Çevre Düzeni Planında davaya konu alan “bölge parkı / büyük kentsel yeşil alan” olarak planlıdır. 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde de burası “bölge parkı / büyük kentsel yeşil alan” olarak planlanmıştır. Davaya konu 07.07.2020 onay tarihli davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde ise “bölge parkı / büyük kentsel yeşil alan” kullanımı tümüyle kaldırılmış ve tercihli kullanım alanı kararı getirilmiştir.
Plan paftalarının üçünde de D notasyonu ile alanın Doğal Sit Alanı olduğu belirtilmekte; sit sınırları yatay tarama ile gösterilmektedir. Davalı idare buranın “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” olarak yeniden tescil edildiğini belirterek plan kararının değiştirildiğini vurgulamakta; ayrıca mülkiyeti Milli Emlak Genel Müdürlüğüne ait olduğu için kamusal kaynakların ekonomiye kazandırılması amacıyla plan değişikliği yapılarak doğal alanın yapılı çevreye dönüştürüldüğünü belirtmektedir. Mekânsal Planlar Yönetmeliğinin 20.maddesi (a) bendi ile ifade edilen konunun da yönetmeliğin Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde kamu yatırımlarına dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan plan değişikliği yapılabileceği koşulundan bahsedildiği anlaşılmaktadır.
Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanları, Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararı başlığıyla 25.01.2017 tarih ve 29959 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan karar doğrultusunda “kesin korunacak hassas alanlar veya nitelikli doğal koruma alanlarını etkileyen, bu koruma bölgeleri ile bütünlük gösteren, korumaya katkı sağlayacak, doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlar” olarak tanımlanmaktadır.
Dava konusu Çevre Düzeni Planı Değişikliği Plan Hükümlerinde “tercihli kullanım alanları” ise şu şekilde tanımlanmaktadır: “Bu alanlarda turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılaşma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirlenecektir.”
Öncelikle belirtmek gerekir ki alanın statüsünün “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” olarak tanımlanması buradaki kullanım kararını belirleyen tek planlama ölçütü değildir. “Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” kapsamında olan bir doğal çevrenin tanım buna olanak sağladığı için muhakkak yapılı çevreye dönüşmesini sağlayacak bir plan kararı üretilmesi gerektiği biçiminde anlaşılması da son derece hatalı olacaktır.
Çevre Düzeni Planlarında yapılı çevre ile doğal çevre ilişkisi koruma-kullanma dengesini kurmak amacıyla; çevre düzeni planına ilişkin Mekânsal Planlar Yönetmeliğinin 19. maddesindeki ilkeler de dikkate alınarak ve bu kapsamda “sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi” ile; “tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi” hedefiyle; “doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması” ilkesi gözetilerek kurgulanmalıdır.
Uyuşmazlık konusu Çeşme yarımadası incelendiğinde koruma-kullanma dengesi açısından zaten son derece olumsuz bir tablonun geçmişten günümüze yaratıldığı görülmektedir. Yukarıdaki şekillerde de görüldüğü üzere neredeyse tüm yarımada yapılaşmış; çok az sayıda açık ve doğal alan korunabilmiştir. Doğanın kaldırma kapasitesinin çok üzerinde bir yapılaşma gerçekleştiği açıktır. Bu yapılı çevre ve çok az orandaki doğal ve açık alan uydu fotoğrafında görülmektedir (Fotoğraf 8). Keşif esnasında da alanın mevcut doğal yapısı ve çevredeki yapılaşma gözlenmiştir.
Bu nedenlerle İzmir Çeşme bölgesini içeren her ölçekteki plan çalışmasında bu zedelenmiş dengenin daha da fazla “kullanma” yönünde bozulmaması, koruma kararlarıyla doğal yapının korunması ve sürdürülmesi Çeşme yarımadası için başlıca planlama yaklaşımı olmalıdır.
Davaya konu işlemde ise 2015 yılından bu yana üst ölçekli (1/100.000) Çevre Düzeni Planı ile güvence altına alınmış bir doğal alan ve bu doğrultuda “bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” kullanımı kaldırılmaktadır. Bu durum Çevre Düzeni Planının Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 19. maddesinde vurgulanan (ve yukarıda sıralanmış olan) doğal yapıyı ve ekosistemi korumaya yönelik tanımlarla bağdaşmamakta; Yönetmeliğin Çevre Düzeni Planı Değişikliklerine ilişkin 20. maddesiyle de çelişmektedir. Bu maddeye göre “çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte plan değişikliği yapılabilir”. Dava konusu kullanım değişikliğinin Çeşme Yarımadasına ilişkin olarak bir Çevre Düzeni Planında bulunması gereken başlıca ilke olan koruma-kullanma dengesini ciddi biçimde bozduğu açıktır. Bu ilke Çevre Düzeni Planlarının ana plan kararıdır. Bu ana plan kararı, planın sürekliliği ve bütünlüğü bozulmaktadır.
Yine 20. maddede şu ifade bulunmaktadır:
“Çevre düzeni planı değişikliklerinde;
a) Kamu yatırımlarına,
b) Çevrenin korunmasına,
c) Çevre kirliliğinin önlenmesine,
ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine,
d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine
dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır.”
Hazineye ait bir taşınmazın doğal sit alanındayken ve yeşil alan olarak bölgede planlanmış neredeyse tek doğal çevre iken, “ekonomiye kazandırılmak” amacıyla yapılı çevreye dönüştürülmesi bir kamu yatırımı olarak değerlendirilmemektedir. Kamuya gelir sağlamak, doğanın kaldırma kapasitesini tamamen yok edecek yapılaşmalara olanak tanıyarak sağlıksız yaşam çevreleri yaratmak pahasına olamaz. Dolayısıyla söz konusu maddenin dava konusu plan değişikliği açısından geçerli olmadığı görülmektedir. Plan değişikliğinin geçerli, bilimsel, nesnel ve kamu yararını gözeten bir gerekçesi bulunmamaktadır.
Ayrıca Çeşme yarımadası için bu kadar önemli stratejik bir kararın altyapı etkilerini değerlendiren bir raporun bulunmaması, bu konunun işlemin eki olan gerekçe yazısında veya plan açıklama raporunda yer almaması önemli eksikliklerdir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlıkta, daha önce "bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan” olarak belirlenen alanın, davaya konu plan değişikliği ile tercihli kullanım alanı olarak belirlendiği görülmektedir.
Ayayorgi Koyu'nun gerisinde kalan dava konusu alanın, 16/11/2015 tarihli çevre düzeni planında bölge parkı/büyük kentsel yeşil alan olarak planlamış ise de, uydu görüntülerinin incelenmesinden kıraç arazi niteliğinde olduğunun ve anılan kullanım kararının hayata geçirilmediğinin görüldüğü, bununla birlikte, süreç içinde, alan içinde yer alan ve mülkiyeti Hazineye ait olan taşınmazları da kapsayan alanın sit statüsünün "Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı" olarak yeniden tescil edildiği dikkate alınarak, bölgenin turizm ve gelişme potansiyeli ile çevre imar bütünlüğü dikkate alınarak tercihli kullanım alanı olarak belirlenmesinde, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
İtiraz-5
Dava dilekçesinde;
Çeşme ilçesi, Ovacık Mahallesi, Ovacık Mevkii'nde otoyolun doğusunda kalan alanın 16.11.2015 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “kentsel gelişme alanı” olarak planlandığı; 20.07.2017 onay tarihli İzmir Batı Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planında “ağaçlandırılacak alan” olarak planlanmış olmakla beraber bu planın mahkeme kararıyla iptal edildiği; 10.10.2018 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında da “ağaçlandırılacak alan” kullanımı getirildiği, davaya konu 07.07.2020 yılında onaylanan çevre düzeni planı değişikliğinde ise ağaçlandırılacak alan kaldırılarak alanın “kentsel gelişme alanı” olarak planlanmasının mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bu alanın 16.11.2015 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “kentsel gelişme alanı” kullanımında olduğu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığının itirazı üzerine ”ağaçlandırılacak alan” olarak planlandığı, söz konusu plan kararına bölgede taşınmazları bulunan TOKİ Başkanlığınca itiraz edildiği, yapılan değerlendirme sonucunda TOKİ Başkanlığınca Çeşme ilçesine yönelik sosyal konut geliştirme çalışmalarının yapılması hususu dikkate alınarak alanın “kentsel gelişme alanı” olarak düzenlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Davalı idarenin savunmasında vurguladığı Yönetmelik maddesi Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde Çevre Düzeni Planı Revizyonlarına ilişkin olan maddedir ve daha önce 4.1 sayılı maddede belirtildiği üzere davaya konu işlem bir Çevre Düzeni Planı Revizyonu değil Çevre Düzeni Planı Değişikliğidir. Dolayısıyla anılan Yönetmeliğin 20. maddesinin 1-a bendinde vurgulanan “nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması” plan revizyonu yapılmasını gerektirecek bir durumdur.
Öte yandan davaya konu işlemde nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamaması nedeniyle yeni gelişme alanlarının açılması gibi bir gereksinim de bulunmamaktadır. Önceki alt-başlık kapsamında belirtildiği üzere Çeşme yarımadası için zaten aşırı bir gelişme alanı öngörüsü bulunmakta olup, Çevre Düzeni Planında olması gereken koruma-kullanma dengesinin sağlanabildiği söylenemez. Bu denge mevcut durumda da zaten ciddi biçimde kullanma lehine bozulmuşken, uyuşmazlık konusu bu noktada 2018 onaylı Çevre Düzeni Planında ağaçlandırılacak alan kullanımı öngörülmüş bir yerin kentsel gelişme alanı olarak planlanması ve bu yönde plan değişikliği yapılması koruma-kullanma dengesini daha da fazla zedelemektedir.
Oysa Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde Çevre Düzeni Planı Değişikliği koşullarını açıklayan 20. maddenin 2. fıkrasında “Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir” denmektedir. Aynı fıkra uyarında böyle bir işlemin de kamu yatırımlarına, çevrenin korunmasına, çevre kirliliğinin önlenmesine, planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporuyla yapılması şartı vardır. Dava konusu işlemde TOKİ Başkanlığınca konut geliştirilmesi önemli bir hedef olarak değerlendirilebilir; ancak bunun çevreyi olumsuz etkilemeden ve korunmasını sağlayarak, ayrıca planın bu bölgeye ilişkin ana kararlarını ve koruma-kullanma dengesini bozmadan sağlamak gerekmektedir.
Böyle bir konut yatırımı için söz konusu bölgede yeterli büyüklükte kentsel gelişme alanı planlanmış olması da bir diğer önemli konudur. Şekil 6’da görüldüğü üzere dava konusu plan değişikliği kararı ile planda ağaçlandırılacak alan olarak öngörülmüş olan ve Ovacık yerleşiminin mevcut yüzölçümü kadar bir alan kentsel gelişme alanı olarak planlanmaktadır. Oysa 2018 onaylı Çevre Düzeni Planında zaten bu alanın çevresinde aşırı büyüklükte kentsel gelişme alanları planlanmıştır.
Dolayısıyla bu bölgede Çeşme ve Ovacık yerleşimleri için her ikisinin yerleşik alanın mevcut yüzölçümünden iki kat fazla yeni gelişme alanı açılmış olup bu durum aşırı gelişmeci bir yaklaşım olarak dikkat çekmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere, Çeşme yarımadasının doğal değerleri dikkate alındığında ve zaten yapılaşmış alanın ve öngörülen gelişme alanlarının büyüklüğü değerlendirildiğinde, burada koruma-kullanma dengesinin sağlanması, başlıca planlama stratejisi olmalıdır. Bu kapsamda da mevcut durumda yapılı çevreye dönüşmemiş olduğu keşif esnasında da görülmüş olan (Fotoğraf 14-15) bu doğal yapının ve çevrenin korunması gerekmektedir. Çevrenin korunmasına yönelik bu gereklilik anılan Yönetmelik maddesinde de vurgulanan bir konudur.
Bu nedenlerle 2018 onaylı Çevre Düzeni Planındaki ağaçlandırılacak alanın kaldırılarak, kentsel gelişme alanına olarak plan değişikliği yapılması ve böylece bu bölgede aşırı büyüklüklerde yeni gelişme alanlarının öngörülmesi şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmayan, ilgili Yönetmeliğin çevre düzeni planı değişikliklerine ilişkin koşullarına da aykırılık taşıyan bir işlemdir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Kentsel gelişme alanlarının, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin plan notları ve imar mevzuatı gereğince, hedef yıla ilişkin nüfus kabulleri ile, çevre düzeni planı ilke ve stratejilerine göre belirlenmesi gerektiği açıktır.
Nitekim, plan açıklama raporunda da ifade edildiği üzere, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ilk halinde, nüfus kabulleri çerçevesinde, 2025 yılı için gereksinim duyulan gelişme alanlarının da belirlendiği görülmektedir.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 20. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli ve geçerli sebeplerin bulunması ve bu hususun gerekçelendirilebilmesi halinde, çevre düzeni planlarında değişiklik yapılması mümkündür.
Fakat, dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğine ilişkin gerekçe raporunda; Çeşme ilçesindeki dava konusu alana kentsel gelişme alanı kullanım kararı getirilmesinin, hangi sebebe ve ihtiyaca dayalı olduğuna ve İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında dava konusu değişiklikten önce belirlenen kentsel gelişme alanlarının yetersiz kaldığına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmediği gibi, anılan çevre düzeni planının, hedef yılı nüfus kabulünde de herhangi bir değişikliğin yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli ve geçerli sebepler bulunmaksızın ve hedef yıla ilişkin nüfus kabulleriyle herhangi bir bağlantı kurulmaksızın, dava konusu İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin itiraza konu Çeşme İlçesi, Ovacık Mevkiinin doğusunda öngörülen "kentsel gelişme alanı" olarak belirlenmesine yönelik bölümünde, çevre düzeni planının ilke, hedef ve stratejileri ile planlama esaslarına ve imar mevzuatına uyarlık bulunmamıştır.
İtiraz-6
Dava dilekçesinde;
Çiğli ilçesi, Egekent-Balatçık Mahallesinin kuzeyinde kalan bölgede 10.10.2018 yılında onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “ağaçlandırılacak alan” kullanımı getirilen 25 hektar büyüklüğündeki alanın davaya konu 07.07.2020 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “kentsel gelişme alanı” olarak değiştirildiği, ayrıca Çiğli ilçesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 27.04.2018 tarih ve 76071 sayılı oluru ile tescil edilen “kesin korunacak hassas alan”, “nitelikli doğal koruma alanı” ve “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” sınırlarının askıdaki paftada yer almadığı ve plan lejantında söz konusu gösterimlere yer verilmediği, eski sit statüsünde gösterildiği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
-Bu bölgedeki 178 hektar büyüklüğünde bir alanın 16.11.2015 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “kentsel gelişme alanı” kullanımında kaldığı; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığının itirazı üzerine, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı kararı dikkate alınarak 10.10.2018 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında alanın “ağaçlandırılacak alan” olarak yeniden düzenlendiği; söz konusu alanın davaya konu 25 hektarlık kısmına yapılan itiraza yönelik değerlendirme sonucunda, Çiğli ilçesi, Balatçık Mahallesi, 5681 sayılı parselin bulunduğu alanın güney ve batı yönlerinde imar planlı sahaların bulunduğu, bu alanın bitiminden itibaren tapulama harici alanların başladığı, kurum ve kuruluş görüşlerine de uygun olacak şekilde alanda yeniden “kentsel gelişme alanı” kararının üretildiği, konunun Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 20. maddesinin 2. fıkrasının a bendi uyarınca uygun görüldüğü,
-Çiğli ilçesinde değişen doğal sit statülerinin askıdaki planda yer almaması ve plan ve lejandında söz konusu gösterimlere yer verilmemesi hakkında; İzmir ilinde doğal sit alanlarının yeniden belirlenmesine ilişkin çalışmaların Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünce etaplar halinde yürütüldüğü; çevre düzeni planının “8.17.7.1. sayılı plan notunda, sit ilan edilen alanın, statüsünde değişiklik yapılan veya statüsü kaldırılan sit alanlarında aşağıdaki plan hükümleri çerçevesinde işlem tesis edileceği, 8.17.7.2. Sayılı plan notunda, bu planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planı, mevzi imar planı bulunan alanların sit alanı ilan edilmesi durumunda, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili yönetmelikleri ile ilke kararları ve yeni koruma statüleri çerçevesinde sit alanı ilan öncesinde onaylanan imar planlarındaki kararların incelenerek ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri çerçevesinde, mevzuat gereği yapılması gerekli olan koruma amaçlı imar planlarının, bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince onaylanabileceği, 8.17.7.3. Sayılı plan notunda, bu planın onayından önce mevzuatına uygun olarak onaylanmış imar planı mevzi imar planı varken, sonrasında sit ilan edilen alanların koruma statüsünün kaldırılması durumunda, sit alanı ilanından önce onaylanan imar planlarındaki kararlar incelenerek mevzuat gereği zorunlu olan imar planına ilişkin düzenlemelerin, bu planda değişikliğe gerek olmaksızın alt ölçekli planlar, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği çerçevesinde ilgili idaresince onaylanabileceği, 8.17.7.4. Sayılı plan notunda, onaylı koruma amaçlı imar planı bulunan sit alanlarında, 2863 sayılı Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili yönetmelikleri uyarınca hazırlanan bilimsel araştırma raporu sonucuna göre koruma statüsünde değişiklik olması durumunda, bu alanlara ilişkin koruma amaçlı imar planlarına ilişkin değişikliklerin, belirlenen yeni statü dikkate alınarak bu planda değişikliğe gerek olmaksızın 2863 sayılı Kültür Ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu, 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, ilgili yönetmelikler ve İlke kararları gereğince onaylanabileceğinin düzenlendiği; söz konusu hükümler çerçevesinde, değişen sit statülerinin çevre düzeni planında yeni bir düzenleme yapılmasına gerek olmaksızın ilgili koruma mevzuatı çerçevesinde iş ve işlerin yürütülmesinin mümkün olduğu savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Şekil 7’de verilen plan paftalarında görüldüğü üzere burası İzmir kenti Çiğli İlçesinin çeperinde, kentin bittiği ve yeşil kuşak planlama stratejisinin başladığı yerdedir. Kentsel gelişmenin sınırlanması ve sonlandırılması için yeşil kuşak stratejisi planlama yazınında ve pratiğinde önemli yer tutan, son derece olumlu bir plan yaklaşımıdır. Kentin çeperinde doğal çevrenin yapılı çevreye dönüşmesini önlemek, doğal yapıyı sürdürmek için planda çoğu kez ağaçlandırılacak alan öngörüsüyle doğal çevrenin korunması sağlanır. Ağaçlandırılacak alanlara yönelik bir plan kararının özel mülkiyete isabet etmesi de kaçınılmaz olabilir. Kentin formuna, gelişimine ve gelişmenin denetlenmesine ilişkin kararlar özel mülkiyet yapısına göre verilen kararlar değildir.
10.10.2018 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Çiğli yerleşiminin uyuşmazlık konusu kısmında net bir yeşil kuşak stratejisi görülmektedir. Burada yapılı çevre bittikten sonra başlayan doğal yapı keşif esnasında çekilen fotoğraflarda da görülmektedir (Fotoğraf 16-17-18). Jemorfolojik yapısı yani eğim ve vadi sisteminin parçası olması nedeniyle de bu alanların açık alan sistemine ve yeşil kuşağa dahil edilmesi doğru bir planlama kararıdır.
Burada özel mülkiyetin söz konusu olması ve bu nedenle parsellere yapılı çevreye olanak tanıyacak bir plan kararı getirilmesi ise geçerliliği olmayan bir plan yaklaşımıdır. İlçe Belediyesi tarafından geçmişte plan yapıldıysa bile, üst ölçekli ana strateji planı olan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında alt ölçekteki uygulama imar planlarının olduğu gibi kabul edilmesi de söz konusu değildir.
Dolayısıyla, geçerli bir planlama gerekçesi olmadan kentin çeperinde yeşil kuşak oluşturma işlevi gören bir ağaçlandırılacak alan kullanımı, kentsel gelişme alanı olarak planlanarak Çevre Düzeni Planı Değişikliği yapılmaktadır. Bu durum planın yeşil kuşak sistemine ilişkin ana plan stratejisini, sürekliliğini, planın ve yeşil kuşak alanının bütünlüğünü bozmakta olup şehircilik ilkeleri ve planlama esasları ile Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin çevre düzeni planı değişikliğine ilişkin 20. maddesi 2. fıkrasına aykırılık taşımaktadır.
Davalı idare konunun Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 20. maddesinin 2 . fıkrasının a bendi uyarınca uygun görüldüğünü belirtmekteyse de, a bendi kamu yatırımı için plan ana kararını ve sürekliliği ile bütünlüğünü bozmayan plan değişikliği yapılabileceğini vurgulamakta olup, burada kamu yatırımı söz konusu değildir; işlemin plan ana kararı sürekliliği ve bütünlüğünü bozduğu ise açıktır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Davaya konu çevre düzeni planının plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu; 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulamaya geçilemeyeceği, bu plan ile belirlenen "kentsel yerleşme alanlarının", bu alanların tamamının yerleşime açılacağını göstermeyeceği, bu alanların sınırlarının, alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda, bu planda ve plan hükümleri ekinde yer alan tabloda belirlenen hedef nüfus dikkate alınarak kesinleştirileceği; 7.13 sayılı maddesinde bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 sayılı maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu kuralı getirilmiş; 8.1.1.1 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarının, kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanları olarak gösterilmiş alanların bütünü olduğu belirtilmiş; 8.1.1.2 sayılı maddesinde, bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacağı, alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğu belirtilmiş 8.1.1.3 sayılı maddesinde, kentsel yerleşme alanlarında, konut alanları ile eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, açık ve kapalı spor alanları, yeşil alanlar, kamu kurum alanları, trafo vb. gibi sosyal ve teknik alt yapı alanları ile ticaret alanları, küçük sanayi sitesi alanları, turistik tesis alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları, v.b. çalışma alanlarının yer alabileceği, kentsel yerleşme alanlarında organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler, sanayi tesisleri ile endüstriyel hammadde ve mamul ürünlerinin açık ya da kapalı olarak depolanacağı tesislerin yer alamayacağı, kentsel yerleşik alanlarda var olan sanayi tesisleri, ekonomik ömrü dolduğunda sanayi alanlarına taşınacağı, bu planda kentsel yerleşme alanları için belirlenmiş olan nüfus kabulü esas olmak üzere, kentsel yerleşmeler içindeki yoğunluk dağılımının imar planlarında yapılacağı, imar planında yer alacak nüfusun, o yerleşme için bu planla getirilen toplam nüfus kabulünü aşamayacağı, düzenlenmiştir.
Sit alanlarına ilişkin olarak plan notlarının 4.57. maddesinde, sit alanları, ilgili mevzuat uyarınca ilan edilmiş; tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu, sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlar olarak tanımlanmış, 8.17.7.2. maddesinde, "Bu planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planı, mevzi imar planı bulunan alanların sit alanı ilan edilmesi durumunda, 2863 sayılı Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili yönetmelikleri ile ilke kararları ve yeni koruma statüleri doğrultusunda, sit alanı ilanı öncesinde onaylanan imar planlarındaki kararların incelenerek ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, mevzuat gereği yapılması gerekli olan koruma amaçlı imar planları, bu planda değişikliğe gerek olmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir." 8.17.7.3. maddesinde, "Bu planın onayından önce mevzuatına uygun olarak onaylanmış imar planı, mevzii imar planı varken, sonrasında sit ilan edilen alanların koruma statüsünün kaldırılması durumunda, sit alanı ilanından önce onaylanan imar planlarındaki kararlar incelenerek mevzuat gereği zorunlu olan imar planına ilişkin düzenlemeler, bu planda değişikliğe gerek olmaksızın alt ölçekli planlar mekansal planlar yapım yönetmeliği çerçevesinde ilgili idaresince onaylanabilir.", 8.17.7.4. maddesinde, Onaylı koruma amaçlı imar planı bulunan sit alanlarında, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve 1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili yönetmelikleri uyarınca hazırlanan bilimsel araştırma raporu sonucuna göre koruma statüsünde değişiklik olması durumunda, bu alanlara ilişkin koruma amaçlı imar planlarına ilişkin değişiklikler, belirlenen yeni statü dikkate alınarak bu planda değişikliğe gerek olmaksızın 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, ilgili yönetmelikler ve ilke kararları gereğince onaylanabilir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
Çevre düzeni planları, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup, stratejik bir plan olması sebebiyle söz konusu planlar, bu planlara dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Uyuşmazlığa konu alanın, dava konusu çevre düzeni planında, kentsel gelişme alanı kullanımında kaldığı, konumu ve büyüklüğü dikkate alındığında dava konusu planın değiştirilmesini gerektirecek stratejik mekansal bir kullanım kararı niteliğinde olmadığı, değişen sit statülerinin dava konusu çevre düzeni planı plan notları uyarınca bu planda değişikliği gerek olmaksızın alt ölçekli planlarda koruma mevzuatı çerçevesinde belirleneceği, bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-7
Dava dilekçesinde;
Dikili İlçesi, İsmetpaşa Mahallesinde bulunan 305 hektar büyüklüğündeki alanın 16.11.2015 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “teknolojik sera bölgesi” olarak planlandığı; 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “teknolojik sera alanı, termal turizm tesis alanı ve tarım alanı” kullanımlarında kaldığı; davaya konu 07.07.2020 onay tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ile 383 hektar alanın yeniden düzenlenerek “teknolojik sera bölgesi” olarak planlandığı, bu kullanımın mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dikili Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğünün 09.09.2020 tarih 2020/133 sayılı yazısı ile İzmir-Dikili-İsmetpaşa Mahallesi, 397 ada, 16, 20, 21 sayılı parseller, 398 ada, 1, 2 sayılı parseller ve 399 ada, 17 ve 38 sayılı parsellerin bulunduğu yaklaşık 297 hektarlık alanın İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “organize sanayi bölgesi” olarak düzenlenmesinin talep edildiği; yapılan inceleme sonucunda OSB alanına ilişkin yer seçim toplantısının 13.06.2019 tarihinde yapıldığı; Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün 15.11.2019 tarih ve 3368717 sayılı yazısı ile yer seçiminin kesinleştiği; OSB alanının Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırları içerisinde yer alması sebebiyle öncelikle Kültür ve Turizm Bakanlığına plan değişikliği başvurusunda bulunulduğu; Dikili Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Plan Değişikliği ve 1/25.000 ölçekli nazım imar planı değişikliğinin, Kültür ve Turizm Bakanlığınca, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 7. maddesi uyarınca 04.04.2020 tarihli ve 2929/97-09 tarihli kararı ile onaylandığı; İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının onayından sonra planlama bölgesi içinde yer seçimi kesinleşen organize sanayi bölgelerine ilişkin çevre düzeni planında “8.2.1.3 sayılı: Organize sanayi bölgelerinde, OSB yer seçim komisyonunca yer seçimi yapılarak sınırları kesinleşen alanlar için Bakanlıkça bu planda değişiklik yapılır.” plan hükmünün düzenlendiği; söz konusu hüküm uyarınca hazırlanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin 26.10.2020 tarihinde onaylandığı ve uyuşmazlık konusunun ortadan kalktığı savunulmaktadır.
Bilirkişi raporunda;
"Uyuşmazlık konusu teknolojik sera bölgesi kullanımına ilişkin olarak geçmiş planlar ve bilirkişi raporları konu edildiği için bu konuda 2014 ve 2015 onay tarihli Çevre Düzeni Planlarının da irdelenmesi gerekli görülmektedir. Şekil 8’de sırasıyla 23.06.2014 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı; 16.11.2015 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ve 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliği verilmektedir.
2014 planında teknolojik sera bölgesinin batısındaki alanın tarım alanı olarak korunduğu; 2015 planında tarım alanının da teknolojik sera bölgesine dahil edilerek alanın büyütüldüğü; 2018 planında ise bu tarımsal alanın yeniden plana tarım amacıyla işlendiği, bir miktar da büyütüldüğü ve teknolojik sera bölgesinin daha doğuda yol boyunca ve yolun kuzeyinde planlandığı görülmektedir. 2018 planındaki teknolojik sera alanının mekânsal bütünlüğü olan bir yerleşke sisteminden çıkarak oldukça dağınık bir form aldığı ve önceki planlarda gösterilen orman alanlarının da bir kısmının üzerine isabet ederek orman alanlarının azaltıldığı anlaşılmaktadır.
Davalı idarece belirtilen Bilirkişi Raporunda “23.06.2014 onay tarihli ilk İzmir-Manisa çevre düzeni planında bölgede termal turizm alanı, tarımsal alan ve teknolojik sera bölgesi planlanmış olması sorunlu bir plan yaklaşımı olarak değerlendirilmemiştir” denmekte; 16.11.2015 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarımsal alanın teknolojik sera bölgesine dahil edilmesine ilişkin olarak “sera bölgesinin de tarımsal üretimi destekler nitelikte bir kullanım olduğu düşünülerek planın iptalini gerektiren bir konu olarak değerlendirilmemektedir” görüşü geliştirilmiştir. Bununla beraber, plana yapılan itirazların tekrar değerlendirilerek 10.10.2018 tarihinde yapılan plan değişikliğinde teknolojik sera alanının yerinin tekrar değiştirildiği vurgulanarak, önceki planda yerleşik alan gösterimi olan yeri de içine aldığı; daha da önemlisi orman alanlarına da isabet ettiği belirtilmiş; 10.10.2018 tarihli değişiklik ile oluşturulan görece dağınık ve orman alanlarına isabet eden sera alanı öngörüsünün uygun bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Bu davanın konusu olan 07.07.2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğindeki teknolojik sera bölgesi kararı ise Şekil 9’da verilmektedir. Burada görüldüğü üzere hem 2018 Çevre Düzeni Planındaki dağınık ve büyük teknolojik sera bölgesi planda herhangi bir değişiklik yapılmadan yer almış; hem de önceki planlarda kaldırılan teknolojik sera bölgesi yeniden plana işlenmiştir. Keşif esnasında görüldüğü üzere (Fotoğraf 19-20) bazı işletmeler burada bulunmakta olsa da, doğal alanlar da mevcuttur ve bunların tümünde plan değişikliği yapılarak aşırı büyüklükte bir teknolojik sera bölgesi alan kullanımı yaratılmış olmaktadır.
07.07.2020 tarihinde yapılan davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde 2015 planındaki gibi büyüklükte bir tarım alanı değil, bundan 3 kat daha büyük bir tarım alanı plan değişikliği ile kaldırılarak teknolojik sera alanına dönüştürülmektedir. Teknolojik sera alanı tarımsal üretimi destekleyebilecek tür bir kullanım da olsa, kentin bu bölgesinde bu derece büyük bir alanın bu kullanıma ayrılması, bunun için plan değişikliği ile önemli büyüklükte tarımsal alanların kaldırılması kent planlama ilkeleri, sürdürülebilir kalkınma, tarımsal üretimin korunması ve sürdürülmesi gibi ilkeler açısından doğru bir yaklaşım değildir.
Davalı idare 26.10.2020 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile uyuşmazlık konusunun ortadan kalktığını ileri sürse de, Şekil 10’da görüldüğü üzere bu değişiklik belirtilen büyük teknolojik sera bölgelerini ortadan kaldırmamaktadır; sadece teknolojik sera bölgesinin bir kısmını Organize Sanayi Bölgesi olarak düzenlemektedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlık konusu alan, dava konusu 07.07.2020 tarihli 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde teknolojik sera alanında kalmaktadır.
Dava konusu planın açıklama raporunun 4.4.10 sayılı maddesinde, teknolojik seracılık bölgelerinin jeotermal kaynakların bulunduğu bölgelerde, mevcut durumda organize nitelikte olmayan seracılık faaliyetlerini organize hale getirmek, ortak altyapı ve tesis düzenlemeleri ile yapım maliyetlerini düşürmek ve özendirmek amacıyla planda belirli bölgelerde teknolojik seracılık bölgelerinin oluşturulduğu, belirlenen alanlar içinde yapılacak yapı ve tesislere ilişkin kararlar ile yapılaşma koşullarının alt ölçekli planlara bırakıldığı bu alanların, İzmir'de Dikili ve Bayındır'da, Manisa'da Turgutlu, Salihli ve Alaşehir'de jeotermal kaynaklara yakın konumda düzenlendiği, jeotermal enerji kaynaklarının bulunduğu bölgelerde, jeotermal enerjinin daha yaygın kullanımını özendirmek, jeotermal enerji kullanılarak teknolojik seracılığı geliştirmek amacıyla yapılan düzenlemelerden, İzmir Bayındır’da düzenlenen bölgenin organize çiçekçilik bölgesi olarak yaşama geçirilmesi amaçlanırken, diğer bölgelerde bölgenin özelliğine uygun sera tarımının yapılması öngörüldüğü, Dikili-Kaynarca teknolojik seracılık bölgesinin, Dikili’de Kaynarca bölgesinde var olan jeotermal kaynakların seracılıkta organize biçimde kullanılabilmesini ve teknolojik olanaklardan faydalanılarak üretimin gerçekleştirilebilmesi amacıyla İzmir-Çanakkale yolu üzerinde onaylı plan kararları doğrultusunda teknolojik sera bölgesi olarak planlandığı açıklanmıştır.
Plan notlarının 4.26 sayılı maddesinde, teknolojik sera bölgesi: jeotermal kaynaklar kullanılarak, teknolojik seracılık uygulamalarının gerçekleştirileceği bölgeler olarak tanımlanmış, 7.37 sayılı maddesinde, termal kaynak tespiti yapılan alanlar çevresinde, bu kaynakları kullanacak olan tarım (teknolojik sera) ve turizm sektörüne yönelik yatırımların, Bakanlığın uygun görüşü alınmak şartı ile yapılabileceği, yapılaşma koşullarının alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.7.17 sayılı maddesinde, tarım arazilerinde tarımsal amaçlı faaliyetin gerektirdiği (hayvancılık, seracılık gibi) yapılar ile çiftçinin barınabileceği yapılar dışındaki yapılara izin verilmeyeceği, 8.9.1 sayılı maddesinde, teknolojik sera bölgesi alanlarında, beton temel, çelik çatılı vb. nitelikli seralar yapılabilieceği, seraların inşaat alanına dahil olmadığı, sera faaliyetlerinin gerektirdiği idari, depo, sosyal vb. gibi tesisler için yapılaşma koşullarının, maks. bina yüksekliği=4,50 m. (1 kat), maks. emsal= 0,05 olduğu kurallarına yer verilmiştir.
Teknolojik sera bölgelerinin jeotermal enerjinin daha yaygın kullanımını özendirmek amacıyla jeotermal enerji kaynaklarının bulunduğu bölgelerde planlandığı Dikili’de Kaynarca bölgesinde var olan jeotermal kaynakların seracılıkta organize biçimde kullanılabilmesini ve teknolojik olanaklardan faydalanılarak üretimin gerçekleştirilebilmesi amacıyla İzmir-Çanakkale yolu üzerinde onaylı plan kararları doğrultusunda teknolojik sera bölgesinin öngörüldüğü, seracılığın tarım arazilerinde yapılabileceği, yapılaşma koşullarının da tarım arazilerinde olduğu gibi sınırlı tutulduğu görülmüştür.
Davaya konu planda teknolojik sera bölgesi, jeotermal kaynaklar kullanılarak, teknolojik seracılık uygulamalarının gerçekleştirileceği bölgeler olarak, termal kaynak tespiti yapılan alanlar çevresinde, bu kaynakları kullanacak olan tarım (teknolojik sera) ve turizm sektörüne yönelik yatırımların, Bakanlığın uygun görüşü alınmak şartı ile yapılabileceği, yapılaşma koşullarının alt ölçekli planlarda belirleneceği, tarım arazilerinde tarımsal amaçlı faaliyetin gerektirdiği (hayvancılık, seracılık gibi) yapılar ile çiftçinin barınabileceği yapılar dışındaki yapılara izin verilmeyeceği şeklinde tanımlanmıştır.
Bu itibarla uyuşmazlık konusu alan için getirilen kullanım kararında mevzuata aykırılık bulunmadığı, getirilen uygulamanın bölgenin özelliğine uygun olduğu, planda şematik olarak gösterilen teknolojik sera bölgesi olan bir alanın uyulması zorunlu olan ilgili Yönetmeliklerde belirlenen esaslar dahilinde yer seçimine konu olması halinde, yer seçimine yönelik somut itirazların ayrıca değerlendirileceği açıktır.
Öte yandan, 26/10/2020 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile Dikili Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (jeotermal kaynaklı sera) olarak yer seçimi kesinleşen İzmir İli, Dikili İlçesi, İsmetpaşa Mahallesi, 397 ada, 16, 20, 21, 398 ada, 1, 2 ve 399 ada, 17 ve 38 parsel sayılı taşınmazların bulunduğu yaklaşık 297 hektar büyüklüğündeki alanın “organize sanayi bölgesi” olarak düzenlendiği ve Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanan planlarla uyumlu hale getirildiği anlaşılmıştır.
Bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-8
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa ilçesinde OSB'nin batısında otoyol ile Ankara asfaltı arasında kalan yaklaşık 223 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “orman alanı”, “doğal ve ağaçlık karakteri korunacak alan” ve “arkeolojik sit alanı” kullanımında iken, davaya konu 07.07.2020 onay tarihli çevre düzeni planında ise aynı alanın “kentsel gelişme alanı” olarak planlanmasının mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Kemalpaşa ilçesindeki dava konusu alanın 16.11.2015 tarihinde onaylanan çevre düzeni planında “kentsel gelişme alanı” kullanımında yer almakta iken, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlığının itirazı üzerine, 10.10.2018 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliğinde “orman alanı” ve “ağaçlandırılacak alan” olarak düzenlendiği; söz konusu karara yapılan itiraza yönelik değerlendirmeler sonucunda Kemalpaşa ilçesi Ulucak Mahallesinde yer alan ve otoyolun güney kesiminde 1. derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilen alanın sit statüsünün, İzmir 2 numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 07.11.2018 tarih ve 10356 sayılı kararı ile yeniden düzenlendiği; belirlenen yeni statü ve 07.10.1994 tarihli, 13/7 sayılı mülga Ulucak Belediye meclisi kararı ile onaylanan imar planı dikkate alınarak söz konusu bölgede 1. ve 3. derece arkeolojik sit alanı sınırlarının güncellendiği ve bu sınırlar çerçevesinde kentsel gelişme alanı düzenlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Şekil 11’de dava konusu plan değişikliği işlemi ve öncesindeki plan kararı görülmektedir. Ulucak sanayi alanının batısındaki bu bölge 10.10.2018 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde “orman alanı” olarak planlanmış olup, ayrıca alanın arkeolojik sit alanı olduğu planda belirtilmiştir. Arkeolojik sit alanı olarak tescil edilen alanın sit statüsünün, İzmir 2 numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 07.11.2018 tarihli ve 10356 sayılı kararı ile yeniden düzenlendiği anlaşılmakta olup, alanın bir kısmının 1. Derece statüsünden daha düşük bir statüye düştüğü anlaşılmaktadır. Plan gösteriminde 1. Derece Arkeolojik Sit Alanları gri alan ile gösterilmekte; gri alan olmayıp sadece yatay tarama olan yerler 2. ve 3. Derece sit alanına işaret etmektedir. Davaya konu 07.07.2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planında da arkeolojik sit alanın batı tarafında bir kısım 1. Derece Arkeolojik Sit gösterimiyle korunmaya devam etmiş; doğu tarafında ise 2. ve 3. Derece Arkeolojik Sit gösterimi yapılmış ve bu kısımda kentsel gelişme alanı önerilmiştir. Arkeolojik Sit Alanıyla otoyol arasında kalan ve planda orman alanı olan kısım da kaldırılarak burası da kentsel gelişme alanı olarak planda değişiklik yapılmıştır. Bu orman alanı ve doğal yapı uydu fotoğrafında da (Fotoğraf 21) görülmektedir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki statüsü 1. derece olmasa bile plan değişikliği bölgesinde yer alan bir kültürel değer olan arkeolojik alan ve orman alanı gibi bir doğal değer planlama kararlarında belirleyici olmalıdır. Arkeolojik sit alanı notasyonuna rağmen burada kentsel gelişme alanı önerilmesi arkeolojik koruma kararıyla çelişen ve planlama esaslarına aykırı bir yaklaşımdır. Arkeolojik sit alanının yanı sıra burada değerli bir doğal çevre bulunmaktadır ve bunun da göz ardı edilerek kentsel gelişme alanı önerilmesi hatalı bir yaklaşımdır.
Dolayısıyla doğal çevreye duyarlılık ve arkeolojik sit alanının korunması gerekliliği ile kentsel gelişim alanı önerisi koruma kullanma açısından bu alanda bir çelişki yaratmaktadır. Bu nedenle kentsel gelişme alanı plan değişikliği şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Çevre Düzeni Planındaki orman alanının kaldırılarak kentsel gelişme alanı önerilmesi Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğindeki çevre düzeni planı ve ilkelerine, bu kapsamda koruma-kullanma dengesinin sağlanması ve çevrenin korunması ilkelerine de aykırıdır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
10/10/2018 onay tarihli planda orman alanı ve ağaçlandırılacak alan kullanımında bulunan uyuşmazlık konusu bölgenin dava konusu planla kentsel gelişme alanı kullanımına dönüştürüldüğü görülmüştür. Dava konusu plan kararına gerekçe olarak davalı tarafından, Ulucak Mahallesinde yer alan ve otoyolun güney kesiminde 1. derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescillenen alanın sit statüsünün, İzmir 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 07/11/2018 tarihli kararı ile yeniden düzenlendiği, belirlenen yeni sit statüsü ve mülga Ulucak Belediye Meclisince 07/10/1994 tarihinde kabul edilen kararla onaylanan imar planının bulunduğu gösterilmiştir. Ancak uyuşmazlık konusu bölgenin bir kısmının 10/10/2018 onay tarihli plandan farklı olarak tekrar kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmesi, alandaki arkeolojik alan varlığı ile çelişmektedir. Ayrıca, bir kentsel alan ve OSB arasında herhangi bir yeşil/açık geçiş bölgesi niteliğinde bir tampon bölge oluşturulmadan, bu iki kullanımın birbirine sınır oluşturacak şekilde planlanması da planlama esaslarına aykırıdır.
Bu durumda, dava konusu plan açıklama raporunda öngörülen doğal çevrenin korunması ilkeleri açısından ve arkeolojik sit alanı notasyonu olan bölge üzerinde yarattığı çelişki açısından söz konusu bölgede öngörülen kentsel gelişme alanı plan kararında koruma kararları, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir.
İtiraz-9
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa İlçesi, Örnekköy Mahallesinin güneydoğusundaki yaklaşık 24 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile “turizm tesis alanı” ve “tarım alanı” olarak planlandığı, 07.07.2020 tarihinde onaylanan dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile alanın “kentsel yerleşik alan” olarak planlanmasının mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu alana ilişkin 16.11.2015 tarihinde onaylanan çevre düzeni planında getirilen “turizm tesis alanı” kararına İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığınca itiraz edildiği, bahse konu plan kararlarına yapılan itirazlar dikkate alınarak 10.10.2018 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliğinde söz konusu alanın daraltıldığı, bununla birlikte bölgeye ilişkin yapılan incelemede, alanın mevcutta seyrek dokuda mahalle niteliğinde olduğunun tespit edildiğinden söz konusu bölgenin kentsel yerleşik alan olarak düzenlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Uyuşmazlık konusu alana ilişkin olarak dava konusu edilen plan değişikliği öncesindeki durum ve dava konusu planın öngörüsü Şekil 12’de verilmektedir. Dava konusu plan değişikliği öncesinde burada yol boyunca turizm tesis alanı öngörülmüş; davaya konu plan değişikliğinde ise burada mevcut bir konut gelişimi ve yapılaşma olduğu saptamasından yola çıkılarak alan kentsel yerleşik alan olarak plana işlenmiştir.
Uyuşmazlık konusu alanın tümünün yerleşik alan olarak plana işlenmesi bu nedenle gerçek durumu aslında yansıtmamaktadır. Özellikle plan değişikliği öncesinde tarım alanı kullanımı ile planlanmış olan geri bölgenin hala doğal yapıda ve tarımsal kullanımda olduğu görülmektedir ve uydu fotoğrafında bu durum daha net biçimde anlaşılmaktadır. Dolayısıyla yolun daha gerisindeki yapılaşmamış alan açısından tarımsal alan kullanımının değiştirilmesi ve yerleşik alan kullanımı getirilmesi mevcut durumu yansıtmayan, planlama esas ve ilkelerine aykırı bir yaklaşımdır. Yol boyunca yapılaşmalar yer yer olsa da bu kısımda da boş ve gelişmemiş alanlar daha fazladır. Dolayısıyla önceki plandaki turizm tesis alanı kararının değiştirilmesi açısından da gerekçe bulunmamaktadır. Plan değişikliği kapsamında da böyle bir gerekçe geçerli nedenlerle açıklanmamıştır. Bu durum Çevre Düzeni Planı Değişikliğine ilişkin Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 20. Maddesinin 2. Fıkrasına da aykırıdır; çünkü geçerli gerekçelerden yoksundur." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin 4.7. sayılı plan hükmünde kentsel yerleşik alanlar, büyükşehir ve/veya ilçe belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındırsa da büyük oranda yapılaşmış olan alanlar olarak tanımlanmıştır.
Bu kapsamda ele alındığında 1/100.000 ölçekli İzmir-Manisa Çevre Düzeni Planının İzmir kentine yönelik bölümü incelendiğinde son derece yoğun bir kentsel yerleşim dokusunun bulunduğu İzmir'de, yerleşik alanların mevcut haliyle gösterildiği anlaşılmıştır. Ancak alandaki mevcut yerleşik alanın güneydoğu tarafında olan, genel olarak tamamına yakını boş alan içinde yer alan ve mevcut yerleşik alanın yüzölçümü kadar bir büyüklüğe sahip olan kısmın öncelikle turizm tesis alanı kullanımı olarak belirlendiği, sonrasında turizm tesis alanı kullanımından çıkartılıp önce tarım alanı olarak, sonrasında dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile kentsel yerleşik alan olarak değiştirilmesinde, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 20. maddesinde öngörülen sebeplerin bulunmadığı, mevcutta burada uzun süre önce yapılaşmasını tamamlamış bir kentsel doku olduğuna ilişkin somut bir belirlemenin olmadığı, herhangi bir veriye, analize ve açıklamaya yer verilmediği gibi, anılan çevre düzeni planının, hedef yılı nüfus kabulünde de herhangi bir değişikliğin yapılmadığı anlaşıldığından, bu itiraza konu dava konusu plan değişikliği işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-10
Dava dilekçesinde;
Kemalpaşa İlçesi, Örnekköy mahallesinin güneydoğu kısmında yaklaşık 15 hektarlık alanın, 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “tercihli kullanım alanı” ve “orman alanı” kullanımında iken 07.07.2020 tarihinde onaylanan dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile “tercihli kullanım alanı” olarak büyütülmesi ve orman alanının küçültülmesinin mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu Örnekköy Mahallesinin güney doğu kesiminde kalan alan, 16/11/2015 tarihli çevre düzeni planında tercihli kullanım alanı kullanımındayken, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığının itirazı doğrultusunda, 10/10/2018 tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde 15 hektarlık kısmın orman alanı olarak planlandığı, söz konusu karara itiraz edildiği, bahse konu bölgede 16/11/2015 tarihli çevre düzeni planında dava konusu bölge için getirilen plan kararının iptali talebiyle Danıştay 6. Dairesi’nin 2016/1877 esasına kayden açılan davada hazırlanan bilirkişi raporunun 85. sayfasında yer alan “Davacı idarenin onadığı planda da bu alan tercihli kullanım alanı olarak planlanmıştır. Davaya konu planda ... alansal olarak daha büyük görülmektedir; doğuya doğru bir miktar genişletilmiştir. 1/100.000 ölçekli plan incelenirken ... tam ölçü alınarak bu değerlendirmenin yapılması sağlıklı bir plan inceleme yaklaşımı olmadığı için, söz konusu plan kararında bir sakınca saptanmamıştır.” değerlendirmesi dikkate alınarak bahse konu alanda tercihli kullanım sınırlarının yeniden düzenlenmesinin uygun görüldüğü savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Uyuşmazlık konusu alana ilişkin olarak dava konusu edilen plan değişikliği öncesindeki durum ve dava konusu planın öngörüsü Şekil 13’te verilmektedir. Dava konusu plan değişikliği öncesinde orman alanı olarak plana işlenen yer tercihli kullanım alanı olarak planlanmış; böylece doğal yapı kapsamında planlanan bir bölge yapılı çevreye dönüştürülmek üzere plan değişikliği yapılmıştır.
Davalı idarenin alıntı yaptığı Bilirkişi Raporunda aslında 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı incelenirken alansal büyüklük karşılaştırmasında tam ölçü alınarak değerlendirme yapılmasının sağlıklı bir plan inceleme yaklaşımı olmadığı yani ölçekler küçültülerek veya büyültülerek tam alansal sınır incelemesi yapmanın doğru olmadığı vurgulanmıştır. Öte yandan dava konusu işlem aynı ölçekte yani 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı üzerinde değişiklik yapmakta olup, orman alanı olarak önceki planda ayrılan alanın azaltılmasıyla sonuçlanan bir Çevre Düzeni Planı değişikliği yapılmıştır. Bu durum önceki maddeler kapsamında da belirtildiği üzere Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Çevre Düzeni Planı tanımları ve Çevre Düzeni Planı Değişikliği koşullarıyla bağdaşmamaktadır: Çevre Düzeni Planının özünde koruma-kullanma dengesinin sağlanması, çevrenin ve ekosistemlerin korunması yatmakta iken plan değişikliğiyle bu dengeyi kullanma lehinde bozan ve çevrenin korunmasını sağlayan değil, orman alanının yapılı çevreye dönüşmesine yol açan bir işlem yapılmaktadır. Ayrıca Yönetmeliğe göre Çevre Düzeni Planı Değişikliklerinde; a) Kamu yatırımlarına, b) Çevrenin korunmasına, c) Çevre kirliliğinin önlenmesine, ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine, dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan biçimde değişiklik işlemi yapılması koşulu getirilmişken, söz konusu işlemde bu gerekçelerin ve koşulların hiçbiri geçerli değildir. Çevrenin korunması koşulunun ise tam tersine bir işlem söz konusudur.
Alanın kendisi incelendiğinde ise, uydu fotoğrafında ormanlık alanlar ile iç içe bir doğal yapı görülmektedir (Fotoğraf 25). Bu doğal yapının ve orman alanlarının sınırına kadar konut kullanımı ve “ikinci konut” özellikli yapılar zaten gelişmiştir. Bu durum keşif esnasında çekilen fotoğrafta da görülmektedir (Fotoğraf 26). Uyuşmazlık konusu alanı kapsayacak şekilde yapılı çevrenin geliştirilmesi doğal yapının bütünlüğünü etkilemekte olup, bitişiğinde yer alan orman alanlarının korunması açısından da doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Dolayısıyla bu doğal yapının orman alanlarıyla bütünlük teşkil edecek biçimde yeşil alan sistemi içinde planlanması ve yapılı çevreye dönüşümünün engellenmesi daha doğru bir planlama yaklaşımıdır. Bu kapsamda da burası için yapılı çevre oluşumuna olanak tanıyan tercihli kullanım alanı kararı planlama esasları ve çevre koruma ilkeleri kapsamında doğru bir yaklaşım olarak değerlendirilmemektedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planın plan notlarının 4.30 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanları: turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanları olarak tanımlanmış, 8.4.5.1 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılaşma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.4.5.2 sayılı maddesinde bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği kurala bağlanmıştır.
Uyuşmazlık konusu alandaki mevcut yerleşik alanın güneydoğu tarafında bulunan 15 hektarlık alanın öncelikle 16/11/2015 tarihli planla tercihli kullanım alanı olarak belirlendiği, sonrasında 10/10/2018 tarihli planla tercihli kullanım alanından çıkartılıp önce orman alanı olarak, sonrasında dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile tekrar tercihli kullanım alanı olarak değiştirilmesinde, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 20. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine dair yeterli ve geçerli sebeplerin bulunmadığı, bu alanda tercihli kullanım alanı niteliğinde turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetlerin bulunması gerekliliğine ilişkin somut bir belirlemenin olduğuna yönelik herhangi bir veriye, analize ve açıklamaya yer verilmediği ve mevcut haliyle yeşil alan sürekliliği içinde bulunan bölgenin doğal alan karakterini koruduğu görüldüğünden dava konusu plan açıklama raporunda öngörülen doğal çevrenin korunması ilkeleri ve bölge üzerinde fiziki durumla yarattığı çelişki açısından söz konusu alanda öngörülen tercihli kullanım alanı plan kararında koruma kararları, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir.
İtiraz-11
Dava dilekçesinde;
Bakanlık makamınca 23/06/2014 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Menderes ilçesi merkez yerleşiminin doğusunda İZBAN hattı ile sınırlandırılmış Gölcükler ve Görece mahalleleri içinde kalan alanın 16/11/2015 tarihinde onaylanan planda “kentsel gelişme alanı” olarak belirlendiği, 10/10/2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde davaya konu alanın tamamının “tarım arazisi” olarak belirlendiği, ancak bu alanın yaklaşık 96 hektarlık kısmının 07/07/2020 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde tekrar “kentsel gelişme alanı” kullanımına ayrıldığı, bu kapsamda aynı gerekçeler ile, Tahtalı Baraj Havzasında, Menderes ilçesi merkez yerleşiminin doğusunda kalan “kentsel gelişme alanı” olarak belirlenen yaklaşık 96 hektar büyüklüğündeki alana ilişkin kullanım kararının mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu alanı da kapsayan ve Menderes ilçesinin doğusunda yer alan yaklaşık 210 hektarlık alanın, 23/06/2014 tarihli çevre düzeni planında tarım arazisi içinde yer almaktayken, Menderes Belediye Başkanlığının itirazı doğrultusunda 30/12/2014 tarihli çevre düzeni planında kentsel gelişme alanı kullanımına dönüştürüldüğü ve 16/11/2015 tarihli çevre düzeni planında aynen korunduğu, bahse konu karara İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı tarafından yapılan itiraz doğrultusunda, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı dikkate alınarak, söz konusu alanın tarım arazisine dönüştürüldüğü, bahse konu bölgeden yapılan itirazlara yönelik incelemeler sonucunda ilçe merkezinde bulunan ve kentsel gelişme alanı olarak planlı olan bölgenin büyük ölçüde yapılaşmasını tamamladığı ve kentsel yerleşik alana dönüştüğü tespit edildiğinden, bu alanların kentsel yerleşik alan, Menderes ilçe merkezi ile İzban Hattı arasında kalan yaklaşık 100 hektarlık kısmının ise gelişme eğilimlerinin yönlendirilip planlı kentleşmenin sağlanması amacıyla kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmesinin uygun görüldüğü savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Şekil 14’te davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği öncesinde bu bölgeye ilişkin plan kararlarının görüldüğü 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı ile davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği görülmektedir. İki plan şeması arasındaki temel farklılık Menderes yerleşik alanının ortasında kalan ve önceki planda kentsel gelişme alanı olan yerin artık yapılaşma gerçekleştiği için Kentsel Yerleşik Alan olarak değiştirilmiş olması ve yerleşimin doğusundaki tarım alanlarının bir kısmının da kentsel gelişme alanı olarak kullanımının değiştirilmesi, tarım alanı olarak planlanmış bu bölgenin kentsel gelişme alanı olarak planlanmasıdır. Davacının itirazı ikinci konuya ilişkindir. Nitekim Fotoğraf 27’de verilen uydu fotoğrafında da kentsel gelişme alanı olarak ilçe yerleşiminin ortasında kalan bölgelerin yapılı çevreye dönüşmüş olduğu ve bu nedenle kentsel yerleşik alan olarak planda gösterilebileceği anlaşılmaktadır.
Temel itiraz konusu olan tarımsal alanın kentsel gelişme alanı olarak planlanması yönündeki plan değişikliğine ilişkin olarak ise geçerli bir gerekçe bulunmadığını belirtmek gerekir. Dava dosyasında yer alan gerekçe olan “gelişme eğilimlerinin yönlendirilerek planlı kentleşmenin sağlanması amacıyla yeniden kentsel gelişme alanı olarak düzenlenmesi” geçerliliği olan bir açıklama olarak değerlendirilememektedir; çünkü zaten 10.10.2018 onay tarihli haliyle Çevre Düzeni Planında Menderes İlçesi için son derece büyük kentsel gelişme alanları ayrılmış ve plana işlenmiştir. Şekil 14’te görüldüğü üzere neredeyse yerleşik alan kadar yeni kentsel gelişme alanı zaten ayrılmıştır.
Davalı idare keşif esnasında Menderes ilçesinin Çevre Düzeni Planının stratejik gelişme odaklarından biri olduğunu belirterek kentsel gelişme alanı ayrılmasının planın stratejik hedefleriyle tutarlı olduğunu belirtmişse de, zaten bu stratejik hedef doğrultusunda Çevre Düzeni Planının önceki onay aşamalarında oldukça fazla kentsel gelişme alanı ayrıldığı görülmektedir. Plan onayından sonra sürekli plan değişiklikleriyle bu kentsel gelişme alanlarının arttırılması doğru bir planlama yaklaşımı olarak nitelendirilemez. Bu stratejik karar zaten önceki plan çalışmasında dikkate alınarak geniş kentsel gelişme alanları ayrılmıştır. Bu kentsel gelişme alanlarının da günümüzde hala yapılaşmanın gerçekleşmemiş olduğu boş alanlar olduğu görülmektedir. Uydu fotoğrafında (Fotoğraf 27) turuncu dairelerle Çevre Düzeni Planında zaten planlanmış olan kentsel gelişme alanları yaklaşık biçimde gösterilmektedir. Bunların hala kentleşmenin gerçekleşmemiş boş alanlar olduğu görülmektedir. Ayrıca bunların da mevcut durumda tarımsal üretimin olduğu ve kentsel gelişme için planlanarak yapılı çevreye dönüştürülecek alanlar olduğu anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla, zaten planda büyük alanlar kentsel gelişme alanı olarak planlıyken ve henüz buralarda kentsel gelişme gerçekleşmemişken davaya konu plan değişikliğiyle 2020 yılında yeni kentsel gelişme alanlarının plana eklenmesi geçerli gerekçesi olmayan bir plan değişikliği işlemidir. Ayrıca bu plan değişikliği işlemiyle önemli büyüklükte tarım alanı gözden çıkartılmakta; tarımsal üretim değeri olan doğal çevre yapılı çevreye dönüştürülmektedir. Alanın tarımsal üretim özelliği keşif esnasında da görülmüştür (Fotoğraf 28-29-30).
Bu durumun Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde Çevre Düzeni Planının temel ilkeleri kapsamında sayılan koruma-kullanma dengesine, çevrenin korunması hedefine, tarımsal arazinin korunarak sürdürülmesi gereğine de aykırılık taşıdığını belirtmek gerekir.
Tüm bunların yanı sıra uyuşmazlık konusu tarımsal arazi Menderes İlçesi yerleşiminin doğusunda bir yeşil kuşak işlevi de görmekte; yerleşimin doğudaki sınırını tanımlamaktadır. Dolayısıyla, davaya konu plan değişikliği ile Menderes yerleşimine ilişkin bu yeşil kuşak yaklaşımı da zedelenmektedir. Yerleşimin sürekli doğuya doğru gelişmesini sınırlayacak ve denetleyecek bir plan aracı ortadan kaldırılmış olmaktadır. Bu durum da Çevre Düzeni Planının Menderes ilçesine yönelik ana kararlarından biri olan yerleşimin makroformunu ve gelişimini sınırlama/denetleme yönündeki kararını ortadan kaldırmakta; bu açıdan da Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Çevre Düzeni Planı Değişikliklerine ilişkin koşuluna aykırılık taşımaktadır.
Son olarak belirtmek gerekir ki, davalı idarenin savunmasında belirtildiği gibi burada Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 20. Maddesinin 1. Bendi ile ilişkili bir işlem söz konusu değildir. Yönetmeliğin 20. Maddesinin 1. Bendi Çevre Düzeni Planı Revizyonuna ilişkindir. Davaya konu işlem ise plan revizyonu değil, Çevre Düzeni Planı Değişikliğidir. Bu konu Yönetmeliğin 20. Maddesinin 2. Bendinde tanımlanmaktadır. Burada “Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir” denmekte olup, uyuşmazlık konusu işlem yukarıda açıklandığı üzere planın Menderes ilçe yerleşimine ilişkin plan ana kararlarını bozmakta olup, bu Yönetmelik maddesiyle çelişmektedir. Aynı maddede “Çevre düzeni planı değişikliklerinde; a) Kamu yatırımlarına, b) Çevrenin korunmasına, c) Çevre kirliliğinin önlenmesine, ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine, dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır” denmektedir. Bu değişiklik gerekçelerinin de hiçbirinin uyuşmazlık konusu alanda (kentsel yerleşik alan kararına yönelik değişiklik hariç) tarımsal alanın kentsel gelişme alanına dönüştürülmesi yönündeki plan değişikliği için geçerli olmadığı görülmektedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planda uyuşmazlık konusu alanın kentsel gelişme alanı kullanımında kaldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel gelişme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği açıktır. Plan açıklama raporunun 4.4.1.2 sayılı maddesinde, Tahtalı Havzası ve diğer su koruma havzalarında, kirlenmenin önlenmesinin zorunlu olduğu, bu kapsamda; mevzuata uygun olarak gerçekleşmiş olan yapılaşma ve plan kararları dışında yeni yapılaşmaların engelleneceği belirtilmiş olup alt ölçekli planlama çalışmalarında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı plan notlarıyla açıklanmıştır.
Bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-12
Dava dilekçesinde;
Seferihisar ilçesi Atatürk Mahallesi, Doğanbey Termal Turizm Merkezi içinde kalan ve Doğanbey yerleşiminin güneyinde bulunan yaklaşık 46 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “turizm tesis alanı” ve “orman alanı” olarak planlandığı, Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Komisyonunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla 1. derece doğal sit statüsünde iken “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” olarak belirlendiği, 07.07.2020 onay tarihli davaya konu çevre düzeni planı değişikliğinde ise tüm alanın “turizm tesis alanı” olarak tanımlanmasının mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu Doğanbey Termal Turizm Merkezi içinde kalan alan, 23/06/2014 tarihli çevre düzeni planında orman alanı kullanımındayken, yapılan itirazlar dikkate alınarak 30/12/2014 tarihli çevre düzeni planında “turizm tesis alanı” olarak planlandığı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığının bu karara yaptığı itiraz sonucunda, mevcut doğal sit statüsü de dikkate alınarak 10/10/2018 tarihli çevre düzeni planında değişikliğinde yaklaşık 45 hektarlık kısmının yeniden orman alanı olarak düzenlendiği, İzmir Seferihisar Doğanbey Termal Turizm Merkezi içinde yer alan doğal sit alanlarının, Kültür ve Turizm Bakanlığının 26/09/2019 tarih ve 148729 sayılı oluru ile “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” ve “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” olarak tescil edildiği, bu tescil işlemi doğrultusunda İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde bu alanların sınırlarının yansıtılması ve yeni sit statüleri dikkate alınarak düzenleme yapılmasının uygun görüldüğü savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Şekil 15’te dava konusu plan değişikliği öncesindeki plan olan 10.10.2018 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde uyuşmazlık konusu alanın durumu ile 07.07.2020 onay tarihli davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliğindeki plan kararı verilmektedir. Doğal yapısıyla korunması kararı doğrultusunda orman alanı kapsamında değerlendirilmiş ve planlanmış olan alan, davaya konu plan değişikliğinde orman alanı ve korunacak alan kullanımından çıkartılarak Turizm Tesis Alanı olarak planlanmıştır.
Söz konusu bölge doğal özellikleriyle bu yarımada içinde korunması gereken bir bölge olup, bu durum hem uydu fotoğrafında (Fotoğraf 31) hem de keşif esnasında bu bölge için çekilmiş olan fotoğraflarda (Fotoğraf 32-33) görülmektedir. Çevre Düzeni Planında bu bölgelerin koruma-kullanma dengesi içinde koruma ağırlıklı olarak planlanmasının gereği bu fotoğraflar incelendiğinde açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim 2014 yılındaki ilk onaylı planda da bu planlama yaklaşımı benimsenmiştir. Daha sonra buradaki koruma-kullanma dengesini kullanma lehine arttıran yaklaşımlar olmuşsa da, davaya konu işlem öncesindeki 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde koruma yaklaşımının planda benimsendiği görülmektedir.
Buradaki doğal yapının korunması ve orman alanlarının sürdürülmesi yaklaşımı burnun iki tarafındaki turizm kullanım alanlarının birbirleriyle birleşerek doğal alanın yok olmasını engelleyecek bir kontrol mekanizması olarak da burada önem taşımaktadır. Bu nedenle 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin bu plan türünde olması gereken koruma-kullanma dengesi, çevrenin korunması, doğal değerlerin korunarak sürdürülmesi gibi ilkeler açısından çok daha doğru bir plan yaklaşımı barındırdığı görülmektedir.
Davaya konu plan değişikliği işleminde ise doğal alanların önemli bir bölümü doğal yapı olarak korunmaktan çıkartılmış ve turizm tesis alanına dönüştürülmüştür. Bu biçimde doğal yapısı korunmayıp turizm tesis alanına dönüştürülmesi öngörülen alanlardan biri uyuşmazlık konusu bu alandır, bir diğeri aşağıda 4.13 kapsamında gösterilen alandır.
Her iki alanın da doğal yapıdan çıkartılmasının bu özel doğal bölge açısından önemli sakıncalar barındırmaktadır. Doğal değeri yüksek olan bu bölgede Çevre Düzeni Planının benimsemesi gereken temel ilke olan koruma ilkesinden ödün verilmekte; koruma-kullanma dengesi bozulmakta; çevrenin korunması biçimindeki Yönetmelik maddeleriyle belirlenen amaçlardan da uzaklaşılmaktadır. Ayrıca yukarıda belirtildiği üzere bu değişiklik ile beraber burnun iki tarafındaki gelişmeler neredeyse birleşerek bütünleşmiş bir yapılı çevre oluşumu öngörülmektedir. Bu durum ise doğal yapının kuzey ve güney kısımlarını birbirinden koparan ve böylece ekosistemin mekânsal sürekliliğini yok eden bir yapılı çevre anlamına gelmektedir.
Açıklanan nedenlerle bu bölgedeki doğal değerin, doğal çevrenin ve ekosistemin turizm tesis alanına olarak planlanarak yapılı çevreye dönüştürülmesi, planlama ilke ve esaslarına, çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesi ve çevrenin korunması ilkelerine aykırıdır. İzmir-Manisa Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planının bu burun için stratejik kararının da doğal yapının korunması biçiminde olduğu açıkça ortadadır. Bu koşullar altında davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile doğal yapıyı pek çok yerde turizm tesis alanına dönüştüren plan kararı, Çevre Düzeni Planının ana kararını, sürekliliğini ve bütünlüğünü olumsuz etkilemektedir. Bu yönüyle Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Çevre Düzeni Planı Değişikliğine ilişkin 20. Maddesinin 2. Bendinde yer alan “Çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğü bozmayacak nitelikte, plan değişikliği yapılabilir” ifadesiyle çelişmektedir.
Bilindiği gibi aynı maddede “Çevre düzeni planı değişikliklerinde; a) Kamu yatırımlarına, b) Çevrenin korunmasına, c) Çevre kirliliğinin önlenmesine, ç) Planın uygulanmasında karşılaşılan güçlükler ve maddi hataların giderilmesine, d) Değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesine, dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri açık olan, altyapı etkilerini değerlendiren raporu içeren teklif ve talepler; idarece planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik ve yasal çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır” denmektedir. Çevrenin korunması ile çelişen bu plan değişikliği açısından “değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesi” koşulunun da geçerli olmadığı değerlendirilmektedir. Doğal ve ekolojik değeri açıkça görülen bir bölgede doğal sit statüsünün “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” olarak değiştirilmesi bu alanların turizm tesis alanı olarak planlanmasını gerektirmemektedir. Plan kararı olarak burada koruma ağırlıklı yaklaşımın benimsenmesi, ekosistemin mekânsal bütünlüğünün sağlanması, doğal çevrenin korunması başlıca plan yaklaşımları olmalıdır. Nitekim 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planındaki plan yaklaşımı bu biçimdedir. Bunun davaya konu plan değişikliğiyle ortadan kalkması son derece sorunlu bir planlama yaklaşımının benimsenmesine yol açmıştır.
Anılan Yönetmelik maddesinde değişen veriler doğrultusunda planın güncellenmesi aşamasında da “planın temel hedef, ilke, strateji ve politikaları” dikkate alınarak plan değişikliğinin değerlendirilmesi gereği vurgulanmış olup, uyuşmazlık konusu bu değişiklik planın temel hedef, ilke ve stratejileri ile koruma politikasının zedelenmesine yol açtığı için de ilgili Yönetmeliğe aykırıdır.
Bu noktada, davalı idarenin savunmasında belirtildiği gibi burada Yönetmeliğin 20. maddesinin 1. bendinin konuyla ilgili olmadığının tekrar altını çizmek gerekir. Söz konusu 1. bendi çevre düzeni planı revizyonuna ilişkindir. Davaya konu işlem ise plan revizyonu değil, çevre düzeni planı değişikliğidir. Belirtildiği üzere bu konu Yönetmeliğin 20. maddesinin 2. bendinde tanımlanmaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlıkta, daha önce kısmen orman, kısmen turizm tesis alanı belirlenen bölgenin, dava konusu değişiklik ile tamamının turizm tesis alanı olarak belirilendiği görülmektedir.
Dosyadaki bilgi ve belgeler ile uydu görüntülerinin incelenmesinden, halihazırda termal tesislerin bulunduğu bu bölgenin kuzeybatı kesiminde de planda tercihli kullanım alanına yer verildiği, 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planında ise uyuşmazlık konusu bölgenin kısmen yine turizm tesis alanı, kısmen günübirlik tesis alanı kullanımında olduğu, bir diğer ifade ile, alt ölçekli planlarda da alanın turizm amacına yönelik planlandığı, davalı idarece belirtildiği üzere, alanın "İzmir Seferihisar Doğanbey Termal Turizm Merkezi" sınırları içinde yer aldığı, bölgedeki doğal sit alanlarının, Kültür ve Turizm Bakanlığının 26/09/2019 tarih ve 148729 sayılı oluru ile “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” ve “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” olarak tescil edildiği, bu tescil işlemi doğrultusunda da, bu alanlarda yeni sit statüleri dikkate alınarak düzenleme yapılması yönünde tesis edilen uyuşmazlığa konu değişiklikte, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
İtiraz-13
Dava dilekçesinde;
Seferihisar ilçesi Atatürk Mahallesinde yaklaşık 30 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “tarım alanı” kullanımında olduğu, 07.07.2020 onay tarihli davaya konu Çevre düzeni planı değişikliğinde ise alanın “günübirlik alan” olarak tanımlanmasının mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu bölgeye ilişkin düzenlemenin yukarıda (12. itiraz maddesinde) açıklanan Seferihisar ilçesi Atatürk Mahallesinde bulunan yaklaşık 46 hektarlık alanın “turizm tesis alanı” olarak belirlenmesi hakkında başlığı altında yer alan gerekçeler çerçevesinde yapıldığı, statüsünün yeniden düzenlenmesi üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanan “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı”nı kapsayan çevre düzeni planı değişikliği teklifinin Bakanlığa iletildiği, İzmir-Seferihisar-Doğanbey Termal Turizm Merkezi içerisinde yer alan doğal sit alanlarının 26.06.2019 tarih ve 148729 sayılı Bakanlık oluru ile “nitelikli doğal koruma alanı ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” olarak tescil edildiği, söz konusu tescil işlemi çerçevesinde İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin hazırlandığı, “nitelikli doğal koruma alanı” ve “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” sınırlarının plana yansıtılması ve 16.10.2019 tarihli, 109 sayılı Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Şartları İlke kararı çerçevesinde plan kararlarının revize edildiği, çevre düzeni planı değişikliği teklifi çerçevesinde yeni sit statüleri dikkate alınarak düzenleme yapıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Uyuşmazlık konusu alan Şekil 16’da görülmektedir. Fotoğraf 34’te ise uydu fotoğrafında yaklaşık konumu işaretlenmiştir. Uyuşmazlık konusu plan değişikliği işlemi ile tarımsal üretim özelliği bulunan doğal yapı yine kullanım alanı olarak planda değiştirilmekte; bu bölgeye ilişkin planın koruma-kullanma dengesi zedelenmekte; koruma ağırlıklı plan yaklaşımı değiştirilerek kullanma lehine bir plan yaklaşımı bu özel ekosistem içeren bölge için benimsenmekte; ekosistem bütünlüğünü zedeleyecek biçimde doğu-batı ekseninde doğal yapının yapılı çevreye dönüştürüldüğü bir koridor yaratılmakta; Çevre Düzeni Planının ana ilkesi olması gereken ve Mekânsal Planlar Yönetmeliğinde de güvence altına alınmış olan çevrenin korunması ve tarımsal değerin sürdürülmesi gibi ilke ve koşullar göz ardı edilmektedir.
4.12 maddesi kapsamında yapılan tüm değerlendirmeler bu alanı da içermekte olup; söz konusu madde kapsamında vurgulanan tüm sakıncalar ve aykırılıklar bu alan için de geçerlidir. Dava konusu plan değişikliği bu bölge ve burun için benimsenmesi gereken doğa koruma yaklaşımlarını olumsuz yönde etkileyen, çevre koruma ilkeleriyle çelişen, Çevre Düzeni Planının bu bölge için saptadığı ana plan kararını, sürekliliğini ve bütünlüğünü zedeleyen, ekosistem bütünlüğünü de bozan, tüm bu yönleriyle Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğine aykırılıklar taşıyan bir işlemdir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Çevre düzeni planına ait plan hükümlerinin 4.31 sayılı maddesinde, günübirlik tesis alanlarının; turizm potansiyeli bulunan alanlarda, kamping ve konaklama ünitelerini içermeyen, duş, gölgelik, soyunma kabini, wc gibi altyapı tesislerinin yanı sıra yeme-içme, eğlence ve spor tesisleri ile yerel özellik taşıyan el sanatları ürünlerinin sergi ve satış ünitelerini içeren yapı ve tesislerin yer alabileceği alanlar, 4.57 sayılı maddesinde sit alanlarının; ilgili mevzuat uyarınca ilan edilmiş; tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu, sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlar olarak tanımlandığı, diğer yandan plan hükümlerinde "4.57.1. Arkeolojik sit alanları: insanlığın varoluşundan günümüze kadar ulaşan eski uygarlıkların yer altında, yer üstünde ve su altındaki ürünlerini, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerini yansıtan her türlü kültür varlığının yer aldığı yerleşmeler ve alanlardır.
4.57.2. Doğal (tabii) sit alanları: jeolojik devirlere ait olup ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip, yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan, korunması gerekli alanlardır." düzenlemelerine yer verildiği görülmektedir.
Yine; 8.4.6 sayılı plan notunda, günübirlik tesis alanlarında, kamping ve konaklama ünitelerini içermeyen, duş, gölgelik, soyunma kabini, wc gibi altyapı tesislerinin yanı sıra yeme-içme, eğlence ve spor tesisleri ile yerel özellik taşıyan el sanatları ürünlerinin sergi ve satış ünitelerini içeren yapı ve tesislerin yer alabileceği, yapılaşma koşullarının ise, ilgili mevzuat (Kıyı Kanunu vb.) ile bulunduğu bölge yapılaşma koşulları doğrultusunda alt ölçekli planlarda belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Plan açıklama raporunun "4.4.5. Turizm Alanları" başlıklı kısmında da, planlama bölgesi sınırları içinde turizm gelişmesinin görüldüğü yerlerin ağırlıklı olarak kıyı alanları ile termal kaynakların bulunduğu alanlar olduğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi” ve “turizm merkezi” olarak belirlenmiş olan alanlarda, ilgili mevzuat gereği Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanmış ve onaylanmış olan planlar kabul edilerek plana aktarıldığı, bu alanlarda uygulamanın, alt ölçekte hazırlanarak ilgili kurumlar tarafından onaylanacak plan kararları doğrultusunda gerçekleştirileceği, planlama bölgesi sınırları içinde özellikle kıyı bölgelerinde Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve Turizm Merkezi dışında kalan alanlarda turizm tesis alanları ile günübirlik turizm alanları düzenlemesi yapıldığı, kıyı alanları dışında düzenlenen turizm alanlarının ise genel olarak termal kaynakların bulunduğu bölgelerde yoğunlaştığı, bu alanlarda da yapılaşma koşullarının alt ölçekte yapılacak planlama çalışmalarıyla belirleneceği (syf. 54) ifadelerine yer verilmiştir.
Olayda; plan değişikliği yapılan alanın Seferihisar Doğanbey Termal Turizm Merkezi sınırları kapsamında ve doğal sit alanı niteliğinde olduğu, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 30/03/2018 tarihli kararı ile alanın sit statüsünün yeniden değerlendirildiği ve 26/06/2019 tarihli karar ile "Nitelikli Doğal Koruma Alanı" ve "Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı" olarak tescil edildiği, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca, turizm merkezlerinde her tür ve ölçekteki plan onama yetkisine haiz Kültür ve Turizm Bakanlığının 08/06/2020 tarihli yazısı ile, bölgede daha önce onaylanan planlar, yeniden düzenlenen sit statüleri kapsamında revize edildiğinden ve 109 sayılı "Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararı" çerçevesinde, çevre düzeni planında, bu doğrultuda değişiklik talep edildiği görülmektedir.
Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik kurallarına ve 07/12/2019 tarih ve 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan 16/10/2019 tarih ve 109 sayılı "Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararı"na bakıldığında; nitelikli doğal koruma alanları ile sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında, alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı açık spor alanları, çadırlı kamp ve karavan ile günübirlik faaliyetler ile doğal ve kültürel bakımdan alanla uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler ve turizme olanak tanındığı görülmektedir.
Çevresinde yer alan arkeolojik sit alanlarıyla beraber aslen korunması gereken alan olmakla birlikte, kontrollü kullanıma açılabilen ve kullanım kararlarının oluşturulması için farklı kurumsal kararlara gereksinim duyulan, her tür ve ölçekte planlama yetkisi Kültür ve Turizm Bakanlığına ait olan uyuşmazlığa konu bölgede belirlenen "günübirlik alan" kullanımı, yukarıda yer verilen hususlar çerçevesinde değerlendirildiğinde, anılan Bakanlıkça uygun görülen işlemlerin (sit statüsünün belirlenmesi, plan değişiklikleri gibi) dava konusu değişikliğin dayanağı olduğu, getirilen kullanımın, alanın doğrudan yapılaşmasına yönelik olmadığı, alanda kalıcı bir nüfus öngörülmediği ve buna ilişkin bir yapılaşma kararı benimsenmediği gibi turizm kullanımına yönelik yapı ve tesislerin de düşük yoğunlukta günlük faaliyetlere ilişkin olup, konaklama imkanı tanınmadığı, belirlenen kullanımın yine, sit alanlarına ilişkin mevzuata aykırılık teşkil etmediği, kaldı ki, alanda gerçekleştirilecek iş ve işlemlerin, ilke kararları çerçevesinde Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarınca alınacak kararlar doğrultusunda yürütülmesinin zorunlu olduğu hususları göz önüne alındığında, sosyal ve kültürel ihtiyaçların yanı sıra bölgesel ve yerel karakteristikleri de göz önünde bulundurularak korunmaya devam edilebileceği sonucuna ulaşılan alan açısından, dosyada yer alan bilirkişi raporuna itibar edilmemiş olup, dava konusu edilen plan değişikliğinde, şehircilik ilkelerine, planın koruma-kullanma dengesine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-14
Dava dilekçesinde;
Seferihisar ilçesi, Hıdırlık Mahallesinde yaklaşık 25 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “tarım alanı” olarak planlandığı, 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planında da tarımsal alan olarak korunduğu, 07.07.2020 tarihinde onaylanan dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde getirilen “tercihli kullanım alanı” kullanımı kararının mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Dava konusu Hıdırlık Mahallesindeki alanın, 16/11/2015 tarihli çevre düzeni planında tercihli kullanım alanı kullanımındayken, itirazlar dikkate alınarak 10/10/2018 tarihli çevre düzeni planı değişikliği ile tarım arazisi kullanımına dönüştürüldüğü, bu karara yapılan itirazların değerlendirilmesi sonucunda, 2. derece kara askeri yasak bölgelerinde tercihli kullanım alanlarının yer almasında mevzuata aykırı bir durum tespit edilmediğinden söz konusu alanın yeniden tercihli kullanım alanı olarak düzenlenmesinin uygun görüldüğü savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Davaya konu alana ilişkin 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğindeki durum ve 07.07.2020 onay tarihli davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği işlemi ile yapılan değişiklik Şekil 17’de görülmektedir. Bu bölgede deniz kıyısı ve geri bölgesi tercihli kullanım alanı olarak planlanmış olup, turizm tesisleri ve ikinci konut (yazlık konut) kullanımını da kapsayabilecek konut gelişimini içeren bir kullanım türü öngörülmüştür. Gelişme öngörülen yerlerin çevresinde, gelişimi sınırlayan ve kıyıdaki yerleşim açısından bir yeşil kuşak işlevi de gören tarım alanları planlanmıştır. 2018 onaylı 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ve ayrıca İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda alanın kuzeydoğusunda yer alan askeri bölge de bir sınır olarak alınmış ve tarımsal alan kullanımı burada devam etmiştir. Davaya konu plan değişikliği ile, askeri alan içinde de tercihli kullanım alanı yönünde arazi kullanımı planlanabileceği saptamasından yola çıkılarak, önceki planda tarımsal alan olarak planlanmış arazinin bir kısmı da tercihli kullanım alanına eklenmiş; tarımsal alan azaltılmıştır.
Bu bölgede stratejik kararın tercihli kullanım alanı olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıdan getirilen kararın planın bu bölge için önerdiği baskın kullanıma aykırılığı olmasa da, çevre düzeni planı ile tarımsal alanın azaltılması elbette çevre düzeni planı tanımları ve temel ilkeleri ile çelişmektedir. Çevre Düzeni Planlarında çevrenin korunması, tarımsal üretimi de içeren doğal değerin sürdürülmesi ve korunması gibi ilkeler Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği kapsamında da yer alan ilke ve koşullardır.
Bunun yanı sıra, uydu fotoğrafı incelendiğinde (Fotoğraf 35) uyuşmazlık konusu bu alanın yapılaşma içermediği ve yapılı çevre için bir sınır oluşturduğu; ayrıca bölgedeki ana yolun batısında yer alan, Çevre Düzeni Planında yapılı çevreyi sınırlandıran ve tarım alanı olarak planlanmış bölgeden de herhangi bir farklılık barındırmadığı görülmektedir. Bu durumda 2018 onaylı Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde planlanmış olan ve yapılı çevreyi sınırlayan (yeşil kuşak işlevi de gören) tarımsal alanlardan bazıları yapılaşmaya açılarak tarımsal alan azaltılmış olmakta; bazıları ise tarımsal alan olarak korunmaya devam etmektedir. Oysa hepsi aynı arazi özelliğine sahiptir. Bu durum plana rastlantısal bir karar verme yaklaşımı getirmekte olup, planlamanın rasyonelliği ve planın iç-tutarlığı açısından sakıncalar yaratmaktadır.
Keşif esnasında da söz konusu alanın planlanmış olan yapılı çevre için kesin bir sınır oluşturduğu ve tercihli kullanım alanı olarak planlanıp gelişmiş olan alanı sınırlayan bir yeşil kuşak ve açık alan işlevi gördüğü gözlenmiştir (Fotoğraf 36-37). Bu yeşil kuşak işlevinin sürdürülmesi de Çevre Düzeni Planının stratejik kararlarının sürekliliği açısından önemlidir.
Bu işlevi yerine getirmiş olan alanda arazi kullanım kararının değiştirilerek, buranın da yapılı çevreye dönüştürülecek biçimde planlamasının herhangi bir geçerli gerekçesi de bulunmamaktadır. 2010lu yılların ilk yarısından bu yana yapılan planlama çalışmalarında tercihli kullanım alanı olarak planlanmış olan bölge, uydu fotoğrafında da görüldüğü üzere zaten yapılaşmış ve gerçekleşmiştir. 2020 yılında yapılan plan değişikliğinde plana uygun biçimde gelişmiş olan bu bölgede, planın değiştirilmesi ve tercihli kullanım alanının arttırılması için hiçbir geçerli gerekçe, bilimsel ve nesnel açıklama da bulunmamaktadır. Planına uygun biçimde yapılaşması gerçekleşmiş olan, plana uygun biçimde koruma-kullanma dengesinin hayata geçirildiği bir bölgede planın değiştirilmesi, bu kapsamda planın koruma-kullanma dengesi ile yapılı çevre-açık alan dengesinin bozulması, tarımsal alanın ve yeşil kuşak stratejisinin değiştirilmesi elbette planlama esas ve ilkeleri ile Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin çevre düzeni planlarına ilişkin maddeleriyle bağdaşmamaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlık konusu alanın yapılaşmadığı, alanın güneyindeki bölgenin ise kısmen yapılaştığı, söz konusu alanın yeşil sistem sürekliliği içinde bulunan bir konumda olduğu, bölgedeki planlama yaklaşımının, çevre düzeni planından beklenen koruma-kullanma dengesi prensibi kapsamında, doğal alanların hassasiyetle sürdürülmesi yönünde olması gerektiği, dava konusu alana ilişkin getirilen plan kararı ile koruma-kullanma ilkeleri kapsamında, doğal çevrenin korunmasını sağlayacak herhangi bir stratejik karar geliştirmediği, mevcut haliyle yeşil alan sürekliliği içinde bulunan bölgenin fiziken doğal alan karakterini koruduğu ve alanın yapılaşmadığı, ayrıca uyuşmazlık konusu alanın dava konusu planda yer alan Seferihisar Barajı Sulama Alanı sınırları içinde kaldığı anlaşıldığından itiraza konu tercihli kullanım alanı plan kararında koruma ve şehircilik ilkeleri ile planlama esaslarına uyarlık görülmediği sonucuna ulaşılmıştır.
İtiraz-15
Dava dilekçesinde;
Urla ilçesi merkez yerleşim alanında 113 hektarlık alanın önceki çevre düzeni planları ve son olarak 10.10.2018 onay tarihli İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile “tarım alanı” olarak planlanmışken, 07.07.2020 onay tarihli davaya konu çevre düzeni planı değişikliği ile “kentsel yerleşik alan” kullanımı getirilmesinin mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Urla ilçesi merkez yerleşiminde 16/11/2015 tarihli çevre düzeni planında kentsel gelişme alanı olarak planlanan alanın bir kısmının, gelen itirazlar uyarınca 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı kararları da dikkate alınarak daraltıldığı, yapılan inceleme sonucunda, ilçe merkezine bitişik konumda bulunan yaklaşık 110 hektarlık alanın çevre düzeni planının onayından önce onaylanmış mevzii imar planlarıyla yapılaşmış olduğu, bu alanların parsel bazında onaylanmış mevzii imar planı olarak değerlendirilemeyecek büyüklükte ve ilçe bütününde kent makroformunu etkileyecek nitelikte olduğu değerlendirilerek, söz konusu alanın çevre düzeni planında kentsel yerleşik alan olarak düzenlendiği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Urla merkez yerleşim alanına ilişkin olarak davaya konu plan değişikliği öncesindeki haliyle 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğindeki plan paftası ile 07.07.2020 onay tarihli davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği işleminin ilgili plan paftası ve yapılan değişiklikler Şekil 18’de görülmektedir. 4 noktada tarımsal alan olarak planlanmış yerler, kentsel yerleşik alan olarak planda değiştirilmiştir.
Fotoğraf 38, bu bölgeyi uydu fotoğrafında göstermekte olup, uyuşmazlık konusu 4 alan da uydu fotoğrafının üzerine işlenmiştir. En doğudaki (fotoğrafın en sağındaki) kısım dışında diğer 3 alanın neredeyse tamamıyla yapılaşmış olduğu görünmektedir. Bu durum elbette Çevre Düzeni Planlarının gelişmeyi denetleme ve yönlendirme işlevi açısından sorunlu bir duruma işaret etmektedir. Mevzi planlarla üst ölçekli Çevre Düzeni Planına aykırı biçimde tarım alanları kentsel gelişmeye açılmış ve yapılaşmıştır. Bu durum keşif esnasında da bu bölge için görülmüştür (Fotoğraf 39-40-41-42).
Çevre Düzeni Planında, yerleşik alan ve öngörülen kentsel gelişme alanının çevresindeki tarımsal arazinin korunması ve tarımsal üretimin sürdürülmesi yönündeki plan kararına rağmen, buradaki alanlarda yapılaşmanın gerçekleşmiş olması ve tarımsal alanın korunamamış olması, planın Urla ilçesinin bu bölgesine ilişkin koruma-kullanma dengesi açısından önemli bir sorun yaratmaktadır. Bu bölgenin Urla açısından ve ülkemiz açısından son derece önemli özel ürün alanları barındırdığını, buradaki bağların varlığıyla tarıma dayalı üretim ve eko-turizm gelişmelerinin önemli bir yerel ekonomik değer yarattığını da hatırlamak gerekir. Bu nedenle, burada Çevre Düzeni Planında benimsenmiş olan koruma-kullanma dengesinin bu denli zedelenmiş olması bu bölgeye ilişkin planlama kararlarının koruma açısından ve yapılaşmayı sınırlama açısından daha da hassas olmasını gerekli kılmaktadır.
Bu çerçevede ele alındığında, uyuşmazlık konusu alanlardan en doğudaki (fotoğrafın en sağındaki) alan dışında kalanlar için mevcut yapılaşma gerçekleştiğinden bu şekilde plana işlenmesi ve tarımsal üretim olanağının yok edildiği bu alanların da plana kentsel yerleşik alan olarak işlenmesi kaçınılmaz görülmektedir. Bununla beraber, uyuşmazlık konusu alanlardan en doğuda yer alan bölge içinde hala önemli boşluklar bulunmaktadır ve burada yapılaşma gerçekleşmemiş olmasına rağmen onaylı mevzi planlarının bulunması bu alanların da tamamen gözden çıkartılması anlamına gelmemelidir. Yukarıdaki paragrafta anlatılan nedenlerle burada yapılaşmanın denetlenmesi ve tarımsal üretimin sürdürülmesi daha da önemli bir konu haline gelmiştir. Ayrıca önceki bölümlerde (özellikle kademelenme konusuna ilişkin ilgili bölümde) bir Çevre Düzeni Planının alt ölçekli planlardaki önemli stratejik kararların sürdürülmesini sağlamak için alt ölçekli planlara uygun kararlar verebileceği; ancak alt ölçekli planların da sorgulanması gerektiği ve Çevre Düzeni Planının temel ilkelerinden ödün verilmesi pahasına alt ölçekli planların onaylı plan oldukları için benimsenmesinin söz konusu olamayacağı belirtilmişti. Bu saptama Urla merkez yerleşmesindeki en doğuda kalan uyuşmazlık konusu alan için geçerli olup, bu alanın kentsel yerleşik alan olarak planda kabulü Çevre Düzeni Planı tanımları, amaçları ve ilkeleri kapsamında doğru bir planlama yaklaşımı değildir. En doğudaki bu alanın tarımsal alan olarak korunması ve sürdürülmesi gerektiği değerlendirilmektedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu planla gösterilen kentsel yerleşme alanlarının tamamının yerleşime açılması gerekmediği gibi bu alanların sınırlarının alt ölçekli planlama çalışmalarında ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile doğal, yapay ve yasal eşikler doğrultusunda kesinleştirileceği plan notlarıyla açıklanmış olup alanın mevcut durumu, konumuna bakıldığında yerleşme alanı komşuluğunda ve mevcut yapılaşmaların olduğu bir alanda yer aldığı, nüfus yoğunluğu ve yerleşim ihtiyacı, mekansal gelişme eğilimleri gibi faktörlerin dikkate alınması sonucu kentsel yerleşmenin yönünün bu şekilde dava konusu çevre düzeni planında şematik olarak gösterilmesinde ilgili mevzuatta tarif edilen çevre düzeni planı yapılmasına ilişkin amaç, yöntem ve ilkelerine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, alt ölçekli planlama çalışmalarında itiraz konusu alanın tarım arazisi olması durumunda 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu uyarınca ilgili kurumlardan alınan görüşler doğrultusunda uygulama yapılacağı açıktır.
Bu nedenle dava konusu plan gösteriminde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.
İtiraz-16
Dava dilekçesinde;
Urla ilçesi, Yağcılar Mahallesinde 44 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “tarım alanı” olarak planlanmasına rağmen bu alanın, davaya konu 07.07.2020 onay tarihli çevre düzeni planı değişikliği ile “tercihli kullanım alanı” olarak değiştirilmesinin mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Urla ilçesinde 16.11.2015 tarihinde onaylanan çevre düzeni planında “kentsel gelişme alanı” olarak planlanan alanların bir kısmının İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığının itirazı uyarınca 1/25.000 ölçekli çevre düzeni plan kararları dikkate alınarak azaltıldığı, bununla beraber yapılan incelemeler sonucunda mevcutta onaylanmış mevzi imar planları ile alanın yapılaştığı, bu büyüklükteki alanların parsel bazında onaylanmış mevzi imar planı olarak değerlendirilemeyecek nitelikte olduğu; bu nedenle “tercihli kullanım alanı” olarak düzenlenmesinin uygun görüldüğü savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Şekil 19’da Urla Yağcılar Mahallesindeki uyuşmazlık konusu alanın davaya konu plan değişikliği öncesindeki haliyle 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğindeki durumu ve 07.07.2020 onay tarihli davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği işleminin ilgili plan paftası görülmektedir.
Orman alanları içinde bir koridor olarak ve denize ulaşan bir vadi boyunca yapılaşmanın denetlenmeye çalışıldığı Çevre Düzeni Planında bu hedefin hayata geçirilemediği ve son derece özel bir doğal alanın yapılı çevreye dönüşmekte olduğu görülmektedir. 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde bu koridorun kuzey kısmındaki bölge yapılı çevre olarak kabul edilmiş; güney kısmı ise tarımsal alan olarak korunmuş ve yapılaşma öngörülmemiştir. Ancak buna rağmen mevzi planlar ile yapılaşmanın güneye doğru ilerlediği anlaşılmaktadır.
Mevcut durum Fotoğraf 43’te verilen uydu fotoğrafında izlenebilmektedir. Kıyıya yakın bir bölge dışında büyük oranda yapılaşma gerçekleşmiştir. Aynı yukarıdaki maddede belirtildiği üzere bu aşamada henüz yapılaşması gerçekleşmemiş kısımlar için Çevre Düzeni Planının daha duyarlı bir plan yaklaşımı benimsemesi ve buradaki tarımsal ve doğal yapının korunması ve yapılaşmaya açılmaması için özel bir planlama çalışması yapılması gerektiği açıktır. Uydu fotoğrafı bu bölgedeki doğal yapıyı açıkça ortaya koymaktadır. Bu eşsiz peyzajın ve doğal yapının korunması kuşkusuz Çevre Düzeni Planının bu bölge için stratejik kararı niteliğindedir. Bu nedenle burada davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği işlemi ile kıyıya kadar (çok sınırlı bir alanda kıyı şeridinde tarımsal alan kullanımı bırakılmıştır) mevcut yerleşik alan kullanımı gösterimi doğru bir planlama yaklaşımı olarak değerlendirilmemektedir.
Deniz kıyısına yakın olan ve henüz yapılaşmamış olan kısmın açık ve kamusal alan olarak korunması, buraya yapı yasağı getirilmesini sağlayacak biçimde üst ölçekli Çevre Düzeni Planında tarımsal alan ya da kamusal açık alan olarak planda koruma ağırlıklı bir plan kararının geliştirilmesi gereklidir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu planda uyuşmazlık konusu alanın tercihli kullanım alanında kaldığı görülmüştür.
Dava konusu planın plan notlarının 4.30 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanları: turizm ve konut yapılaşmaları ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapının bir arada yapılmasının olanaklı kılındığı kullanım alanları olarak tanımlanmış, 8.4.5.1 sayılı maddesinde, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile bunların tamamlayıcısı olan ticari faaliyetler ile sosyal ve teknik altyapıya ilişkin yapılaşma koşulları çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, 8.4.5.2 sayılı maddesinde bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği kurala bağlanmıştır.
Yukarıda ifade edildiği üzere dava konusu plandan ölçü alınarak uygulama yapılamayacağı gibi bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının geçerli olduğu, tercihli kullanım alanlarında turizm kullanımı ağırlıklı olmak üzere, konut kullanımı ile sosyal ve teknik alt yapıya ilişkin yapılaşma koşullarının çevre imar bütünlüğü gözetilerek alt ölçekli planlarda belirleneceği, bu alanlarda onaylı alt ölçekli planlarda yoğunluk arttırıcı düzenlemelere gidilemeyeceği, bu alanların mutlaka yapılaşmaya açılmayacağı açıklandığından, bu kullanımlara ilişkin şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırılık görülmemiştir.
İtiraz-17
Dava dilekçesinde;
Soma ilçesinde yaklaşık 250 hektarlık alanın 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “tarım alanı” olarak planlanmasına rağmen 07.07.2020 tarihinde onaylanan dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile “kentsel gelişme alan ve ulaşım ağı" kullanımına alınmasının mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
10.10.2018 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliğine Soma Belediye Başkanlığının 28.11.2018 tarih ve E.11048 sayılı yazısı ile itiraz edildiği, söz konusu itirazda Soma ilçe merkezinin kuzeyinde yer alan yaklaşık 250 hektar büyüklüğündeki alanın alt ölçekli planlarının 2009 yılında onaylandığı ve bu alanın imar planı sınırları içinde yer aldığının ifade edildiği, yapılan incelemede alanın onaylı imar planları ve meclis kararlarının bulunduğunun tespit edilmesi üzerine söz konusu alanın dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde “kentsel gelişme alanı” olarak düzenlendiği ve ilçenin kuzeyinden geçen çevre yolunun çevre düzeni planına aktarıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği öncesinde 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planının Soma İlçesine ilişkin kısmı ile davaya konu 07.07.2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin aynı alana ilişkin kısmı Şekil 20’de görülmektedir.
Uyuşmazlık konusu Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile Soma’da oldukça büyük alanlar kentsel gelişme alanı olarak plana işlenmiş; önceki planda tarımsal alan olarak planlı yerler yapılı çevreye dönüştürülmek üzere plan değişikliği yapılmıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu kadar büyük yüzölçümlü alanların tarımsal alan kullanımından çıkartılıp kentsel gelişme alanı olarak planlanması yönündeki bu Çevre Düzeni Planı Değişikliği Soma yerleşimine ilişkin olarak planın tüm ana kararlarını, koruma-kullanma dengesini ve çevre korumaya ilişkin plan stratejilerini ortadan kaldırmaktadır. 2018 onaylı plan ve kentin mevcut yerleşme deseni (Fotoğraf 44) incelendiğinde ikili bir kentsel yapı görülmektedir. Kuzeyde Soma Termik Santrali önemli bir çalışma ve sanayi alanı olarak yer almakta olup, bu alanın kuzeybatısına doğru yer alan mahalleler Çevre Düzeni Planında kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanları olarak planlanmış durumdadır. Güneydeki bölge ise Soma yerleşiminin merkezi kısmıdır ve kuzeydeki termik santral ve etrafındaki yapılı çevreden tarımsal alanlar ve bir bölge parkı ile ayrılmaktadır. İki yerleşik alan arasındaki tarımsal üretim ağırlıklı bu yeşil koridor sürekliliği kent makroformunu belirleyen önemli bir unsur olmakla beraber, ikili yerleşim yapısını denetleyen ve dolu-boş dengesini yani koruma-kullanma dengesini de sağlayan stratejik bir planlama kararıdır. Aynı zamanda iki yerleşim alanı arasındaki bu doğal çevrenin içinden bir de akarsu geçmektedir. Bakırçay isimli bu akarsu da Soma’da güney ile kuzeydeki yerleşim arasında bir sınır oluşturmaktadır.
Davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile beraber Soma ilçesindeki bu ikili yapı makroformu ortadan kalkmaktadır. Kuzey ve güneydeki yerleşmeler arasında yer alan ve koridor içinde süreklilik arz eden tarımsal alan kentsel gelişme alanı olarak planlanıp yapılı çevreye dönüştürülerek kuzey ve güney birleştirilmektedir. Kuzey ve güney yerleşmeler arasında aslında doğal bir sınır yaratan ve yerleşimleri “ayırıcı” özelliği olan akarsu da yapılı çevre ile iç içe olacak biçimde planda işlenmiştir. Dolayısıyla bu akarsuya ilişkin hassas bir plan yaklaşımının da bulunmadığı görülmektedir. Oysa akarsu yataklarına yaklaşma mesafelerinin güvence altına alınması için 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planından başlayarak akarsu boyunca yeşil ve açık alan sisteminin plana işlenmesi güvenli ve sağlıklı yaşam alanları yaratmak için, hem doğayı korumak hem de doğal afetlerden korunmak için benimsenmesi gereken bir planlama yaklaşımıdır. Bilindiği gibi günümüzde artan iklim değişikliği tehlikeleri sonucunda aşırı şiddette yağışlar artmakta ve dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de yağışlar sonucunda yıkıcı hasarlar ve hayati tehlike yaratan sel ve taşkın olayları sıklıkla yaşanmaktadır. Bu nedenle akarsular ile kentsel yapılı çevrenin etkileşimi planlamada önemli konu haline gelmiştir. Bu etkileşimi denetlemek için akarsu boyunca açık ve yeşil alanların bölgesel parklar olarak planlanması başlıca plan yaklaşımları arasındadır. Bu konunun alt ölçekli planlarda benimsenecek bir yaklaşım olduğu da düşünülmemelidir. 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı stratejik önemde kararların plana işlenerek güvence altına alındığı bir plan ölçeğidir ve bu ölçekte akarsu ile yerleşmeler arasında bir tampon bölge olarak yeşil alanların planlanmasına ilişkin ipuçları planda belirtilerek alt ölçekli planların yönlendirilmesi gerekmektedir. Davaya konu örnekte bu tür bir yaklaşımın benimsenmemiş olması şehircilik ilkeleri, planlama esasları, iklim değişikliğine uyum ve afet sakınım yaklaşımları ile bağdaşmayan bir durumdur.
Kuzey ve güneydeki iki yerleşme arasında bir diğer “ayırıcı” öğe çevre yoludur. 2018 onaylı planda bulunmayan bu çevre yolu anılan akarsuyun hemen güneyinden geçmektedir. Davaya konu plan değişikliği ile bu çevreyolu da güney ve kuzeydeki yerleşmeleri birleştiren yeni kentsel gelişme alanlarının içinden geçen bir yol olarak plana işlenmiştir.
Oysa çevre yolu, ulaşım planlamadaki yol kademelenmesi ilkesinin gereği, yol boyunca yer alan kullanımlara erişim sağlayan bir bulvar veya bağlantı yolu değildir. Tam tersine yol boyunca yer alan kullanımları birbirinden ayıran nitelikte bir yoldur. Çevre yolunun sık sık kesilmesi söz konusu değildir; bu nedenle çevre yollarına bitişik biçimde kentsel arazi kullanımlarının planlanması evrensel olarak doğru kabul edilmeyen bir yaklaşımdır. Ayrıca çevre yolu olan kentlerde, yerleşimin çevre yolunun tek bir tarafında sınırlandırılmasına ve yolun diğer tarafında kentsel gelişmelerin önlenmesine çalışılır; böylece söz konusu yolu sık sık kesmesi gereken bağlantı gereksinimi azaltılmaya çalışılır. Davaya örnekte ise çevre yoluna bir kent içi bağlantıdan farksız bir yaklaşım söz konusudur. Tüm yeni kentsel gelişme alanları çevre yolunun her iki tarafında ve yol boyunca planlanmıştır. Özellikle Çevre Düzeni Planı Değişikliği paftasının yerleşimin batı tarafına ilişkin olan kısmında ince bir şerit olarak çevre yolunun kuzeyine çıkan kentsel gelişme alanları görülmekte olup, planlanan kentsel gelişme alanlarının çevre yolunu dikkate almadan planlandığı görülmektedir. Burada belirtilen çevre yoluna yaklaşma konuları da alt ölçekli planlarda çözülmesi beklenen konular değildir. Bunların 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında Soma yerleşim desenine ilişkin stratejik kararlar olarak plana işlenmesi gerekir. Çevre Yolunun her iki tarafında yol boyu kentsel gelişim planladıktan sonra, yola belli bir mesafe konsa bile sürekli bu yolun üzerinden bağlantı yapılmasını gerektirecek bir yerleşim deseni oluşturulduğu için bu konu tampon bölgeler yaratılarak çözülebilecek bir sorun da değildir. Özetle çevre yolu ile kentsel yerleşim alanlarının iç içe planlanmış olması da şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve ulaşım planlama yaklaşımlarıyla bağdaşmamaktadır.
Tüm bunların yanı sıra söz konusu bölgede önemli büyüklükte tarımsal alanların gözden çıkartılması da doğru bir planlama yaklaşımı değildir. Keşif esnasında çekilen fotoğraflarda da (Fotoğraf 45-46-47-48-49-50-51-52-53-54) izlenebildiği üzere, çevre yolu boyunca yer yer yapılaşmanın olduğu görülse de, aslında bu bölge ağırlıklı olarak tarımsal üretimin olduğu bir bölgedir. Bu kadar büyük tarımsal alanların kentsel gelişme alanı olarak planlanmasına yönelik bu plan değişikliği Çevre Düzeni Planının Soma yerleşimine ilişkin plan ana kararlarını zedelediği gibi Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Çevre Düzeni Planlarına ilişkin tanımlarına ve ilkelerine de uymamaktadır: “Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi”, “… orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi”, “Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması”, “Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması” gibi konular Yönetmelikte Çevre Düzeni Planlarının temel ilke ve esasları kapsamında sayılırken, Soma yerleşimine yönelik olarak yapılan plan değişikliği ile bu ilke ve esaslarla bağdaşmayan bir işlem yapılmıştır.
Söz konusu plan değişikliğinin temel gerekçesi ise Soma Belediyesi tarafından bu bölgede yapılan alt ölçekli planların üst ölçekli Çevre Düzeni Planına işlenmesi olarak açıklanmıştır. Raporumuzun önceki bölümlerinde (özellikle plan kademelenmesine ilişkin kısımda) belirtildiği üzere, üst ölçekli Çevre Düzeni Planları yapılırken alt ölçekli mevcut planların incelenmesi ve Çevre Düzeni Planlarının temel ilkelerine uygun biçimde bu alt ölçekli planlarda yer alan çevre koruma, tarımsal arazi ve doğal yapının korunması ve sürdürülmesi gibi yaklaşımların üst ölçekli planlara da taşınarak sürdürülmesi doğru bir planlama yaklaşımıdır. Ancak üst ölçekli Çevre Düzeni Planları hazırlanırken alt ölçekli mevcut imar planlarının olduğu gibi kabulü söz konusu değildir. Bunların sorgulanması, tüm planın bütünlüğü ve koruma-kullanma dengeleri kapsamında irdelenmesi, Çevre Düzeni Planının temel ilke ve stratejileri doğrultusunda gerekli değişikliklerin yapılması gerekir. Alt ölçekli planlardaki önerilerin Çevre Düzeni Planının temel ilke ve stratejileri pahasına benimsenmesi kesinlikle söz konusu olmamalıdır. Davaya konu işlemde bunun yapıldığı görülmektedir.
Özetle, Soma yerleşimine ilişkin olarak 07.07.2020 onay tarihli davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği işlemi, Çevre Düzeni Planının bu ilçeye ilişkin plan ana kararlarını, sürekliliğini ve bütünlüğünü bozmakta; çevre koruma ve tarım arazilerinin korunarak geliştirilmesi ile afet risklerini azaltıcı yaklaşımların benimsenmesi gibi Yönetmelik ilkeleriyle de çelişmekte; öngörülen kentsel gelişme alanları şehircilik ilkeleri, planlama esasları, ulaşım planlama yaklaşımları ve iklim değişikliğine uyum ve afet sakınım yaklaşımları ile bağdaşmamaktadır." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Uyuşmazlık konusu alanın dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile kentsel gelişme alanı olarak düzenlendiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık konusu bölgede daha önceki planlarda öngörülmüş yeni kentsel gelişme alanları var iken, herhangi bir nüfus projeksiyonuna ve stratejik karara dayanmaksızın tekrar yeni gelişme alanı kararı getirilmesi çevre düzeni amaç ve ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Dava konusu bölgedeki açık alan süreklilikleri açısından, uyuşmazlık konusu düzenlemenin bölgedeki yeşil alanları kesintiye uğratacağı, bu durumun planın ekosistem sürekliliğini sağlama yönündeki ana hedefleriyle çelişkili olduğu, ağırlıklı olarak tarımsal üretimin olduğu bir bölgede bu kadar büyük tarımsal alanların kentsel gelişme alanı olarak planlanmasının çevre düzeni planı değişikliğinin Soma yerleşimine ilişkin plan ana kararlarını zedelediği, kentsel gelişme alanı kullanımının doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacına aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu durumda önceki çevre düzeni planlarında yer alan “tarım alanı” kullanımının kaldırılarak, yerine getirilen "kentsel gelişme alanı” plan kararında şehircilik ilkelerine planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
İtiraz-18
Dava dilekçesinde;
Yunusemre ilçesinde 10.10.2018 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğinde “orman alanı” olan bölgenin, 07.07.2020 onay tarihli davaya konu çevre düzeni planı değişikliği ile “askeri alan” olarak tanımlandığı, bu düzenleme ile orman alanlarının yok edileceği ve kararın etüt çalışmasına dayanıp dayanmadığının bilinmediği ileri sürülmüştür.
Savunmada;
10.10.2018 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliğine Milli Savunma Bakanlığı İzmir İnşaat Emlak Bölge Başkanlığınca itiraz edildiği, söz konusu itirazda planlama bölgesi içerisinde yer alan ancak plan paftalarına işlenmeyen askeri alanlar ile askeri yasak ve güvenlik bölgelerinin bulunduğunun belirtildiği, bunların çevre düzeni planında gösterilmesi gerektiğinin talep edildiği, bu alanlardan birisinin de dava konusu Manisa 8. Piyade Eğitim Alay Komutanlığına ilişkin alan olduğu, söz konusu alanın Milli Savunma Bakanlığı İzmir İnşaat Emlak Bölge Başkanlığının itirazı çerçevesinde “askeri alan” olarak düzenlendiği, alanda yer alan özel mülkiyet alanları nedeniyle konunun tekrar değerlendirilerek alanın “askeri yasak ve güvenlik bölgesi” olarak yeniden tanımlandığı ve 20.08.2021 tarihinde yapılan çevre düzeni planı değişikliği ile plana hem askeri yasak ve güvenlik bölgesi sınırlarının işlendiği hem de orman alanı ve tarım arazisi olarak değişiklik yapıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Kurum görüşleri doğrultusunda Çevre Düzeni Planı hazırlanırken elde olmayan yeni bir verinin ortaya çıkması durumunda planda değişiklik yapılması, sık karşılaşılan bir plan sürecidir. Bununla beraber bir orman alanının plandan kaldırılması elbette Çevre Düzeni Planının koruma-kullanma dengeleri açısından sorun teşkil eden ve bu plan türünün temel ilkelerinden olan çevrenin korunması, orman alanlarının ve doğal değerlerin korunarak geliştirilmesi ilkeleriyle de çelişen bir durum yaratmaktadır. Bu nedenle aslında askeri alan olarak bölge belirtilse de, orman varlığı dikkate alınarak, planda orman alanının da gösterilmesi, böylece ormanın korunarak sürdürülmesinin güvence altına alınması gerekmektedir. Bu nedenle 07.07.2020 onay tarihli davaya konu Çevre Düzeni Planı değişikliği ile orman alanının plandan kaldırılarak buranın sadece askeri alan olarak gösterilmesi Çevre Düzeni Planının koruma yaklaşımları kapsamında yetersiz ve eksik bir işlem olmuştur.
Bununla beraber, davalı idare tarafından belirtildiği üzere 2021 yılında tekrar bir değişiklik yapılmıştır. Şekil 21’de davaya konu işlem öncesindeki haliyle 20.20.2018 onay tarihli planda uyuşmazlık konu alanın yaklaşık konumu görülmekte; ayrıca 07.07.2020 onay tarihli davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile 20.08.2021 tarihinde yapılan Çevre Düzeni Planı Değişikliği verilmektedir.
2021 yılındaki değişikliğin gerekçe raporunda Manisa Büyükşehir Belediye Başkanlığının talebi ve Milli Savunma Bakanlığı İzmir İnşaat Emlak Bölge Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı yazısı ile davaya konu Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde “askeri alan” olarak düzenlenen alanın sınırlarının ve askeri alan statüsünün değiştiği belirtilerek söz konusu alana ilişkin düzenleme yapılması gereği doğduğu belirtilmekte; ayrıca plana askı sürecinde yapılan itirazlarda özel mülkiyete konu tarım arazileri ile mevzi imar planı bulunan alanların yer aldığının tespit edildiği açıklanmakta; bu doğrultuda “askeri alan” kararının “askeri yasak ve güvenlik bölgesi”, “orman alanı” ve “tarım arazisi” şeklinde düzenlenmesine ilişkin Çevre Düzeni Planı Değişikliği yapıldığı belirtilmektedir. Mevzi imar planlarının orman ve tarımsal alanlarda yapılaşma yaratmasına yönelik herhangi bir plan gösterimi ve notunun da bulunmaması nedeniyle, yapılan bu son işlemde planlama ilke ve esasları açısından stratejik önemde bir aykırılık tespit edilmemiş olup, uyuşmazlık konusunun da ortadan kalktığı çünkü orman alanının plana işlendiği görülmektedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Dava konusu çevre düzeni planı değişikliğiyle "askeri alan” kullanım kararı getirilen bölgenin 20/08/2021 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliği ile “askeri yasak ve güvenlik bölgesi”, “orman alanı” ve “tarım arazisi” olarak yeniden planlandığı anlaşıldığından, bu itiraz açısından uyuşmazlığın ortadan kalktığı anlaşılmıştır.
C- Sınır değişikliği kararlarına ilişkin itirazlar
07/07/2020 tarihinde onaylanan dava konusu çevre düzeni planında farklı yerleşim birimlerinde göl, gölet, baraj ve sulama alanları ile ilgili bazı sınır değişiklikleri ve düzenlemeleri yapılmış; iki ilçenin ilçe sınırları plan değişikliği işleminde plan paftasında gösterilmemiş; ayrıca bazı Kültür ve Turizm Koruma ve Geliştirme Bölgesi ilanı olan yerlerde ya bu statü kaldırılarak sınır gösterimi plan paftalarından kaldırılmış ya da değiştirilmiştir. Anılan itirazlar üç başlık altında aşağıda değerlendirilmiştir.
1-Sulama alanı sınırları ile göl-gölet alanları sınırlarına ilişkin plan değişikliği kararları
Dava dilekçesinde;
Bu başlıkta yapılan değişikliklerin bilimsel, teknik ve nesnel gerekçesinin bulunmadığı, bu değişikliklerin plan açıklama raporunda yer almadığı, ayrıca sulama alanı sınırı gibi düzenleme ve değişikliklerinin plan değişikliği onama sınırı içerisine alınmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Sınır değişikliklerinin kurum görüşleri, itirazları ve yeni kurum verileri doğrultusunda, ilgili kurumlardan gelen altlıklar ve bilgiler kullanılarak yapıldığı, onay işlemi sonrasında gerçekleşen bazı değişikliklerin plana işlenmesi ve planın güncellenmesi gereği doğduğu, ayrıca arazi kullanımı biçiminde bir değişiklik söz konusu olduğu durumlarda, örneğin göl veya gölet alanının sınırları gibi bir değişiklik durumunda bunun plan değişikliği onama sınırı içine alınarak plan paftasında gösterildiği, sadece bir sınır değişikliği ise bu değişen sınırı “plan değişikliği onama sınırı” içine almanın plan paftasında ciddi bir karışıklığa yol açtığı ve anlaşılabilirliği olumsuz etkilediği için bu biçimde yapılmadığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Sulama alanları sınırlarına ilişkin olarak dava dosyasına sunulan bilgi ve belgeler incelendiğinde uyuşmazlığa konu olan değişiklikler şu şekildedir: Yunusemre ilçesinde kent merkezinin kuzeyinde yer alan sulama alanı genişletilmiş; Kırkağaç ilçesinde Karakurt mahallesinin batısında yer alan sulama alanı kararı plandan kaldırılmış; Yağmurlu ve Küçükkaya mahallelerinin güneyinde yer alan alana sulama alanı kararı getirilmiş; yine Kırkağaç ilçesi Gelenbe mahallesinin kuzeyinde yer alan alana ve Alifaki göletinin güneyindeki alana sulama alanı kararı getirilmiş; Akhisar ilçesinde yer alan Güdük Barajı’nın çevresine ve ayrıca ilçenin kuzeyinde yer alan alana sulama alanı kararı getirilmiş; Gördes ilçe merkezinin doğusunda kalan alan sulama alanı olarak plana işlenmiş; Köprübaşı ilçe merkezinin kuzeyinde yer alan alanda sulama alanı kararı getirilmiş; Demirci ilçesi Durhasan ve Alağaç Mahalleleri çevresinde yer alan alanda sulama alanı kararı getirilmiş; Alaşehir ilçesinde de çeşitli bölgelerde sulama alanı kararı plan değişikliği ile getirilirken, bir bölgede de (Kavaklıdere Mahallesinin kuzeyinde) sulama alanı kararı kaldırılmıştır. Ayrıca Kırkağaç ilçesinde Alifaki Göleti ve Köprübaşı ilçe merkezinin kuzeyinde Döğüşören Göleti de plan değişikliği kararları kapsamında plan paftasına eklenmiştir.
Yukarıda belirtildiği üzere davacının temel itirazı davalı idare tarafından yapılan bu plan değişikliklerinde bilimsel, teknik ve nesnel gerekçeler bulunmadığı, ayrıca sulama alanı sınırlarına ilişkin plan değişikliklerinin plan onama sınırı ile gösterilmediği biçimindedir.
Davalı idare ise 10.10.2018 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı Değişikliği işlemine ilişkin olarak Devlet Su İşleri İkinci Bölge Müdürlüğü'nün 22.11.2018 tarihli ve 803653 sayılı yazısı ile işleme itiraz edildiğini belirtmektedir. Söz konusu itirazda çevre düzeni planında yer alan göl, gölet ve barajlar ile sulama alanlarının eksik işlendiği, planda yer alan bazı göl, gölet ve baraj projeleri ile sulama alanlarının ise yatırım programından çıkarıldığı bilgisinin davalı idareye iletildiği ve bu bilgiler doğrultusunda Çevre Düzeni Planı verilerinin güncellenmesinin talep edildiği anlaşılmaktadır.
İtiraz konusu edilen plan kararlarına ilişkin olarak yetkili kamu kurumunun görüşleri plana “altlık” niteliği taşımakta olup, bu verilerdeki değişikliklerin plana işlenmesi ve bu nedenle plan değişikliği işlemi yapılması planlama esasları ve yaklaşımları açısından doğru bir yaklaşımdır. Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği kapsamında da Çevre Düzeni Planı Değişikliklerine ilişkin 20. maddenin 2. bendinde plan değişikliği gerekçeleri kapsamında “değişen verilere bağlı olarak planın güncellenmesi” koşulu bulunmaktadır. Dolayısıyla Bilirkişi Kurulumuz sulama sınırlarına ve göletlere ilişkin bu değişikliklerin Çevre Düzeni Planı kapsamında güncel kurum verileri doğrultusunda yapılması gereken plan değişikliği işlemleri olduğu görüşündedir.
Bu değişikliklerden sulama alanı sınırlarına ilişkin olanların plan paftası üzerinde “plan değişikliği onama sınırı” içine alınarak gösterilmeyişine ilişkin olarak davalı idarenin öne sürdüğü gerekçenin de geçerli olduğu değerlendirilmektedir. Bir sınır değişikliğini plan onama sınırı içine almak, plan üzerindeki çizgisel gösterimleri arttıracak, sınırların okunabilirliğini ve planın anlaşılabilirliğini olumsuz etkileyebilecektir.
Öte yandan bu sulama alanlarına ilişkin bu plan değişikliklerinin Çevre Düzeni Plan Değişikliği işleminin Plan Açıklama Raporunda tek tek belirtilmesi gereği bulunmakta olup, bunun yapılmamış olması önemli bir eksikliktir. Davaya konu plan değişikliği işleminin “Gerekçe Raporu” bir sayfadan kısa bir rapor olup, 10.10.2018 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğine yapılan çeşitli itiraz ve konular kapsamında “DSİ 2. Bölge Müdürlüğü ve İZSU Genel Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan göl, gölet, baraj ve sulama alanlarına ilişkin veriler” de sayılmakta ve bu çeşitli konuların değerlendirilerek plan değişikliği yapıldığı anlatılmaktadır. Ancak bunların hangi değişiklikler olduğu bu gerekçe raporunda anlatılmamaktadır.
Davaya konu 07.07.2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planının Plan Açıklama Raporunda da konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamıştır. 75 sayfa ile aslında oldukça kapsamlı olan bu Plan Açıklama Raporunun bir önceki onay tarihinde, yani 10.10.2018 tarihinde onaylanan Plan Açıklama Raporundan farklılaşmadığı görülmektedir. Yapılan plan değişikliklerinin gerekçeleriyle anlatıldığı, bu değişikliklerin plan açıklamalarına yansıtıldığı bir rapor değildir.
Özetle, davalı idarenin sulama alanlarında yapılan değişiklikler ve bunların plan paftasında gösterimi konusuna ilişkin olarak savunmasında vurguladığı gerekçeler geçerli gerekçeler olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu değişikliklerin Planın Gerekçe Raporunda ve Plan Açıklama Raporunda tek tek anlatılması ve gerekçelerinin açıklanması gerekmektedir. Sınır değişikliklerinin plan paftasında gösterilmemiş olması, bu değişikliklerin tek tek ayrı bir rapor kapsamında açıklanmasını daha da gerekli kılmaktadır. Açıklanan nedenlerle 07.07.2020 onay tarihli işlemin söz konusu bu bilgileri barındırmayan Gerekçe Raporu ve Plan Açıklama Raporu son derece yetersiz belgelerdir. Bu durum planlama esasları kapsamında sorunlu bir planlama yaklaşımına işaret etmektedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 19. maddenin 2. fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." düzenlemesine yer verilmiştir.
İtiraz konusu edilen plan kararlarına ilişkin olarak DSİ 2. Bölge Müdürlüğünün görüşlerinin plana “altlık” niteliği taşıdığı, dava konusu plan değişikliğinde özel statülü alanların (yasal statülü) ve bu alanlara ilişkin verilerin plana işlenmesinin planlama sürecinin doğal ve zorunlu bir parçası olduğu, sonuç itibarıyla bu verilerdeki değişikliklerin plana işlenmesi ve bu nedenle plan değişikliği işlemi yapılmasının mevzuata uygun olduğu anlaşıldığından dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde çevre düzeni planının ilke, hedef ve stratejileri ile planlama esaslarına ve imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
2-Akhisar ilçesi ile Gölmarmara ilçesinde ilçe sınırı çizgisinin planda gösterilmemesi itirazı
Dava dilekçesinde;
Dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde Akhisar ilçesi ile Gölmarmara ilçesinde ilçe sınırı çizgisinin planda gösterilmediği, bu durumun mevzuata aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Savunmada;
Bu ilçelerin ilçe sınırının çevre düzeni planının veri tabanında yaşanan bir program hatası nedeniyle, sehven K19 paftasında gözükmediği, söz konusu hatanın itiraz süreci sonrasında düzeltilerek ilçe sınırlarının plan paftalarında gösterileceği savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"İlçe sınırlarının plan paftasında gösterilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlık konusu olan bu iki ilçe için sınırın gösterilmemiş olması ise teknik bir hatadan kaynaklanmış olup, davalı idare de bu hatayı kabul etmiş, gerekçesini açıklamış ve düzeltileceğini belirtmiş olup, uyuşmazlığın giderileceği anlaşılmaktadır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planına ilişkin web sayfasında yer alan belgelerde, sınırların dava konusu plan sonrasında yapılan plan değişikliklerinden 01.12.2022 tarihinde onaylanan bir plan değişikliği kapsamında yer verilen K19 paftasında işlendiği ancak bu tarihten sonra yine K19 paftasını kapsayan plan değişikliklerinde sınırların yer almadığı görülmektedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
İlçe sınırlarının çevre düzeni plan paftasında gösterilmesi gerekmektedir. İdarece uyuşmazlık konusu olan bu iki ilçe sınırın gösterilmemesinin teknik bir hatadan kaynaklandığı ve bu hatanın düzeltilerek uyuşmazlığın giderileceği belirtilmiştir.
Dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinden sonra iki ilçe sınırlarının bulunduğu K19 paftasında 08/09/2023 ve 07/02/2024 tarihinde onaylanan plan değişikliklerinde ilçe sınırlarının gösterildiği anlaşıldığından, bu itiraz açısından uyuşmazlığın ortadan kalktığı anlaşılmıştır.
3-Kültür ve Turizm Koruma ve Geliştirme Bölgesi sınırlarına ilişkin plan değişikliği kararları
Dava dilekçesinde;
Gölmarmara ilçesinde Marmara Gölünün batısında yer alan, Kula ilçesi Şahitoplu Mahallesinin güneydoğusunda yer alan ve Salihli ilçesi ilçe merkezinin güneyinde yer alan “Kültür ve Turizm Koruma ve Geliştirme Bölgesi/Turizm Merkezi” sınırlarının 07.07.2020 onay tarihli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde hangi gerekçeyle kaldırıldığının ortaya konulmadığı ileri sürülmüştür.
Savunmada;
13.09.2019 tarih ve 30887 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 1532 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile bazı alanlarda belirlenen “Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri/Turizm Merkezlerinin” statülerinin iptal edildiği, bazılarının isim ve statülerinin değiştirildiği, sözü edilen Cumhurbaşkanlığı kararı dikkate alınarak planlama bölgesi içerisinde yer alan bu bölgelere ilişkin gerekli düzenlemelerin plan paftalarına aktarıldığı savunulmuştur.
Bilirkişi raporunda;
"Bu plan değişikliklerinin de sulama alanı sınırlarına ilişkin uyuşmazlıkta olduğu gibi değişen kurum verisi olarak açıklandığı görülmektedir. Davaya konu edilen karar Cumhurbaşkanı kararı olmayıp, bu karar ile iptal edilmiş ve statüsü değişmiş olan Kültür ve Turizm Koruma ve Geliştirme Bölgelerinin plan üzerinde de değiştirilmesi ve kaldırılması gereği bulunmaktadır. Dolayısıyla, davalı idarenin bu sınırlara ilişkin yapılan değişiklikler hakkında savunmasında vurguladığı nedenler geçerli gerekçeler olarak değerlendirilmektedir. Öte yandan, bir kez daha bu değişikliklerin Planın Gerekçe Raporunda ve Plan Açıklama Raporunda tek tek anlatılması ve gerekçelerinin açıklanmasının gerektiğini, bunun yapılmamış olmasının ise davaya konu işlem açısından önemli bir eksiklik olduğunu belirtmek gerekir. 07.07.2020 onay tarihli işlemin söz konusu bu bilgileri barındırmayan Gerekçe Raporu ve Plan Açıklama Raporu son derece yetersiz belgeler olup, daha önce de belirtildiği üzere bu durum planlama esasları kapsamında sorunlu bir planlama yaklaşımına işaret etmektedir." görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede;
İtiraz konusu edilen plan kararlarına ilişkin olarak "Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri/Turizm Merkezlerinin” statülerinin değiştirilmesine ilişkin 1532 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararının plana “altlık” niteliği taşıdığı, dava konusu plan değişikliğinde özel statülü alanların (yasal statülü) ve bu alanlara ilişkin verilerin plana işlenmesinin planlama sürecinin doğal ve zorunlu bir parçası olduğu, sonuç itibarıyla bu verilerdeki değişikliklerin plana işlenmesi ve bu nedenle plan değişikliği işlemi yapılmasının mevzuata uygun olduğu anlaşıldığından dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde çevre düzeni planının ilke, hedef ve stratejileri ile planlama esaslarına ve imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Dava konusu plan kararlarından;
-Aliağa İlçesi, Çaltılıdere Mahallesi sınırları içinde kalan kentsel gelişme alanı,
-Çeşme İlçesi, Ovacık Mevkiinde otoyolun doğusunda kalan kentsel gelişme alanı,
-Kemalpaşa İlçesi, OSB’nin batısında otoyol ile Ankara asfaltı arasında kalan kentsel gelişme alanı,
-Kemalpaşa İlçesi, Örnekköy yerleşiminin güneydoğusundaki kentsel yerleşik alan,
-Kemalpaşa İlçesi, Örnekköy Mahallesinin güneydoğu kısmında yer alan tercihli kullanım alanı,
-Seferihisar İlçesi, Hıdırlık Mahallesinde tercihli kullanım alanı,
-Soma ilçesinde yaklaşık 250 hektarlık alana ilişkin kentsel gelişme alanı kullanım kararlarının oy birliğiyle,
İPTALİNE,
2. Dava konusu plan kararlarından;
-Bergama Allianoi-Manisa, Soma Menteşe Termal Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırlarının kaldırılmasına rağmen alanda öngörülen turizm tesis alanı kullanımı,
-Yunusemre İlçesinde dava konusu çevre düzeni planı değişikliğiyle öngörülen askeri alan kullanımı,
-Akhisar İlçesi ve Gölmarmara İlçesinde ilçe sınır çizgisinin planda gösterilmemesine yönelik kısımları yönünden KONUSU KALMAYAN DAVA HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA oy birliğiyle,
3. Dava konusu plan kararlarından Seferihisar İlçesi, Doğanbey Termal Turizm Merkezi içinde kalan ve Doğanbey yerleşiminin güneyinde bulunan turizm tesis alanı kullanımı ve Çeşme İlçesi, Dalyan ve Sakarya Mahallelerinde Ayayorgi Koyunun gerisinde kalan tercihli kullanım alanı kararları yönünden oy çokluğuyla, diğer itiraz konuları bakımından oy birliğiyle DAVANIN REDDİNE,
4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin yarısı olan ...-TL yargılama giderinin davacılar üzerine bırakılmasına, ...TL yargılama giderinin ise davalı idareden alınarak davacılara verilmesine,
5. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL müdahil yargılama giderinin yarısı olan...-TL yargılama giderinin davalı yanında müdahil üzerine bırakılmasına, ...-TL yargılama giderinin ise davacılardan alınarak davalı yanında müdahile verilmesine,
6. Dava kısmen iptal kısmen ret kısmen karar verilmesine yer olmadığına dair karar ile sonuçlandığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
7. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından keşif ve bilirkişi giderleri için yatırılan ...-TL avansın ...-TL'sinin davacılardan,...-TL'sinin ise davalı idareden alınıp Hazine adına yatırılması için kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü'ne tebliğine,
8. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıların göstereceği hesap numarasına iadesine,
9. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22/10/2025 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY:
İtiraz 4- Çeşme ilçesi, Dalyan ve Sakarya Mahalleleri Ayayorgi Koyunun gerisinde kalan “tercihli kullanım alanı” kullanımı yönünden;
Uyuşmazlık konusu alanın D harfi notasyonu ile doğal sit alanı içinde kaldığı, doğal sit niteliği bulunan bölgedeki planlama yaklaşımının, çevre düzeni planından beklenen koruma-kullanma dengesi prensibi kapsamında, doğal alanların hassasiyetle sürdürülmesi yönünde olması gerektiği, dava konusu alana ilişkin getirilen plan kararı ile koruma-kullanma ilkeleri kapsamında, doğal çevrenin korunmasına aykırı bir karar geliştirildiği, mevcut haliyle yeşil alan sürekliliği içinde bulunan bölgenin fiziken doğal alan karakterini koruduğu, etrafının tamamının yapılaşma imkanı verilen kullanımlardan oluşan bölgenin ortasında kalan alana dava konusu plan kararı ile yeni bir yapılaşma imkanı getirilerek bölgenin ihtiyacı olan park ve rekreasyon alanı kullanımının imkansız hale geleceği ve sınırlı büyüklükteki doğal alanların yapılaşmaya açılacağı görüldüğünden, dava konusu plan açıklama raporunda öngörülen doğal çevrenin korunması ilkeleri ve bölge üzerinde yarattığı etkileri görmezden gelerek alanda öngörülen tercihli kullanım alanı plan kararında koruma kararları, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle Çeşme ilçesi, Dalyan ve Sakarya Mahalleleri Ayayorgi Koyunun gerisinde kalan “tercihli kullanım alanı” kullanım kararının iptali gerektiği oyuyla dairemiz kararının anılan kısmına katılmıyoruz.
(XX) KARŞI OY:
İtiraz 12- Seferihisar ilçesi, Doğanbey yerleşimin güneyi "turizm tesis alanı" kullanımı yönünden;
Uyuşmazlıkta, daha önce kısmen orman kısmen turizm tesis alanı belirlenen bölgenin, dava konusu değişiklik ile tamamının turizm tesis alanı olarak belirilendiği görülmektedir.
Uyuşmazlık konusu alanın D harfi notasyonu ile doğal sit alanı içinde kaldığı, alanın güneyindeki bölgede ise 2. ve 3. derece arkeolojik sit alanlarının bulunduğu, söz konusu alanın yeşil sistem sürekliliği içinde bulunan ve yeşil sistemi deniz ile ilişkilendiren bir konumda olduğu, doğal sit niteliği bulunan ve komşuluğunda arkeolojik sit alanları yer alan bölgedeki planlama yaklaşımının, çevre düzeni planından beklenen koruma-kullanma dengesi prensibi kapsamında, doğal ve tarihi alanların hassasiyetle sürdürülmesi yönünde olması gerektiği, dava konusu alana ilişkin getirilen plan kararının ise koruma-kullanma dengesi kapsamında, doğal çevrenin korunmasına aykırı bir karar olarak geliştirildiği, mevcut haliyle yeşil alan sürekliliği içinde bulunan bölgenin fiziken de doğal alan karakterini koruduğu görüldüğünden dava konusu plan açıklama raporunda öngörülen doğal çevrenin korunması ilkeleri ve bölge üzerinde yarattığı çelişki açısından söz konusu alanda öngörülen turizm tesis alanı plan kararında koruma kararları, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, Seferihisar ilçesi, Doğanbey yerleşimin güneyi için öngörülen "turizm tesis alanı" kullanım kararının iptali gerektiği oyuyla Dairemiz kararının anılan kısmına katılmıyoruz.