T.C.
DANIŞTAY
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/1848
Karar No : 2023/3202
TEMYİZ EDEN (DAVACI) :...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı
.
VEKİLİ : Huk. Müş....
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 08/02/2023 tarih ve E:2022/253, K:2023/1361 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 18/11/2015 tarih ve 29536 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesinin asıl Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (z) bendinin değiştirilmesine ilişkin kısmının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti:Danıştay Altıncı Dairesinin 08/02/2023 tarih ve E:2022/253, K:2023/1361 sayılı kararıyla;
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 11/11/2021 tarih ve E:2021/2488, K:2021/2409 sayılı bozma kararına uyularak, dava süresinde görülüp;
İşin esası hakkında;
18/11/2015 tarih ve 29536 sayılı Resmi Gazete'de Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile asıl Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (z) bendinin, “Ev faaliyetleri ve komşuların oluşturduğu gürültü: Konutlarda kişilerin kendi davranış ve alışkanlıklarından kaynaklanan; kapı, pencere kapatma, yürüme, konuşma, temizlik yapma, mobilya çekme, televizyon seyretme, radyo dinleme, her türlü müzik aleti, çamaşır makinesi, buzdolabı, elektrik süpürgesi, mekanik veya motorlu dikiş makinesi, matkap, testere, öğütücü, çim biçme makinesi, koşu bandı gibi ekipmanları kullanma, hava kanalları, temiz ve pis su tesisatı, jeneratör, hidrofor, kompresör, yakma kazanı, asansör, çöp bacaları, mahalle aralarında ve meskenlerde yapılan düğün, asker uğurlamaları ve benzeri kutlamalar, evcil hayvan besleme ile bina içinde yapılacak tadilat nedeniyle oluşan gürültüyü ifade eder." şeklinde değiştirildiği; öte yandan, 31/11/2022 tarih ve 32029 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliği'nin "Yürürlükten kaldırılan yönetmelik" başlıklı 21. maddesinde, "4/6/2010 tarihli ve 27601 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır." düzenlemesi ve "Yürürlük" başlıklı 22. maddesinde ise, "Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer." düzenlemesi yer almasına karşın Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde, "Ev faaliyetleri ve komşuların oluşturduğu gürültü" tanımına yer verilmediğinin görüldüğü,
Bu durumda, Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği'nin, 31/11/2022 tarihinde yürürlüğe giren Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliği ile yürürlükten kaldırıldığı; bakılan davada, davacı tarafından dava konusu edilen ve yürürlükten kaldırılan Yönetmelik hükmü dışında herhangi bir uygulama işleminin iptalinin de istenilmediği, bu haliyle davanın konusunun kalmadığı anlaşıldığından, konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmadığı,
Yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin 1. fıkrası ile atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde, vekalet ücretinin yargılama giderleri arasında sayıldığı; 326. maddesinin 1. fıkrasında, kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, 2. fıkrasında da, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkemenin yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı; 331. maddesinde ise, davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde, hakimin davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ederek hüküm altına alacağı düzenlemelerine yer verildiği,
Öte yandan; 18/11/2015 tarih ve 29536 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesinin asıl Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (z) bendinin değiştirilmesine ilişkin kısmının iptali istemiyle başka bir davacı tarafından açılan davada, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 08/12/2018 tarih ve E:2016/499, K:2018/502 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği ve bu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/05/2019 tarih ve E:2018/2169, K:2019/2128 sayılı kararıyla onandığı görüldüğünden, bakılmakta olan davanın açılmasına davalı idarenin sebebiyet vermediği, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi, davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle,
Dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, Kanuna aykırı olarak bir maddesi değiştirilen Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği'nin tamamen yürürlükten kaldırılması ile Kanuna aykırılık ortadan kalkmadığı gibi bunun kalıcı hale getirildiği, zira iptali istenen maddede düzenlenen hususun başka bir düzenlemeye de konu edilmediği, bu hususlar gözetilmeksizin verilen temyize konu Daire kararında isabet bulunmadığı, işbu davanın İdarece Kanuna aykırı yönetmelik değişikliği yapması, daha önce düzenleme kapsamında bulunan bir hususun bu kapsamdan çıkarılması ve yerine yeni bir düzenleme yapılmaması nedeniyle açıldığı, bu hususlardan hiçbirisinin kendi kusuru olmadığı, dosya içeriği incelenmeksizin ve davanın açıldığı tarih itibarıyla Kanuna aykırılık iddiası incelenmeksizin sadece başka bir dava ile konu benzerliği gerekçe gösterilerek yargılama giderlerinden sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi ile yargılama giderleri ile ilgili olarak olarak atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 331. maddesinde, "Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder." hükmüne yer verilmiştir.
Anılan Kanun hükmüne göre yargılamanın devamı sırasında, dava konusu işlemin hukuki varlığının sona ermesi nedeniyle davanın konusuz kalması halinde, yargılama giderlerinin hangi tarafa yükleneceğine tarafların davanın açıldığı tarihteki haklılık durumlarına göre karar verilmesi gerekmektedir. Bu haklılık durumunun ise, dava konusu işlemin davanın açıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri göz önünde bulundurularak hukuka uygun olup olmadığı değerlendirilmek suretiyle belirlenmesi gerektiği açıktır.
Bu durumda, yargılamanın devamı sırasında, dava konusu düzenlemenin idarece yürürlüğe konulan başka bir yönetmelikle yürürlükten kaldırılması nedeniyle konusuz kalan davada, yukarıda açıklandığı şekilde tarafların davanın açıldığı tarihteki haklılık durumları tayin ve tespit edildikten sonra yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumluluğun belirlenmesi gerekirken dava konusu düzenlemenin iptali istemiyle açılan başka bir davada verilen ret kararından hareketle haklılık durumu değerlendirmesi yapılarak yargılama giderleri ve vekalet ücretinden davacı tarafın sorumlu tutulmasında hukuka uygunluk görülmemiştir.
Daire kararının işin esası yönünden konusuz kaldığı gerekçesiyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmında ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbiri bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Daire kararının işin esası yönünden dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmının onanması, yargılama giderleri ve vekalet ücretine ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 08/02/2023 ve E:2022/253, K:2023/1361 sayılı kararının ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 21/12/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Dava, 18/11/2015 tarih ve 29536 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesinin asıl Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (z) bendinin değiştirilmesine ilişkin kısmının iptali istemiyle açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararlarda bulunacak hususlar" başlıklı 24. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde, kararlarda, yargılama giderleri ve hangi tarafa yükletildiğinin belirtileceği hüküm altına alınmış; aynı Kanun'un 31. maddesinin yargılama giderleri konusunda yollamada bulunduğu 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun yerine yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinde, vekalet ücretine yargılama giderleri arasında yer verilmiş ve 326. maddesinde, Kanun'da yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkemenin, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştıracağı belirtilmiş; 331. maddesinde ise, davanın konusuz kalması sebebiyle, davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde, hakimin, tarafların davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmedeceği düzenlemesine yer verilmiş; böylece kural olarak, yargılama giderlerinin davada haksız çıkan tarafa yükletilmesi esası benimsenmiştir.
Hukukumuzda, iptal davası açıldıktan sonra, yargılama faaliyeti devam ederken, idarece işlemin, yürürlükten kaldırılması, hukuk aleminde geçerliliğinin kalmaması ve artık işin esasının incelenmesinde yarar görülmeyen hallerde davanın konusuz kaldığından söz edilmektedir.
Bu noktada, 6100 sayılı Kanun'un yukarıda metnine yer verilen 331. maddesine bakıldığında, davanın konusuz kalması halinde, hakime, davanın açıldığı zamandaki haklılık durumunu değerlendirerek yargılama giderlerine hükmetme konusunda takdir hakkı tanındığı görülmektedir.
Dairece, dava konusu 18/11/2015 tarih ve 29536 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (z) bendi değiştirilen Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği'nin 31/11/2022 tarihinde yürürlüğe giren Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliği ile yürürlükten kaldırıldığı, bu nedenle konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmadığı; dava konusu düzenlemenin iptali istemiyle başka bir davacı tarafından açılan davada, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 08/12/2018 tarih ve E:2016/499, K:2018/502 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği ve bu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/05/2019 tarih ve E:2018/2169, K:2019/2128 sayılı kararıyla onandığı görüldüğünden, bakılmakta olan davanın açılmasına davalı idarenin sebebiyet vermediği gerekçesiyle, dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine karar verilmiştir.
İdarenin düzenlemeyi yürürlükten kaldırması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilen davalarda, "başka bir davada" aynı düzenleme yönünden esasa girilerek verilen ve kesinleşen bir ret kararı bulunduğundan ve bu nedenle artık idarenin haksız çıkan taraf olarak kabul edilemeyeceğinden bahisle, davacının yargılama giderlerinden sorumlu tutulup tutulamayacağı hususunda değerlendirilmesi gereken temel nokta, ret kararlarının kesin hüküm niteliğidir.
Gerek kabul şartları, gerekse esastan ret kararlarının meydana getirdiği kesin hüküm, nisbi kuvvettedir. Kararların etkisi sadece taraflara yöneliktir. (Çağlayan, "İdari Yargıda Kesin Hüküm", A.Ü Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:III, Sayı 1, s.138) Üçüncü kişiler aynı işlem aynı sebep yönünden yeni bir dava açabilirler. (Gözübüyük, Yönetsel Yargı, s. 214) Çünkü bu redde dair kararlarda, reddin sebebi davacının ileri sürdüğü delillerin ve gerekçelerin yeterli olmamasıdır. (Telli, "İdari Yargıda Kesin Hüküm", İdare Hukuku ve İdari Yargı ile ilgili incelemeler III. Ankara 1980, s. 103.)
Bu itibarla, aynı düzenlemeler yönünden, davanın reddi yönünde verilen yargı kararının, iptal kararları gibi kesin hüküm etkisinin mutlak olmadığı, zira farklı iddialarla açılacak başka bir davada, daha evvel hukuka uygun görülen aynı düzenleme bakımından, iptal yönünde bir karar verilmesinin önünde bir engel bulunmadığı dikkate alındığında, yürürlükten kaldırılan dava konusu düzenleme yönünden, işbu dosyada hukuka uygunluk değerlendirmesi yapılmadan, başka dosyada davanın reddi yolunda verilen karara atıfla, davacının haksız çıktığı kabul edilerek, bu dosyanın yargılama giderlerinden sorumlu olacağından söz edilemez.
Bu durumda, davanın esası yönünden karar verilmesine yer olmadığı kararıyla sonuçlandığı ve düzenleyici işlemi tesis eden, ancak sonradan yürürlükten kaldıran davalı idarenin, davanın açılmasına sebebiyet verdiği görüldüğünden, davacı aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile, Daire kararının davacı aleyhine yargılama giderleri ile vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyoruz.
KARŞI OY
XX- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. maddesinin (a) fıkrasında; iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
İptal davasının gerek anılan maddede, gerekse içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında; idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurabilenler tarafından iptal davasına konu edileceğinin kabulü zorunlu bulunmaktadır.
İptal davasının amacı, hukuka aykırı idari işlemin uygulamadan kaldırılması, geçersiz kılınması ve işlemin hukuksal geçerliliğine son verilmesidir. Burada sağlanmak istenen, hukuk düzeninde hukuka aykırı işlemlerin bulunmamasını sağlayarak, hukuk devletinin korunmasıdır. İdare Hukuku ilkelerine göre iptal kararları, iptali istenilen işlemi, tesis edildiği tarih itibarıyla ortadan kaldırarak, işlemin tesisinden önceki hukuki durumun geri gelmesini sağlar.
Bir idari işlemin hukuki irdelemesi yapıldığında, tespit edilen duruma göre dava konusu işlemin iptali ya da davanın reddi yolunda hüküm kurulması gerekmektedir. Hukuka uygunluk denetimi yapılan işlem yönünden "karar verilmesine yer olmadığına" hükmedilmesi, mevzuatta yeri olmayan ancak yargı içtihatlarıyla geliştirilen bir uygulama olup, her durumda uygulanması olanaklı olmadığından, bazı hallerde işin esasının incelenmesinin sonucu olarak esas hakkında bir hüküm kurulması adil bir yargılama için zorunlu bulunmaktadır.
Bu bağlamda, bir yönetmelik kuralına dava açıldıktan sonra, idarenin yeni yönetmelik çıkarma konusunda yetkisi bulunduğu açık olmakla birlikte, bu durum, idari yargı yerinin yargısal incelemesinde bulunan yönetmelik kuralı hakkında, hukuka uygun olup olmadığı yönünden bir değerlendirme yapılıp sonuca varılmasına hukuken engel değildir. Aksi halde, idare bu şekilde yeni yönetmelik yürürlüğe koyarak, mevcut yönetmeliğin yargı denetimine tabi tutulmasından muaf kılınmasına neden olacaktır. Ayrıca, davacılar şeklen değiştirilen her düzenlemeye karşı dava açmak zorunda bırakılarak, hak arama özgürlüğünün kullanılması da zorlaştırılacaktır.
Bu durumda, davacı tarafından hukuka aykırı olduğu ileri sürülen düzenlemelerin hukuki irdelemesi yapılarak Dairece işin esası hakkında, "ret" ya da "iptal" hükmü kurulması gerekirken, temyize konu kararla karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Diğer taraftan, düzenleyici işlemin hukuki irdelemesi yapılarak verilecek kararın sonucuna göre hükmedilecek yargılama giderleri ile vekalet ücretinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği de açıktır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının gerek işin esası gerekse yargılama giderleri ile vekalet ücretine ilişkin kısımları yönünden bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy