T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/3164
Karar No : 2023/3291
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 18/11/2021 tarih ve E:2017/7310, K:2021/3833 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 18/11/2021 tarih ve E:2017/7310, K:2021/3833 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K...sayılı kararı ile esastan reddedildiği, Dairelerinin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediğinin görüldüğü,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının FETÖ/PDY örgütünün içinde yer aldığına, örgüte ait hâkim-savcı sınavlarına çalışma evlerinde kaldığına, staj döneminde örgüte ait evde kaldığına ve ev sorumlusu olarak seçildiğine, örgüt toplantılarına katıldığına ve diğer hususlara yönelik ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararlarla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği; işlemin sivil ölüm oluşturan ceza hukuku anlamında bir yaptırım olduğu, bu nedenle ceza hukukuna ilişkin tüm ilkelerin, insan haklarının ve adil yargılanma hakkının tüm gereklerinin somut olayda uygulanması gerektiği; cemaat isimli oluşumun yasal bir oluşum olarak kabul edildiği dönemde icra edilmiş yasal faaliyetlerin FETÖ/PDY ismi verilerek terör örgütü ilan edildikten sonraki terör suçlamalarına dayanak yapılamayacağı; işlemin demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği için gerçekleştirildiğine dair işlemde bir gerekçe bulunmadığı halde Daire kararında bu gerekçeye yer verildiği; olağanüstü hal döneminde alınan tedbirlerin geçici oluşu ilkesinin ihlal edildiği; somut olayda mesleğinden ihracına dayanak yapılan kanun hükmünde kararname hükmünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi anlamında bir kanunda bulunması gereken öngörülebilir ve erişilebilir olmak gibi niteliklerden yoksun olduğu; yürütme erki tarafından konulmuş bir suç ve ceza bulunduğu, bu cezanın geçmişe dönük olarak uygulandığı da dikkate alındığında kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiği; aynı eylem ve faaliyetler nedeni ile iki ayrı yargılama yapıldığı ve bu durumun hukuka uygun olmadığı; geçerliliği sadece olağanüstü hal süresi ile sınırlı olan kanun hükmünde kararname hükmüne dayalı olarak uygulanan cezanın yasal dayanağı olduğunun iddia edilemeyeceği; idarenin, hukuka aykırı elde ettiği delilleri hiçbir süzgeçten geçirmeden kararına esas aldığı; itirafçı tanık ve sanık beyanlarının hiçbir hukuki değeri bulunmadığı ve yasa dışı delil niteliğinde bulunduğu; tanık M.A.'nın beyanlarının usulüne uygun elde edilmediği, itirafçı sıfatıyla vermiş olduğu isimlerin birçoğunun da ihraç edildikten sonra mesleğe geri döndüğü, dolayısıyla beyanlarına itibar edilemeyeceği, Kilis’te ikamet ettiğini belirtmişse de hayatının hiçbir döneminde Kilis’te ikamet etmediği, bunu dahi bilmeyen tanığın beyanlarının esas alınamayacağı; diğer itirafçı tanık İ.K.'nin beyanlarının da net ve kesin olmayan, geçmişe dönük soyut beyanlar olduğu; lehine verilen tanık beyanlarının ise gerekçe gösterilmeksizin değerlendirilmediği; diğer yandan beyanların tamamının işlendiği zaman yasal olan ve örgütlenme özgürlüğü ile barışçıl toplanma özgürlüğü kapsamındaki faaliyetlere ilişkin olduğu; kaldı ki bu tür faaliyetlerde de bulunmadığı; hakkındaki mahkumiyet kararı kesinleşmediğinden masumiyet karinesinin ihlal edildiği; ölçülülük, öngörülebilirlik ilkelerinin çiğnendiği; milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklere aykırı uygulamalara başvurulduğu; Dairenin tarafsız, bağımsız ve etkili bir iç hukuk yolu olmadığı; özel hayata ve aile hayatına saygı, mülkiyet, gerekçeli karar haklarının, aynı suçtan iki ceza olmayacağına ilişkin ilkenin ihlal edildiği; konuyla ilgili emsal Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı mevcut olduğu belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, UYAP kayıtlarının incelenmesinden, Daire kararının "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" kısmının "Davacıya İlişkin Süreç" bölümünde sözü edilen ve hükme esas alınmayan, davacının "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair ... Ağır Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile esastan reddedildiği, kararın temyiz incelemesinin devam ettiği anlaşılmıştır.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlem de davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, ceza muhakemesinde terör örgütüne üye olma suçunun tespitinde delil olarak değerlendirilecek bir kısım fiil ve davranışlar, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecek nitelikte olduğundan, davacının terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin bu davada, ''silahlı terör örgütüne üye olmak'' isnadıyla açılan ceza davasında verilen kararın kesinleşmesinin beklenmesi gerekmemektedir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 18/11/2021 tarih ve E:2017/7310, K:2021/3833 sayılı kararının ONANMASINA,
3. 25/12/2023 tarihinde oybirliği ile kesin olarak, karar verildi.