T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/2039
Karar No : 2025/811
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Birliği
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Sekizinci Dairesinin 13/03/2024 tarih ve E:2019/4831, K:2024/1405 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Türkiye Noterler Birliği tarafından yayımlanan 21/03/2014 tarih ve 2 sayılı Genelge’de yer alan “Okuma yazma bilen/imza atabilen görme engellilerin onaylama şeklinde yapılacak işlemlerde iki tanık bulundurma zorunluluğunun aranmamasına, ilgilinin talebi halinde ise işlemin iki tanık huzurunda yapılmasına” düzenlemesinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 13/03/2024 tarih ve E:2019/4831, K:2024/1405 sayılı kararıyla;
Usul yönünden, dava konusu Genelge düzenlemesi ile “okuma yazma bilen/imza atabilen görme engellilerin onaylama şeklinde yapılacak işlemlerde iki tanık bulundurma zorunluluğunun aranmamasına, ilgilinin talebi halinde ise işlemin iki tanık huzurunda yapılmasına” karar verildiği ve düzenleme şeklinde yapılacak işlemlere ilişkin bir belirlemeye yer verilmemiş ise de, dava konusu düzenlemeden hareketle uygulamada düzenleme şeklinde yapılacak işlemlerde tanık bulundurma zorunluluğu arandığının anlaşıldığı, her ne kadar dava konusu edilen Genelge 12/06/2019 tarih ve 5 sayılı birleştirilmiş Genelge ile yürürlükten kaldırılmışsa da, mer'i düzenlemede de davacı tarafından hukuka aykırı olduğu ileri sürülen iddialar benzer şekilde yer aldığından işin esasının incelendiği,
Anayasa'nın 124. maddesi, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 72., 73., 75. 84/1., 86., 87. ve 89. maddeleri, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 15. maddesi ve Tapu Sicil Tüzüğü'nün 24.maddesine yer verilerek;
İdarenin düzenleme yetkisinin aslında ikincil, türev nitelikte olduğu hususunda duraksama bulunmadığı, Anayasa'ya göre, idarenin, düzenleme yetkisini kanunlar çerçevesinde ve kanunlara uygun olarak kullanması gerektiği, kanunun öngördüğü düzenleme yetkisinin yine kanunda belirtildiği gibi kullanılması, kanun hükmü, bir konunun yönetmelikle düzenlenmesini öngörüyorsa, düzenlemenin yönetmelikle yapılmasının zorunlu olduğu,
Ayrıca, normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre, normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisi söz konusu olduğu ve her normun geçerliliğini bir üst hukuk normundan aldığı, başka bir anlatımla normlar hiyerarşisinin, her türlü normun hiyerarşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmekte olup; bunun doğal sonucu olarak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan normun, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği, bir başka deyişle alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı; dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı düzenlemeler getiremeyeceğinin kabul edildiği,
Bu açıklamalar ışığında, uyuşmazlığa bakıldığında, davalı idarenin dava konusu alandaki düzenleme yetkisinin ve bu yetkinin hukuka uygun olarak kullanılıp kullanılmadığının irdelenmesi gerektiği,
Olayda, görme engelli olan davacı tarafından düzenleme şeklinde vekâletname çıkarma işleminde ancak iki tanık bulundurulması şartıyla işleminin yapılabileceği belirtildiğinden, okuma yazma bilen/imza atabilen görme engellilerin düzenleme şeklinde yapılacak işlemlerde iki tanık bulundurma zorunluluğu aranmasının hukukiliğinin değerlendirilmesinin gerektiği,
1512 sayılı Kanun’un "İlgilinin işitme, konuşma veya görme engelli olması" başlıklı 73. maddesi ile görme engellilere ilişkin özel düzenlemelerin getirildiği, Kanun'un "İlgilinin okuma ve yazma imkanına sahip olmaması" başlıklı 87. maddesinde ise imza atamayanların ve okuma yazma imkânı olmayanların durumlarına ilişkin genel hükümlerin mevcut olduğunun görüldüğü, 1512 sayılı Kanun’un görme engelliler ile ilgili düzenleme getiren 73. maddesinde onaylama veya düzenleme şeklinde yapılan işlemler bakımından herhangi bir ayrıma gidilmediği, "işlemler" ifadesi kullanılarak görme engellilerin işlemlerinin isteğine bağlı olmak üzere iki tanık huzurunda yapılacağının belirtildiği, yine, Kanun'un 75. maddesinde de, "imza atabilen görme engelliler hariç olmak üzere" ifadesine yer verilerek imza atabilen görme engelliler açısından ayrı bir usul izleneceğinin belirtildiği, bu düzenlemeler göz önüne alındığında, kanun koyucunun görme engelli kişilerin tek başlarına imzalarıyla bağlayıcı işlem yapabileceklerini kural haline getirdiği, ancak talepleri bulunması halinde işlem esnasında tanık bulundurabileceklerine yönelik bir irade ortaya koyduğunun açıkça anlaşıldığı,
06/05/2022 tarih ve 15264 sayılı Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü tarafından sunulan hukuki görüşte de, "görme engelli bir bireyin, ilgilisi olduğu düzenleme şeklinde bir noterlik işlemi yapılırken iki tanık bulundurulmasını arzu etmemesi ve imza atabilmesi durumunda, noterin ilgilinin gerçek isteği hakkındaki beyanını yazdıktan sonra görme engelli vatandaşın hazırlanan işlemin içeriğine teknolojik imkanlardan faydalanarak vakıf olması sağlanıp bu hususunda tutanağa geçirilmesi halinde, işlemin iki tanık huzurunda yapılmasına gerek bulunmadığı gibi bu yönde mevzuat değişikliğine de ihtiyaç olmadığının" değerlendirildiği,
Öte yandan, Tapu Sicil Tüzüğü’nün 24. maddesinin birinci fıkrasında, görme engelli bireyler herhangi bir tapu devir işlemini tercihleri doğrultusunda iki tanık bulundurmaksızın gerçekleştirebilirken, Türkiye Noterler Birliğinin mevcut uygulaması neticesinde noterde tapu devir işlemi için bir başka kişiye yetkiyi içeren vekâletname işlemini gerçekleştiremeyeceği, hukukun genel kaideleri doğrultusunda kişinin kendisi asıl işlemi tanık olmaksızın yapabiliyorken, mezkûr işlem için herhangi birini vekil tayin etme işini evleviyetle yapabiliyor olması gerektiği,
Ayrıca, davacı tarafından, noterde gerçekleştireceği vekâletname çıkarma işleminde görme engeli nedeniyle iki tanık bulundurması zorunluluğunun engellilik temelinde doğrudan ayrımcılığa yol açtığı gerekçesi ile Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumuna yapılan başvuruda, Kurumun 19/07/2022 tarih ve B. No: 2022/392, K: 2022/487 sayılı kararı ile "görme engellilerin yapacağı işlemlerde tanık bulundurulmasının ancak görme engellinin talepte bulunması halinde gerektiği hususu kanunda açıkça düzenlenmiş olmasına rağmen görme engellilerin yapacağı düzenleme şeklindeki işlemlerde tanık bulundurulmasının uygulamada bir zorunluluk olarak dayatılmasının; okuma yazma bilen, imza atabilen görme engellilere yönelik farklı muamelenin makul ve meşru bir nedene dayanmadığı, farklı muameleye tabi tutulan görme engelli bireye aşırı ve olağanın ötesinde bir külfet yüklediğinden eşitlik ilkesinin ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiği" gerekçesi ile muhataplar hakkında idari para cezası verilmesine karar verildiği,
Bu durumda, yapılan açıklamalar doğrultusunda, dava konusu Genelge düzenlemesinin, okuma yazma bilen/imza atabilen görme engelliler düzenleme şeklinde noterlik işlemi yaparken iki tanık bulundurmalarını zorunlu tutacak nitelikte sonuç doğurması sebebiyle Noterlik Kanunu düzenlemelerine aykırı olarak düzenlendiği ve hukuka aykırı olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle,
Türkiye Noterler Birliği tarafından yayımlanan 21/03/2014 tarih ve 2 sayılı Genelge’de yer alan “Okuma yazma bilen/imza atabilen görme engellilerin onaylama şeklinde yapılacak işlemlerde iki tanık bulundurma zorunluluğunun aranmamasına, ilgilinin talebi halinde ise işlemin iki tanık huzurunda yapılmasına” düzenlemesinin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı tarafından, dava konusu Genelge’nin 12/06/2019 tarih ve 5 sayılı birleştirilmiş Genelge ile yürürlükten kaldırılmış olması sebebiyle davanın konusuz kaldığı, davacı tarafından yapılmak istenen noterlik işleminin 1512 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca düzenleme şeklinde yapılması zorunlu tutulan işlemlerden olduğundan tanık şartı arandığı, zira görme engelli davacı tarafından noterlikçe hazırlanan işlemin okunmasının fiilen mümkün olmadığı, amacın ilgililerin iradelerinin evraka doğru aktarılması olduğu, herhangi bir ayrımcılık ya da mevzuata aykırılık olmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz istemlerinin reddine,
2. Dava konusu düzenlemenin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 13/03/2024 tarih ve E:2019/4831, K:2024/1405 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 10/04/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.