T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/2111
Karar No : 2025/742
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1-...
2- ... Değişikliği Bakanlığı
VEKİLİ: Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Dördüncü Dairesinin 08/02/2024 tarih ve E:2023/14497, K:2024/793 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İstanbul ili, Beykoz ilçesi sınırları içerisinde bulunan (İstanbul Kuzey Kesimi Karadeniz Kuşağı) Çavuşbaşı ve Görele Mahalleleri Etabı Doğal Sit Alanının koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda, karar eki kroki ile listelerde sınır ve koordinatları gösterilen alanın, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 109. maddesi uyarınca kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine ilişkin 06/01/2021 tarih ve 31356 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 05/01/2021 tarih ve 3372 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı davacıya ait taşınmaza ilişkin kısmının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Dördüncü Dairesinin 08/02/2024 tarih ve E:2023/14497, K:2024/793 sayılı kararıyla;
Usul Yönünden: Dava açma ehliyetine ilişkin olarak yapılan incelemede;
2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlalinin" doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlandığı,
Menfaatin, kişisel ve meşru olması için hukuki bir durumdan ortaya çıkması gerektiği, sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırlarının her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlendiği,
Uyuşmazlıkta, davalı idareler tarafından, davacının İstanbul ili, Beykoz ilçesi, ... Mahallesinde kain ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın maliki bulunduğu, bu nedenle kesin korunacak hassas alan tescil ve ilanına yönelik tesis edilen 05/01/2021 tarih ve 3372 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nın tamamının iptalini istemekte menfaatinin bulunmadığı ileri sürülmekte ise de; dava dilekçesinin sonuç ve istem kısmında, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı'nın davacının maliki bulunduğu İstanbul ili, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı 44.836,30 m2'lik taşınmaza ilişkin kısmının iptalinin talep edildiği açıkça belirtildiğinden, davalı idareler tarafından iddia edildiği üzere dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı'nın tamamının iptalinin talep edilmediği, dolayısıyla davacının 05/01/2021 tarih ve 3372 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nın maliki olduğu taşınmaza ilişkin kısmının iptali istemiyle görülmekte olan davayı açmakta kişisel, meşru ve güncel menfaatinin bulunduğu sonucuna varıldığı,
Esas Yönünden:
Dairelerinin 07/12/2023 tarih ve E:2023/11497 sayılı ara kararı ile davalı idarelerden, ... ada, ... ve ... parsel sayılı taşınmazların doğal sit statülerini gösteren renkli haritaların istenildiği, 30/01/2024 tarihinde kayda giren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı yazısı ile ekinde sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; İstanbul ili, Beykoz ilçesi, ... Mahallesi, ... ve ... parsel sayılı taşınmazların "kesin korunacak hassas alan", ... ada, ... parsel sayılı taşınmazların kısmen "kesin korunacak hassas alan", kısmen "sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı"; ... ada, ..., ... ve ... parsel sayılı taşınmazların ise "sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı"nda kaldığı,
Uyuşmazlıkta, yaptırılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunun 12. sayfasında her ne kadar, ... ada, ... ve ... parsel sayılı taşınmazların "doğal sit-sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı" olarak tapuya tescil edildiği, aynı statüdeki ... ada ... parsel sayılı taşınmazın ise "doğal sit-kesin korunacak hassas alan" olarak tescil edildiği, bu kapsamda dava konusu parselin doğal sit statüsünün diğer parsellerden farklı belirlenmesinin ekolojik temelli bilimsel araştırma raporunda izah ve açıklamasına yer verilmediği belirtilmekte ise de; Dairelerinin ... tarih ve E:... sayılı ara kararı sonrasında, davalı idarece sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, dava konusu taşınmaz da dahil birçok komşu parselin kısmen "doğal sit-kesin korunacak hassas alan", kısmen ""sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı" olarak tescil edildiği,
Bu durumda; bilirkişi raporunda komşu parsellerin tamamının "doğal sit-sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı" olarak tescil edilmesine karşın, dava konusu taşınmazın "doğal sit-kesin korunacak hassas alan" olarak belirlendiğinden hareketle yaptığı değerlendirmenin, yukarıda yer verilen açıklama uyarınca fiili durum ile örtüşmediği anlaşılmakla birlikte, gelinen aşamada bu konuda yeniden bilirkişi kurulunca değerlendirme yapılmasına gerek görülmeyerek, anılan bilirkişi raporundaki bilimsel verilerin hukuken kabul edilebilir ve hükme esas alınabilir nitelikte olduğu,
Bu itibarla; her ne kadar Orman Mühendisi, Biyolog (2) ve Peyzaj Mimarı bilirkişiler tarafından, dava konusu taşınmazın, bölgenin nadir ekosistem, doğal koruma alanları, biyolojik türleri, nesli tehlike altında kalan hayvan ve bitki türleri ile endemik bitki çeşitliliği, peyzaj değerleri, yeraltı ve yerüstü su kaynakları, doğal, tarihi, sosyo-kültürel tüm değerleri açısından herhangi bir öneme (değere) sahip olmadığı, bu bağlamda anılan taşınmazın "doğal sit - kesin korunacak hassas alan" olarak tescil edilmesinde bilimsel yönden bir tutarlılık bulunmadığı yolunda görüş bildirilmiş ise de; bilirkişi raporunun dava konusu arazinin morfolojik, jeolojik ve hidrojeolojik açıdan değerlendirmesini içeren ve Jeoloji Mühendisi Doç Dr. ... tarafından hazırlanan kısmında; dava konusu parselin içme ve kullanma suyu barajı niteliğindeki Elmalı Barajını besleyen Arnavut Deresi etkileşim alanı ve baraj uzak mesafe koruma alanı içerisinde kaldığı, kamu yararı ve sürdürülebilirlik açısından, havza bütünlüğünün korunması için hassas özelliklere sahip olduğu, bu bölgede yapılaşma yapılmasının sakıncalı olduğu yolunda görüş bildirilmesi karşısında; İstanbul ili, Beykoz ilçesi sınırları içerisinde bulunan Beykoz (İstanbul Kuzey Kesimi Karadeniz Kuşağı) Çavuşbaşı ve Görele Mahalleleri Etabı Doğal Sit Alanının koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda, karar eki kroki ile listelerde sınır ve koordinatları gösterilen alanın kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesine ilişkin 06/01/2021 tarih ve 31356 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 05/01/2021 tarih ve 3372 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı davacıya ait taşınmaza ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Dairesince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan bilirkişi raporunda yer alan çoğunluk görüşü doğrultusunda karar verilmesi gerektiği, temyize konu kararda hükme esas alınan bilirkişi raporunda ayrık oy kullanan Jeoloji Mühendisi Doç. Dr. ...'nun tespitlerinde dava konusu taşınmaz üzerinde bir dere havzası olduğunu belirtmiş ise de anılan taşınmaz üzerinde bir dere yatağı veya dere yatağını besleyen bir unsurun bulunmadığı, özetle, dosya kapsamında alınmış olan bilirkişi raporu ve mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde dava konusu konusu işlemin hukuka aykırı olduğu belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Davalı idareler tarafından, Danıştay Dördüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve hukuka uygun olan Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
İstanbul ili, Beykoz ilçesi (İstanbul Kuzey Kesimi Karadeniz Kuşağı) Doğal Sit Alanı'na yönelik hazırlanan ekolojik temelli bilimsel araştırma raporundaki tespit ve öneri koruma statülerinde çelişkilerin bulunması, bu farklılıklara ilişkin gerekçelerden bahsedilmemesi, kritik türlere ilişkin yayılım sınırları ve nispi bollukların verilmemesi sebebiyle, habitat ve ekosistem bütünlüğü esas alınacak şekilde öneri sınırlar ve koruma statülerinde düzeltme yapılması uygun görülerek; İstanbul ili, Beykoz ilçesi, Çavuşbaşı, Görele ve Zerzevatçı Mahalleleri etabı doğal sit alanlarının, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik kapsamında söz konusu etabın büyüklüğü sebebiyle daha detaylı inceleyebilmek adına Beykoz ilçesi, Çavuşbaşı ve Görele kısmına yönelik alınan karar eki haritalarda ve lejantta gösterilen şekliyle, koordinatları ile listelenen alanların "kesin korunacak hassas alan", "nitelikli doğal koruma alanı" ve "sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı" olarak tescilinin uygun olduğuna, karar ve eklerinin onaylanması için Çevre ve Şehircilik Bakanlığına (Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürlüğüne) gönderilmesine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul 2 Numaralı Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun ... tarih ve ... sayılı kararı tesis edilmiştir.
Ekolojik temelli bilimsel araştırma raporu dikkate alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul 2 Numaralı Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile ekli haritalarda gösterilen 17.193.356,14 m2'lik alanın "kesin korunacak hassas alan", 3.076.993,66 m2'lik alanın "nitelikli doğal koruma alanı", 14.961.698,33 m2'lik alanın ise "sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı" olarak tescil edilmek üzere Bakanlığa gönderilmesi üzerine, 04/12/2020 tarih ve 31324 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün 25/11/2020 tarih ve (18/11/2020 tarihli Bakan oluru) 20054479 sayılı işlemi ile, anılan Komisyon kararı (nitelikli doğal koruma alanı ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanına ilişkin kısmı) onaylanmış ve tapu kütüğünün beyanlar hanesine, "doğal sit-nitelikli doğal koruma alanı" ve "doğal sit-sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı" şerhi konulmuş; "doğal sit-kesin korunacak hassas alan" tescil işlemleri için ise Komisyonun teklifinin Cumhurbaşkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
İstanbul ili, Beykoz ilçesi sınırları içerisinde bulunan Beykoz (İstanbul Kuzey Kesimi Karadeniz Kuşağı) Çavuşbaşı ve Görele Mahalleleri Etabı Doğal Sit Alanı'nın koruma statülerinin yeniden değerlendirilmesi sonucunda, ekli kroki ile listelerde sınır ve koordinatları gösterilen alanların, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 109. maddesi uyarınca "kesin korunacak hassas alan" olarak tescil ve ilan edilmesine ilişkin 06/01/2021 tarih ve 31356 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 05/01/2021 tarih ve 3372 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı tesis edilmiştir.
Bunun üzerine, kesin korunacak hassas alan ilan ve tesciline ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının davacının maliki bulunduğu İstanbul ili, Beykoz ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaza ilişkin kısmının iptali istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu'nun Ek 4. maddesinde; "Taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır.
Tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili hususlarda karar almak ve bu Kanunda öngörülen diğer iş ve işlemlerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yardımcı olmak üzere; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı merkez teşkilatı bünyesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Bakan Yardımcısının başkanlığında, söz konusu varlıkların ve alanların özelliklerine göre konusunda uzmanlaşmış mimar veya şehir plancısı, orman veya çevre mühendisi ve hukukçular ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun görülecek uzmanlardan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ve taşrada (…)32 aynı meslek alanlarından yeterli sayıda uzmanın katılması suretiyle yeteri kadar Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu teşkil edilir. Bu komisyonların iş, işlem ve kararları konusunda, bu Kanunun Koruma Yüksek Kurulu ve koruma bölge kurulları ile ilgili hükümleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca alınan ilke kararları çerçevesinde kıyasen uygulanır.
Bu Kanunda Koruma Yüksek Kurulunca alınması öngörülen kararlar, tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Merkez Komisyonunca, koruma bölge kurullarınca alınması öngörülen kararlar koruma bölge komisyonlarınca alınır ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayıyla yürürlüğe konulur.
Bu Kanunda ve diğer mevzuatta tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Yüksek Kuruluna ve koruma bölge kurullarına yapılan atıflar ilgisine göre Koruma Merkez Komisyonuna ve koruma bölge komisyonlarına yapılmış sayılır ve ilgili maddelerde geçen Koruma Yüksek Kurulundan Koruma Merkez Komisyonu ve koruma bölge kurullarından koruma bölge komisyonları anlaşılır.
Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ile Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarında görev alanlara 55 inci maddede belirtilen esaslar çerçevesinde huzur hakkı ödenir.
Tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili iş, işlem ve kararlara ilişkin usul ve esaslar ile bu konularda görev yapacak komisyonların teşkili, çalışma usul ve esasları Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanan yönetmelikle düzenlenir.." hükmüne yer verilmiştir.
1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin "Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü" başlıklı 109. maddesinde; "Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri düzenlenmiş olup; 2. Fıkrasında, "Orman ve orman rejimine tabi olmayan yerlerde Tarım ve Orman Bakanlığınca tespit edilen veya ettirilen tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve benzeri diğer koruma alanları ile Bakanlıkça tespit edilen doğal sit alanları, tabiat varlıkları ve bunların koruma alanlarının tescil ve ilanı Bakanın onayı ile yapılır. Ancak Bakanlıkça yapı yasağı önerilen tabiat varlıkları ve doğal sit alanları dahil orman rejimine tabi olmayan bütün koruma alanları Cumhurbaşkanınca tescil ve ilan edilir. " hükmü yer almaktadır.
Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler" başlıklı 5. maddesinde; "(1) Korunan alanların belirlenmesi, değerlendirilmesi ve korunmasında aşağıdaki ilkelere uyulur.
a) Korunan alanların statüsünün belirlenmesi ve değerlendirilebilmesi için zamana bağlı değişimleri ortaya koyan ekolojik süreçler tanımlanır.
b) Herhangi bir korunan alanın güncel durumu tespit edilmeden, o alanın korunan alan statüsü yeniden değerlendirilemez.
c) Korunan alanların güncel durumu; alanın biyolojik çeşitliliği, hidrolojisi, hidrojeolojisi başta olmak üzere her açıdan durumu en az ardışık dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimsel araştırma yapılarak belirlenir.
ç) Herhangi bir korunan alanın statüsünün değerlendirilmesi için belirlenecek araştırma alanı sınırları; korunan alanın konumu, büyüklüğü ve doğal eşiklerle ilişkisi göz önüne alınarak tespit edilir...
m) Korunması gerekli taşınmaz tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve özel çevre koruma bölgelerinin tespiti ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça belirlenir." hükmüne; "Doğal sitlerin tespit ilke ve kriterleri" başlıklı 6. maddesinde; "(2) Doğal sit alanları; kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak üç kategoriye ayrılır." hükmüne, "Kesin korunacak hassas alanların ayırt edici özellikleri" başlıklı 7. maddesinde; "(1)Kaynak değerlerinin korunması için; alan kullanımı ve alana tüm etkilerin sınırlandırıldığı, gerektiğinde insanların bölgeye girişlerinin engellendiği, bilimsel araştırmalar, eğitim ya da çevresel izleme amacıyla özel önlemler alınarak korunacak kara, su, deniz alanları olup, Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilerek yapı yasağı getirilen mutlak korunması gereken alanlardır.
(2) Bu alanların aşağıdaki kriterlerden bir veya bir kaçını içermesi aranır.
a) Bölgesel, ulusal veya dünya ölçeğinde olağanüstü ekosistemleri, türleri bulundururlar.
b) Jeolojik, jeomorfolojik özellikleri korunmuştur.
c) Genel olarak insan etkisi olmadan meydana gelmiştir.
ç) İnsan faaliyetleri sonucu bozulma veya tahrip olma riski yüksektir.
d) Alan kendine özgü koruma amaçlarına ters düşecek nitelikteki insan faaliyetlerini bünyesinde bulundurmaz.
e) Ekolojik açıdan önemli yoğunlukta olması beklenen yerel türlerin büyük kısmını bünyesinde bulundurur. Doğal süreçler veya zamanla sınırlı müdahalelerle bu yoğunluklara dönüşebilme kabiliyetine sahiptir.
f) Koruma amaçlarına ulaşmak için önemli ve sürekli müdahale istemeyen özellikleri vardır.
g) Gerektiğinde ve mümkün olan durumlarda, alanın belirlenmiş koruma amaçlarına ulaşmasına yardımcı olacak arazi kullanımları ile çevrelenmiştir.
ğ) Basit müdahalelerle yönetilebilirlik özelliklerine sahiptir.
h) Korunacak hedef tür veya türlerin üreme alanlarını ihtiva eder." hükmüne, "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8.maddesinde; "(1) Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanlarıdır.
(2) Bu alanlar, örtü altı tarım uygulamaları hariç tarım, kültür balıkçılığı hariç balıkçılık faaliyetleri ve alanın doğal yapısı ile uyumlu çadırlı kamp alanı, bungalov ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın doğal özelliklerinin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır.
(3) Bu alanlar aşağıdaki kriterlerden bir veya birkaçını içerir.
a) Doğal karakterini korumuş, büyük memeliler dahil besin zinciri içerisinde av-avcı ilişkisini muhafaza eden, yerli bitki ve hayvan topluluklarını bulunduran, özgün ekosistem yapısına sahiptir.
b) Modern yaşam ve önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşır.
c) Doğal alanların ekolojik bütünlüğünü sağlar.
ç) Aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı ve mevcudiyetinden uzaktır.
d) Yaban hayvanlarının barınma, beslenme ve üreme gibi hayati ihtiyaçlarını temin edebileceği uygun yaşama şartlarını sağlar.
e) Biyolojik çeşitliliği, ekolojik süreçleri, ekosistem hizmetlerini, ekolojik barınakları muhafaza eder ve iklim değişikliklerine tampon sağlar.
f) Korunacak hedef tür veya türlerin yıl içerisinde dönemlerine bağlı yaptıkları göç ve yayılma alanlarını ve göç yollarını ihtiva eder.
g) Peyzaj değeri yüksektir." hükmüne, geçici 3. maddede ise; "(1) 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 6 ncı maddesi gereğince Kültür ve Turizm Bakanlığından Bakanlığa devredilen mevcut doğal sit alanlarının güncel durumu ön değerlendirme raporuna göre belirlenir. Doğal sit özelliği taşımayan alanların statüsünün iptali; doğal sit özelliği taşıdığı belirlenen alanların ise ardışık en az dört mevsimi kapsayacak ekolojik temelli bilimsel araştırma sonucuna göre koruma statüsünün devamı, yeni statü tesisi veya iptali önerilir." hükümlerine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlığın çözümünün özel ve teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle Danıştay Dördüncü Dairesinin 13/09/2021 tarihli ara kararıyla keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesi üzerine, Naip Üye ... tarafından re'sen seçilen bilirkişiler; Orman Mühendisi Prof. Dr. ..., Biyolog Prof. Dr. ..., Biyolog Dr. Öğretim Üyesi ..., Peyzaj Mimarı - Peyzaj Plancısı Doç. Dr. ... ve Jeoloji Mühendisi Doç. Dr. ...'ndan müteşekkil bilirkişi kurulu tarafından (Jeoloji Mühendisi Doç Dr. ...'nun ayrık oyuyla) hazırlanan raporda; dava konusu İstanbul ili, Beykoz ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın, bölgenin nadir ekosistem, doğal koruma alanları, biyolojik türleri, nesli tehlike altında kalan hayvan ve bitki türleri ile endemik bitki çeşitliliği, peyzaj değerleri, yeraltı ve yerüstü su kaynakları, doğal, tarihi, sosyo-kültürel tüm değerleri açısından herhangi bir öneme (değere) sahip olmadığı; hava fotoğraflarının incelenmesi sonucunda, davaya konu alanın 1963 yılında (veya öncesinde) açmacılık yoluyla fındık bahçesine dönüştürüldüğü, 1963-1982 yılları arasında fındık bahçesi olarak kullanıldığının anlaşıldığı; 1982-2006 yılları arasında alanı net olarak gösteren hava fotoğrafının bulunmadığı, ancak 2006 yılına ait hava fotoğrafı incelendiğinde, dava konusu alanda yer alan konutların mevcut olduğunun anlaşıldığı, mevcut binalar ve yapılaşmanın 1995 yılı sonrasında yapılmış olduğunun tahmin edildiği; bu bilgiler ışığında, dava konusu alanın "doğal sit kesin korunacak hassas alan" olarak tescilinde hava fotoğraflarının ve orman amenajman planlarının incelenmediği, arazi incelemesinin tam olarak yapılmadığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü parsel sorgulama uygulaması incelenerek benzer statüdeki alanlar ile kıyaslama yapılmadığı, bu bağlamda ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın "doğal sit - kesin korunacak hassas alan" olarak tescil edilmesinde bilimsel yönden bir tutarlılık bulunmadığı; öte yandan, hava fotoğrafları, orman amenejman planları, arazi incelemesi, içme suyu havza koruma kriterleri ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü parsel sorgulama uygulamasının incelenmesi sonucunda, dava konusu taşınmazın, "doğal sit - sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı" olarak tescil edilmesinin, doğal sit bütünlüğünü olumsuz yönde etkileyecek anormal bir sonuç doğurmayacağı yolunda görüş bildirildiği görülmüştür.
Buna karşın, söz konusu bilirkişi raporunun dava konusu arazinin morfolojik, jeolojik ve hidrojeolojik açıdan değerlendirmesini içeren ve Jeoloji Mühendisi Doç Dr. ... tarafından hazırlanan kısmında ise;
Dava konusu parselin içinde bulunduğu Elmalı Havzasının, İstanbul Boğazına doğudan ulaşan akarsulardan biri olan Göksu Deresi'ni besleyen dereler üzerine kurulduğu ve havzanın orta ve yukarı kesimini oluşturduğu, dava konusu ... ada, ... parselin önemli bir kısmının, içmesuyu barajını kuzeyden besleyen Şakıran Deresinin devamındaki Arnavut Deresi'nin etkileşim bandı içerisinde kaldığı,
Su havzalarının, içme ve kullanma sularının temin edildiği, yüzey ve yeraltı suyu kaynaklarının toplandığı alanlar olduğu, kontrolsüz nüfus, yetersiz veya hiç arıtması olmayan yerleşimler, yanlış sanayi yer seçimleri, zirai amaçlı kullanılan gübre-tarım ilaçları ve çöp döküm alanları gibi etkenlerin havzada; erozyon, sedimantasyon, kirlilik, su seviyesinin ve akarsu rejiminin değişmesi şeklinde kendini gösterdiği, kamu sağlığı açısından bu su toplama alanlarının her türlü kirlenmeye karşı muhafaza edilmesinin ve su kalitesinin korunmasının zorunlu olduğu,
Dava konusu parselin Elmalı Barajını besleyen Arnavut Deresi'nin kuzey batıya uzantısındaki morfolojik açıdan vadi yamacına karşılık geldiği, bölgede, parseli oluşturan alan yüzey ve yeraltısuyu açılarından doğal drenaj kanalı niteliği taşıdığı ve mevcut dere yatağı kotlarına kadar eriştiği, parselde inşa edilen ve en alt kotlarda bulunan iki villanın dere yatağı düzlüğüne komşu olduğu, dava konusu parselde yapılacak her türden uygulamanın bu derenin doğal rejimini birçok açıdan olumsuz yönde etkileyeceği, dava konusu 105 ada, 3 parsel sayılı taşınmazın İstanbul iline içme suyu temin edilen Elmalı 1-2 Barajı Havzası uzak mesafe koruma alanında kaldığı, uzak mesafe koruma alanının, "içme kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, göl yeşil kuşaklama alanı, göl koruma alanı ve yakın mesafe koruma alanının dışında kalan içme-kullanma suyu havzasının bütünü"ne karşılık geldiği, Elmalı 1-2 Barajı Havzası Koruma Planı'nın, 28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren İçme - Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik kapsamında hazırlandığı ve 23/03/2019 tarihinde Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından onaylanarak yürürlüğe girdiği, sonuç olarak, keşif sırasında yapılan inceleme ve tespitler ile yukarıda yer verilen esaslar çerçevesinde, dava konusu parselin içme ve kullanma suyu barajı niteliğindeki Elmalı Barajı'nı besleyen Arnavut Deresi etkileşim alanı ve baraj uzak mesafe koruma alanı içerisinde kaldığı, kamu yararı ve sürdürülebilirlik açısından, havza bütünlüğünün korunması için hassas özelliklere sahip olduğu, bu bölgede yapılaşma yapılmasının sakıncalı olduğu yolunda görüş bildirildiği görülmüştür.
Bununla birlikte Danıştay Dördüncü Dairesinin 07/12/2023 tarih ve E:2023/11497 sayılı ara kararı ile davalı idarelerden, ... ada, ... ve ... parsel sayılı taşınmazların doğal sit statülerini gösteren renkli haritaların istenildiği, 30/01/2024 tarihinde kayda giren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı yazısı ile ekinde sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; İstanbul ili, Beykoz ilçesi, ... Mahallesi, ... ve ... parsel sayılı taşınmazların "kesin korunacak hassas alan", ... ada, ... ve ... parsel sayılı taşınmazların kısmen "kesin korunacak hassas alan", kısmen "sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı"; ... ada, ..., ... ve ... parsel sayılı taşınmazların ise "sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı"nda kaldığı anlaşılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, Dairesince yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunun 12. sayfasında her ne kadar, ... ada, ... ve ... parsel sayılı taşınmazların "doğal sit-sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı" olarak tapuya tescil edildiği, aynı statüdeki 105 ada 3 parsel sayılı taşınmazın ise "doğal sit-kesin korunacak hassas alan" olarak tescil edildiği, bu kapsamda dava konusu parselin doğal sit statüsünün diğer parsellerden farklı belirlenmesinin ekolojik temelli bilimsel araştırma raporunda izah ve açıklamasına yer verilmediği belirtilmekte ise de; Dairenin 07/12/2023 tarih ve E:2023/11497 sayılı ara kararı sonrasında, davalı idarece sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, dava konusu taşınmaz da dahil birçok komşu parselin kısmen "doğal sit-kesin korunacak hassas alan", kısmen ""sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı" olarak tescil edildiği görülmüş olup; bilirkişi raporunda komşu parsellerin tamamının "doğal sit-sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı" olarak tescil edilmesine karşın, dava konusu taşınmazın "doğal sit-kesin korunacak hassas alan" olarak belirlendiğinden hareketle yaptığı değerlendirmenin, yukarıda yer verilen açıklama uyarınca fiili durum ile örtüşmediği anlaşılmakla birlikte, gelinen aşamada bu konuda yeniden bilirkişi kurulunca değerlendirme yapılmasına gerek görülmeyerek, anılan bilirkişi raporundaki bilimsel verilerin hukuken kabul edilebilir ve hükme esas alınabilir nitelikte olduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda, uyuşmazlıkta, her ne kadar, yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan bilirkişi raporundaki Orman Mühendisi, Biyolog (2) ve Peyzaj Mimarı bilirkişiler tarafından; dava konusu taşınmazın, bölgenin nadir ekosistem, doğal koruma alanları, biyolojik türleri, nesli tehlike altında kalan hayvan ve bitki türleri ile endemik bitki çeşitliliği, peyzaj değerleri, yeraltı ve yerüstü su kaynakları, doğal, tarihi, sosyo-kültürel tüm değerleri açısından herhangi bir öneme (değere) sahip olmadığı, bu bağlamda anılan taşınmazın "doğal sit - kesin korunacak hassas alan" olarak tescil edilmesinde bilimsel yönden bir tutarlılık bulunmadığı yolunda görüş bildirilmiş ise de; Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Kesin korunacak hassas alanların ayırt edici özelliklerinin" sayıldığı 7. maddesinin 2. fıkrasında, bu alanların sayılan kriterlerden bir veya bir kaçını içermesinin aranacağı düzenlenmiş, (b) bendinde ise 'Jeolojik, jeomorfolojik özellikleri korunmuştur.' kriterine yer verilmiş olup, bilirkişi raporunun dava konusu arazinin morfolojik, jeolojik ve hidrojeolojik açıdan değerlendirmesini yapan Jeoloji Mühendisi Doç Dr. ... tarafından hazırlanan kısmında yer verilen; içme ve kullanma suyu barajı niteliğindeki Elmalı Barajını besleyen Arnavut Deresi etkileşim alanı ve baraj uzak mesafe koruma alanı içerisinde kalan ve söz konusu Derenin kuzey batıya uzantısındaki morfolojik açıdan vadi yamacına karşılık gelen dava konusu parselin bulunduğu alanın, yüzey ve yeraltısuyu açısından doğal drenaj kanalı niteliği taşıdığı ve mevcut dere yatağı kotlarına kadar eriştiği, parsel üzerinde inşa edilen ve en alt kotlarda bulunan iki villanın dere yatağı düzlüğüne komşu olduğu, bu nedenle, söz konusu parselde yapılacak her türden uygulamanın bu derenin doğal rejimini birçok açıdan olumsuz yönde etkileyeceği, kamu yararı ve sürdürülebilirlik açısından, havza bütünlüğünün korunması için hassas özelliklere sahip olduğu, bu bölgenin yapılaşmaya açılmasının sakıncalı olduğu yönündeki görüşlerin hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu çerçevede bir değerlendirme yapıldığında, dava konusu parselin içme ve kullanma suyu barajı niteliğindeki Elmalı Barajını besleyen Arnavut Deresi etkileşim alanı ve baraj uzak mesafe koruma alanı içerisinde kaldığı, kamu yararı ve sürdürülebilirlik açısından havza bütünlüğünün korunması için hassas özelliklere sahip bulunduğu, bu haliyle morfolojik, jeolojik ve hidrojeolojik açıdan bu bölgenin yapılaşmaya açılmasının sakıncalı olduğu anlaşıldığından, kesin korunacak hassas alan tescil ve ilanına ilişkin dava konusu Cumhurbaşkanı Kararının davacıya ait taşınmaza ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmış olup, davanın reddi yolundaki Daire kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Danıştay Dördüncü Dairesinin temyize konu 08/02/2024 tarih ve E:2023/14497, K:2024/793 sayılı kararının, yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 27/03/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Uyuşmazlığın niteliği dikkate alındığında; hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterince ayrıntılı düzenlenmediği, davacıya ait parselin, taşıdığı doğal, tarihi ve sosyo-kültürel değerler itibarıyla, dava konusu işlemle belirlenen kesin korunacak hassas alan sınırlarına dahil edilmesinin bilimsel olarak doğru bulunup bulunmadığı, söz konusu parselin kesin korunacak hassas alan sınırları dışına çıkarılması halinde, bunun, doğal sit alanının bütünlüğünü olumsuz yönde etkileyip etkilemeyeceği ile dava konusu işlemin, gerek kesin korunacak hassas alanın sınırlarının tespiti gerekse sahip olduğu nitelikleri itibarıyla 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik ve ilgili mevzuatta öngörülen koşullara ve kamu yararına uygun bulunup bulunmadığı hususlarının söz konusu bilirkişi raporunda tam olarak açıklığa kavuşturulmadığı sonucuna ulaşıldığından, anılan hususların davacı ve davalı idarelerin iddiaları da göz önünde bulundurulmak suretiyle açıklığa kavuşturulabilmesi için bilirkişilerden ek rapor alınarak uyuşmazlık hakkında yeniden bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, davacının temyiz isteminin yukarıda belirtilen gerekçe doğrultusunda kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.