T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/2819
Karar No : 2025/1571
TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI): ...
VEKİLİ: Av. ...
II-(DAVALI): ... Başkanlığı
VEKİLİ : I.Hukuk Müşaviri ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 21/05/2024 tarih ve E:2020/614, K:2024/2054 sayılı kararının, davacı tarafından davanın reddine ilişkin kısmının, davalı idareler tarafından ise aleyhlerine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Çıkma belgesi almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden, bilahare Almanya Federal Cumhuriyeti vatandaşı olan ve dava konusu işlem tarihi itibarıyla ... isimli Alman haftalık siyasi gazetesinin Türkiye muhabiri bulunan davacı tarafından, Türkiye'de yapılacak yerel seçim süreçleri ile sonuçlarını takip etmek üzere 15/03/2019-15/05/2019 tarihleri arasında geçici akreditasyon belgesi almak için yaptığı başvurunun reddine ilişkin 14/03/2019 tarihli davalı idare işlemi ile bu işlemin dayanağını oluşturduğundan bahisle 14/12/2018 tarih ve 30625 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Basın Kartı Yönetmeliği'nin 11. maddesinin 4. fıkrasının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 21/05/2024 tarih ve E:2020/614, K:2024/2054 sayılı kararıyla;
14/12/2018 Tarih ve 30625 Sayılı Resmi Gazete'de Yayımlanan Basın Kartı Yönetmeliği'nin 11. Maddesinin 4. Fıkrası Yönünden;
10/04/2023 tarih ve 32159 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 09/04/2023 tarih ve 7051 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Basın Kartı Yönetmeliğinin 49. maddesi ile dava konusu Yönetmeliğin yürürlükten kaldırıldığı,
Bu durumda, dava konusu düzenlemelerin yürürlükten kaldırılması nedeniyle konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine hukuki olanak bulunmadığı,
14/03/2019 Tarihli Davalı İdare İşlemi Yönünden;
Bireysel işlemde, işlemin sebep unsurunun gösterilmemiş olmasının, o işlemin doğrudan hukuka aykırılığı sonucunu doğurmadığı; yargı merciince re'sen araştırma ilkesi çerçevesinde tespit edilerek ortaya konulacak olan işlemin sebep unsurunun hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiği,
Kararda yer verilen ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümleri uyarınca, yabancı basın-yayın kuruluşlarında çalışan Türk uyruklu veya 5901 sayılı Kanun'un 28. maddesi kapsamında çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden gazetecilerden üç aydan fazla olmamak üzere geçici bir süre için görevli olarak Türkiye’ye gelenlere, görevlerini kanıtlamaları şartıyla, basın kartı verilmesinde davalı idarenin takdir yetkisinin bulunduğu,
Ancak bu takdir yetkisinin, serbestçe kullanılabilecek bir keyfiyeti ifade etmeyip, kamu yararı ve hizmet gerekleri açısından hukuka uygun olarak temellendirilmiş olgularla desteklenmesi gerektiği,
Uyuşmazlıkta, Dairelerinin 18/03/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevaptan, davacının geçici akreditasyon başvurusunun reddine ilişkin işlemin gerekçesinin, "Yerleşik ve yabancı gazetecilerin Türkiye'deki yerel seçimleri takip etmeleri amacıyla geçici akreditasyon taleplerinin değerlendirilmesi ve bu akreditasyonun sağlanması, o döneme özel kurulan basın merkezleri aracılığıyla yapılmaktadır. Başkanlığımız, 24/07/2018 tarihinde yürürlüğe giren 14 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulmuş olup mülga Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün yerini almıştır. Daha önce mülga Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce yürütülen akreditasyon işlemlerinin devri, 2019 yılının mart ayında gerçekleşmiş olan yerel seçimlerde Başkanlığımız bünyesinde henüz basın merkezlerinin oluşturulamamış olması ve bu nedenle yabancı gazeteciler yerine yerel basına ağırlık verilerek akreditasyon işlemlerinin sürdürülmesi dava konusu akreditasyon başvurusunun reddedilmesinde etkili olmuştur. Dolayısıyla, davacı ...'ya ait başvurunun reddine ilişkin 14/03/2019 tarihli işlem tesis edilirken de kullanılan takdir yetkisi, davacının şahsına yönelik değil, o döneme ait objektif gerekçeler sebebiyle kullanılmıştır." şeklinde açıklandığı,
Buna göre, dava konusu işlemde, işlemin gerekçesine yer verilmemiş ise de; dava dosyasına sunulan savunma ve ara kararı cevaplarından, davacının geçici akreditasyon belgesi başvurusunun reddine ilişkin 14/03/2019 tarihli işlem tesis edilirken kullanılan takdir yetkisinin, davacının şahsına yönelik değil, o döneme özgü gerçekleşen kurumlar arası devir işlemlerinin tamamlanamamış olması şeklindeki objektif ve mevzuat değişikliğine bağlı zaruri gerekçelere dayandığı sonucuna varıldığı,
Bu itibarla, işlem tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat uyarınca yabancı basın-yayın kuruluşlarında çalışan Türk uyruklu veya 5901 sayılı Kanunun 28. maddesi kapsamındaki gazetecilerden üç aydan fazla olmamak üzere geçici bir süre için görevli olarak Türkiye’ye gelenlere, görevlerini kanıtlamaları şartıyla, basın kartı verme noktasında takdir yetkisine sahip olduğu görülen davalı idare tarafından, takdir yetkisinin somut ve kabul edilebilir gerekçelere dayalı olarak kullanıldığı anlaşıldığından, davalı idarece tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle,
14/12/2018 tarih ve 30625 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Basın Kartı Yönetmeliği'nin 11. maddesinin 4. fıkrasının iptali istemi yönünden konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına; 14/03/2019 tarihli davalı idare işleminin iptali istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, idarenin, savunma dilekçesinde Ağustos 2019 tarihi itibariyla akreditasyon başvurularının yüzde 90'ının kabul edildiğini belirtdiği, dolayısıyla "akreditasyon verilmemesinin" sübjektif bir nedene dayandığını ikrar ettiği; basın akreditasyonu verilmemesinin basın ve ifade özgürlükleri bakımından hak ihlali yarattığı ve işlemin konu bakımından hukuka aykırı olduğu yönündeki iddialarının Daire tarafından değerlendirilmediği; İdarenin hiçbir açıklama ve gerekçe sunmadan akreditasyon talebini reddettiği ve dolayısıyla dava konusu işlemin şekil unsuru bakımından hukuka aykırı olduğu; mavi kartlı olarak Türkiye vatandaşlarına sağlanan haklardan faydalanmasına rağmen "yabancı" gazeteci olarak değerlendirildiği, hukuki nitelemede hataya düşüldüğü; geçici basın kartı alamaması nedeniyle, çalıştığı gazete adına seçimleri izleyemediği; basın mensubu olarak görevini yerine getirmesinin idare tarafından engellendiği; Dairenin, idare tarafından bu süreç boyunca neden akreditasyon merkezini kuramadığına ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı; İdarenin işlemlerinin hukuken kabul edilebilir bir gerekçeye dayanması gerektiği, aksi halde gerekçesiz tesis edilen işlemin iptalinin gerekeceği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, davaya ilişkin yargılama giderleri ve vekalet ücretinin taraflara eşit olarak paylaştırıldığı ancak karar verilmesine yer olmadığına dair kararın, dava konusu düzenlemenin artık yürürlükte olmamasından kaynaklı olarak verildiği; anılan kararın herhangi bir şekilde kendilerinin haksızlığına delil teşkil etmediği; davacı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Davalı idarenin temyiz isteminin reddine; idarede süreklilik esas olduğundan ve mevzuat değişikliğinden kaynaklı olarak davalı idarede oluşan sorunların sorumluluğunun davacıya yüklenmesi hukuken kabul edilebilir olmadığından davacının temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın davanın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Çıkma belgesi almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden, bilahare Almanya Federal Cumhuriyeti vatandaşı olan ve dava konusu işlem tarihi itibarıyla ... isimli Alman haftalık siyasi gazetesinin Türkiye muhabiri bulunan davacının, Türkiye'de yapılacak yerel seçim süreçleri ile sonuçlarını takip etmek üzere, 15/03/2019-15/05/2019 tarihleri arasında tarafına geçici akteditasyon belgesi verilmesi amacıyla 01/03/2019 tarihinde T.C. Berlin Büyükelçiliği Basın Müşavirliğine başvurulmuştur.
T.C. Berlin Büyükelçiliği Basın Müşavirliğinin 14/03/2019 tarihli işlemiyle, “Geçici akreditasyon başvurunuz ne yazık ki uygun görülmemiştir.” denilerek davacının başvurusunun reddedilmesi üzerine de temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
24/07/2018 tarih ve 30488 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 14 sayılı İletişim Başkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine istinaden hazırlanılarak 14/12/2018 tarih ve 30625 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve dava tarihinde yürürlükte olan 13/12/2018 tarih ve 465 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Basın Kartı Yönetmeliği'nin "Yabancı basın-yayın kuruluşlarında çalışan Türk uyruklu gazeteciler" başlıklı 11. maddesinde, "(1) Başvuru sahibinin çalıştığı yabancı basın-yayın kuruluşunun Türkiye’de faaliyet göstermesi şartıyla, yabancı basın-yayın kuruluşlarında çalışan Türk uyruklu gazetecilere, talep etmeleri halinde basın kartı verilebilir. Bu fıkra uyarınca basın kartı talep edenlerden her bir basın-yayın kuruluşu için en fazla bir kişi hakkında bekleme süresi uygulanmaz.
(2) Yurt dışında Türkçe yayın yapan ve bu durumu ilgili ülkede bulunan büyükelçiliğimiz tarafından teyit edilen basın-yayın kuruluşlarının Türk uyruklu veya 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28 inci maddesi kapsamındaki sahiplerine ve çalışanlarından birine, talep etmeleri halinde bekleme süresi aranmaksızın basın kartı verilebilir.
(3) Yayın sahiplerinin Türk uyruklu veya 5901 sayılı Kanunun 28 inci maddesi kapsamında olması şartıyla yurtdışında yabancı dilde yayın yapan basın-yayın kuruluşlarının Türk uyruklu veya Türkiye menşeli sahiplerine ve çalışanlarından birine bekleme süresi aranmaksızın basın kartı verilebilir.
(4) Yabancı basın-yayın kuruluşlarında çalışan Türk uyruklu veya 5901 sayılı Kanunun 28 inci maddesi kapsamındaki gazetecilerden üç aydan fazla olmamak üzere geçici bir süre için görevli olarak Türkiye’ye gelenlere, görevlerini kanıtlamaları şartıyla, basın kartı verilebilir.
(5) Herhangi bir basın-yayın kuruluşuna tabi olmaksızın yurt dışında serbest gazetecilik yapan Türk uyruklu gazetecilere, durumları ilgili ülkede bulunan büyükelçiliğimiz tarafından teyit edildiği takdirde, bekleme süresi aranmaksızın basın kartı verilebilir.
(6) Yabancı basın-yayın kuruluşlarında çalışan ve bu maddenin birinci fıkrası kapsamına girmeyen Türk uyruklu veya 5901 sayılı Kanunun 28 inci maddesi kapsamındaki gazetecilere, bulundukları ülkedeki büyükelçiliğimizin o basın-yayın kuruluşunda çalıştığına ilişkin teyidi ve olumlu mütalaası alınmak kaydıyla basın kartı verilebilir.
(7) Bu madde uyarınca basın kartı verilecek kişiler ve basın-yayın kuruluşlarından istenecek belgeler ve bunların taşıması gereken şartlar Başkanlık tarafından belirlenir.
Öte yandan; 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun "Çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilere tanınan haklar" başlıklı 28. maddesinde, "(1) Doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve üçüncü dereceye kadar olan altsoyları, bu maddede belirtilen istisnalar dışında Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler. Millî güvenliğe ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklıdır.
(2) Bu madde kapsamında bulunan kişilerin, seçme ve seçilme, muafen araç veya ev eşyası ithal etme hakları ile askerlik hizmetini yapma yükümlülüğü yoktur. Bu kişilerin sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı olup bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabidirler.
(3) Bu madde kapsamında bulunan kişiler, bir kadroya dayalı ve kamu hukuku rejimine tabi olarak asli ve sürekli kamu hizmeti görevlerinde bulunamazlar. Ancak kamu kurum ve kuruluşlarında işçi, geçici veya sözleşmeli personel olarak çalıştırılabilirler.
(4) Cumhurbaşkanı gerekli görmesi halinde üçüncü dereceden itibaren hangi dereceye kadar olan altsoyların bu maddede tanınan haklardan faydalanabileceğini belirleyebilir.
(5) Bu madde hükümlerinden yararlanacak olan altsoyun, üstsoyu ile soy bağını belgelendirmesi şarttır.
(6) Bu madde kapsamında bulunan kişilere, talepleri halinde bu maddede belirtilen haklardan faydalanabileceklerini gösteren Mavi Kart düzenlenir. Bu Kart, 21/2/1963 tarihli ve 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu kapsamındadır.
(7) Bu maddenin sağladığı hakların kullanılmasında Mavi Kartın ibrazı yeterlidir. Kartın ibraz edilememesi durumunda Kimlik Paylaşımı Sistemi aracılığıyla Mavi Kartlılar Kütüğünden alınacak kayıt örneği ve uyruğunda bulunulan devlet makamlarınca verilmiş kimlik bilgilerini gösteren belge ile işlem yapılır. Bu kişilerin kimlik bilgilerinde değişiklik olması durumunda uyruğunda bulunduğu devlet makamından alınmış eski ve yeni kimlik bilgilerini gösteren belgenin usulüne göre tasdik edilmiş Türkçe tercümesi ile birlikte ibrazı zorunludur.
(8) Bu madde kapsamında bulunan kişilere Bakanlığın tespit edeceği esaslar çerçevesinde kimlik numarası verilir. Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası aranan yerlerde bu kimlik numarası kullanılır.
(9) Mavi Kartın düzenlenmesi ve dağıtılması ile Mavi Kartlılar Kütüğünün elektronik ortamda tutulmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça belirlenir.
(10) Kamu kurum ve kuruluşları, bu madde hükümlerinin uygulanması amacıyla her türlü tedbiri alır ve gerekli düzenlemeleri yapar.
" kuralına yer erilmiştir.
06/04/2010 tarih ve 27544 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'in "Çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilere tanınan haklar" başlıklı 52. maddesinde de, "(1) Doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve kendileri ile birlikte işlem gören çocukları; millî güvenliğe ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler. Ancak bu durumdaki kişilerin askerlik hizmetini yapma yükümlülükleri ile seçme ve seçilme, kamu görevlerine girme ve muafen araç veya ev eşyası ithal etme hakları yoktur. Söz konusu kişilerin sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı olup, bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabidirler.
(2) Bu kişilerin Türkiye’deki ikamet, seyahat, çalışma, yatırım, ticari faaliyet, miras, taşınır ve taşınmaz iktisabı ile ferağı gibi konulara yönelik işlemler, ilgili kurum ve kuruluşlarca Türk vatandaşlarına uygulanmakta olan mevzuat çerçevesinde yürütülür." düzenlemesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davalı idarenin temyiz istemi yönünden;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Onuncu Dairesi kararının, davalı idareler aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine ilişkin kısmı, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Daire kararının, davanın reddine ilişkin kısmına gelince;
Takdir yetkisi, temel amacı faaliyetlerinde kamu yararını gerçekleştirmek olan idarenin belli bir konuda karar alıp almama yahut karar alma hususunda birden fazla seçenek arasında seçim yapma serbestisine sahip olması şeklinde tanımlanabilir. İdarelerin, normlar hiyerarşisine aykırı olmayacak şekilde hizmette etkinliğin sağlanması için gerekli önlemleri almak, gelişen durumlara ayak uydurmak ve ortaya çıkan ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla kendisine tanınan sınırlar içerisinde idari işlem tesis ederken takdir yetkisi bulunmaktadır. Takdir yetkisi kamu hizmetlerini yürütmekle görevli olan idareye bu görevini gereği gibi yerine getirebilmesi için belli bir hareket serbestisi sağlamakla birlikte, bu yetkinin sınırsız kullanımının söz konusu olmadığı aşikardır.
Öte yandan, kamu hizmetinin sürekliliği ilkesi gereğince kamu hizmetlerinin kanunların öngördüğü haller dışında kesintisiz ve düzenli olarak yürütülmesi gerekmektedir; istisnai durumlar dışında esas olanın devletin devamlılığı olduğu açıktır.
Yukarıda aktarılan 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 28. maddesi ile Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 52. maddesi uyarınca çıkma belgesi almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin, milli güvenlik ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla-, çalışma ve basın kartı ile ilgili konularda Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam edeceği hüküm altına alınmıştır.
Uyuşmazlık konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan Basın Kartı Yönetmeliğinin "Türk Uyruklu Basın Çalışanlarına ve Enformasyon Görevlilerine Verilecek Basın Kartları" başlıklı üçüncü bölümde yer alan 11. maddesinin 4. fıkrasında, yabancı basın-yayın kuruluşlarında çalışan Türk uyruklu veya 5901 sayılı Kanunun 28. maddesi kapsamındaki gazetecilerden üç aydan fazla olmamak üzere geçici bir süre için görevli olarak Türkiye’ye gelenlere, görevlerini kanıtlamaları şartıyla, basın kartı verilebileceği belirtilmiş, anılan bölümde yer alan 18. maddesinin ikinci fıkrasında, toplanan bilgi ve belgelerden, anılan Yönetmeliğin 6. maddesinde belirtilen koşulları taşımayanların başvurusunun Başkanlıkça reddedileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan mülga Yönetmeliğin 6. maddesinde ise, "basın kartı verilecek kişilerde aranacak genel şartları taşınmadığı" ya da "milli güvenlik ve kamu düzeni yönünden engel hali bulunduğu" gerekçeleriyle başvuruların reddedilebileceği vurgulanmıştır. Aktarılan Yönetmelik maddeleri birarada incelendiğinde, idarenin Türk uyruklu veya 5901 sayılı Kanunun 28. maddesi kapsamındaki gazetecilerin akreditasyon başvurularını inceleyerek reddetme hakkı olduğu fakat başvuruların reddedilebilmesi için ilgilinin, anılan Yönetmeliğin 6. maddesindeki şartları taşımaması gerektiği belirterek idareye tanınan takdir yetkisinin sınırlarının çizildiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık konusu olayda, Daire tarafından dava konusu işlemin gerekçesini öğrenmek amacıyla davalı idareye yönelik yapılan 18/03/2024 tarihli ara karara ilişkin davalı idarece verilen cevapta; davacının geçici akreditasyon başvurusunun reddine ilişkin işlemin gerekçesinin, "Yerleşik ve yabancı gazetecilerin Türkiye'deki yerel seçimleri takip etmeleri amacıyla geçici akreditasyon taleplerinin değerlendirilmesi ve bu akreditasyonun sağlanması, o döneme özel kurulan basın merkezleri aracılığıyla yapılmaktadır. Başkanlığımız, 24/07/2018 tarihinde yürürlüğe giren 14 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulmuş olup mülga Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün yerini almıştır. Daha önce mülga Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce yürütülen akreditasyon işlemlerinin devri, 2019 yılının mart ayında gerçekleşmiş olan yerel seçimlerde Başkanlığımız bünyesinde henüz basın merkezlerinin oluşturulamamış olması ve bu nedenle yabancı gazeteciler yerine yerel basına ağırlık verilerek akreditasyon işlemlerinin sürdürülmesi dava konusu akreditasyon başvurusunun reddedilmesinde etkili olmuştur. Dolayısıyla, davacı ...'ya ait başvurunun reddine ilişkin 14/03/2019 tarihli işlem tesis edilirken de kullanılan takdir yetkisi, davacının şahsına yönelik değil, o döneme ait objektif gerekçeler sebebiyle kullanılmıştır." şeklinde açıklanmıştır. Anılan idarenin ara karar ilişkin verdiği cevap yazısı incelendiğinde; davacının başvurusunun reddedilmesinin davacıdan kaynaklı bir nedene dayalı olmadığının idare tarafından kabul edildiği; idarenin, davacıyı yabancı bir gazeteci olarak değerlendirdiği; ayrıca, idareden kaynaklı devir işlemlerinin gecikmesinden dolayı başvurunun reddedildiğinin ifade edildiği görülmüştür.
Bu durumda, öncelikle çıkma belgesi almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden davacının, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca, basın kartı konusunda Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam etmesi gerekirken davalı idare tarafından "yabancı gazeteci" statüsünde değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğu; ayrıca, idare tarafından ileri sürülen, "mülga Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünce yürütülen akreditasyon işlemlerinin devrinin, 2019 yılının mart ayında gerçekleşmiş olan yerel seçimlerde davalı idare bünyesinde henüz basın merkezlerinin oluşturulamamış olması ve bu nedenle yabancı gazeteciler yerine yerel basına ağırlık verilerek akreditasyon işlemlerinin sürdürüldüğü" yönündeki gerekçenin, "kamu hizmetinin sürekliliği" ilkesi karşısında, mevzuat değişikliğinden kaynaklı olsa da, kabul edilebilir olmasının mümkün olmadığı ve idareden kaynaklanan sorunların sorumluluğunun davacıya yükletilmesinin hakkaniyete uygun düşmeyeceği ve hukuka aykırı olacağı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, Daire kararının davanın reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne, davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2.Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 21/05/2024 tarih ve E:2020/614, K:2024/2054 sayılı kararının, davanın reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Anılan kararın davalı idare aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin kısmının ONANMASINA,
4. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın, Danıştay Onuncu Dairesine gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 08/09/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın, dava konusu 14/03/2019 tarihli davalı idarenin işlemi yönünden verilen davanın reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın davanın reddine yönelik kısmının da onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY
XX- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinde, bu Kanun'da hüküm bulunmayan ve madde metninde sayılan hallerde 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun uygulanacağı belirtilmiş, sözü edilen haller arasında “yargılama giderlerine” de yer verilmiş, 04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesiyle 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlükten kaldırılmış, aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Yargılama giderinin kapsamı” başlıklı 331. maddesinde yargılama giderlerini oluşturan unsurlar sayılmış, maddenin 1/ğ bendinde; vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinin yargılama giderleri arasında olduğu belirtilmiş, Kanun’un “Esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri” başlıklı 331. maddesinin 1. fıkrasında da; “Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder.” kuralına yer verilmiştir.
Temyiz başvurusuna konu kararda, dava konusu düzenlemelerin bilahare yürürlükten kaldırıldığından söz edilerek davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle, işin esasına girilerek haklılık/haksızlık değerlendirmesi yapılmaksızın karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesine rağmen, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalı idare tarafından davacıya ödenmesine hükmedildiği görülmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinde yer alan atıf hükmü uyarınca yargılama giderleri konusunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. 6100 sayılı Kanun’un 331. maddesinin 1. fıkrasında, davanın konusuz kalması nedeniyle esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde yargılama giderlerinin ne şekilde takdir edileceği hususu düzenlenmiştir. Temyiz başvurusuna konu kararda, dava konusu düzenlemenin daha sonra yürürlükten kaldırıldığından bahisle uyuşmazlığın esası hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiş olması nedeniyle, başvuruya konu kararın hüküm fıkrasında yer alan yargılama giderlerine ve bu giderler arasında yer alan vekalet ücretine 6100 sayılı Kanun’un metnine yer verilen 331. maddesinin 1. fıkrasındaki kural çerçevesinde hükmedilmesi gerekir.
Bu durumda; konusu kalmadığından bahisle karar verilmesine yer olmadığı kararıyla neticelenen davada, tarafların davanın açıldığı tarihteki haklılık durumları belirlenip buna göre yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekirken, böyle bir değerlendirme yapılmaksızın, davalı idare aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedildiğinden, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.