T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2025/362
Karar No : 2025/725
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Madencilik San. ve Tic. AŞ
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Samsun ili, ... ilçesi dahilinde ve davacı şirket uhdesinde bulunan S:... sayılı IV (a) grubu (alçıtaşı) işletme ruhsatlı sahada 2014, 2016 ve 2017 yıllarında yapılan üretim miktarının işletme projesinde beyan edilen miktarın %10'unun altında kaldığından bahisle 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 24. maddesinin 12. fıkrası uyarınca 77.632,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin ... tarih ve E... sayılı işlemin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla;
2014 yılı itibarıyla 3213 sayılı Kanun'da idari para cezası yaptırımının bulunmaması nedeniyle 2014 yılının değerlendirme dışı bırakılması gerektiği, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yılları içinde üç yıllık herhangi bir dönemde davacı şirket tarafından yapılan üretim miktarının projede beyan edilen yıllık üretim miktarının %10'unun altına düşmediği görüldüğünden, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davalı idare tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek davalı idarenin istinaf başvurusunun, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46. maddesi uyarınca kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay ilgili dairesine temyiz yolu açık olmak üzere reddine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 23/10/2024 tarih ve E:2021/614, K:2024/5475 sayılı kararıyla;
3213 sayılı Kanun'un 24. maddesinin 12. fıkrasında, yaptırım uygulanması öngörülen beş yıllık süre içinde üç yıldan fazla üretim yapmama fiilinin, yıllara sari bir eylem olduğu, fiilin gerçekleşmesi için ise; işletme izninin düzenlenmiş olması, tespit tarihinden önceki işletme izninin bulunduğu son beş yıllık sürenin tamamlanmış olması ve bu süre içerisinde herhangi bir üç yılda üretim yapılmamış olması gerektiği, idarece yapılan denetim sonucunda anılan koşulların sağlanması halinde ise tespitin yapıldığı tarihte fiilin gerçekleştiği kabul edilerek, tespit tarihindeki mevzuatın öngördüğü yaptırımın uygulanması gerekeceği kanaatine varıldığı,
İlaveten; anılan düzenlemede yer alan ''üç yıldan fazla'' ibaresi uyarınca yaptırım uygulanması için en az üç yıl üretim yapılmamasının yeterli olduğu ve yine aynı ibare herhangi bir üç yılı ifade ettiğinden, üretimin yapılmadığı ve ardışık olmayan herhangi üç yılın olması durumunun, yaptırımın uygulanması için yeterli olduğunun anlaşıldığı,
Uyuşmazlıkta; idarece 17-20/05/2019 tarihleri arasında mahallinde yapılan incelemeler sonucunda davacı tarafından 2014 yılında üretim yapılmadığı, 2016 yılında 500 ton, 2017 yılında ise 200 ton üretim yapıldığının tespit edildiği, davacı tarafından sunulan işletme faaliyet raporlarında da aynı üretim miktarlarının beyan edildiği görülmüş olup, davacının uhdesindeki ruhsat sahasında tetkik tarihinden geriye doğru beş yıl içerisindeki 2014, 2016 ve 2017 yıllarında yapılan toplam üretimin (700 ton), projede beyan edilen yıllık üretim miktarının %10'u olan 2500 tondan az olduğu, buna ilişkin olarak mücbir sebep veya beklenmeyen hal durumunun da söz konusu olmadığı,
Bu durumda, tespit tarihinden geriye doğru beş yıllık süre içerisindeki üç yılda yaptığı toplam üretimi projede beyan edilen yıllık üretim miktarının %10'undan az olan davacıya 3213 sayılı Kanun'un 24. maddesinin 12. fıkrası uyarınca 77.632,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı,
Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davalı idarenin istinaf başvurusunun reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, temyize konu ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin esasının incelenmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Uyuşmazlık, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 24. maddesinin 12. fıkrası uyarınca verilen 77.632,00-TL idari para cezasından kaynaklanmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasa'nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmüne yer verilmiş, 141. maddesinin son fıkrasında "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." denilerek yargılama maliyetinin en düşük şekilde olmasının ve bu sürecin mümkün olan en hızlı yöntemlerle gerçekleştirilmesinin, yargının görevlerinden olduğu ifade edilmiş; 155. maddesinde ise Danıştay'ın idari mahkemelerce verilen ve 'kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı' karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu düzenlenmiştir.
2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un "Tek hakimle çözümlenecek davalar" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında, uyuşmazlık miktarı yirmibeşbin Türk Lirasını aşmayan ve konusu belli parayı içeren idarî işlemlere karşı açılan iptal davaları ile tam yargı davalarının idare mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından çözümleneceği düzenlenmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik "İstinaf" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği; ancak, konusu beş bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararların kesin olduğu ve bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı öngörülmüş; 6. fıkrasında ise bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğu belirtilmiştir.
2577 sayılı Kanun'un 6545 sayılı Kanun'la değişik "Temyiz" başlıklı 46. maddesinin 1. fıkrasında, "Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin aşağıda sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştayda, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebilir: ... b) Konusu yüz bin Türk lirasını aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar ... h) Maden, taşocakları, orman, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ile ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin işlemlere karşı açılan davalar..." kuralına yer verilmiş; "Temyiz dilekçesi" başlıklı 48. maddesinin 6. fıkrasında ise, temyizin kesin bir karar hakkında olması hâlinde, kararı veren merciin, temyiz isteminin reddine karar vereceği; ilgili merciin bu kararına karşı, tebliğ tarihini izleyen günden itibaren yedi gün içinde temyiz yoluna başvurulabileceği; 7. fıkrasında da, temyizin kesin bir karar hakkında olduğunun anlaşılması durumunda, 6. fıkrada sözü edilen kararın, dosyanın gönderildiği Danıştay'ın ilgili dairesince kesin olarak verileceği kurala bağlanmıştır.
Aynı Kanun'un Ek 1. maddesinde ise, "Bu Kanunda öngörülen parasal sınırlar; her yıl, bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılmak suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz." kuralı yer almıştır.
Öte yandan, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, özel kanunlarda idari yargının görevli olduğu belirtilmemiş idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği belirtilmiş; 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 13. maddesinde; "Bakanlık, mülki idare amirlikleri ve il özel idareleri tarafından bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununa göre tahsil edilir." hükmü yer almaktayken, 14/02/2019 tarih ve 7164 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik sonrasında anılan maddede; "Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları tebliğinden itibaren bir ay içinde Genel Müdürlüğün muhasebe birimi hesabına ödenir. İdari para cezalarına karşı otuz gün içinde idare mahkemelerinde dava açılabilir..." hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
3212 sayılı Maden Kanunu uyarınca verilen 77.632,00-TL tutarlı idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın hem ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince hem de Danıştay Sekizinci Dairesince "temyiz yolu açık bir uyuşmazlık" olarak nitelendirilmek suretiyle ısrar kararına yönelik temyiz talebinin incelenmesi için Kurulumuza gönderildiği görülmekte ise de, dava konusu idari para cezasının 77.632,00-TL olan tutarının 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan parasal sınırın altında kaldığı görülmektedir.
Bu bağlamda, maden mevzuatının uygulanmasından kaynaklanan idari işlemin konusunun “para” olması ve bu parasal tutarın temyiz sınırını geçmemesi sebebiyle 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ile (h) bendinin birlikte değerlendirilmek suretiyle İstinaf Dairesince verilen karara karşı temyiz kanun yolunun açık olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
28/06/2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la idari yargıda olağan kanun yolları arasında yer alan itiraz kanun yolu kaldırılmış, istinaf sistemi ve istinaf kanun yolu getirilmiş, Adalet Bakanlığının 07/11/2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararına göre istinaf mahkemeleri fiilen 20/07/2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır.
6545 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde, 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinde tahdidi olarak sayılan konular dışındaki davaların bölge idare mahkemelerinde istinaf incelemesi neticesinde kesinleşmesi öngörülerek Danıştayın temyizen karara bağladığı iş yükünün yaklaşık yüzde seksen oranında azaltılıp Danıştayın içtihat mahkemesi rolünün güçlendirilmesinin amaçlandığı belirtilmiş; 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesini değiştiren 19. maddesinin gerekçesinde, idare ve vergi mahkemelerinin maddede sayılan (konusu beşbin Türk Lirasını geçmeyen iptal ve tam yargı davalarında verilen kararlar, asker ailelerine yardımla ilgili işlemlere karşı açılan davalarda verilen kararlar, kamu görevlilerinin lojman ve izin işlemlerine karşı açılan davalarla ilgili verilen kararlar gibi) kararlarının kesin olduğu ve bu kararlar hakkında istinaf dahil herhangi bir kanun yoluna başvurulamayacağının düzenlendiği, Kanun'un 46. maddesinde bölge idare mahkemesince verilen (düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında verilen kararlar, konusu yüz bin Türk Lirasını aşan tam yargı davaları ve idari para cezaları hakkında verilen kararlar gibi) bir kısım nihai kararlar aleyhine Danıştay nezdinde temyiz yoluna başvurulabileceği ifade edilmiş; 46. maddesini değiştiren 20. maddesinin gerekçesinde ise istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda bölge idare mahkemelerince esas hakkında karara bağlanan dava türlerinden temyize tabi olanların, "tahdidî olarak sayılmak suretiyle" düzenlendiği belirtilmiştir.
Görüleceği üzere, istinaf sistemi ile birlikte idari yargılama usulünde iki ve üç dereceli yargılama sistemi öngörülerek, idari davaların kural olarak iki dereceli, 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinde tahdidî olarak sayılan uyuşmazlıkların ise üç dereceli olarak inceleneceği hükme bağlanmış, böylece istinaf öncesi dönemde genel kanun yolu temyiz iken, 6545 sayılı Kanun’la genel kanun yolu istinaf olarak öngörülmüştür.
Öte yandan, 6545 sayılı Kanun'la idari yargılama usulünde, mahkemelerin asıl işlevlerine odaklanmalarını sağlamak ve buna engel teşkil edecek olan önem derecesi düşük davaların iş yükü oluşturmasını önlemek anlamına gelen "De minimis non curat praetor" (Hâkim önemsiz ve küçük işlerlerle uğraşmaz.) ilkesinden hareketle, istinaf ve temyiz için parasal sınırlar belirlenmek suretiyle "değere bağlı kanun yolu sistemi"nin benimsendiği, parasal sınırlara bağlı kalınarak kanun yollarının kademelendirildiği, bu şekilde yargılama sürecinin daha hızlı sonuçlandırılmasının, bölge idare mahkemeleri ve Danıştayın iş yükünün azaltılmasının ve Danıştayın “içtihat mercii” rolünün güçlendirilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Nitekim Anayasa Mahkemesince, Anayasa'nın 141. maddesi uyarınca yargılamanın mümkün olan süratle sonuçlanması gerektiğinden, her karara karşı değil, fakat önemli kararlara karşı kanun yoluna gidilmesi gereğinin benimsendiği (AYM, E.2016/19, K.2016/17,16/3/2016), Anayasa’da tüm mahkeme kararlarının ayrım gözetilmeksizin başka bir yargı mercii tarafından gözden geçirilmesini güvenceye bağlayan bir hükme yer verilmediği (AYM, E.1985/23, K.1986/2, 20/1/1986); devletin, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorunda olduğu (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013) ifade edilerek ‘az önemli davalar’ kriteri altında temyiz sınırı öngörülmesinin (kanunda belirlenen parasal sınırın, adalet duygusunu rencide edecek veya hukuk devleti kavramıyla bağdaşmayacak sonuçlara yol açacak boyutta bulunmaması şartıyla) gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkların makul sürede bitirilebilmesi amacıyla bir kısım mahkeme kararına karşı temyiz yolunun kapalı tutulmasının anayasal hakları ihlal etmediği ve Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamındaki hükmün denetlenmesini talep etme hakkının sınırlandırılması açısından meşru bir amaca dayandığı belirtilmiştir (AYM, E.2020/21, K.2020/53,1/10/2020; AYM, B. No:2014/3907, 7/12/2016).
Anayasa Mahkemesinin daha yakın bir tarihte verdiği ve 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan “parasal sınırları" değerlendirdiği 26/07/2023 tarih ve E.2023/36, K.2023/142 sayılı kararında da, ilk kez bölge idare mahkemesince davacı aleyhine bir hüküm kurulması durumunda temyiz yoluna başvurulamamasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına orantısız bir sınırlama getirdiği değerlendirmesinde bulunulmuş, bu değerlendirmenin "tutarı itibarıyla önemsiz olduğu kabul edilemeyecek" davalar bakımından yapıldığı vurgulanmış ise de aynı kararda "Usul ekonomisi ve makul sürede yargılama ilkeleri açısından önemsiz sayılabilecek bazı davalarda verilen kararların kesin olması hükmün denetlenmesini talep etme hakkına aykırılık teşkil etmez. Ayrıca ilk derece mahkemesi kararlarına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararlar da hükmün denetlenmesi hakkına aykırılık teşkil etmez." değerlendirmesine de yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de üst mahkemelere başvurunun ilk derece mahkemelerine başvuruya göre daha ağır ölçütlere bağlanabileceğini kabul ederek (AİHM, Brualla Gómez de la Torre v. İspanya, B. No: 26737/95, 19/12/1997) “daha az önemli davalar” bakımından mahkemelerin iş yükünü hafifletmek için mahkemeye erişim hakkına sınırlamalar getirilmesinin meşru kabul edilebileceğini ifade etmiştir (AİHM, Bayar ve Gürbüz v. Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012).
Sonuç olarak, “değere bağlı kanun yolu" sistemini benimseyen 2577 sayılı Kanun'un kanun yolu sisteminde, öncelikli olarak tutarı itibarıyla önemsiz olduğu kabul edilecek davaların istinaf aşamasında kesinleşmesinin amaçlandığı, 2577 sayılı Kanun'un 45. ve 46. maddelerinin de bu genel sistem içinde yorumlanması gerektiği, buna göre bu kapsamda "konusu para olan davalar" ile "konusu para olmayan" davaların farklı usul kurallarına tabi kılındığı, 46. maddenin 1. fıkrasının (b) bendinin konusu para olan davalarda öncelikle uygulanması gerektiği ve 46/1-h bendinin ise bu sisteme istisna teşkil etmediği sonucuna varılmaktadır. Aksi yönde yapılacak bir yorum, yasama organının Danıştayın iş yükünün azaltılması ve içtihat merci vasfının güçlendirilmesi gayesi ile bağdaşmadığı gibi istinaf sınırını geçmeyen davalarda dahi temyiz kanun yoluna başvuru ihtimalini doğurur ki bu durumun 2577 sayılı Kanun ile benimsenen sisteme aykırı olacağı da açıktır.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde belirlenen tutarı aşmayan 77.632,00-TL tutarlı idari para cezasının iptali istemiyle açılan davada İdare Mahkemesince verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge İdare Mahkemesince verilen kararın kesin olduğu; dolayısıyla, bu kararın temyiz istemine konu edilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan, Bölge İdare Mahkemesince verilen ilk kararın Danıştay Dairesince temyiz incelemesinin yapılmış olmasının ve temyiz istemine konu Bölge İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında temyiz yolunun açık olduğunun belirtilmesinin, kanunen temyiz yolu öngörülmeyen davalarda ilgilisine temyiz hakkı vermeyeceği de açıktır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİNE,
2. Bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine,
3. Kesin olarak, 27/03/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre; mahkemeye erişme hakkı sadece ilk derece mahkemesinde dava açma hakkını değil, eğer iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üst mahkemelere başvurma hakkını da içermektedir (AİHM Kararı, Bayar ve Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 42).
Mahkemeye erişme hakkının yasal birtakım şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa da, mahkemelerin, usûl kurallarını, uyuşmazlığın esasında mündemiç hakkı ihlâl edecek kadar katı ve bu kuralları ortadan kaldıracak kadar da geniş yorumlamaktan kaçınmaları gerekmektedir (AİHM Kararı, Walchli/Fransa, B. No. 35787/03, § 29).
Usûl kurallarının, hukukî güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucunda adaletin tecellî etmesine hizmet etmek yerine, bir çeşit engel hâline gelmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlâl edilmiş olacaktır (AİHM Kararı, Efstathiou ve Diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02, § 24).
Bu itibarla, mahkemeye erişme hakkı, temyiz yoluna başvurma hakkını da kapsadığından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun temyize tâbi davaları düzenleyen 46. maddesinin temyiz yoluna başvuru haklarını daraltan şekilde katı yorumlanmaması gerekmektedir.
2577 sayılı Kanun'un 6545 sayılı Kanun'la değişik "İstinaf" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği; ancak, konusu beş bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararların kesin olduğu ve bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı öngörülmüş; 6. fıkrasında ise bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğu belirtilmiştir.
2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin 1. fıkrasında sayılan ve aralarında üstünlük ya da öncelik ilişkisi bulunmayan (b) bendinde; konusu yüz bin Türk lirasını aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar, (h) bendinde ise, maden, taşocakları, orman, jeotermal kaynaklar ve doğal mineralli sular ile ilgili mevzuatın uygulanmasına ilişkin işlemlere karşı açılan davalar hakkında bölge idare mahkemelerince verilen kararların Danıştay'da, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebileceği kurala bağlanmıştır.
Uyuşmazlık, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 24. maddesinin 12. fıkrasından doğan 77.632,00-TL idari para cezasından kaynaklanmakta olup dava konusu işlemin hem maden mevzuatının uygulanmasına ilişkin bir işlem olduğu hem de istinaf sınırının üzerinde temyiz sınırının altında bir parasal değer içerdiği görülmektedir.
2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinde, istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda bölge idare mahkemelerince esas hakkında karara bağlanan dava türlerinden Danıştayda temyize tabi olanların tahdidi olarak sayılmak suretiyle düzenlendiği, bu maddede tahdidi olarak sayılan konuların birbirinden bağımsız olduğu, bu nedenle bir davanın bu maddede sayılan konulardan birine ilişkin olması durumunda temyiz incelemesine tabi olacağı anlaşılmakta olup maden mevzuatının uygulanmasına ilişkin davaya konusu işlem hakkında verilen Bölge İdare Mahkemesi kararına karşı temyiz yolunun açık olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Nitekim, salt maden para cezasının iptali istemiyle açılan davalarda verilen İdare Mahkemesi kararlarının istinaf incelemesi neticesinde kesinleşmesi, aynı maddi veya hukuki sebep dolayısıyla tesis edilen ve maden mevzuatından kaynaklanan diğer idarî yaptırımlar (ruhsat iptali, hammadde üretim izni iptali gibi) hakkında Danıştayca varılan sonuçlar ile istinaf incelemesi neticesinde varılan sonuçların birbirinden farklı olmasına yol açacağından, bu durumun yargı kararlarında yeknesaklık sağlanmasını da engelleyeceği açıktır.
Bu durumda, maden mevzuatının uygulanmasına ilişkin işlemden doğan uyuşmazlıkta temyiz yolu açık olduğundan, davacının temyiz istemi hakkında esas incelemesi yapılarak karar verilmesi gerektiği görüşüyle, karara katılmıyoruz.