Olaylar — Birinci başvuran, Fransız vatandaşı Jossia Berou (evlendikten sonraki soyadı De Ram) ile evli olan Belçika vatandaşı Luc De Ram olup, ikinci ve üçüncü başvuran, söz konusu evli çiftin sırasıyla 1986 ve 1989 doğumlu kızlarıdır. Çocuklar, evlilik içinde doğmuş olup, yürürlükteki kanun uyarınca, babalarının soyadıyla nüfus kütüğüne kaydedilmişlerdir. Ancak, çocukların ebeveynleri, günlük yaşamda kolaylık olması bakımından, kanunda da izin verildiği şekilde, kızlarının, babalarının soyadının yanında annelerinin de soyadını kullanmaları (De Ram-Berou şeklinde) gerektiğine karar vermişlerdir.
Mart 2002’de, soyadlarıyla ilgili yeni bir kanun çıkarılmış ve bu kanun, soyadlarının verilmesine ilişkin Haziran 2003 tarihli kanunla değiştirilmiştir. Bu doğrultuda, çocukların soyadlarına ilişkin hükümlerde geniş kapsamlı değişiklikler yapılmış ve ebeveynlere, çocuklarına, sadece babanın veya annenin soyadını veya her ikisinin soyadlarını, uygun gördükleri sırayla, verme imkânı tanınmıştır. Ancak, söz konusu hükümler kapsamına, 1 Ocak 2005 tarihinden önce doğan çocuklar dahil edilmemiştir. Bu tarihten önce doğan çocuklarla ilgili olarak, kanunda, en büyük çocuğun 1 Eylül 1990 tarihinden sonra dünyaya geldiği hallerde, çocukların velayetine sahip ebeveynlere, çocuklarına verecekleri soyadını seçerken, ikinci ebeveynin soyadının, birinci ebeveynin soyadının yanına eklenmesini talep etme imkânı veren geçici düzenlemeler öngörülmüştür. İkinci ve üçüncü başvuran, doğum tarihlerinin belirtilen kriterlere uymaması sebebiyle, söz konusu hükümlerin kapsamı dışında kalmışlardır. 2003 yılında, Bay De Ram, Medeni Kanun’un 61. maddesi kapsamında, reşit olmayan iki kızı adına, kızlarının soyadının değiştirilmesi talebinde bulunmuş ve kızlarının De Ram-Berou soyadıyla nüfusa kaydedilmelerini istemiştir. Bu talep, esas olarak, hayatları boyunca Belçika’da yaşamış olan iki kızın, Belçika makamlarınca kabul edilen soyadlarını kullanırken büyük zorluklarla karşılaşmış olmalarından kaynaklanmaktadır. Söz konusu talep, birinci başvuranın kızlarının, nüfusta kayıtlı soyadları yerine yaygın olarak bilinen soyadlarını kullanmalarına izin verilmesinde, Medeni Kanun’un 61. maddesi uyarınca “meşru bir menfaat” bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Hukuki Değerlendirme — Madde 14 ile bağlantılı olarak Madde 8: 1986 doğumlu ikinci başvuran ve 1989 doğumlu üçüncü başvuran, yeni hükümler kapsamında herhangi bir hak talebinde bulunamamışlardır ve onların durumu, babanın soyadının yanına annenin soyadının da eklenmesine imkân vermeyen eski mevzuat kapsamında değerlendirilmiştir. Dolayısıyla, başvuranlar, 2002 ve 2003 tarihli kanunlarda yer alan geçici hükümlere bağlı olarak, 1 Eylül 1990 tarihinden önce doğan çocuklar ile bu tarihten sonra doğan çocuklar arasında muamele farklılığı oluştuğundan şikâyet etmişlerdir. Çocukların doğum tarihlerine dayalı bu ayrım, Sözleşme’nin 14. maddesinde “başka bir durum” başlığı altında ifade edilmiştir.
Ayrıca, bahsi geçen uygulamanın somut ve makul gerekçeleri mevcuttur. Geçici hükümlerle değiştirilen yukarıda bahsi geçen kanunların zaman içinde uygulanması, bir denge kurma ihtiyacının sonucudur. Bu bağlamda, bir taraftan, mevzuatta yapılacak değişikliklerin nüfus kayıtlarının tutulması üzerindeki önemli etkisi dikkate alındığında, hukuk güvenliğinin sağlanmasını amaçlayan, nüfus kütüğündeki bilgilerin değişmezliği ilkesi ile diğer taraftan, yeni mevzuat uyarınca, çocukların, doğumda kendilerine verilen soyadına bir soyadının daha eklenmesindeki menfaatleri arasında denge kurulması gerekmektedir. İkinci ebeveynin soyadının verilmesine imkân tanıyan mevzuatta belirtilen yaş kriteri, farklı bir mevzuatta, 13 yaşından büyük çocuklarda, soyadı değişikliğinin, çocuğun iznine tabi olmasını öngören hakla bağdaşmaktadır. Dolayısıyla, çocuklar arasındaki bu ayrım, keyfi bir ayrım olarak nitelendirilemez. Sonuç olarak, bahsi geçen geçici düzenlemeler, söz konusu muamele farklılığını haklı kılabilecek meşru bir amaca hizmet etmektedir. Ayrıca, başvuranlar, ulusal kanun uyarınca tanınan, çocuklarının soyadının değiştirilmesini talep etme imkânından da faydalanmışlardır. Başvuranların talebi, üç aşama halinde gerçekleştirilen çekişmeli yargılamalar kapsamında incelenmiştir. Mahkeme, soyadlarının verilmesine ilişkin hükümlerin yer aldığı 2002 ve 2003 tarihli kanunlarla tanınan yeni imkânlar göz önüne alındığında, başvuranların taleplerinin reddedilmesi nedeniyle yaşamış oldukları hayal kırıklığını anlayışla karşılamaktadır. Ancak, ikinci ve üçüncü başvuran, yaygın olarak bilinen soyadlarını, Belçika’daki okul yaşamları boyunca kullanmış olup, söz konusu soyadını kullanmaya devam edemeyecekleri yönünde herhangi bir beyanda bulunmamışlardır. Yukarıda belirtilen hususlar göz önüne alındığında, başvuranların maruz kaldıkları muamele farklılığının, soyadlarının verilmesiyle ilgili hükümlerde aşamalı bir değişiklik yapma ihtiyacı çerçevesinde ve 1 Eylül 1990 tarihinden ve 2002 ve 2003 tarihli kanunlar yürürlüğe girmeden önce doğan çocukların, söz konusu düzenlemeler kapsamına dahil edilmemesi yönünde bir karar verilirken, hukuk güvenliği ve soyadlarının değişmezliği ilkelerinin dikkate alınmasını öngören meşru karar kapsamında, makul ve somut gerekçelerle haklı kılındığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu muamele farklılığının sonuçlarının, ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı olmadığı söylenemez.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
Full & Egal Universal Law Academy