AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 44813/14
Dean DECKMYN/BELÇİKA
Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Pauliine Koskelo,
Saadet Yüksel,
Frédéric Krenc,
Diana Sârcu,
Davor Derenčinović
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 7 Kasım 2023 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 6 Haziran 2014 tarihinde yapılan başvuruyu,
Başvuranın ilk sorgusu sırasında yanında bir avukatın bulunmamasına ilişkin şikâyetinin Belçika Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmını kabul edilemez olduğuna dair kararı,
Söz konusu başvurunun kayıttan düşürülmesine ilişkin 23 Mart 2021 tarihli kararı,
Bu başvurunun yeniden kayda alınmasına ilişkin 18 Ekim 2022 tarihli kararı (Sözleşme’nin 37. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 43. maddesinin 5. fıkrası),
Tarafların görüşlerini dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Dean Deckmyn, Belçika vatandaşı olup 1989 doğumludur ve Aalst şehrinde ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Liège Barosuna bağlı Avukat B. Versie tarafından temsil edilmiştir.
2. Hükümet, Adalet Bakanlığı (Federal Adalet Kamu Hizmetleri) bünyesinde kendi görevlisi I. Niedlispacher tarafından temsil edilmiştir.
Başvurunun sunulmasından önce meydana gelen olay ve olgular3. Başvuran, 25 Mayıs 2008 tarihinde Visé’de oynanan bir futbol maçının ardından taraftarlar arasında çıkan tartışmayı kaydeden amatör bir videonun izlenmesini takiben, 24 Temmuz 2008 tarihinde yakalanmış ve aynı gün avukatı olmadan sorgulanmıştır. Başvuran, videoyu izledikten sonra olayları kabul etmiştir. Başvuran, ertesi gün, sorgu hâkimi önünde, avukatının bulunmadığı bir sorgu sırasında kendini suçlayıcı ifadelerini tekrarlamış ve ardından başvuran hakkında bir yakalama müzekkeresi çıkarılmıştır.
4. Yerel yargılamadan, başvuranın başka sorgulamalara maruz kaldığı anlaşılmamaktadır. Bu iki sorgu işlemi, Ceza Soruşturması Kanunu’nda (“CSK”) ve önleyici tutuklulukla ilgili 20 Temmuz 1990 tarihli Kanun’da (“Salduz Kanunu”) değişiklik yapan 13 Ağustos 2011 tarihli yeni Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiştir.
5. Liège Asliye Ceza Mahkemesi, 12 Eylül 2012 tarihinde, başvuranı, görevi sırasında bir polis memuruna, aldığı darbelerin kalıcı iş göremezliğe neden olacağı şekilde vurmak, birkaç kişiyle birlikte önceden planlanmadan ve silahlı olarak gerçekleştirilmiş bir isyana katılmak, alenen kamu ahlakına aykırı davranmak ve kamu bariyerlerini kısmen veya tamamen kasten tahrip etmek suçlarından cezaya mahkûm etmiştir. Liège Asliye Ceza Mahkemesi, sonuç olarak, 4 yıl hapis cezasına hükmetmiş ve hâlihazırda başvuranın maruz kaldığı önleyici tutukluluk süresini aşan süre için bu cezanın beş yıl süreyle ertelenmesine ve otuz gün ek hapis cezasıyla birlikte 45 defa iki yüz avro para cezası uygulanmasına ve bu para cezasının üç yıl süreyle ertelenmesine karar vermiştir.
6. Liège İstinaf Mahkemesi, 13 Mayıs 2013 tarihinde, başvuranın kendini suçlayan ifadelerini, bir avukat bulunmaksızın verildiği gerekçesiyle dikkate almamaya karar verdikten sonra, başvuranın mahkûmiyetini esastan onaylamıştır. Liège İstinaf Mahkemesi, başvuranın suçluluğunu diğer delil unsurlarına, özellikle de ilk derece mahkemesinde çekişmeli olarak incelenen amatör videoya, başvuranın daha sonra avukatının huzurunda verdiği ve polis memurlarına çöp attığını ve önlerinde pantolonunu çıkardığını kabul ettiği ifadelerine, mağdur tarafından kimliğinin tespit edilmesine ve annesinin amatör videodaki görüntüleri doğrulayan ifadesine dayandırmıştır.
7. Hem Asliye Ceza Mahkemesi hem de Liège İstinaf Mahkemesi önünde başvuran avukat yardımından faydalanmıştır.
8. Yargıtay, 11 Aralık 2013 tarihinde, başvuranın Liège İstinaf Mahkemesinin 13 Mayıs 2013 tarihli kararına karşı yaptığı temyiz başvurusunu reddetmiştir.
Hükümetin tek taraflı deklarasyonunun ardından başvurunun kayıttan düşürülmesi9. Başvuran, 6 Haziran 2014 tarihinde, Mahkemeye başvurmuş ve ardından bu başvuru Hükümete bildirilmiştir.
10. Hükümet, dostane çözüm çabalarının başarısız olmasının ardından, 17 Mart 2020 tarihli bir yazıyla Mahkemeye aşağıdaki şekilde ifade edilen tek taraflı bir deklarasyon sunmuştur:
“1. Belçika Hükümeti, [mevcut başvuruya] dayanak olan olayların 2011 ve 2016 tarihli Salduz kanunlarından önce meydana gelmiş olması nedeniyle, başvuranların ceza yargılaması öncesindeki tüm aşamalarda bir avukat yardımı almamış olmaları nedeniyle, [bu davalarda] Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ve 3. fıkrasının c) bendinin ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ihlalin kabul edilmesini ve telafi edilmesi için alınan tedbirleri göz önünde bulundurarak, başvuran tarafından ortaya konan zarara ilişkin delil unsurlarına dayanarak, Mahkemenin içtihatlarına ve olağan uygulamasına uygun olduğuna karar verdiği 4.000 avro tutarındaki meblağın ödenmesi karşılığında [davanın] kayıttan düşürülmesini talep etmektedir.
Manevi zarar ile masraf ve giderleri karşılayacak olan bu meblağ, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi uyarınca verilen Mahkeme kararının tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödenecektir.
2. [Başvurulara] dayanak olan olayların ilk bakışta (a priori) ceza yargılaması öncesi aşamada avukat yardımını Sözleşme’ye uygun bir şekilde düzenleyen 2011 ve 2016 tarihli kanunlardan önce meydana gelmesi nedeniyle, benzer durumların yaşanmasını önleyecek herhangi bir genel tedbir alınmasına gerek yoktur.
3. Hükümet, bireysel tedbirlerle ilgili olarak, Ceza Soruşturması Kanunu’nun yargılamaların yenilenmesi kriterlerine ilişkin 442a ve 442d maddelerini hatırlatmaktadır.
Dolayısıyla 442a maddesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrası uyarınca söz konusu ihlalin kabul edildiği tek taraflı beyanı dikkate alması ve sonuç olarak başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermesi halinde, tek bir kamu davasıyla ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde görülen davada başvuranın mahkûm edilmesine veya başka bir kişinin aynı fiilden ve aynı delillere dayanarak mahkûm edilmesine yol açan davanın yenilenmesinin talep edilebileceğini öngörmektedir.
442d maddesi ise başvurunun incelenmesi sonucunda, itiraz edilen kararın esas itibariyle Avrupa Sözleşmesi’ne aykırı olduğu ya da ihlal tespitinin, itiraz edilen yargılamanın sonucuna ilişkin ciddi şüpheler doğuracak kadar ağır usul hataları ya da eksikliklerinden kaynaklandığı anlaşılırsa, Yargıtayın, mahkûm edilen tarafın ancak yargılamanın yenilenmesiyle telafi edilebilecek çok ciddi olumsuz sonuçlardan zarar görmeye devam etmesi halinde yargılamanın yenilenmesine karar verdiğini öngörmektedir.
4. Mahkemenin [söz konusu kayıttan düşürülme taleplerini] reddetmesi halinde, Hükümet tarafından sunulacak görüşlere atıfta bulunulması gerekecektir.”
11. Mevcut başvuru, 23 Mart 2021 tarihli bir kararla, aynı yapısal soruna ilişkin diğer benzer başvurularla birleştirilmiş ve Hükümetin yukarıda anılan tek taraflı deklarasyonunun ardından kayıttan düşürülmüştür (Liesmons ve diğerleri/Belçika (k.k.), no. 14412/12, 23 Mart 2021). Mahkeme, bu bağlamda, aşağıdakileri kaydetmiştir:
“18. Mahkeme, mevcut davalara ilişkin olarak, bu davaların, Büyük Dairenin, yukarıda anılan Salduz Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden önce Belçika hukukundan kaynaklanan yaygın yapısal sorunu derinlemesine inceleme imkânı bulduğu Beuze [Beuze/Belçika [BD], no. 71409/10, 9 Kasım 2018] kararı çerçevesinde yer aldığını tespit etmektedir. Mahkeme ardından, Bakanlar Komitesinin 5 Şubat 2020 tarihinde kabul edilen CM/ResDH(2020)17 sayılı kararla, Hükümet tarafından sunulan ve kararın uygulanması için alınan tedbirleri belirten eylem raporuna dayanarak Beuze davasını kapattığını kaydetmektedir.
19. Mahkeme dahası, deklarasyonda belirtildiği üzere, CSK’nin 442a ve 442d maddelerinde yer alan kriterlere dayanarak bir yargılamanın yenilenmesi talebinin incelenmesinin Yargıtayın görevi olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, bu koşullar altında, Mahkemenin içtihatları ve özellikle Beuze kararı ışığında okunduğunda, tek taraflı deklarasyonda yer alan şartlardan, bu deklarasyona dayanarak davanın kayıttan düşürülmesi ve başvuranların yargılamalarının yenilenmesini talep etmeleri halinde, bu şartların, ilke olarak, CSK tarafından öngörülen kabul edilebilirlik koşullarını karşılamadığı sonucunun çıkarılamayacağı kanaatindedir. Mahkeme, bu bağlamda, Yargıtayın, 24 Şubat 2021 tarihli bir kararla, Hükümetin tek taraflı deklarasyonunu dikkate aldığı ve davanın kayıttan düşürülmesine karar verdiği Beuze benzeri bir davada verdiği kararın ardından iç hukuktaki yargılamanın yenilenmesini kabul ettiğini kaydetmektedir (Ejupi ve diğerleri/Belçika (k.k.), no. 12851/13, 63073/14 ve 23713/15, 9 Temmuz 2020).”
12. Mahkeme, başvuranların şikâyetine ilişkin olarak aşağıdaki sonuçlara varmaktadır:
“22. Mahkeme, Hükümetin deklarasyonunda yer alan imtiyazların yanı sıra, önerilen tazminat miktarını da göz önünde bulundurarak, bundan böyle, başvuruların incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan herhangi bir neden bulunmadığı kanaatine varmaktadır (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi).
23. Ayrıca yukarıda belirtilen değerlendirmeler ışığında ve bu yönde açık ve çok sayıda içtihadın bulunduğu göz önüne alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvuruların incelenmesinin sürdürülmesini gerekli kılmadığı kanaatindedir (Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrası son cümlesi (in fine)).
Başvurunun kayıttan düşürülmesinden sonraki olay ve olgular13. Başvuran, 14 Ekim 2021 tarihinde, mahkûmiyetine yol açan yargılamanın yenilenmesi için Yargıtaya başvurmuştur.
14. Yargıtay, 16 Mart 2022 tarihinde, söz konusu başvurunun dayanaksız olduğunu değerlendirerek bu başvuruyu reddetmiştir. Yargıtay bu karara, görevinin koşullarını hatırlatarak başlamıştır:
“6. Ceza Soruşturması Kanunu’nun 442a maddesi, özellikle İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin ihlalinin, suçlanan Devletin hükümeti tarafından bir deklarasyonla kabul edilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu kabulü dikkate alması ve sonuç olarak başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermesi halinde, mahkûm edilen kişinin yargılamanın yenilenmesini talep etmesine imkân tanımaktadır.
[...]
Ceza Soruşturması Kanunu’nun 442d maddesinin 1. fıkrası uyarınca, başvurunun incelenmesi sonucunda, itiraz edilen kararın esas itibariyle Sözleşme’ye aykırı olduğu ya da ihlal tespitinin, itiraz edilen yargılamanın sonucuna ilişkin ciddi şüpheler doğuracak kadar ağır usul hataları ya da eksikliklerinden kaynaklandığı anlaşılırsa, Yargıtay, mahkûm edilen tarafın, ancak yargılamanın yenilenmesiyle telafi edilebilecek çok ciddi olumsuz sonuçlardan zarar görmeye devam etmesi halinde, yargılamanın yenilenmesine karar verir.”
15. Yargıtay, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ve 3. fıkrasının c) bendine ilişkin Mahkeme içtihatlarını ve özellikle yukarıda anılan Beuze kararında belirtilen kriterleri hatırlattıktan sonra, yargılamanın yenilenmesi başvurusunu aşağıdaki şekilde incelemiştir:
“9. Yargılamanın yenilenmesi talebine ilişkin itiraz edilen karar, Yargıtayın 11 Aralık 2013 tarihli kararıdır.
Bu karar, başvuran tarafından ileri sürülen, Liège İstinaf Mahkemesinin 13 Mayıs 2013 tarihli kararının, başvuranın 24 ve 25 Temmuz 2008 tarihlerinde gözaltındayken bir avukatın yardımı olmaksızın polis ve sorgu hâkimi önünde verdiği kendini suçlayıcı ifadeleri bertaraf edemeyeceğini, ancak istinaf hâkimlerinin söz konusu ifadelerin varlığından etkilendikleri gerekçesiyle, adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle kovuşturmanın kabul edilemez olduğuna hükmetmesi gerektiği iddiasını reddetmektedir. Hapis cezasının, önleyici tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle ertelenmesi de başvuranın itirafları ile gerekçelendirilmiştir.
Yargıtay kararını aşağıdaki gerekçelere dayandırmıştır:
- Gözaltında yapılan bir sorgulama işlemi sırasında avukatın bulunmaması, kovuşturmanın kabul edilemezliği ile değil, bu şekilde elde edilen bir ifadeye dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesinin yasaklanması ile cezalandırılmıştır;
- İstinaf Mahkemesi, avukat yardımı olmadan yapılan sorgu işlemlerini dikkate almamıştır ve kararda yer alan herhangi bir ifadeden, esasa bakan hâkimlerin, başvuranın suçluluğu konusunda ikna olmak için gözaltında verdiği ifadelerden elde edilen delillere dayandıkları anlaşılmamaktadır;
- Hapis cezasının, önleyici tutuklulukta geçirilen süreyi aşan kısmı için ertelenmesine karar verilmiş olmasından, İstinaf Mahkemesinin, başvuranın gözaltındayken verdiği kendini suçlayıcı ifadelerden etkilendiği sonucu çıkarılamaz.
10. Bununla birlikte, 24 ve 25 Temmuz 2008 tarihlerinde avukat yardımı olmaksızın verilen kendini suçlayıcı ifadelere dayanan kovuşturmanın kabul edilemezliği itirazını reddederek, Liège İstinaf Mahkemesinin 13 Mayıs 2013 tarihli kararı, bu ifadeleri göz ardı etmek ve bunların herhangi bir şekilde mahkûmiyete temel oluşturamayacağına karar vermekle yetinmemiştir.
İstinaf hâkimleri ayrıca aşağıdaki hususları dikkate almıştır:
- Ceza yargılamasının ön aşamasında, tutuklu bulunan her sanık, Ceza Sorgulaması Kanunu’nun 47a maddesi tarafından getirilen formalitelerden, yakalama emrinin verilmesinden hemen sonra, anayasada öngörülen çok kısa süre içinde bir avukatla görüşmeden, önleyici tutukluluğa ilişkin kanunda öngörülen dosyaya erişimden ve Ceza Sorgulaması Kanunu’nun 61b, 61c, 61d, 136 ve 235a maddelerinde öngörülen haklardan yararlanma imkânına sahiptir; en azından daire önündeki yargılamadan bu yana bir avukat yardımı alan başvuran, sorgu hâkimine sorgu özeti yapılması ya da ek görevler getirilmesi için herhangi bir talepte bulunmamıştır;
- Yargılamada dikkate alınmayan ilk ifadeler, polis ve mağdur tarafından amatör bir videonun incelenmesinin ardından ve sonrasında verildiği, polis tespitlerini desteklediği ve tıbbi sertifikalarla doğrulandığı için kabul edilen diğer delil unsurlarının kaynağında değildir;
- Başvuran, yargılamanın sonuna kadar hem ilk derece mahkemesi hem de istinaf mahkemesi önünde, herhangi bir belge sunma ve savunması için yararlı olacak herhangi bir ek görev veya duruşma talep etme imkânına sahipti ve böylece, dava dosyasına fotoğrafları eklenen mağdura atılan parçanın yer aldığı amatör videonun asliye ceza mahkemesi tarafından çekişmeli olarak izlenmesini talep etmiş ve bunu elde etmiştir;
- Başvuran hem ağır ceza mahkemesi hem de istinaf mahkemesi önünde, avukatının yardımıyla, kendisine isnat edilen bazı olayları kabul etmiş, bununla birlikte polis memurunun yaralanmasına neden olan parçanın fırlatılışını gösteren fotoğraf ve videoda kendisini görmediğini ileri sürmüştür;
- Başvuran, avukatının yardımıyla, alenen kamu ahlakına aykırı davranmak suçunu işleyen kişi olduğunu kabul etmiş ve fotoğrafların gösterilmesi üzerine, müfettişler tarafından “ID14” olarak adlandırılan kişi olduğunu ve polis memurlarına doğru çöp attığını kabul etmiştir.
Başvuranın suçluluğunu inceleyen İstinaf Mahkemesi, amatör video görüntülerinin, polisin önünde pantolonunu çıkaran kişinin, vücut tipi ve giyim tarzından tespit edilebilmesi nedeniyle, polislere çöp fırlatan ve mağduru yaralayan kişi olduğunu gösterdiğini, görüntülerin aynı kişinin polise doğru bir tuvalet sifonu parçası fırlattığını ve polis R.Z.yi gözünden yaraladığını ve soruşturmacıların videoyu izleyerek failin kimliğine ilişkin vardıkları sonucun, başvuranın annesinin başvuranın elinden yaralandığı ve futbol stadyumundan yırtık bir pantolonla döndüğü yönündeki ifadesiyle desteklendiğini değerlendirmiştir.
Bu temelde, karar, dikkate alınmayan kendini suçlayıcı ifadelerden bağımsız olarak, İstinaf Mahkemesinin başvuranın İstinaf Mahkemesi tarafından tespit edilen olaylardan suçlu olduğu sonucuna varmasına olanak tanıyacak, her türlü şüphenin ötesinde, ciddi, kesin ve uyumlu karineler bütününün mevcut olduğunu değerlendirmiştir.
11. Liège İstinaf Mahkemesinin kararının söz konusu gerekçelerinden, bir yandan bu mahkemenin, başvuranın bir avukatın yardımı olmaksızın verdiği kendini suçlayıcı ifadelerini bertaraf ettiği ve suçluluk konusunu değerlendirirken bunları herhangi bir şekilde dikkate almaktan etkili bir şekilde kaçındığı, diğer yandan, istinaf hâkimlerinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yukarıda anılan 9 Kasım 2018 tarihli kararında koruduğu, somut olaya ilişkin diğer faktörleri de dikkate alarak ve doğrulayarak, savunmasız bir kişi tarafından verilen bu ifadelerin bir bütün olarak yargılamanın adilliği üzerindeki sonuçlarını incelediği anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla, İstinaf Mahkemesi, yargılama öncesi aşamada avukata erişimin kısıtlanmasının yargılamanın genel olarak adilliğine telafi edilemez bir zarar vermediği yönündeki kararını hukuki olarak gerekçelendirmiştir.”
16. Yargıtay, bu incelemenin sonunda, başvuranın yargılamanın yenilenmesine ilişkin talebini reddetmiştir:
“12. Sonuç olarak, İstinaf Mahkemesinin 13 Mayıs 2013 tarihli kararına karşı yapılan istinaf başvurusunu reddeden itiraz konusu karar, esasen Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ve 3. fıkrasının c) bendine aykırı değildir.
Ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının c) bendi tarafından güvence altına alınan avukata erişim hakkına ilişkin ihlal tespitinin, mevcut davada başvuranın 24 ve 25 Temmuz 2008 tarihlerindeki sorgu işlemlerinde avukat bulundurulmamasının, itiraz edilen yargılamanın sonucuna ilişkin ciddi şüpheler doğuracak kadar ağır usul hataları ya da eksikliklerinden kaynaklanmadığı sonucuna varılmaktadır.”
Başvurunun yeniden kayda alınması17. Başvuran, 20 Temmuz 2022 tarihinde, 44813/14 no.lu ilk başvurusunun Mahkeme önünde yeniden kayda alınmasını talep etmiştir. Bu talebin beraberinde, yeniden kayda alınma talebinin şartlarını içeren yeni bir başvuru formu sunmuştur. Bu form mevcut dosyaya eklenmiştir.
18. Mahkeme, 18 Ekim 2022 tarihinde, 44813/14 no.lu başvurunun yeniden kayda alınmasına karar vermiştir (Sözleşme’nin 37. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 43. maddesinin 5. fıkrası).
19. Başvuranın temsilcisi, 3 Ağustos 2022 tarihinde, Mahkemeye yukarıda bahsedilen kayıttan düşürülme kararının ardından Yargıtayın ihtilaf konusu davanın yenilenmesi başvurusunu reddetmesi nedeniyle Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamındaki şikâyetini ileri sürdüğü bir yazı daha göndermiştir.
İLGİLİ HUKUKÎ ÇERÇEVE VE UYGULAMASI
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir kararını veya hükmünü takiben Belçika hukuku kapsamında ceza yargılamalarının yenilenmesi20. İlgili yasal çerçeve ve Yargıtay uygulaması Willems ve Gorjon/Belçika (no. 74209/16 ve 3 diğer başvuru, §§ 35-42, 21 Eylül 2021) kararında özetlenmiştir.
21. Özellikle, CSK’nin 442a maddesi, dostane çözüm veya Hükümetin tek taraflı deklarasyonu sonrasında Mahkeme tarafından başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verilmesi halinde ceza davasının yenilenmesini talep etme imkânını genişletmek amacıyla 5 Şubat 2016 tarihli bir Kanun ile tamamlanmıştır. Bu madde hâlihazırda aşağıdaki gibidir:
Madde 442a
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin nihai kararı ile Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme veya ek protokollerin, bundan böyle “Avrupa Sözleşmesi” olarak anılacaktır, ihlal edildiği tespit edilmişse, tek bir kamu davasıyla ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde görülen davada başvuranın mahkûm edilmesine veya başka bir kişinin aynı fiilden ve aynı delillere dayanarak mahkûm edilmesine yol açan davanın yenilenmesi talep edilebilir.
Aynı durum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Avrupa Sözleşmesi’nin 39. maddesi uyarınca tarafların uzlaştığı ve Belçika Hükümetinin benzer bir ihlali tanıdığı dostane çözümü dikkate aldığı veya Avrupa Sözleşmesi’nin 37. maddesinin 1. fıkrası uyarınca söz konusu ihlalin tanındığına dair tek taraflı deklarasyonu dikkate aldığı ve sonuç olarak başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verdiği bir karar veya hüküm için de geçerlidir.
Hükümetin, mahkûm edilen kişinin dostane çözümü kabul ettiğine, bu anlaşmanın uygulandığına ve ihlal tespitinin itiraz edilen yargılamanın sonucuna ilişkin ciddi şüphe yaratacak nitelikte olmadığına dair delil sunması halinde, yargılamanın yenilenmesi başvurusu kabul edilemez.”
22. CSK’nin 442c maddesinde, CSK’nin 442a maddesine dayanılarak sunulan yargılamanın yenilenmesi taleplerinin Yargıtay tarafından değerlendirildiği belirtilmektedir.
23. Yargılamanın yenilenmesi koşullarıyla ilgili olarak, CSK’nin 442d maddesi aşağıdaki gibi hükmetmektedir:
“Talebin incelenmesi sonucunda, itiraz edilen kararın esas itibarıyla Avrupa Sözleşmesine aykırı olduğunun ya da tespit edilen ihlalin, itiraz edilen usulün sonucuna ilişkin ciddi şüphe oluşturacak ciddiyetteki usul hatalarından veya eksikliklerinden kaynaklandığının anlaşılması durumunda, Yargıtay, mahkûm edilen taraf veya 442b, 2o maddede öngörülen hak sahiplerinin yalnızca yeniden yargılamanın onarabileceği çok ciddi olumsuz sonuçlara maruz kalmaya devam etmeleri sebebiyle, yargılanmanın yenilenmesine karar vermektedir.”
Yargıtay, itiraz edilen kararı verdiği durumlarda, yargılamanın yenilenmesi talebini farklı bir oluşumla incelemektedir. ”
24. Yargıtay 1 Şubat 2022 tarihinde, mevcut davadaki başvuranın başvurusuyla aynı anda başvuruları kayıttan düşürülen diğer kişiler (yukarıda anılan Liesmons ve diğerleri) tarafından sunulan yargılamanın yenilenmesine ilişkin talepler hakkında ihtilaf konusu yargılamaların yeniden görülmesine karar vermiştir. Yargıtay, davaya bakan ilk hâkimlerin, başvuranların özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları nedeniyle özellikle savunmasız bir durumda oldukları halde, bir avukatın yardımı olmadan ve kendilerini suçlamama ve sessiz kalma hakları konusunda kendilerine bilgi verilmeden yapılan, kendilerini suçlayan ifadelerini göz ardı etmediklerini tespit ettikten sonra, bu tür ifadelerin başvuranların suçluluğunu belirlemek amacıyla kullanılmasının, çekişmeli yargılamanın sonucuna ilişkin ciddi şüphelerin oluşmasını gerektirecek ciddiyette bir hata veya usul eksikliği teşkil ettiği kanaatine varmıştır (P.21.1286.N, P.21.1205.N, P.21.1190.N-P.21.1222.N).
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının ardından yerel düzeyde belirli yargılamaların yeniden incelenmesi veya yenilenmesi hakkında Bakanlar Komitesinin üye Devletlere R (2000) 2 sayılı Tavsiye Kararı25. Mahkeme kararlarının ardından yerel düzeyde belirli yargılamaların yeniden incelenmesi veya yenilenmesi hakkında Bakanlar Komitesinin üye Devletlere R (2000) 2 sayılı Tavsiye Kararı aşağıdaki gibidir:
“(...) Bakanlar Komitesi,
(...)
Sözleşmeci Taraflar, Sözleşme’nin 46. maddesi gereğince, taraf oldukları ve Bakanlar Komitesinin bu kararların uygulanmasını denetlediği uyuşmazlıklarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (“Mahkeme”) nihai kararlarına uymayı taahhüt ettiklerini kaydederek,
Belirli durumlarda, yukarıda bahsedilen taahhüdün, zarar gören tarafın kendisini mümkün olduğu ölçüde Sözleşme’nin ihlalinden önceki durumda bulması (restitutio in integrum) amacıyla, Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca Mahkeme tarafından verilen adil tazmin ve/veya genel tedbirlerin dışında tedbirlerin alınmasını içerebileceğini dikkate alarak,
Ulusal hukuk sisteminde mevcut olan yöntemleri dikkate alarak, Sözleşme ihlalinden önceki durumun (restitutio in integrum) sağlanması için hangi tedbirlerin en uygun olduğunu belirlemenin davalı Devletin yetkili makamlarına düştüğünü kaydederek;
Bununla birlikte, -Bakanlar Komitesinin Mahkeme kararlarının icrasının denetlenmesine ilişkin uygulamasında da görüldüğü gibi-, bir davanın yeniden incelenmesinin veya yargılamanın yenilenmesinin, Sözleşmenin ihlalinden önceki duruma (restitutio in integrum) ulaşmanın en etkili, hatta tek yolu olduğunun kanıtlandığı istisnai durumların bulunduğunu göz önünde tutarak;
Mahkemenin Sözleşme’nin ihlal edildiğini tespit ettiği durumlarda, yargılamanın yenilenmesi de dâhil olmak üzere, davanın yeniden incelenmesi için uygun imkânların bulunduğundan emin olmak amacıyla, özellikle aşağıda belirtilen durumlarda, Sözleşmeci Tarafları ulusal hukuk sistemlerini incelemeye teşvik eder:
i. Zarar gören tarafın, iç hukukta verilen kararın ardından, adil tazminle telafi edilemeyecek ve yalnızca yeniden inceleme veya yargılamanın yenilenmesiyle değiştirilebilecek çok ciddi olumsuz sonuçlara maruz kalmaya devam ettiği ve
ii. Mahkemenin kararından,
a. İç hukukta verilen itiraz edilen kararın, Sözleşme’ye esas yönünden aykırı olduğunun veya
b. Tespit edilen ihlalin, iç hukukta görülen itiraz edilen davanın sonucuna ciddi şüphe düşürecek ciddiyetteki usul hataları veya eksikliklerden kaynaklandığının anlaşıldığı durumlarda.”
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
Davanın konusu26. Mahkeme, 44813/14 no.lu başvurunun yeniden kayda alınmasının ardından, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ve 3. fıkrasının c) bendi bakımından, 24 ve 25 Temmuz 2008 tarihli ilk sorgu işlemleri sırasında başvuranın avukatının bulunmamasına ilişkin şikâyetini incelemeye davet edilmiştir.
27. Başvurunun yeniden kayda alınmasının ve başvuranın, ihtilaf konusu yargılamanın yeniden başlatılması talebinin Yargıtay tarafından reddedilmesinin ardından, başvuran ayrıca, bu ret kararı nedeniyle Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur (yukarıda 19. paragraf). Mahkeme, bu şikâyetin yalnızca ulusal düzeyde yargılamanın yenilenmesinin reddedilmesiyle ilgili olduğunu kaydetmektedir. Bu şikâyet mevcut davayla ilgisiz olmasa da, Mahkeme, bunun, Hükümete bildirildiği şekliyle, başvuranın ilk şikâyetinin ötesine geçtiği kanaatindedir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 13. maddesine ilişkin bu şikâyetin mevcut dava kapsamında incelenmesine gerek yoktur.
Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ve 3. fıkrasının c) bendine ilişkin şikâyet hakkında28. Başvuran, sırasıyla polis ve sorgu hâkimi tarafından yapılan ilk iki sorgulamada avukatının bulunmaması nedeniyle, kendisi hakkında yürütülen ceza yargılamasının adil olmadığı kanaatindedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ve 3. fıkrasının c) bendini ileri sürmektedir; bu hükümlerin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. “Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından, adil (...) olarak (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir. (...)
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir: (...)
Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek. (...)”
Tarafların İddiaları29. Hükümet, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ve 3. fıkrasının c) bendine ilişkin şikâyetinin, dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kanaatindedir, zira yargılama öncesi aşamada gerçekleştirilen ilk iki sorgu işleminin tek başına ele alındığında Sözleşme’nin 6. maddesine aykırı olduğu kanaatine varılması mümkün olsa bile, Yargıtayın da vurguladığı gibi, yürütülen yargılama, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, genel olarak hakkaniyete uygunluğun yeniden sağlanmasını mümkün kılmıştır. Hükümet, öncelikle ulusal mahkemelerin başvuranın ihtilaf konusu beyanlarını bertaraf etmesine ve Mahkemenin ilgili içtihatları ışığında, diğer deliller veya yargılamanın genel adilliği üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını doğrulamaya büyük özen göstermesine atıfta bulunmaktadır. Ardından Hükümet, başvuranın, avukatının yardımıyla verdiği ifadelerinin tamamına itiraz etme, nesnenin mağdura atılmasına ilişkin amatör videoya erişim sağlama ve bunun mahkeme tarafından çelişkili bir şekilde görüntülendiğini göstermeyi sağlama imkânlarına sahip olduğunu belirtmektedir. Hükümet son olarak, dosyadan anlaşıldığı üzere, Liège İstinaf Mahkemesinin başvuranın avukatı olmadan alınan ilk ifadelerini bertaraf ederken, başvuranın suçluluğunu tespit etmesine olanak tanıyan bir dizi delil unsuruna sahip olduğunu vurgulamaktadır.
30. Hükümet, Yargıtayın, CSK’nin 442d maddesinde öngörülen koşulların bir araya gelmediği gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesini reddettiğini vurgulamaktadır. Hükümet, Mahkemeyi, Yargıtayın, yargılamanın yenilenmesi talebinin incelenmesi kapsamında yaptığı denetimin, tek taraflı deklarasyonunun şartlarına aykırılık teşkil etmediğini tespit etmeye davet etmektedir.
31. Başvuran, yargılamanın yenilenmesine ilişkin talebinin incelenmesi kapsamında Yargıtay tarafından yapılan denetimin, Hükümetin tek taraflı deklarasyonuna aykırı olduğu kanaatindedir. Dolayısıyla, başvuran, Mahkemeyi, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar vermeye davet etmektedir. Başvuran, Yargıtayın, ihtilaf konusu yargılamanın yenilenmesi talebini dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddederek, Mahkemenin tek taraflı deklarasyonu onaylayan kararına eklenen kesin hüküm yetkisini göz ardı ettiği kanaatindedir. Başvuran ardından, Yargıtay tarafından itiraz edilen yargılamanın sonucuna ilişkin ciddi bir şüphenin bulunmamasıyla ilgili olarak yapılan CSK’nin 442d maddesine ilişkin kısıtlayıcı yorumu sorgulamaktadır, zira bu yorumun, Yargıtayın kendisinin yargılanmanın yenilenmesi talebine ilişkin kararını verirken, cezaya mahkûm edilmesi için kullanılan diğer delillerin, yani kaynağı bilinmeyen ve kendisinin haberi olmadan üretilen amatör videonun sağlamlığını inceleme konusunda daha ileri gitmesine engel olduğunu tespit etmektedir. Başvuran son olarak, davada verilen cezaya atıfta bulunmaktadır; kendisine göre, bu cezanın ağırlığı, istinaf başvurusunu inceleyen hâkimlerin, ihtilaf konusu ifadelerin davadan resmi olarak bertaraf edilmiş olmasına rağmen yine de bu ifadeleri dikkate aldıkları düşüncesini doğurmaktadır.
Mahkemenin Değerlendirmesi32. Mahkeme, bir başvuranın iddia edilen ihlal nedeniyle mağdur olduğunu iddia edip edemeyeceği sorusunun, Sözleşme bakımından yargılamanın bütün aşamalarında sorulduğunu hatırlatmaktadır (diğer birçok karar arasında bk. Scordino/İtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, § 179, AİHM 2006-V ve Venken ve diğerleri/Belçika, no. 46130/14 ve diğer 4 başvuru, § 132, 6 Nisan 2021). Nitekim Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında “mağdur” statüsüne ilişkin sorun, Mahkemenin yargı yetkisini ilgilendirmektedir ve kendiliğinden (proprio motu) incelenebilir (Satakunnan Markkinapörssi Oy ve Satamedia Oy/Finlandiya [BD], no. 931/13, § 93, 27 Haziran 2017).
33. Başvuranın lehine olan bir karar veya tedbir, ulusal makamlar tarafından açıkça veya esas olarak Sözleşme’nin ihlali tanınmadığı ve daha sonra bu ihlal düzeltilmediği sürece, ilke olarak, Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca başvuranın “mağdur” statüsünden mahrum edilmesi için yeterli değildir. Ancak bu iki koşul yerine getirildiğinde, Sözleşme’nin koruma mekanizmasının ikincil niteliği başvurunun incelenmesini engellemektedir (Selahattin Demirtaş/Türkiye (no. 2) [BD], no. 14305/17, § 218, 22 Aralık 2020 ve bu kararda yapılan atıflar).
34. Somut olayda Mahkeme, başvuranın şu anda şikâyetçi olduğu olay ve olguların, Hükümetin tek taraflı deklarasyonu sonrasında başvurunun kayıttan düşürülmesinden sonra meydana geldiğini gözlemlemektedir. Mahkeme bu bağlamda, kayıttan düşme kararı sonrasında Hükümetin taahhütlerinin uygulanmasının denetlenmesi ve başvurunun yeniden kayda alınmasını haklı kılan “istisnai koşulların” (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 43. maddesinin 5. fıkrası) bulunup bulunmadığının incelenmesinin gerekebileceğini hatırlatmaktadır (Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, § 69, 5 Temmuz 2016; yukarıda anılan Willems ve Gorjon, §§ 52-53). Sözleşme’nin ihlal edildiğinin tespitine yönelik bir karar olmaması sebebiyle, Hükümetin tek taraflı deklarasyonunu onaylayan kayıttan düşme kararı, Sözleşme’nin 46. maddesi kapsamına girmediğinden (Boutaffala/Belçika, no. 20762/19, § 49, 28 Haziran 2022), bu kararın icrasının denetimi, Bakanlar Komitesinin görevi kapsamına girmemektedir.
35. Mahkeme, mevcut davada, Hükümetin tek taraflı deklarasyonunda, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olduğu şekliyle Belçika hukukundan kaynaklanan yapısal bir sorun sebebiyle, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının c) bendinin ihlal edildiğini kabul ettiğini ve sonuç olarak başvurana 4.000 avro ödemeyi taahhüt ettiğini hatırlatmaktadır (yukarıda 10. paragraf). Hükümet ayrıca, bireysel tedbirler bağlamında, her davada yargılamanın yenilenmesi imkânının verilmesi gerekip gerekmediğini, kanunun öngördüğü kriterlere göre yalnızca Yargıtayın değerlendirebileceğini hatırlatarak, yargılamanın yenilenmesine imkân veren Belçika kanun hükümlerine atıfta bulunmuştur (yukarıda belirtilen karar (ibid.)).
36. Mahkeme, bu tek taraflı deklarasyonu ve Hükümetin bu beyanda yer alan çeşitli taahhütlerinin kapsamını ve içeriğini kendi içtihadının belirlediği kriterler ışığında incelemiştir (Tahsin Acar/Türkiye (öncelikli sorun) [BD], no. 26307/95, § 75, AİHM 2003-VI; yukarıda anılan Jeronovičs; yukarıda anılan Willems ve Gorjon, , §§ 47-50). Mahkeme, bu başvurunun ortaya koyduğu sorunun, açıkça ve bol miktarda içtihat konusu olduğunu ve başvuranın iddia ettiği ihlalin kaynağındaki yapısal sorunun, Belçika makamları tarafından alınan genel önlemlere konu olduğunu ve sonuç olarak, Beuze davasında denetimini sonlandıran Bakanlar Komitesi tarafından tatmin edici bulunduğunu tespit etmiştir (yukarıda 11. paragraf ve yukarıda anılan Liesmons ve diğerleri, §§ 14 ve 18). Mahkeme ardından, önerilen tazminat miktarının, içtihadıyla belirlenen kriterleri karşıladığına hükmetmiştir (yukarıda 12. paragraf ve yukarıda anılan karar (ibid.), § 15). Son olarak, Mahkeme, ulusal düzeyde yargılamanın yenilenmesi imkânına ilişkin olarak, bu kararın verilmesine ilişkin değerlendirmenin Yargıtayın yetkisine girdiğini hatırlatarak, Belçika hukukunda tek taraflı deklarasyona dayalı bir kayıttan düşme kararı verilmesi durumunda böyle bir mekanizmanın bulunduğunu gözlemlemektedir (yukarıda belirtilen karar (ibid.), § 21).
37. Hükümetin tek taraflı deklarasyonda verdiği tavizlere ilişkin bu incelemenin sonunda, Mahkeme, başvuruyu incelemeye devam etmenin artık haklı olmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme, aynı zamanda, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan insan haklarına saygı ilkesinin, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerektirmediğini tespit etmiştir (yukarıda 12. paragraf). Sonuç olarak, Mahkeme başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
38. Bununla birlikte, başvuran şimdi, kendisinin cezaya mahkûm edilmesiyle sonuçlanan yargılamanın, yeniden görülmesine ilişkin talebinin Yargıtay tarafından reddedilmesi dolayısıyla, 24 ve 25 Temmuz 2008 tarihli ilk sorgulamalarda avukatının bulunmaması sebebiyle, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının c) bendinin ihlal edildiğinden mağdur olduğunu iddia edebileceği kanaatine varmaktadır (yukarıda 31. paragraf).
39. Mahkeme bu konuda, yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır, bu içtihada göre; Sözleşme, iç hukuk düzeninde sonlandırılmış davaların nihai bir yargı kararıyla yenilenmesi hakkını güvence altına almamaktadır (Moreira Ferreira/Portekiz (no. 2) [BD], no. 19867/12, § 91, 11 Temmuz 2017). Ulusal düzeyde ceza yargılamasının yenilenmesi, Mahkeme tarafından tespit edilen bir ihlale son verilmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için en uygunu olmasa da, ilke olarak uygun bir yöntem olmaya devam etmektedir (yukarıda belirtilen karar (ibid.), § 52).
40. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ve 3. fıkrasının c) bendinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili olarak daha açıkça, yukarıda anılan Beuze kararında, her ne kadar yargılamanın yenilenmesi, kararların icrasının önemli bir yönü olarak görülse de, bu yöntemin, ceza davalarında avukat yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine hükmeden bir Mahkeme kararının icrasının tek yolu olmadığını hatırlatmıştır. Mahkeme, gerektiği takdirde, ulusal hukuk bakımından ve her davanın kendine özgü koşulları açısından bu imkânın uygulanmasını incelenmenin, ulusal makamların, özellikle de Yargıtayın görevi olduğu kanaatine varmıştır (yukarıda belirtilen karar (ibid.), § 200).
41. Mahkeme bu bağlamda, Belçika hukukunda, ulusal ceza yargılamalarının yenilenmesine yönelik bir mekanizmanın bulunduğunu ve ayrıca bu mekanizmanın, tek taraflı deklarasyonun ardından kayıttan düşme kararı verilmesi durumunu da kapsayacak şekilde genişletildiğini kaydetmektedir (yukarıda 21. paragraf). Mahkeme, böyle bir imkânın, Sözleşme’nin uygulanması konusunda ulusal makamlar ile Mahkeme arasındaki ortak sorumluluğun ruhuyla tamamen uyumlu olduğu kanaatindedir.
42. Mahkeme, aynı anlayışla, başvuranların, ulusal mahkemeler de dâhil olmak üzere ulusal makamlardan, Hükümetin Sözleşme’nin ihlal edildiğini kabul eden ve bunu dikkate alan Mahkemenin kayıttan düşme kararına yol açan tek taraflı deklarasyonunun sonuçlarını adil bir şekilde değerlendirmesini bekleme hakkına sahip olduklarını vurgulamaktadır (yukarıda anılan Willems ve Gorjon, §§ 61 ve 64; yukarıda anılan Boutaffala, § 51).
43. Somut olayda, Yargıtay, Hükümet tarafından Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ve 3. fıkrasının c) bendinin ihlal edildiğinin kabul edilmesine istinaden Mahkeme tarafından verilen kayıttan düşme kararından yola çıkarak yargılamanın yenilenmesi talebini incelemiştir. Yargıtay bu incelemede, ihlal tespitini sorgulamamıştır (yukarıda 14. paragraf ve aksi yönde bir karar için bk. (a contrario) yukarıda anılan Willems ve Gorjon, § 56). Yargıtayın incelemesi, bu tespitin ardından, CSK tarafından belirlenen yargılamanın yenilenmesine ilişkin koşulların (yukarıda 23. paragraf) bir araya gelip gelmediğine yönelik olmuştur.
44. Mahkeme bu bağlamda, Belçika hukukunun, yargılamanın yenilenmesine ilişkin koşulsuz bir hak sağlamadığını tespit etmektedir ki bu durum kendi içinde, Sözleşme’nin ihlal edilmesi durumunda kendiliğinden bu türden bir yargılamanın yenilenmesi hakkını güvence altına almayan Sözleşme’ye aykırı değildir (yukarıda 39. paragraf ve özellikle avukat yardımından faydalanma hakkına ilişkin olarak 40. paragraf). Mahkeme, Belçika Kanunu’nun, Bakanlar Komitesinin R (2000) 2 sayılı Tavsiye Kararında önerdiği yargılamanın yenilenmesine ilişkin koşulları içerdiğini gözlemlemektedir (yukarıda 25. paragraf).
45. Yargıtay, detaylı bir incelemenin ardından (yukarıda 15. paragraf), başvuran hakkında verilen mahkûmiyet kararının esas itibarıyla Sözleşme’ye aykırı olduğu veya bir bütün olarak yargılamanın, sonucu hakkında ciddi şüphe oluşturacak usulsüzlükler veya eksiklikler nedeniyle lekelendiği tespit edilmediği sürece, başvuranın yargılamanın yenilenmesine ilişkin talebini, CSK’nin belirlediği şartların yerine getirilmediği gerekçesiyle reddetmiştir (yukarıda 16. paragraf).
46. Mahkeme, Yargıtayın Mahkemenin ilgili içtihadının ışığında, başvuranın ana iddialarına yanıt verdiği kararın gerekçesinin sorgulanmasına imkân veren hiçbir unsur tespit etmemektedir. Mahkeme özellikle, Yargıtayın yargılamanın yenilenmesine ilişkin talebi reddederken, bir yandan, avukat yardımı olmadan yapılan kendini suçlayıcı ifadelerin, tartışmalardan bertaraf edildiğini ve diğer yandan, ceza davasına bakan hâkiminin, başvuranı suçlu bulurken esasen dayandığı, annesinin ifadesiyle desteklenen amatör video da dâhil olmak üzere diğer unsurların, söz konusu ifadelerden tamamen bağımsız olduğunu tespit ettiğini kaydetmektedir (yukarıda 15-16. paragraflar). Mahkemenin kanaatine göre, Yargıtay tarafından benimsenen gerekçeler, Sözleşme organlarının uygulamaları açısından keyfi olarak nitelendirilemeyecek olan, yargılamanın yenilenmesine özgü koşulların incelenmesinden kaynaklanmaktadır (bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) bk. yukarıda anılan Moreira Ferreira (no. 2), §§ 95-98 ve yukarıda 25. paragraf).
47. Mahkeme, yukarıda belirtilenler bakımından, bu davada başvuranın mağdur statüsünü kaybettiği sonucunu doğuran iki koşulun, yani Sözleşme’nin kendi tarafından ihlal edildiğinin yerel makamlarca tanınması ve davanın koşulları ve söz konusu Sözleşme ihlalinin niteliği dikkate alınarak uygun ve yeterli telafinin sağlanması koşullarının yerine getirildiği kanaatine varmaktadır.
48. Dolayısıyla, başvuranın ilk iki sorgu işleminde avukatının bulunmaması nedeniyle hakkında yürütülen ceza yargılamasının adil olmayan niteliğine dayanan şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, Sözleşme hükümlerine kişi yönünden (ratione personae) uygun değildir ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
49. Bu koşullarda, Hükümet tarafından ileri sürülen diğer itirazların ve iddiaların incelenmesine gerek yoktur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, ardından 30 Kasım 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdürü Başkan