AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 60304/09
Cemil DEMİR ve Diğerleri / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Abel Campos’un katılımıyla 29 Mart 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 23 Ekim 2009 tarihli başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranların cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar Cemil Demir, Hülya Demir ve Gizem Demir sırasıyla 1957, 1963 ve 1996 doğumlu Türk vatandaşları olup İskenderun’da ikamet etmektedirler. Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukat F. Aktaş tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, 16 Ocak 2009 tarihinde hayatını kaybeden Akil Demir’in sırasıyla babası, annesi ve kız kardeşidir.
4. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
A. Akil Demir’in ölümü ve ilk soruşturma tedbirleri
5. Kara Kuvvetleri Komutanlığı 41. Bakım Merkezi Komutanlığında (İstanbul) görevli Astsubay Üstçavuş Akil Demir, 16 Ocak 2009 tarihinde saat 00.35 sıralarında, askeri birliğin içindeki misafirhanede kaldığı odada, yatağında isabet eden mermi neticesinde ağır yaralı vaziyette bulunmuştur.
6. Akil Demir ivedilikle hastaneye götürülmüş; olay yerine derhal jandarma olay yeri inceleme ekibi gelmiştir. Ekibe, Kasımpaşa (İstanbul) Deniz Saha Komutanlığı Askeri savcısı da katılmıştır.
7. Savcı olay yerine giderek ilk incelemelerde bulunmuş; tüm unsurların değerlendirilmesini ve olağan incelemelerin yapılmasını sağlamıştır. Aynı zamanda, yapılan canlandırmalarla cesedin pozisyonu belirlenmiştir.
8. Jandarma ekibi tarafından düzenlenen tutanakta, binanın girişinden itibaren ilgilinin kaldığı ikinci ve son katta bulunan odaya kadar kan izlerine rastlandığı bildirilmiştir. Yastık üzerinde, 15 cm. çapında kan lekesi ile bu lekenin 10 cm. yanında bir delik bulunduğu tespit edilmiştir. Yatak üzerinde, “Kılınç 2000 Light” marka 9 mm. parabellum çaplı, horozu çekili durumda ve emniyeti açık vaziyette bir adet tabanca bulunmuştur. Çöp kovası içerisinde çok sayıda boş bira tenekeleri görülmüştür.
9. Savcının talimatı üzerine açılan yatağın yayları arasında bir adet mermi; yorgan içerisinde bir adet kovan bulunmuştur. Söz konusu mermi ve kovanın, olay yerinde bulunan silahtan çıktığı tespit edilmiştir.
10. Olay yerinde fotoğraf ve video çekimi yapılmış; kroki çizilmiştir.
11. Savcı daha sonra, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayan Akil Demir’in saat 15.45 sıralarında hayatını kaybettiği hastaneye gitmiştir.
12. Saat 16.00 sıralarında savcı tarafından otopsi yapılmıştır. Savcının talimatı ile bilirkişiler tarafından müteveffanın ayrıntılı fotoğrafları çekilmiştir. Bunun yanı sıra, parmak izlerinin Akil Demir’in hastaneye kabulü sırasında meydana gelmesinin çok düşük bir ihtimal olduğu kanaatiyle, bilirkişilerden, atış artığı bulunup bulunmadığının araştırılması amacıyla ilgilinin ellerinden ve yüzünden numune alınmasını ve parmak izlerinin tespit edilmesini istemiştir.
B. Otopsi ve bilimsel incelemeler
13. 17 Ocak 2009 tarihinde, Adli Tıp Kurumunda tam otopsi yapılmıştır. Konuyla ilgili olarak düzenlenen raporda, merminin sağ frontotemporal bölgeden girdiği, serebreal dokuya zarar vererek sol şakaktan çıktığı ve kanamaya neden olduğu bildirilmiştir. Raporda, bu yaranın ölüme neden olduğu belirtilmiştir.
14. Müteveffanın vücudunda başkaca herhangi bir darp izine rastlanmamıştır.
15. Otopsi sırasında yapılan analizlerde, kanda alkol ya da uyuşturucu maddeye rastlanmamıştır.
16. Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu tarafından yapılan incelemelerde, müteveffanın ellerinden alınan numunelerde atış artıklarına (antimon ve kurşun) rastlanmıştır.
17. Raporda, atış mesafesiyle ilgili olarak, mermi giriş deliğine tıbbi müdahalede bulunulmuş olması nedeniyle cilt bulgularının değerlendirilemediği belirtilmiştir. Bunun yanı sıra, cilt altı bulguları, müteveffanın bitişik veya bitişiğe yakın mesafeden yapılan atış kurbanı olduğunu göstermiştir.
18. 21 Ocak 2009 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Raporda, müteveffaya ait silah üzerinde herhangi bir parmak izine rastlanmadığını bildirilmiştir. Öte yandan, müteveffanın ellerinden alınan numunelerde herhangi bir atış artığına rastlanmadığı da belirtilmiştir.
19. Jandarma Kriminal Laboratuvarının 27 Mayıs 2009 tarihli bilirkişi raporunda, inceleme için kendisine sunulan numunelerde atış artığına rastlanmadığı bildirilmiştir.
C. Tanıkların dinlenmesi
1. 16 Ocak 2009 tarihli dinlemeler
20. Savcılık 16 Ocak 2009 tarihinde konuyla ilgili olarak çok sayıda tanığı dinlemiştir.
21. Üstçavuş M.Ş. askeri savcıya, olay günü görevini tamamladıktan sonra saat 21.30’a doğru odasına gittiğini; er S.A. ve kendisinin, Akil Demir’in odasından gelen ateşli silah kurma kolunu çekip bırakma sesi duyduklarını ve Astsubay Üstçavuş F.D.yi durumdan haberdar ettiklerini; bunun üzerine F.D.nin konuşmak için ilgiliyi görmeye gittiğini; yaklaşık beş dakika kadar odasında kaldığını, geri geldiğinde ise her şeyin yolunda olduğunu söylediğini; F.D. ve Akil Demir’in konuştukları sırada kapıdan baktığını ancak silah görmediğini; bir süre sonra, S.A. ile birlikte Akil Demir’in odasına gittiğini; ağlamış ve terlemiş haldeki Akil Demir’in, ayrıntı vermeden, kız arkadaşıyla aralarında küçük sorunlar olduğunu söylediğini ifade etmiştir. Bunun yanı sıra, Akil Demir’e silahını kaldırması için ısrar ettiğini ve bunun üzerine şarjörü yastığının altına koyduğunu beyan etmiştir.
M.Ş., Akil Demir’i ziyaretleri sırasında, Akil Demir ile odasını paylaşan Astsubay E.Ü.nün arkasının dönük olduğunu, internette sohbet ettiğini, kulaklığıyla müzik dinlediğini ve odada olduklarını fark etmemiş göründüğünü eklemiştir. Nitekim M.Ş., kendisinden müziğin sesini kısmasını istediğini ancak E.Ü.nün duymadığını da belirtmiştir.
M.Ş. saat 00.40 sıralarında bir silah sesi duyduğunu; hızlıca Akil Demir’in odasına gittiğini; Akil Demir’i yatağına uzanmış vaziyette gördüğünü; yatağın üzerindeki kanı fark etmeden önce bir hırıltı sesi duyduğunu ifade etmiştir. M.Ş. o esnada E.Ü.nün yere çömeldiğini ve yüzünü ellerinin arasına gizleyerek ağlamaya başladığını da belirtmiştir.
22. S.A., M.Ş.nin ifadesine benzer bir ifade vermiştir. Savcılığın sorularına cevaben, Akil Demir’in, E.Ü. de dâhil olmak üzere arkadaşlarıyla sorunları olmadığını ve bildiği kadarıyla ilgilinin sağ elini kullandığını belirtmiştir. S.A. aynı zamanda, Akil Demir’in son zamanlarda bira tüketmeyi artırdığından da bahsetmiştir.
23. Astsubay Üstçavuş F.D., S.A. ve M.Ş.nin beyanlarını onaylamıştır. F.D., Akil Demir’i görmeye gittiğinde müzik dinlediğini belirtmiştir. Kendisine her şeyin yolunda olduğunu söylemiştir. Astsubay Üstçavuş, E.Ü.nün sırtı dönük vaziyette kulaklığıyla müzik dinlediğini; kendisini fark etmediğini beyan etmiştir. F.D. ziyareti sırasında silah ya da şarjör görmediğini ama Akil Demir’in önünde bir bira şişesinin yanı sıra, çöp kutusunun içinde çok sayıda boş şişe bulunduğunu fark ettiğini belirtmiştir. Bunun yanı sıra, F.D.ye göre, Akil Demir o esnada alkolün tesiri altında değildi.
F.D., kendisine sorulan soruya cevaben, Akil Demir’in sağ elini kullandığını ifade etmiştir.
24. E.Ü. olay günü, görevinden sonra saat 17.30 sıralarında odasına geri geldiğini; Akil Demir’in de birkaç dakika sonra odaya geldiğini ve bir saat uyuduğunu; saat 20.00’ye doğru kendisinin de bir saat kadar uyuduğunu ve Akil Demir’in dinlediği müziğin sesine uyandığını; daha sonrasında bir yandan müzik dinleyerek ve bira içerek cep telefonuyla internette sohbet etmeye başladığını; Akil Demir’in ise, yatağında her zaman olduğu gibi daha ziyade duygusal şarkılar dinlediğini; Akil Demir’de o akşam sıra dışı bir durum görmediğini; saat 00.30 sıralarında, bir el silah sesi duyduğunu ve irkildiğini; ayağa kalkarak Akil Demir’e doğru döndüğünü; Akil Demir’in yatağında uzanmış vaziyette hırıltı sesi çıkardığını; kapının birden açıldığını ve ne olup bittiğini anlamaya çalıştığı sırada diğer askerlerin odaya geldiğini; kanı gördüğünde, arkadaşının kendisini vurduğunu anladığını beyan etmiştir.
Savcının bu konuyla ilgili olarak yönettiği soruya, E.Ü., Akil Demir’in psikolojik sorunları olup olmadığını bilmediğini; bildiği tek sorununun kız arkadaşıyla ilgili olduğu yanıtını vermiştir.
Bunun yanı sıra, kendisine yöneltilen bir başka soruya verdiği yanıtta, Akil Demir ile kendisi ya da başka bir asker arasında hiçbir zaman tartışma yaşanmadığını belirtmiştir. Akil Demir’in şüphesiz bazı ekonomik sıkıntıları olduğunu; kredi çekmek zorunda olduğu için kendisinden kefil olmasını istediğini; ancak bunu kabul etmediğini de eklemiştir.
25. F.D.U. isimli bir başka asker, silah sesiyle uyandığını ve Akil Demir’in yatağında, tam olarak konu mankeni tarafından canlandırıldığı şekilde kımıldamadan yattığını beyan etmiştir. Öte yandan, Akil Demir’in elinden silahı kendisinin aldığını belirtmiştir.
26. Aynı gün, çok sayıda tanığın yeniden ifadesi alınmıştır. Tanıklar, Akil Demir’in sağ elini kullandığını ve silahı, olaydan sonra ilgilinin elinden F.D.U.nun aldığını ve olayların meydana geldiği akşam sarhoş olmadığını doğrulamıştır.
27. Yine 16 Ocak günü, savcılık, Akil Demir’in kız arkadaşı A.E.yi de dinlemiştir.
A.E., Akil Demir ile yaklaşık beş aydır çıktığını ama evlilik teklifini defalarca reddettiğini ve ondan, kendisine bağlanmamasını istediğini belirtmiştir. A.E., Akil Demir’in sorunları olan bir adam olduğunu ve çok defa ondan ayrılmaya çalıştığını ifade etmiştir. A.E., olay günü, yaklaşık dört-beş saat kadar Akil Demir’le telefonda konuştuklarını ve konuştukları sırada Akil Demir’in bira içtiğini de belirtmiştir.
A.E., Akil Demir’in kendisine onsuz yaşayamayacağını söylediğini ve intihar etmekle tehdit ettiğini ifade etmiştir. A.E. silah kurma kolunu çekip bırakma sesi duyduğunu ve Akil Demir’e buna devam ederse telefonu kapatacağını söylediğini de belirtmiştir. Bunun üzerine Akil Demir’in şarjörü çıkardığını söylediğini ifade etmiştir. Sonrasında, Akil Demir’den silahını alması istemek için E.Ü.ye ulaşmaya çalıştığını; ancak ulaşamadığını da eklemiştir. A.E. bu şekilde hareket ettiğini; zira Akil Demir’in intihar edeceğinden korktuğu için değil bir kaza yaşanacağından endişesi duyduğunu belirtmiştir. A.E., beyanına başvurulduğu sırada, telefon görüşmesi yapıldığını tespit edebilmesi amacıyla cep telefonunu savcıya sunmuştur.
A.E., Akil Demir’in ekonomik sorunları olup olmadığını bilmediğini; ancak babasının işlerinin yolunda gitmediğini ve erkek kardeşi için kredi çekmek zorunda kaldığını bildiğini ifade etmiştir.
A.E., olayın meydana geldiği akşam, Akil Demir’e, evlenmeyi düşünmediğini ve ilişkilerini ciddiye almadığını tekrar söylediğini ifade etmiştir. Son olarak, Akil Demir’in kolayca ve çokça ağlayan biri olduğunu da eklemiştir.
2. Akil Demir’in anne ve babasının dinlenmesi
28. Askeri savcılık 23 Ocak 2009 tarihinde, Akil Demir’in anne ve babası, ikamet ettikleri ildeki sivil savcılık tarafından istinabe yoluyla dinlenmeleri amacıyla istinabe komisyonu kurmuştur. Komisyon, ilgililere, diğerlerinin yanı sıra, oğullarının kişiliği, A.E. ile olan ilişkisi, alkole olan alakası ve sol ya da sağ elini kullanan biri olduğunu öğrenmek amacıyla sekiz soru sormuştur.
29. 26 Ocak 2009 tarihinde ayrı olarak ifadesi alınan müteveffanın ebeveynleri, oğullarının daha öncesinde kız arkadaşıyla tartışma yaşadığını doğrulamışlardır. İlgililer, Akil Demir’in duygusal biri olmasına rağmen kesinlikle alıngan olmadığını; alkol kullandığını ancak alkol bağımlısı olmadığını belirtmişlerdir.
30. İlgililer, oğullarının ekonomik sorunları olmadığını ifade etmiş ve erkek kardeşi için kredi çektiğini belirtmişlerdir.
31. Son olarak, Akil Demir’in sağ elini kullandığını doğrulamışlardır.
3. Diğer dinlemeler
32. Savcılık, 2009 yılının Şubat ve Mart aylarında, aralarında 16 Ocak 2009 günü ifadesi alınan askerlerin de bulunduğu çok sayıda askeri çağırmış ve dinlemiştir.
33. Tanıklar, özet olarak daha önceki beyanlarını tekrar etmişlerdir. Aynı zamanda, Akil Demir’in, olay canlandırma sırasında gösterilen pozisyonda bulunduğunu da doğrulamışlardır.
34. Tanık ifadelerinden, ilk kişilerin silah sesinden birkaç saniye sonra olay yerine geldikleri anlaşılmaktadır.
35. Akil Demir’in kız arkadaşı A.E.nin de bu çerçevede beyanına başvurulmuştur.
36. A.E., Akil Demir’den hamile kaldığını ama özel bir klinikte bebeği aldırdığını ifade etmiştir. A.E. ayrıca Akil Demir’e bebeği aldırdığından bahsetmeden hamile olduğunu söylediğini ve bebeği aldırmanın gerekliliği konusunda onu ikna etmeye çalıştığını eklemiştir.
37. A.E., Akil Demir ile tanıştıkları dönemde ilgilinin çok alkol aldığını; olayın yaşandığı akşam, kendisine beş bira içtiğini söylediğini belirtmiştir.
38. Müteveffanın kişiliğiyle ilgili olarak ise, kolayca ağlayan duygusal bir adam olduğunu belirtmiştir.
39. Olayın meydana geldiği gün, üçüncü şahıslarla arasında herhangi bir anlaşmazlık yaşadığından kendisine bahsetmemiştir.
40. Son olarak, A.E., Akil Demir’in sağ elini kullandığını doğrulamıştır.
D. Diğer soruşturma işlemleri
41. Savcılık tarafından görevlendirilen bilirkişi 29 Ocak 2009 tarihinde, Akil Demir’in cep telefonu ve dizüstü bilgisayarındaki verilerin alınması ve incelenmesi sonrasında düzenlediği raporu sunmuştur. Bilirkişi söz konusu raporu savcıya iletmiş ve aynı gün savcı tarafından dinlenmiştir.
42. Bilirkişi, incelenen verilerde, Akil Demir’in intihar etme niyetinde olduğunu gösteren herhangi bir unsur bulunmadığı kanaatindedir. Ancak söz konusu veriler, ilgilinin ekonomik ve duygusal sorunları olduğunun anlaşılmasına imkân vermektedir.
43. Savcılık, belirtilmeyen bir tarihte dava unsurlarının tamamının incelenmesini talep etmiştir. Adli tabip bilirkişisi, suç mahalli inceleme bilirkişisi ve jandarma yüzbaşıdan oluşan bir grup 5 Nisan 2009 tarihinde konuyla ilgili raporunu sunmuştur.
44. Söz konusu raporda, kriminal bakış açısıyla, olayın intihar olmadığını düşündürecek herhangi bir unsur bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
45. Bilirkişiler öncelikle, tanık ifadelerinde anlatıldığı üzere Akil Demir’in vücudunun pozisyonu, merminin etkisi ve ilgilinin etrafında bulunan eşyaların düzeninin intihar iddiasını güçlendirdiğini kaydetmişlerdir. Bilirkişiler, Akil Demir’in sağ eliyle ateş ederek hayatına son verdiği; başının, sevdiği kişilerin fotoğrafların bulunduğu yönde hafif sola dönük vaziyette olduğu değerlendirmesinde bulunmuşlardır. Nitekim olay sırasında, komodin üzerinde, aile fotoğrafları ile A.E.nin bir fotoğrafı bulunmaktaydı.
46. Söz konusu iddia, Akil Demir’in kız arkadaşına yaptığı açıklamalarla güçlenmiştir; öyle ki, telefon görüşmeleri sırasında evlilik ve gebeliğine son verme konularını dile getirdikten sonra, kız arkadaşını, kendi hayatına son vermekle tehdit ettiğini beyan etmiştir.
47. Bilirkişiler, cinayet ihtimalini de değerlendirmişler ve 6 Nisan 2009 tarihinde yapılan canlandırma sırasında yapılan denemelerde, diğer odalardan olayın yaşandığı yere dört ila altı saniye arasında gelindiğini ve bu durumun tanık beyanlarıyla örtüştüğü değerlendirmesinde bulunmuşlardır. Ancak, bilirkişilere göre, E.Ü.nün böylesine kısa bir süre içerisinde, Akil Demir’e ateş edebilmesi, silahı temizleyebilmesi ve yaralının eline yerleştirmesi, elini göğsünün üzerine koyması ve cesetten uzaklaşması mümkün görünmemektedir. Bilirkişiler ayrıca, E.Ü.nün olay sonrasındaki tavrının şüphe uyandırmadığını; zira tanık ifadelerinden anlaşıldığı üzere, ilgilinin psikolojik şokta olduğunu belirtmişlerdir.
48. Bilirkişiler, müteveffanın ellerindeki atış artıklarıyla ilgili olarak, iki dizi numune alımı yapıldığını kaydetmişlerdir. İkinci numunelerde atış artığına rastlanmamış olmasına rağmen, ilk numunelerde çok az miktarda antimon ve kurşun bulunduğu belirtilmiştir. Artış artıklarının, atış durumunda genellikle tespit edilebilecek miktardan daha az olması hususunu sorgulamak yerinde olacaktır. Bu bağlamda, bilirkişiler çok sayıda açıklamada bulunmuşlardır. Öncelikle, Akil Demir’in ambulansa sedye üzerinde taşındığını ve ellerini karnının üzerine koymak için ellerine dokunulduğunu hatırlatmışlardır. Bilirkişiler ayrıca, hastanede Akil Demir’e entravenöz serum vermek için her iki bileğinin dezenfekte edildiğini tespit etmişlerdir. Öte yandan, ateşli bir silahla ateş edilmesi sonrasında ateş edenin ellerinde sistematik olarak atış artıkları bulunmadığını belirtmişlerdir. Son olarak, teknik bir bakış açısıyla, atış artıklarının tespit edilme şeklinde herhangi bir yetersizlik ya da yanlışlık bulunmadığının altını çizmişlerdir.
49. Silah üzerinde parmak izine rastlanmamış olmasıyla ilgili olarak, bilirkişiler, bazı etkenlerin, eşyanın yüzeyinin durumunu ve parmak izi alınmasını etkileyebileceğini, öyle ki her dokunulan yüzeyden parmak izi almanın her zaman mümkün olmadığını belirtmişlerdir.
50. Savcılık, müteveffanın ebeveyninin bu yönde yapmış oldukları talebi kabul ederek, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından mümkün olması halinde,
- Akil Demir’in telefon görüşmelerinin içeriğinin dökümünü;
- cep telefonu sinyal bilgilerinden müteveffanın etrafında hangi kişilerin olduğunun saptanmasını talep etmiştir.
51. Telekomünikasyon kurumları, bu talebe olumsuz yanıt vermiştir. Birinci taleple ilgili olarak, yalnızca görüşme tarihlerine erişilebileceğini ve görüşmelerin içeriğine ulaşmanın teknik olarak mümkün olmadığını belirtmişlerdir.
E. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ve neticeleri
52. Askeri savcılık, olayın intihar olduğu sonucuna vararak 15 Haziran 2009 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
53. Askeri savcılık, olayların anlatımının aşağıda yer alan halini dikkate almıştır.
Olay günü, Akil Demir müzik dinliyordu ve bira içerek kız arkadaşıyla telefonda konuşuyordu.
54. Akil Demir, A.E.yi evlilik teklifini kabul etmemesi halinde intihar edeceğini söyleyerek tehdit etmiş ve silahını doldurmuştur. Askerler, silah kurma kolunu çekip bırakma sesini duymuşlar ve F.D.yi durumdan haberdar etmişlerdir. Bunun üzerine F.D. Akil Demir’i yanına gitmiş; herhangi bir anormal durum gözlemlememiştir. Daha sonrasında, M.Ş. ve S.A. da Akil Demir’i görmeye gitmiş ve silahının şarjörünü çıkarttırmışlardır.
55. Bir saat geçtikten sonra, Akil Demir, sağ frontotemporal üzerinde bitişik veya bitişiğe yakın mesafeden silahının tetiğine basmıştır.
56. Arkadaşları, ateş sesinden birkaç saniye sonra olay yerine gelmiş ve yaralıyı hastaneye götürmüşlerdir; ancak hastanede yapılan müdahalelere rağmen ilgili hayatını kaybetmiştir.
57. Askeri savcılık, tanık ifadelerinin birbirleriyle tutarlı olduğunun ve müteveffanın başkası tarafından öldürüldüğüne dair herhangi şüphe bulunmadığının altını çizmiştir. Silahın üzerinde parmak izi bulunmamasıyla ilgili olarak, savcılık, bunun olağan dışı bir durum olmadığının bildirildiği bilirkişi raporuna atıfta bulunmuştur. Askeri savcılık, müteveffanın ellerinden alınan numunelerden anlamlı sonuçlar elde edilmemesinin, ilgiliye yapılan tıbbi müdahale sırasında ellerinin temizlenmiş olmasına ve söz konusu tıbbi müdahale nedeniyle olaydan yaklaşık on beş saat sonra numune alınabilmiş olmasına bağlı olabileceğini belirtmektedir.
58. Savcılık ayrıca, Akil Demir’in üzerindeki pijamanın ve hastaneye götürüldüğü sırada kullanılan battaniyenin yapılan aramalara rağmen bulunamadığını belirtmiştir.
59. Savcılık, Akil Demir’in vücudunun ve ellerinin konumu, silahı tutuş şekli, merminin ve mermi kovanının yörüngesi ile kanın aktığı yön de dâhil olmak üzere soruşturma unsurlarının tamamını göz önünde bulundurduğunu belirtmiştir.
60. Savcılık, bazı tanıkların ifadeleri arasında farklılıklar olsa bile, bunların çok küçük olduğunu ve tanıkların yaşananları en ufak ayrıntısına kadar hatırlamamalarının olağan dışı olmadığını eklemiştir.
61. Başvuranlar, savcılığın kararına askeri mahkemede itiraz etmişlerdir. Başvuranlar, olayın bir intihar vakası değil cinayet olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlara göre, kimi deliller gizlenmiş; kimi deliller ise karartılmış olup, yürütülen soruşturma da yetersizdi.
62. Başvuranlar diğerlerinin yanı sıra, yapılan analizlerde Akil Demir’in kanında alkole rastlanmamış olmasına rağmen, savcılığın, olaylarla ilgili anlatımında, müteveffanın bira içtiğini belirtmiş olduğunu tespit etmektedirler.
63. Başvuranlar, askeri savcılığın konuyla ilgili görevli ve yetkili olmadığını iddia ederek, dosyanın sivil savcılığa iletilmesini talep etmişlerdir.
64. Askeri Mahkeme, 20 Temmuz 2009 tarihinde kesinleşmiş ve 7 Ağustos 2009 tarihinde tebliğ edilmiş bir kararla başvuranların talebini reddetmiştir. Askeri Mahkeme, karar gerekçesinde, soruşturmanın savcılık tarafından titizlikle yürütüldüğünü; verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ayrıntılı ve yeterli bir gerekçe içerdiğini; müteveffanın başkası tarafından öldürüldüğüne dair herhangi bir şüphe bulunmadığını ve dosyada cinayet nedeniyle soruşturma açılmasını haklı gösterecek herhangi bir unsur yer almadığını belirtmiştir. Askeri Mahkeme aynı zamanda, askeri mahalde meydana gelen ölümlerle ilgili olayları soruşturmanın askeri savcılığın görev ve yetkisinde olduğunu hatırlatmıştır.
ŞİKÂYETLER
65. Başvuranlar, yakınlarının cinayete kurban gittiğini ileri sürmekte ve yetkilileri, konuyla ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütmemekle suçlamaktadırlar. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 2 ve 6. maddelerini ileri sürmektedirler.
66. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3 ve 5. maddelerine dayanarak, yakınlarının tehdit edildiğini ve kaldığı askeri misafirhanede öldürülmeden önce kendisine kötü muamelede bulunulduğunu iddia etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönü bağlamındaki şikâyet hakkında
1. Tarafların İddiaları
67. Başvuranlar, soruşturmanın çok sayıda eksiklik nedeniyle zarar gördüğünü ileri sürmektedirler. Başvuranlar, esas şüpheli olarak gördükleri E.Ü.ye alkol testi yapılmasının ve atış artığı aranması için numune alınmasının gerekli olduğu kanaatindedirler. Başvuranlar, savcılığı, mermi bulmak için yatağı açmakla suçlamakta ve bu durumun, delilleri ortadan kaldırma anlamına geldiğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, telekomünikasyon kurumlarının, yakınlarının telefon görüşmelerinin içeriğini vermeyi reddetmelerinden yakınmaktadırlar. Başvuranlar, soruşturmanın, sivil savcılık yerine askeri savcılık tarafından sürdürülmesinden yakınmaktadırlar. Son olarak, yakınlarının ellerinde atış artığına rastlanmamasının ve silahında parmak izi bulunmamasının soruşturmanın etkin olmadığını gösterdiği kanaatindedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2 ve 6. maddelerini ileri sürmektedirler.
68. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet, başvuranların bir tazminat yoluna sahip olduklarını; ancak bunu kullanmadıklarını belirtmektedir. Esasla ilgili olarak, başvuranların iddialarının tamamına itiraz etmekte ve somut olayda yürütülen soruşturmanın, Sözleşme’nin gereklerine tamamıyla uygun olduğunu ileri sürmektedir.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
69. Mahkeme, soruşturmanın etkinliği ile ilgili şikâyetlerin tamamının, Sözleşme’nin yalnızca 2. maddesinin usul yönü açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
a. İç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında
70. Mahkeme, ölüme kasten sebep olunduğu veya ölümün bir saldırı ya da kötü muamele sonucu meydana geldiği iddiasıyla ilgili davalarda, tazminat ödenmesinin Sözleşmeci Devleti, sorumluları tespit etmek ve cezalandırmak için gerekli soruşturma yürütme yükümlülüğünden muaf tutamayacağını hatırlatmaktadır. Buna karşılık, ölüm olayının kasten meydana gelmemesi durumunda, hukuki veya idari bir yargılama yoluyla tazminat ödenmesi, zararın uygun şekilde telafi edilmesini sağlayabilecektir. Ölümün bir kaza veya başka bir kasıtlı olmayan olay neticesinde meydana geldiği başlangıçta ve açıkça tespit edilmediğinde ve cinayet varsayımının en azından olaylara dayalı olarak tartışılabilir olduğu durumlarda, Sözleşme, ölümün meydana geldiği koşulların aydınlığa kavuşturulması amacıyla asgari etkinlik kriterini karşılayan bir soruşturmanın yürütülmesini gerektirmektedir. Soruşturma sonunda kaza varsayımının kabul edilmesi, soruşturma yükümlülüğünün özellikle mevcut varsayımları çürütmeyi veya desteklemeyi amaçladığından, bu konu üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır (Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], No. 24014/05, §§ 130 ila 133, 14 Nisan 2015).
71. Somut olayda, başvuranlar, oğullarının ölüm koşullarını aydınlatılması amacıyla böyle bir soruşturma yürütülmesinin, iç hukuk ve Sözleşme gereğince yetkililerin görevi olması ve kaldı ki konuyla ilgili soruşturma yürütülmüş olması sebebiyle, soruşturma yürütülmemiş olmasından değil soruşturmanın etkin olmamasından şikâyet etmektedirler. Öyle ki, tazminat yolunun kullanılması devlet makamlarınca yürütülmesi gereken soruşturmanın etkinlikten yoksun olma ihtimalini ortadan kaldıramayacağından bahisle, soruşturmanın etkin olmaması sebebiyle Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğinden yakınmaktadırlar.
72. Bu nedenle, Mahkeme, Hükümetin, başvuranların böyle bir hukuk yolunu kullanmadıkları bağlamındaki itirazını reddetmektedir.
b. Açıkça dayanaktan yoksun olma hakkında
i. Uygulanabilir ilkeler
73. Sözleşme’nin 2. maddesi Devlete yalnızca kasten ve yasaya aykırı şekilde ölüme sebebiyet verilmesini engelleme zorunluluğu getirmekle kalmayıp, aynı zamanda kendi yargı yetkisi altında bulunan kişilerin yaşamını korumaya yönelik gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de yüklemektedir. Bu bağlamda, kişiye karşı suçların işlenmesini engellemek için ilgili hükümlerin ihlalini önleme, bastırma ve cezalandırma için tasarlanmış olan bir yaptırım mekanizmasının desteklediği etkili bir ceza mevzuatı düzenleyerek yaşam hakkını güvence altına almak Devlete düşmektedir. Bu yükümlülük, ölüme yol açan saldırıyı gerçekleştirdiği düşünülen kişinin bir Devlet görevlisi olmadığı durumlarda bile, bir kişinin, şüpheli koşullar altında hayatı tehdit eden şekilde yaralandığına inanmak için gerekçeler olduğunda, doğrudan etkili ve resmi bir soruşturma yapılmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, mağdur öldüğünde daha da önem arz etmektedir; zira söz konusu yükümlülüğün izlediği esas amaç, iç hukukta yaşam hakkını koruyan kanunların etkili şekilde uygulanmasını sağlamaktır (Menson/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 47916/99, AİHM 2003-V, Pereira Henriques/Lüksemburg, No. 60255/00, § 56, 9 Mayıs 2006 ve Yotova/Bulgaristan, No. 43606/04, § 68, 23 Ekim 2012).
74. Bir soruşturmanın Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında etkin olarak nitelendirilebilmesi için, öncelikle eksiksiz olmalıdır (Ramsahai ve diğerleri/Hollanda [BD], No. 52391/99, § 324, AİHM 2007‑II). Bu da soruşturmanın, olayların nasıl meydana geldiğinin saptanması ve gerektiği takdirde sorumluların kimliklerinin tespit edilmesi ve cezalandırılmalarını sağlama konusunda elverişli olması anlamına gelmektedir.
75. Etkin soruşturma yürütme yükümlülüğü sonuç değil, araç yükümlülüğüdür. Her durumda, yetkililerin, görgü tanıklarının ifadeleri, bilirkişi incelemeleri ve gerektiğinde yaralanmalar ile ilgili eksiksiz ve detaylı bir rapor hazırlanmasına imkân verecek otopsinin yapılması ve klinik bulguların, özellikle de ölüm sebebinin objektif analizi dâhil olmak üzere, söz konusu olaylarla ilgili kanıtların elde edilmesi için imkânları dâhilindeki makul tedbirleri almış olmaları gerekmektedir. Ölüm sebebinin veya olası sorumluların tespit edilmesini olumsuz yönde etkileyecek nitelikte soruşturmaya ilişkin her türlü eksiklik, bu kurala uygun olmama konusunda risk teşkil edecektir (Giuliani ve Gaggio/İtalya [BD], No. 23458/02, § 301, AİHM 2011 (özetler)).
76. Bilhassa, soruşturma sonuçları, konuyla ilgili tüm unsurların titiz, objektif ve tarafsız bir incelemesine dayanmalıdır. Açıkça yürütülmesi gereken bir soruşturma işleminin reddedilmesi, soruşturmanın, davanın koşullarını ve gerektiğinde sorumluların kimliklerini belirleme gücünü tehlikeye atacaktır (Kolevi/Bulgaristan, No. 1108/02, § 201, 5 Kasım 2009).
77. Asgari etkinlik kriterine uygun incelemenin türü ve derecesi her davanın kendine özgü koşullarına bağlıdır. Meydana gelebilecek çok çeşitli durumları, yalnızca soruşturmaya ilişkin basit bir işlem listesine veya diğer basitleştirilmiş kıstaslar düzeyine indirgemek mümkün değildir (Tanrıkulu/Türkiye [BD], No. 23763/97, §§ 101-110, AİHM 1999-IV ve Velikova/Bulgaristan, No. 41488/98, § 80, AİHM 2000‑VI).
78. Öte yandan, soruşturmada görevli kişilerin, olaylara karışan veya karışabilecek kişilerden bağımsız olmaları gerekmektedir. Bu da, sadece, hiyerarşik veya kurumsal bağın olmamasını değil aynı zamanda somut bir bağımsızlık da gerektirmektedir (Anguelova/Bulgaristan, No. 38361/97, § 138, AİHM 2002‑IV).
79. Makul ivedilik ve özen gereksinimi bu bağlamda zımni olarak yer almaktadır. (Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], No. 55721/07, § 167, AİHM 2011).
80. Ayrıca, soruşturma, mağdurun ailesine, meşru çıkarlarını koruması için gerekli olduğu ölçüde, erişebilir olmalıdır. Kamunun da, duruma göre değişen bir derecede soruşturmayı inceleme hakkını kullanabilmesi gerekmektedir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, No. 24746/94, § 109, AİHM 2001-III). Bununla birlikte, kamunun ve mağdurun yakınlarının soruşturmaya erişim izni, yargılamanın başka safhaları için verilebilir. (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Giuliani ve Gaggio kararı, § 304 ve McKerr/Birleşik Krallık, No. 28883/95, § 129, AİHM 2001-III).
81. Sözleşmenin 2. maddesi, yetkili makamlara, soruşturma esnasında mağdurun bir yakını tarafından yapılabilecek herhangi bir soruşturma tedbiri talebini yerine getirme yükümlülüğü getirmemektedir (bk. yukarıda anılan Ramsahai ve diğerleri kararı, § 348 ve Velcea ve Mazăre/Romanya, No. 64301/01, § 113, 1 Aralık 2009).
82. Soruşturmanın yeterince etkin olup olmadığının tespit edilmesi sorunu, davayla ilgili bütün olaylardan yola çıkarak ve soruşturma çalışmasının uygulamalı gerçekleri ışığında değerlendirilmektedir (Dobriyeva ve diğerleri/Rusya, No. 18407/10, § 72, 19 Aralık 2013 ve Valentin Câmpeanu adına Hukuki Kaynaklar Merkezi/Romanya [BD], No. 47848/08, § 147, 17 Temmuz 2014).
ii. Bu ilkelerin somut olaya uygulanması
83. Somut olayda, Mahkeme, olaydan haberdar olur olmaz teknik polis ekibinin ve bir savcının olay yerine gittiğini gözlemlemektedir. Çok sayıda maddi delil unsuru toplanmış ve tanık ifadeleri alınmış; olay yeri krokisi çizilmiş ve fotoğraflar çekilmiştir. Yine çok sayıda bilimsel bilirkişi incelemesinin yanı sıra tam otopsi yapılmıştır. Bu unsurların her biri, yaşanan ölüm olayının koşullarını aydınlatmak amacıyla incelenmiştir. Savcılık da, devam eden karanlık noktaların aydınlığa kavuşturulması amacıyla bu koşulların tamamının incelemek ve bilimsel açıklamalarda bulunmak üzere bir bilirkişi grubu görevlendirmiştir.
84. Mahkeme, savcılığın kendisinden makul olarak beklenebilecek tüm yöntemlere başvurduğu; herhangi bir aşamayı ihmal etmediği ve toplanan delil unsurlarının tamamını titiz bir şekilde inceleyerek nihayetinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini gözlemlemektedir.
85. Mahkeme, savcılığın, başvuranların iddialarına tatmin edici yanıtlar verdiğini tespit etmektedir.
86. Savcılık tarafından verilen yanıtlar ile soruşturma sırasında toplanan çok sayıda unsur ışığında, birçok tanığın, ilgilinin bira içtiğine yönünde vermiş oldukları beyana rağmen müteveffanın kanında alkole rastlanmamış olması ve silah üzerinde parmak izi tespit edilmemesi gibi bazı karanlık noktaların aydınlığına kavuşmamış olmasına rağmen, Mahkeme, başvuranların hiçbir şikâyetinin, savcılıkça kabul edilen iddiayı yeniden inceleme konusu yapacak ya da genç Astsubayın üçüncü bir şahıs tarafından öldürüldüğü yönündeki iddiaya itibar edecek nitelikte olmadığı kanaatindedir. (bk. Stern/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 70820/01, 11 Ekim 2005)
87. Bu nedenle, Mahkeme, Akil Demir’in hayatını kaybetmesi sonrasında yürütülen soruşturmanın, ilgilinin ölümüne ilişkin koşulların kesin olarak tespit edilmesine imkân verdiği kanaatindedir.
88. Mahkeme, başvuranlarca tespit edilen eksikliklerin, soruşturmanın ciddiyetle ve derinlemesine yürütüldüğüne şüphe düşürmediği kanaatindedir.
89. Soruşturmanın askeri savcılık yerine sivil savcılık tarafından yürütülmüş olması gerektiği yönündeki şikâyetle ilgili olarak Mahkeme, bu şikâyetin dayanaktan yoksun olduğunu tespit etmekte ve bu durumun soruşturmanın etkinliğine ne şekilde zarar verdiğini anlamamaktadır.
90. İşbu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
B. Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönü bağlamındaki şikâyet hakkında
1. Tarafların İddiaları
91. Başvuranlar, yetkililerce ileri sürülen intihar iddiasına karşı çıkmakta ve yakınlarının cinayete kurban gittiğini iddia etmektedirler.
92. Hükümet, söz konusu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
93. Mahkeme, yerleşik içtihadı uyarınca, söz konusu olayların tamamının veya büyük bir kısmının – bu makamların denetiminde gözaltında tutulan insanların durumunda olduğu gibi – makamların bilgileri dâhilinde olduğu hallerde, Devletin bu gözaltı süreci boyunca meydana gelen yaralanma ve ölümlere ilişkin makul bir açıklama getirmekle yükümlü olduğunu hatırlatmaktadır (bk. sırasıyla, Selmouni/Fransa [BD], No. 25803/94, § 87, AİHM 1999-V, Salman/Türkiye [BD], No. 21986/93, § 99, AİHM 2000‑VII ve Ghedir ve diğerleri/Fransa, No. 20579/12, § 112, 16 Temmuz 2015).
94. Mahkeme, bu yükümlülüğün zaman zaman, askeri kışlalar gibi, yalnızca devletin yetkililerinin denetimi altında bulunan bölgelerde meydana gelen ölümleri kapsadığını gözlemlemektedir (Beker/Türkiye, No. 27866/03, §§ 42-43, 24 Mart 2009; Pankov/Bulgaristan kararı ile kıyaslayınız, No. 12773/03, § 59, 7 Ekim 2010, bu kararda Mahkeme, bilhassa soruşturmanın özelliği ile açıklamaların makul niteliğini dikkate alarak, ispat yükünü davalı Devlete yüklememiştir.).
95. Mahkeme bilhassa, sunulan açıklamaların makul niteliğini değerlendirmek için ulusal seviyede yürütülen soruşturmaların incelenmesi gerektiğini de hatırlatmaktadır.
96. Mahkeme, mevcut davada yetkililerin, eksiksiz biçimde yürütülen soruşturma sonucunda olayın intihar olduğu sonucuna vardıklarını, bu soruşturma boyunca da özellikle tanık ifade tutanaklarına, otopsi raporuna, çok sayıdaki fen bilirkişi raporuna, olay yeri inceleme tutanağına ve olay canlandırmasına dayandıklarını tespit etmektedir.
97. Mahkeme, intihar iddiasının, nesnel unsurlara dayandığının ve yürütüldüğü esnada gerekli tüm araştırmaların yapıldığı bir soruşturma sonunda kabul edildiğinin altını çizmektedir.
98. Bu durumun yanı sıra bu görüşün uyumsuz ve mantık dışı olduğunu kanıtlayabilecek (Abdurashidova/Rusya, No. 32968/05, § 69, 8 Nisan 2010 ve a contrario, yukarıda anılan Beker kararı, §§ 51-52) veya güvenilirliğine ciddi anlamda zarar verebilecek nitelikte herhangi bir unsurun bulunmamasını dikkate alan Mahkeme, ulusal makamların vardığı sonuçlardan uzaklaşmak için yeterli ve ikna edici herhangi bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (Suprun/Ukrayna (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 7529/07, 27 Nisan 2010). Dolayısıyla, Mahkeme, ulusal yetkililerce başvuranların yakınının ölümü konusunda sunulan açıklamaların tamamen makul ve güvenilir olduğu kanısına varmaktadır.
99. Dolayısıyla işbu şikâyet de açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
C. Diğer şikâyetler hakkında
100. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3 ve 5. maddelerine dayanarak, yakınlarının öldürülmeden önce kötü muameleye maruz kaldığını ve tehdit edildiğini iddia etmektedirler.
101. Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin tamamen dayanaksız olduğunu tespit etmekte ve bu nedenle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca kabul edilemez olarak açıklamaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 28 Nisan 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy