AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEMEZLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no: 58881/11
Abdurrahim DEMİR / Türkiye
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 3 Temmuz 2018 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1 Temmuz 2011 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruları göz önüne alarak,
7 Haziran 2013 tarihli kararı göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Abdurrahim Demir 1963 doğumlu bir Türk vatandaşı olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat H. Çekiç Gündüz tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran, 12 Ekim 1995 tarihinde gözaltına alınmıştır.
5. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde görevli hâkim 25 Ekim 1995 tarihinde başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
6. Cumhuriyet savcısı, başvuranı terör örgütü üyesi olmakla suçlayan bir iddianameyi 29 Kasım 1995 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur.
7. Yargılamayı yürüten mahkeme, 27 Aralık 2007 tarihinde başvuranın suçunu sabit bulmuş ve başvuranı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm etmiştir.
8. Yargıtay 10 Kasım 2008 tarihinde kararı bozmuş ve davayı detaylı inceleme için ilk derece mahkemesine geri göndermiştir.
9. Başvuran 4 Ocak 2011 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.
10. Söz konusu mahkeme 27 Aralık 2012 tarihinde başvuranı tekrar mahkûm etmiş ve başvurana ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermiştir.
11. Dava dosyasında bulunan son bilgilere göre, başvuran aleyhinde açılan ceza yargılamaları halen derdesttir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulama
12. İlgili iç hukuka ve uygulamaya ilişkin açıklamalar A.Ş / Türkiye ((k.k.), no. 58271/10, §§ 34-35, 13 Eylül 2016), ve Şefik Demir / Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 29-33, 16 Ekim 2012) davalarında mevcuttur.
ŞİKÂYETLER
13. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında yargılamalar öncesi tutukluluğunun aşırı uzun olduğu ve tutukluluğunun uzatılmasını haklı kılacak herhangi bir alakalı ve yeterli sebepler sunmayan gerekçelerle tutukluluğunun uzatılması hususlarında şikâyetçi olmuştur. Başvuran ek olarak, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamında uzun bir süre tutuklu kalması nedeniyle masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
14. Başvuran, aynı zamanda, Sözleşme’nin 5. maddesi uyarınca dile getirdiği şikâyetlerine ilişkin olarak iç hukukta Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi anlamında herhangi bir tazminat hakkının bulunmadığını iddia etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyeti hakkında
15. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında yargılamalar öncesi tutukluluğunun aşırı uzun olduğu ve tutukluluğunun uzatılmasını haklı kılacak herhangi bir alakalı ve yeterli sebepler sunmayan gerekçelerle tutukluluğunun uzatılması hususunda şikâyetçi olmuştur. Başvuran ek olarak, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamında, uzun bir süre tutuklu kalması nedeniyle masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiği konusunda şikâyette bulunmuştur.
16. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin genel olarak tutukluluk halinin uzunluğuyla ilgili olması nedeniyle, söz konusu şikâyetlerin Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olduğu kanısındadır (bk. Can/Türkiye (k.k.), no. 6644/08, 14 Nisan 2009).
17. Hükümet, Mahkemeden, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu şikâyeti reddetmesini talep etmiştir. Bu bakımdan Hükümet, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141. maddesi uyarınca tazminat talep etmesi gerektiğini belirtmiştir.
18. Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğu bakımından CMK’nın 141 § 1 (d) maddesinin uygulanmasına ilişkin iç hukuk yolunun A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, § 8595, 13 Eylül 2016) ve Şefik Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 1735, 16 Ekim 2012) davalarında incelendiğini gözlemlemektedir.
19. Mahkeme, (yukarıda anılan) Şefik Demir davasında, söz konusu hukuk yolunun mahkûmiyetleri kesinleşmiş olan başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bununla beraber, Mahkeme, A.Ş. kararında( yukarıda anılan, § 92), Haziran 2015 tarihi itibariyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 141 § 1 (d) maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun yargılamalarının kesinleşmesinden önce dahi başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir.
20. Mahkeme somut davada başvuranın 4 Ocak 2011 tarihinde serbest bırakılması ile tutukluğunun sona erdiğini, ancak başvuran aleyhine yargılamaların halen derdest olup olmadığı veya kesinleşip kesinleşmediğine dair herhangi bir bilgi bulunmadığını kaydetmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın her iki durumda da CMK’nın 141 § 1 (d) maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunabileceğini gözlemlemektedir. Ancak, başvuran tazminat talebinde bulunmamıştır.
21. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkemenin birçok kararında belirttiği üzere, bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme, daha önce, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir hale gelen, tutukluluğun uzunluğu hakkındaki yukarıda anılan hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
22. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle, söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
B. Başvuranın Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamındaki şikâyetleri hakkında
23. Başvuran, aynı zamanda, Sözleşme’nin 5. maddesi uyarınca dile getirdiği şikâyetlerine ilişkin olarak iç hukukta Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi anlamında herhangi bir tazminat hakkının bulunmadığını iddia etmiştir.
24. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 veya 4. fıkralarına aykırı bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kişiye tazminat talebinde bulunma imkânının sağlanması halinde, 5. maddenin 5. fıkrasına uyulmuş olunacağını hatırlatmaktadır (bk. Wassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, 185-A no. 185 A). Mahkeme, yukarıda da bahsedildiği gibi (bk. 16-18. paragraflar) başvuranın Sözleşme’nin 5 § 1, 2, 3 veya 4. maddeleri kapsamındaki haklarının ihlal edildiği varsayılsa bile Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi anlamında etkin bir hukuk yolu sağlayan CMK’nun 141. maddesi uyarınca başvuranın tazminat talep etme hakkının olduğunu gözlemlemektedir.
25. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 (a) ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 6 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy