AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 47430/06
Sezgin DEMİRCİ / Türkiye
Başkan
András Sajó,
Yargıçlar
Helen Keller,
Robert Spano,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katımıyla komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 27 Kasım 2006 tarihli başvuruyu ve davalı Hükümet’in görüşleri ile bu görüşlere müteakip başvuranın verdiği cevapları da dikkate alarak 23 Haziran 2015 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Sezgin Demirci, 1968 doğumlu Türk vatandaşı olup, Aydın’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, Aydın Barosuna bağlı Avukat H. Biçen tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti ise (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranın, 11 Temmuz 1999 tarihinde geçirdiği kaza sonucu sol femuru kırılmıştır.
4. Ortopedik cerrahlar tarafından yapılan muayene neticesinde, kırığın çok parçalı ve ciddi olduğu kanaatine varılmıştır.
5. Başvuran 12 Temmuz 1999 tarihinde ameliyat olmuş; osteosentezle[1] tedavi uygulanmıştır.
6. Ameliyat sonrasında komplikasyon gelişmemesi nedeniyle, başvuran 19 Temmuz 1999 tarihinde hastaneden taburcu olmuştur.
7. Başvuran, doğru şekilde ameliyat edilmediği kanısıyla, 11 Temmuz 2000 tarihinde hastane ve cerrah aleyhine Kuşadası Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış ve tazminat talep etmiştir. Aynı zamanda, farklı cerrahi müdahale türleriyle ilgili olarak bilgilendirilmediğini ileri sürmüştür.
8. Davalı taraf öncelikle, Demirci’nin tıp kurallarına uygun olarak ameliyat edildiğini, seçilen ameliyat tekniğinin cerrahın özel alanı olduğunu, bunun yanı sıra cerrahın, kullanılan tekniği ve materyali kırığın türüne ve hastanın genel durumuna göre seçtiğini ileri sürmüştür. Davalı taraf ayrıca, hastanın, ameliyat öncesinde, durumu bilerek karar vermesine imkân verecek şekilde, durumuyla ve öngörülen tedavilerle ilgili olarak bilgilendirildiğini eklemiştir. Bununla birlikte, ilgilinin cerrahi müdahaleye onay verdiğini ve durumunun iyiye gittiğini ileri sürmüştür.
9. Mahkeme, davanın esası hakkında karar vermeden önce bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir.
10. Başvuran, 1 Mart 2002, 19 Mart 2003 ve 14 Temmuz 2004 tarihlerinde Adli Tıp Kurumunda muayene edilmiştir. Hastanın sağlık durumunu takip etmenin gerekli olması nedeniyle, üç defa muayene edilmiştir.
11. Adli tabipler, son konsültasyon sırasında, kırığın kaynadığını; ancak femurun iki cm. kısalması nedeniyle hastanın hafif bir şekilde topalladığını gözlemlemişlerdir.
12. Adli Tıp Kurumu 21 Temmuz 2004 tarihinde raporunu sunmuştur. Bu tür bir kırığın tedavi edilmesi için farklı cerrahi teknikler olduğunu ve doktor tarafından seçilen tekniğin “bu tür kırık için uygun ve yeterli” olduğu hatırlatılmıştır. Raporda, ameliyatın da bizzat “uygun” olduğu; femurda meydana gelen iki cm.lik kısalmanın, “tıbben, çok parçalı femur kırığı ile ilgili normal sınırlarda değerlendirildiğini” ve bunun ameliyat sonrası sıklıkla yaşanan bir komplikasyon olduğu bildirilmiştir.
13. Adli Tıp Kurumu, tıbbi ekibin herhangi bir kusur ya da ihmalkârlığı bulunmadığı sonucuna varmıştır.
14. Kuşadası Asliye Hukuk Mahkemesi 20 Aralık 2004 tarihinde, Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen tıbbi bilirkişi raporuna dayanarak, başvuranın tazminat talebini reddetmiştir.
15. Yargıtay 1 Aralık 2005 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiştir.
16. Yargıtay 26 Nisan 2006 tarihinde, başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir. İşbu karar, 6 Haziran 2006 tarihinde ilgiliye tebliğ edilmiştir.
İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması
17. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 9 Ocak 2013 tarihinde kabul edilen ve 19 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanunun (Bundan böyle metinde “Tazminat Kanunu” olarak anılacaktır.) ilgili hükümleri, Turgut ve diğerleri ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) kararının 19 ila 26. paragraflarında arasında yer almaktadır.
ŞİKÂYETLER
18. Başvuran, Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
19. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, ulusal mahkemeler önündeki yargılamanın süresinden yakınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
20. Başvuran, Sözleşme’nin 2 ve 6. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
21. Hükümet, Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen kabul edilebilirlik koşullarını ileri sürerek, Mahkeme’den başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermesini talep etmektedir. Hükümet bilhassa, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
22. Ulusal mahkemeler önündeki yargılamanın aşırı uzun olduğu iddia edilen süresiyle ilgili şikâyet hususunda, Mahkeme, benzer bir şikâyetle ilgili olarak daha önce yukarıda anılan Turgut ve diğerleri davasında (58 ve 60. paragraflar) karar verme fırsatı bulduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, söz konusu davada, yargılamanın süresi nedeniyle “makul süre” ilkesinin ihlal edildiğini ileri süren başvuranların bundan böyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, 6384 sayılı Kanunla kurulan ve şikâyetlerinin giderilmesi için, ilk bakışta (a priori), ulaşılabilir ve makul bakış açılarını sunmaya elverişli bir başvuru yolu olması nedeniyle Tazminat Komisyonuna başvurmaları gerektiği sonucuna varmıştır. (yukarıda anılan Turgut ve diğerleri kararı, § 56).
23. Somut olayda Mahkeme, başvuranın durumunda farklı bir sonuca götürebilecek herhangi bir olay, iddia ya da özel koşul tespit etmemiştir.
24. Dolayısıyla, işbu şikâyet iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
25. Sözleşme’nin 2. maddesi bağlamında yapılan şikâyetle ilgili olarak, Mahkeme, davanın koşullarında başvuranın yaşam hakkına hangi hususta müdahale edildiğini anlayamamaktadır. Bu nedenle, Mahkeme, kişilerin ruhsal ve fiziksel bütünlüğü, kendilerine uygulanacak tıbbî işlemleri seçmekten yoksun bırakılmaları, bu bağlamda onaylarının/rızalarının alınması ve tedavinin kabul edilmesi halinde ortaya çıkabilecek sağlık risklerini değerlendirebilmelerine imkân verecek bilgilere erişmeleri ile ilgili konuların Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına girdiğini hatırlatmaktadır (bk. özellikle, Marie Thérèse Trocellier/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 75725/01, 5 Ekim 2006). Mahkeme sonuç olarak, başvuranın şikâyetinin de bu hüküm ışığında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
26. Mahkeme bu bağlamda, başvuranın kendisini tedavi eden tıbbi ekibin konuyla ilgili sorumluluğu bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi amacıyla mahkemeye başvurma imkânı bulduğunu gözlemlemektedir. İlgili, doktor tarafından tıbbi hata işlendiğini ve hastane servisine yüklenebilir kusurlar bulunduğunu ileri sürse de, Mahkeme, ulusal mahkemelerin sonuçlarının yanı sıra konuyla ilgili tıbbi bilirkişi raporlarında da her türlü tıbbi ihmalkârlık ya da kusurun bulunmadığı sonucuna varıldığını tespit etmektedir. Ancak, ne bu sonuçları sorgulamak, ne de sahip olduğu tıbbî bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmek Mahkeme’nin görevleri arasında yer almaktadır (Tysiąc/Polonya, No. 5410/03, § 119, AİHM 2007‑I ve Yardımcı/Türkiye, No. 25266/05, § 59, 5 Ocak 2010).
27. Yukarıda sıralanan gerekçeler göz önüne alındığında, Mahkeme işbu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 16 Temmuz 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposAndrás Sajó
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1]. Kemiklerin kırık kısımlarının, kırık kemiğe protez yerleştirilmeden, yeniden bütünlüğünün sağlanması ve normal aksında bir araya getirip sabitlemeye (Kırığın “kısalmasından” söz edilmektedir.) yönelik ameliyat.
Full & Egal Universal Law Academy