AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 10509/20
Ali Ergin DEMİRHAN / Türkiye
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Péter Paczolay,
Stéphane Pisani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla, 12 Kasım 2024 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve 1982 doğumlu olan, İstanbul’da ikamet eden ve Ankara Barosuna bağlı Avukat D. T. Cankurt tarafından temsil edilen, Türk vatandaşı Ali Ergin Demirhan’ın (“başvuran”), 10 Şubat 2020 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu başvuruyu (no. 10509/20),
Başvurunun, söz konusu dönemde kendi görevlisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın sahibi ve sorumlusu olduğu, www.sendika.org isimli internet bilgi sitesine erişimin engellenmesiyle ilgilidir.
2. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı (“BTK”), 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un (“5651 sayılı Kanun”) 8/A maddesi uyarınca, söz konusu sitenin tamamına erişimin engellenmesine karar vermiştir. Söz konusu kararda, şu gerekçeler ileri sürülmüştür: Yaşam hakkının korunması, kişi ve mal güvenliğinin korunması, ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ve suçların önlenmesi.
3. 5651 sayılı Kanun uyarınca, BTK’nın kararı, Gölbaşı Sulh Ceza Hâkimliği tarafından bir incelemeye tabi tutulmuş ve söz konusu Hâkimlik, 26 Temmuz 2015 tarihli kararla, ilgili sitede yayımlanan içeriklerin yaşam hakkının yanı sıra, kişi ve mal güvenliğine de zarar verdiği ve dolayısıyla, bu kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle, söz konusu kararı onaylamıştır.
4. Başvuran, Gölbaşı Sulh Ceza Hâkimliğinin bu kararına ilişkin itirazda bulunmuştur. Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından, ihtilaf konusu kararın usul ve kanuna uygun olarak gerekçelendirildiği ve bu kararda herhangi bir uygunsuzluğun bulunmadığı kanısına varılmış ve başvuranın itirazı reddedilmiştir.
5. Başvuran, 9 Ekim 2015 tarihinde, özellikle internet sitesine erişimin engellenmesinden ve bu bağlamda idari ve adli makamlar tarafından verilen kararlardan şikâyet etmek için Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
6. Anayasa Mahkemesi, 11 Mart 2020 tarihinde verdiği ve 2 Mayıs 2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, Anayasa’nın 26 ve 28. maddeleri anlamında ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
7. İhtilaf konusu tedbirin gerekliliği hususuna ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi, daha önceki ilke kararlarında tanımlandığı şekliyle, bu konuya ilişkin uygulanması gereken kriterleri hatırlatmış (bu ilkelerin bir özetiyle ilgili olarak bk. Wikimedia Foundation, Inc./Türkiye (k.k.), no. 25479/19, §§ 11 ve 17, 1 Mart 2022) ve ulusal makamların bu kriterlere dayanarak herhangi bir incelemede bulunmadıklarını gözlemlemiştir. Anayasa Mahkemesi bilhassa, yetkili makamların söz konusu sitenin içeriği ile söz konusu sınırlamanın temelini oluşturan sebep arasında bir nedensellik bağının bulunduğunu kanıtlayamadıkları kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, gecikmeli olarak alınan bir tedbirin 5651 sayılı Kanun bakımından zararlı olabileceği bir durumun söz konusu olduğunun da kanıtlanamadığını eklemiştir.
8. Anayasa Mahkemesi, bir internet sitesinin tamamına erişimin engellenmesi için 5651 sayılı Kanun’da öngörülen koşulların mevcut davada yerine getirilip getirilmediği hususuna ilişkin olarak yetkili makamlar tarafından herhangi bir incelemenin yapılmaması nedeniyle, ihtilaf konusu tedbirin ifade özgürlüğüne ve basın özgürlüğüne yönelik orantısız bir müdahale olarak değerlendirildiği kanısına varmıştır. Bu durumda Anayasa Mahkemesi, idari ve adli makamların, bu tedbirin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu kanıtlamak amacıyla uygun ve yeterli gerekçeler sunmadıkları sonucuna varmıştır.
9. Son olarak Anayasa Mahkemesi, dava dosyasının, tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yargılamayı yeniden başlatması için yetkili Sulh Ceza Hâkimliğine geri gönderilmesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı zamanda, başvurana, manevi tazminat olarak 6.000 Türk lirası (TL) (söz konusu kararın verildiği tarihte yaklaşık 860 avro) ve masraf ve giderler için 3.226,90 TL ödenmesine karar vermiştir.
10. Gölbaşı Sulh Ceza Hâkimliği, 27 Ekim 2020 tarihinde, ihtilaf konusu tedbiri kaldırmıştır.
11. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, internet sitesinin tabi tutulduğu, erişimin engellenmesi tedbirinden şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında, Sulh Ceza Hâkimlikleri ve Anayasa Mahkemesi önünde kullandığı hukuk yollarının etkin hukuk yolları olarak kabul edilemeyeceğini iddia etmektedir. Bu bağlamda başvuran, Sulh Ceza Hâkimliklerinin kararlarına ilişkin gerekçelerin yetersiz olduğunu ve kendi ifadesine göre, Anayasa Mahkemesi tarafından bireysel başvurusuna ilişkin yapılan incelemenin çok uzun sürdüğünü ileri sürmektedir. Son olarak başvuran, internet sitesinde yayımlanan mevcut iktidar hakkındaki eleştirel görüşler nedeniyle, ihtilaf konusu tedbirin alındığını ve böylelikle, bu tedbirin Sözleşme’nin 18. maddesinin ihlaline neden olduğunu ileri sürmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Sözleşme’nin 10. Maddesinin İhlal Edilmesi Bağlamındaki Şikâyetler Hakkında12. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 13. maddelerini ileri sürerek, yukarıda belirtilen erişimin engellenmesi tedbirinden ve Sulh Ceza Hâkimlikleri ve Anayasa Mahkemesi önünde kullandığı hukuk yollarının etkin olmamasından şikâyet etmektedir.
13. Davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, bu şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanısına varmaktadır (bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), bk. Wikimedia Foundation, Inc./Türkiye (k.k.), no. 25479/19, §§ 18-19, 1 Mart 2022).
14. Hükümet, diğerlerinin yanı sıra, başvuranın mağdur sıfatını kaybetmesine ilişkin olarak bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, Anayasa Mahkemesinin kararına, ihtilaf konusu tedbirin kaldırılmasına ve ilgili tarafından maruz kalınan manevi zararın tazmin edilmesine atıfta bulunarak, ulusal makamların iddia edilen ihlali kabul ettiklerini ve giderdiklerini ileri sürmektedir. Ayrıca Hükümet, başvuranın bireysel başvurusunun Anayasa Mahkemesi önünde derdest olduğu süre boyunca yayın faaliyetlerini sürdürmek amacıyla internet sitesi için yeni alan adları oluşturabildiğini ifade etmektedir.
15. Başvuran ise, bir ihlalden dolayı halen mağdur olduğunu iddia etmektedir. Bu bağlamda başvuran, ihtilaf konusu tedbirin Anayasa Mahkemesinin kararının verildiği tarihten yedi aydan fazla bir süre sonra ve Mahkemenin Hükümetten davaya ilişkin görüşlerini sunmasını talep ettiği tarihten on iki gün sonra kaldırıldığını ileri sürmektedir. Ayrıca başvuran, Anayasa Mahkemesinin, Sözleşme’nin 10 ve 13. maddeleriyle birlikte, Sözleşme’nin 18. maddesi kapsamında dile getirdiği şikâyetler ya da kendi ifadesine göre, söz konusu site için kendisi tarafından oluşturulan yeni alan adlarına erişimin, Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından bu türden bir tedbire ilişkin etkin bir denetim yapılmaksızın, sistematik olarak engellenmesi durumu hakkında herhangi bir incelemede bulunmadığını ileri sürmektedir. Son olarak başvuran, manevi tazminat bağlamında Anayasa Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen meblağın yeterli bir tazminat teşkil etmediğini belirtmektedir.
16. Mahkeme, Selahattin Demirtaş/Türkiye (no. 2) kararında ([BD], no. 14305/17, §§ 217-218, 22 Aralık 2020) özetlendiği şekliyle, mağdur sıfatının kaybedilmesine ilişkin ilkelere atıfta bulunmaktadır.
17. Mevcut davada, söz konusu siteye erişimin engellenmesi yönündeki karardan ibaret olan, başvuran tarafından ileri sürülen tedbir, Anayasa Mahkemesinin kararının ardından 27 Ekim 2020 tarihinde kaldırılmıştır.
18. Bu bağlamda Mahkeme, aynı zamanda bir internet sitesinin tamamına erişimin engellenmesiyle ilgili olan, yukarıda anılan Wikimedia Foundation, Inc. davası bağlamında verdiği kararı hatırlatmaktadır. Mahkeme, yukarıda belirtilen davada, Anayasa Mahkemesinin kendisine sunulan bireysel başvuru yoluyla, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini özünde kabul ettiği ve ilgilinin maruz kaldığı zararı uygun ve yeterli bir şekilde tazmin ettiği ve dolayısıyla, ilgilinin mağdur sıfatını kaybettiği kanısına varmıştır (yukarıda anılan Wikimedia Foundation, Inc. kararı, §§ 36-51).
19. Mahkeme, aynı durumun mevcut davada da geçerli olduğu kanaatine varmaktadır. Mağdur sıfatının kaybedildiği sonucuna varılabilmesi için birinci koşul olan, ulusal makamlar tarafından Sözleşme’nin ihlalinin kabul edilmesi hususuyla ilgili olarak Mahkeme gerçekte, Anayasa Mahkemesinin başvuranın bireysel başvurusunun incelenmesi kapsamında, ihtilaf konusu tedbirin yeterince gerekçelendirilmediği ve bu tedbirin başvuranın ifade özgürlüğüne ve basın özgürlüğüne yönelik orantısız bir müdahale olarak değerlendirildiği sonucuna vardığını gözlemlemektedir (yukarıda 6-8. paragraflar; ayrıca bk. yukarıda anılan Wikimedia Foundation, Inc. kararı, § 41).
20. Anayasa Mahkemesinin iddia edilen ihlalin sistemik niteliğini ele almadığı veya bu şikâyetleri Sözleşme’nin 18. maddesi açısından incelemediği yönünde başvuranın sunduğu iddiaya ilişkin olarak Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin incelemesine tabi tutulan başlıca şikâyetlere karşılık verdiği ve mevcut davanın koşullarında, bu türden bir yaklaşımın keyfi ya da açıkça mantıksız görünmediği kanısına varmaktadır (bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), bk. yukarıda anılan Wikimedia Foundation, Inc. kararı, §§ 44 ve 48). Ayrıca Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 18. maddesiyle ilgili olmadığını (yukarıda 12 ve 13. paragraflar) ve aşağıda ayrı olarak inceleneceğini kaydetmektedir (bk. 26-27. paragraflar). Sulh Ceza Hâkimlikleri önündeki hukuk yolunun etkin olmadığı iddiasına ilişkin olarak Mahkeme, iç hukuktaki kararların yeterince gerekçelendirilmemesinin Anayasa Mahkemesinin ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varmasına yol açan başlıca araçlardan birini oluşturması hususuna önem vermektedir (yukarıda anılan Wikimedia Foundation, Inc. kararı, § 45).
21. Uygun ve yeterli bir telafinin varlığına ilişkin ikinci koşulla ilgili olarak Mahkeme, bir başvuranın mağdur olduğunu ileri sürme imkânının, iç hukuk yolunun başvurana sunacağı telafiye bağlı olacağını hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Wikimedia Foundation, Inc. kararı, § 38). Yargılamanın yavaşlığı nedeniyle Anayasa Mahkemesi önündeki hukuk yolunun etkin olmadığı iddiasına ilişkin olarak Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin başvuranın bireysel başvurusunun sunulmasının ardından yaklaşık 4 yıl, 5 ay sonra kararını verdiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın şikâyetinin böylelikle Anayasa Mahkemesi nezdindeki yargılamanın süresiyle ilgili olmadığını, ancak daha ziyade, söz konusu süre nedeniyle bu yargılamanın etkin olmadığı bağlamındaki iddiayla ilgili olduğunu vurgulamaktadır. Halbuki Mahkeme, mevcut davadaki yargılamanın, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurunun sunulmasının ardından 2 yıl, 8 ay sonra kararını verdiği Wikimedia Foundation, Inc. davası çerçevesinde, Anayasa Mahkemesi tarafından yürütülen yargılamadan daha uzun sürmesine rağmen, ihtilaf konusu tedbire itiraz edilmesine yönelik bir hukuk yoluna ilişkin inceleme süresinin bir yargılamanın etkin olmadığı sonucuna varılması için tek başına yeterli olmadığı kanaatine varmaktadır (bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), bk. ibidem, § 46). Öte yandan Mahkeme, başvuranın bireysel başvurusunun Anayasa Mahkemesi nezdinde derdest olduğu süre boyunca yayın faaliyetlerini sürdürmek amacıyla internet sitesi için yeni alan adları oluşturabildiğini kaydetmektedir (yukarıda 14. paragraf). Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi nezdinde başvuran tarafından sunulan ek görüşlerden, bu alan adlarından biri olan, www.sendika62.org sitesinin, 2017 ve 2018 yıllarında bir yıl, bir aydan fazla bir süre boyunca erişilebilir olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Mahkeme, makul süre gerekliliğinin olağan bir mahkeme ve Anayasa Mahkemesi açısından aynı şekilde yorumlanamayacağını, zira bu türden bir yüksek mahkemenin belirli bir davanın niteliği veya siyasi ve sosyal yönden önemi gibi, yalnızca bir davanın kayıt altına alınması kararı dışındaki kriterlere göre çalışmalarını düzenleyebileceğini hatırlatmaktadır (bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), bk. Von Maltzan ve diğerleri/Almanya (k.k.) [BD], no. 71916/01 ve diğer 2 başvuru, § 132, AİHM 2005-V, ve bu kararda belirtilen atıflar). Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davaya özgü koşullarda, Anayasa Mahkemesi nezdinde yürütülen yargılamanın süresinin, Mahkemenin mevcut davada yukarıda anılan Wikimedia Foundation, Inc. davasında verdiği karardan farklı bir şekilde karar vermesini sağlamak için tek başına yeterli olmadığı kanısına varmaktadır.
22. Anayasa Mahkemesinin kararının icra edilmesine ilişkin olarak Mahkeme, ihtilaf konusu tedbirin söz konusu kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasının ve Anayasa Mahkemesi tarafından dosyanın geri gönderilmesinin ardından altı aydan daha az bir süre sonra -ki bu süre açıkça aşırı değildir- Sulh Ceza Hâkimliği tarafından kaldırıldığını gözlemlemektedir (bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), bk. Moroko/Rusya, no. 20937/07, §§ 40-44, 12 Haziran 2008).
23. Ayrıca ihlalin telafi edilmesiyle ilgili olarak Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin başvurana manevi tazminat olarak 6.000 TL (ilgili tarihte yaklaşık 860 avro) ödenmesine karar verdiğini kaydetmektedir. Mahkeme, benzer davalarda Mahkeme tarafından belirlenen meblağlardan daha düşük olsa bile, bu meblağın davanın koşullarında açıkça yetersiz olmadığı kanaatine varmaktadır (bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), bk. Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, no. 15048/09, § 47, 28 Ekim 2014).
24. Dolayısıyla Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini özünde kabul ettiği ve başvuran açısından bu ihlalden kaynaklanan zararı uygun ve yeterli bir şekilde tazmin ettiği kanısına varmaktadır. Bu sebeple Mahkeme, ilgilinin bundan böyle iddia edilen ihlallerden dolayı mağdur olduğunu ileri süremeyeceği kanaatine vararak, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında Sözleşme’nin hükümleriyle kişi bakımından (ratione personae) bağdaşmadığı ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşmaktadır (yukarıda anılan Wikimedia Foundation, Inc. kararıyla karşılaştırınız, § 51).
25. Bu sonuç, Mahkemeyi, Hükümet tarafından ileri sürülen diğer kabul edilemezlik itirazları hakkında karar vermekten muaf tutmaktadır.
Sözleşme’nin 18. Maddesinin İhlal Edilmesi Bağlamındaki Şikâyet Hakkında26. Başvuran, internet sitesinde yayımlanan mevcut iktidar hakkındaki eleştirel görüşler nedeniyle, ihtilaf konusu tedbirin alındığını ve böylelikle, bu tedbirin Sözleşme’nin 18. maddesinin ihlal edilmesine neden olduğunu belirtmektedir.
27. Elinde bulunan unsurların tamamını dikkate alarak ve bu şikâyeti incelemeye yetkili olması nedeniyle Mahkeme, mevcut davada Sözleşme veya Protokolleri tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin herhangi bir belirti tespit etmemektedir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 5 Aralık 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan