AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 25789/20
Selahattin DEMİRTAŞ / TÜRKİYE
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 16 Mart 2021 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 17 Haziran 2020 tarihli başvuruyu dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Selahattin Demirtaş, Türk vatandaşı olup, 1973 doğumludur ve Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukatlar R. Demir ve B. Molu tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davaya ilişkin olay ve olgular, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran, 2007 ve 2011 yıllarında düzenlenen genel seçimlerde milletvekili seçilmiştir. Başvuran ayrıca, HDP’nin (“Halkların Demokratik Partisi”) eş genel başkanlığı görevini yürütmüş ve 2014 ve 2018 yıllarında düzenlenen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmuştur.
4. Başvuran, 4 Kasım 2016 tarihinde tutuklanarak Edirne F Tipi Cezaevine konulmuştur. Başvuran burada öncelikle tek kişilik bir odada tutulmuştur. Başvuran, 28 Aralık 2016 tarihinden itibaren, yine HDP milletvekili olan A.Z. ile aynı koğuşu paylaşmıştır.
5. Başvuran, 10 Şubat 2017 tarihinde, koğuş arkadaşı ve isimlerini belirttiği diğer sekiz tutuklu ile ortak sosyal etkinlikte bulunma talebinde bulunmuştur.
6. Cezaevi idaresi, 2 Mart 2017 tarihinde, cezaevinin güvenlik gerekleri ile kişilerin güvenliğini ve ayrıca diğer tutuklu ve hükümlülerle görüştürülmeyen bu tutukluların statüsünü dikkate alarak, başvuranın talebini reddetmiştir. Cezaevi idaresi, başvuranın ve koğuş arkadaşının ortak sosyal etkinlikte bulunmaya devam etmelerine karar vermiştir. Cezaevi idaresi bu kararda, Adalet Bakanlığı’nın 45/1 sayılı Genelgesi’nin 3. bölümüne atıfta bulunmuştur.
7. Başvuran, özellikle kendisinin ve ortak etkinlikte bulunma talebi sunan diğer tutukluların, nasıl bir tehdit oluşturabileceklerine ilişkin sebeplerin açıklanmamış olması sebebiyle, bu kararın, gerekçeden yoksun olduğunu iddia ederek, karara itirazda bulunmuştur. Başvuran ayrıca, Mahkeme içtihatlarına, CPT (2002) (Avrupa Konseyi İşkencenin ve İnsanlık Dışı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi) standartlarına ve CPT’nin 2011 yılında yayınladığı bir rapora atıfta bulunarak, ihtilaf konusu kararın keyfi ve orantısız olduğunu iddia etmiştir. Başvuran, CPT’nin 2011 tarihli raporunda, Kırıkkale Cezaevi ile ilgili olarak 45/1 sayılı Genelge gereğince hükümlülerin birbirleriyle görüşme sürelerinin en üst düzeye çıkarılmasının ve hükümlülere daha geniş bir etkinlik yelpazesinin sunulmasının tavsiye edildiğini ileri sürmüştür. Başvuran hükümlülerin birbirleriyle daha uzun süre görüşebilmelerinin, cezaevi rejimi sebebiyle ortaya çıkan zorlukları azaltabileceğini açıklamıştır.
8. Edirne İnfaz Hâkimliği, 28 Mart 2017 tarihinde, bu itirazı reddetmiştir. İnfaz Hâkimliği, başvuranın tutumu ve statüsü ile başvuranın ortak etkinlikte bulunmayı talep ettiği hükümlülerin durumunu ve cezaevi güvenliği ile başvuranın güvenliğini dikkate alarak, itiraz edilen kararın usule ve kanuna uygun olduğu kanaatine varmıştır.
9. Başvuran, özellikle bu kararın gerekçeden yoksun olduğunu iddia ederek, bu karara karşı itirazda bulunmuştur. Başvuran, kendisinin ve ortak etkinlikte bulunma talebinde bulunan diğer tutukluların, nasıl bir tehdit oluşturabileceklerine ilişkin sebeplerle ilgili olarak hiçbir açıklama yapılmadığını ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, Mahkeme içtihatlarına, CPT (2002) standartlarına ve CPT’nin 2011 yılında yayınladığı bir rapora atıfta bulunarak, diğer tutuklularla ortak etkinlikte bulunma talebinin reddedildiği kararın, keyfi ve orantısız bir nitelikte olduğunu iddia etmiştir.
10. Ağır Ceza Mahkemesi, 29 Mayıs 2017 tarihinde, İnfaz Hâkimliğinin kararının usul ve kanuna uygun olduğu değerlendirmesinde bulunarak, başvuranın itirazının reddine karar vermiştir.
11. Başvuran, Sözleşme’nin 6 ve 8. maddelerinin ihlal edildiğini iddia ederek, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran özellikle itirazlarını inceleyen İnfaz Hâkimliğinin ve Ağır Ceza Mahkemesinin kararlarının gerekçeden yoksun olduğu iddiasıyla adil yargılanma hakkının ve Cumhuriyet savcısının görüşünün kendisine tebliğ edilmediği iddiasıyla, silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, özellikle ihtilaf konusu kararlarda, kendisinin ve diğer tutukluların, birbirleri veya diğerleri için nasıl bir tehdit oluşturabileceklerinin açıklanmadığından şikâyetçi olarak, özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, Mahkeme içtihatlarına, CPT (2002) standartlarına ve CPT’nin 2011 yılında yayınladığı bir rapora atıfta bulunarak, ihtilaf konusu ret kararının, kendisine göre keyfi ve orantısız bir müdahale teşkil ettiğini iddia etmiştir.
12. Anayasa Mahkemesi, 18 Aralık 2019 tarihinde, başvurunun reddedilmesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, dosyada yer alan belgeler bakımından, Anayasa tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklere müdahalede bulunulmasının söz konusu olmadığı veya iddia edilen müdahalenin bir ihlal teşkil etmediği kanaatine varmıştır. Bu karar, başvuranın avukatına 19 Aralık 2019 tarihinde e-posta yoluyla tebliğ edilmiştir.
13. Başvuran diğer taraftan, bir yıldan beri Hükümet yanlısı olmayan basın yayınlarına erişim sağlayamadığını açıklamakta ve belgelere el konulduğunu (özellikle yazışma, iddianame, karikatür ve başvuranla yapılan röportajlar) belirtmektedir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması
14. İlgili iç hukuka ilişkin olarak Gül/Türkiye ((k.k.), no. 42702/09, § 20) kararına bakınız.
15. Adalet Bakanlığı’nın “Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler” hakkında 22 Ocak 2007 tarihli ve 45/1 sayılı Genelgesi, özellikle “13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun gereğince, ceza infaz kurumlarının türlerine göre tahsisi ile hükümlü ve tutukluların nakil işlemleri, ortak etkinlikler, güvenlik, diğer işlemler ve dışarıdan sağlanan hizmetlerle ilgili usul ve esasları göstermek, mevzuatın uygulanmasını kolaylaştırmak ve uygulamada ortaya çıkan sorunları gidermek” amacıyla hazırlanmıştır (bk. Avşar ve Tekin/Türkiye, no. 19302/09 ve 49089/12, § 32, 17 Eylül 2019 ).
Bu Genelge’nin 3. bölümü, tutuklu ve hükümlülerin, güvenlik açısından tehlike arz etmediği ölçüde birlikte katılabilecekleri ortak etkinliklerle ilgilidir.
ŞİKÂYETLER
16. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, tutukluluk koşullarının zaten çok zor olmasına rağmen, diğer tutuklularla görüşmesinin, yasal dayanak olmaksızın, bir Bakanlık genelgesine dayanılarak engellendiğini ve bu karara karşı yapmış olduğu itirazların, keyfi ve dayanaksız gerekçelerle reddedildiğini iddia etmektedir. Başvuran, ailesi, avukatları ve istisnai olarak kendisini ziyaret etmesine izin verilen milletvekili arkadaşları dışında cezaevinde 4 Kasım 2016 tarihinden beri görüştüğü tek kişinin koğuş arkadaşı olduğunu açıklamaktadır. Başvuran, CPT raporlarına atıfta bulunarak, tutuklular için ortak etkinlikte bulunmanın önemini vurgulamakta ve cezaevinde sosyal ve kültürel hayatının, aynı zamanda dışarı ile bağlantıları bakımından da kısıtlandığını belirtmektedir. Başvuran, ortak etkinlikte bulunma talebinin reddedilmesinin, kötü muameleye varabilecek sonuçlar doğurabileceğini belirtmektedir. Başvuran diğer taraftan, cezaevi rejiminin masumiyet karinesini ihlal eder nitelikte olduğunu iddia etmektedir. Son olarak başvuran, güncel durumunun, kendisine göre, daha önce Mahkeme tarafından Sözleşme’nin 18. maddesiyle ilgili olarak varılan sonuçlar bakımından değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
17. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
18. Mahkeme bu bağlamda öncelikle, bireysel başvuru hakkının kullanımında, Mahkeme’ye “sunulmuş” olan davanın konusunun, başvuranın sunduğu şikâyetle sınırlı olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, şikâyetin kapsamadığı olaylara dayanarak karar veremez, zira bu, dava konusunun ötesinde karar vermek, başka bir deyişle Sözleşme’nin 32. maddesi anlamında kendisine “sunulmamış” konuları incelemek anlamına gelecektir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, §§ 123‑126, 20 Mart 2018). Mahkeme, somut olayda başvuranın avukatlarının, başvuru formunda basın yayınlarına ve belgelere el konulduğuna dair bazı olaylar açıkladıklarını (yukarıdaki 13. paragraf), ancak bu bağlamda bir şikâyet ileri sürmediklerini gözlemlemektedir. Dolayısıyla bu olaylarla ilgili karar vermek Mahkeme’nin görevi değildir. Mahkeme, bu durumda, dava dosyasına başvuranın avukatları tarafından eklenen belgelerin, sadece başvuranın diğer tutuklularla ortak etkinlikte bulunma talebini içerdiğini gözlemlemektedir.
19. Mahkeme ardından, güvenlik, disiplin ve koruma sebepleriyle diğer tutuklularla görüşme yasağının, tek başına insanlık dışı ceza veya muamele teşkil etmediğini hatırlatmaktadır (diğer kararlar arasında bk. Messina/İtalya (no. 2) (k.k.), no. 25498/94, AİHM 1999‑V ve Ramirez Sanchez/Fransa [BD], no. 59450/00, § 123, AİHM 2006‑IX). Somut olayda başvuranın, cezaevi idaresine de başvurusunda isimlerini belirttiği diğer tutuklularla ortak sosyal etkinlikte bulunma talebinin reddedildiği görülmektedir. İlgili, duyusal veya mutlak tecride tabi tutulmamıştır. Başvuran, olayların meydana geldiği dönemde, başka bir tutuklu ile aynı koğuşu paylaşmaktadır ve bu koğuş arkadaşı ile ortak etkinlikte bulunması mümkündür (yukarıdaki 6. paragraf). Diğer taraftan, başvuranın avukatları tarafından Mahkeme’ye sunulan başvuru formundan, başvuranın dış dünya ile iletişimini sürdürdüğü anlaşılmaktadır (yukarıdaki 16. paragraf). Başvuran söz konusu durumlarla ilgili olarak kısıtlandığını ileri sürse de, bu bağlamda tecritten söz edilemez.
20. Mahkeme ayrıca, Adalet Bakanlığı’nın 45/1 sayılı Genelgesi’nin, “(...) 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun gereğince, (...) ortak etkinlikler, güvenlik, (...) usul ve esasları göstermek, mevzuatın uygulanmasını kolaylaştırmak ve uygulamada ortaya çıkan sorunları gidermek” amacıyla hazırlandığını kaydetmektedir (yukarıdaki ilgili iç hukuk kısmına bakınız). Somut olayda, başvuranın, isim olarak belirttiği bazı diğer tutuklularla ortak etkinlikte bulunması talebinin reddedilmesi, özel hayatına saygı hakkına yapılmış bir müdahale olarak değerlendirilebilse bile, özellikle ulusal makamlar tarafından ileri sürülen cezaevi güvenliği ve kişilerin güvenliği gerekçeleri bakımından, bu müdahalenin yasal bir dayanağının bulunduğu ve meşru bir amaç izlediği görülmektedir. Somut olayın koşullarında, ihtilaf konusu ret kararının, orantısız olduğu kanaatine varılamaz.
21. Mahkeme bu bağlamda, ulusal makamların, ilke olarak, yerel ihtiyaçlar ve bağlam hakkında karar vermek için, uluslararası hâkime göre daha iyi bir konumda bulunduğunu yinelemektedir. Mahkeme somut olayda, yetkili cezaevi idaresinin, güvenlik tehditleri hakkında karar verirken, başvuranın ve başvuranın tutulduğu cezaevinde bulunan diğer tutukluların profilini dikkate aldığını gözlemlemektedir. Ulusal mahkemeler diğer taraftan, yetkili cezaevi idaresinin değerlendirmesinin yöntem ve esaslarını bir denetime tabi tutmuşlar ve somut olayda keyfi veya açıkça dayanaktan yoksun olmadığı anlaşılan kararlarla, başvuranın talebini reddetmişlerdir. Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesi, ihtilaf konusu ret kararını, Anayasa tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlükler bakımından değerlendirmiştir.
22. Mahkeme, başvuranın masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak, başvuran tarafından cezaevi rejimine ilişkin olarak ileri sürülen olaylara ilişkin koşulların, tek başına, Sözleşme anlamında masumiyet karinesinin ihlalini teşkil ettiği şeklinde değerlendirilemeyeceğini vurgulamaktadır.
23. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri ve mevcut davanın özel koşullarını dikkate alarak, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 a) ve 4. fıkraları uyarınca, reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 8 Nisan 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy