T.C.
DENİZLİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:
KARAR NO:
KARAR TARİHİ:
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN: ... (...)
ÜYE: ... (...)
ÜYE: ... (...)
KATİP: ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:
TARİHİ:
NUMARASI:
DAVACI: ...-
VEKİLLERİ: Av. ...-
Av. ...-
DAVALI:
DAVANIN KONUSU: Tanıma Ve Tenfiz
G.KARAR YAZIM TARİHİ: 02/10/2025
İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili Şirketin ....... 'da seyahat hizmetleri alanında faaliyette bulunmakta olduğunu, müvekkili şirketin uluslararası bir şirket olarak ....... pazarında da turizm alanında doğrudan ve hissedarları vasıtasıyla dolaylı olarak faaliyette bulunduğunu, dilekçe ekinde sunulan ....... Bölge Mahkemesi İflas ve Yeniden Yapılandırma Davaları Bölümü Dosya Numarası:....... sayılı dosyada 01.09.2024 tarihinde verilen ve 27.09.2024 tarihinde kesinleşen kararda (İflas Kararı) da görüldüğü üzere, Müvekkili Şirketin 3 Haziran 2024 tarihinde ....... İflas Mahkemesi'ne iflas başvurusunda bulunduğunu, mahkemenin 01 Eylül 2024 tarihli kararı ile aciz hali ve borca batıklık nedeniyle borçlunun mal varlığı hakkında 01 Eylül 2024 tarih saat 7:30'da iflas prosedürünün açılmasına karar verildiğini ve şirkete iflas memuru atandığını, İflas Kararı'nın “Gerekçeler” başlıklı kısmında görüldüğü üzere, başvuru ....... İflas Mahkemesi tarafından 03.06.2024 tarihinde ele alındığını, borçlunun bağımsız ekonomik faaliyetlerinin merkezi ....... İflas Mahkemesi'nin yetki alanı içerisinde olduğu, mahkemenin tespitlerine göre şirketin aciz halinde ve borca batık olduğunun tespit edildiğini ve iflasına karar verildiğini, İflas Kararı'nın sağ üst köşesinde görüldüğü üzere “İşbu Karar, yasal olarak kesinleşmiştir.” ibaresi ile kararın kesinleştiğinin tespit edildiğini, bu ilamın MÖHUK m. 53 uyarınca karar aslının ve kesinleşme beyanının aynı hüküm uyarınca onandığını tercümelerini mahkemeye ibraz ettiklerini, müvekkili şirketin turizm alanında faaliyette bulunan uluslararası bir şirket olarak, Türkiye pazarında da kendisinin doğrudan faaliyette bulunduğu gibi doğrudan ve dolaylı olarak hissedarı olduğu şirketler vasıtasıyla da Türkiye'de faaliyette bulunmakta ve Türkiye'de mal varlığının olduğunu, kararın Türkiye'de icra edilebilmesi için tanınması ve tenfizinin gerektiğini, İflas Kararı'nın Türkiye'deki mal varlığına etkisi olacağından davaya konu İlamın tenfizini ve tanınmasını talep etmekte hukuki yararın olduğunu, dilekçe ekindeki Yargıtay kararlarında görüldüğü üzere ......... mahkemeleri tarafından verilen iflas kararlarının ülkemizde tenfiz edilmekte olduğunu, bu sebeplerle ....... Bölge Mahkemesi İflas ve Yeniden Yapılandırma Davaları Bölümü Dosya Numarası: ....... sayılı dosyada 01 Eylül 2024 tarihinde verildiğini ve 27 Eylül 2024 tarihinde kesinleşmiş ilamın tenfizine ve tanınmasına karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; iflas kararına yönelik tanıma ve tenfiz şartlarından olan davacının tacir olup olmadığı hususunda ....... Başkanlığı'na, ....... Odası'na ve ....... Müdürlüğü'ne müzekkere yazılmakla gelen cevap içeriklerinde davacının tacir olmadığının anlaşıldığı, ayrıca tacirler hakkındaki hükümlere davacının tabi olduğunun da iddia ve ispat olunmadığı gerekçesi ile; "1-Açılan davanın REDDİNE, " dair karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle: Kesinleşen yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi için aranan tüm koşullar var olduğundan, kararın tenfizi ve tanınması için huzurdaki davanın açıldığını, müvekkil şirketin ......... hukukuna göre kurulmuş bir limited şirket ve tacir olduğunu, mahkemece tanıma ve tenfiz koşullarının var olup olmadığının incelenmesi gerekirken, tanıma ve tenfiz davalarında uygulanan esasa girme yasağı ihlal edilerek, müvekkil şirket hakkında sanki iflas kararı verilecekmiş gibi TTK’ya göre iflas koşullarının varlığının araştırıldığını ve müvekkil şirketin Türkiye’de tacir olmadığı gerekçesiyle hukuka aykırı olarak davanın reddine karar verildiğini, müvekkil şirketin Almanya’da tacir olduğuna dair bir tartışmanın söz konusu olmadığını, MÖHUK gereği tanıma ve tenfiz şartlarının tümünün oluştuğunu, yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, bu nedenlerle istinaf taleplerinin kabulü ile ....... Mahkemesi’nin ....... Esas ....... Karar ve ....... tarihli hukuka aykırı ilamının kaldırılmasına, ....... Mahkemesi İflas ve Yeniden Yapılandırma Davaları Bölümü Dosya Numarası:....... sayılı dosyada 01 Eylül 2024 tarihinde verilmiş ve 27 Eylül 2024 tarihinde kesinleşmiş kararın tenfizine ve tanınmasına karar verilmesini istemiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE :
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde;
Dava, iflasa dair yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, yabancı mahkeme kararının tenfizi şartlarının bulunup bulunmadığı noktasındadır.
Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.(5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, m. 50).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/11-800 esas, 2023/607 karar sayılı emsal ilamında ;
"1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle tenfizle ilgili kısa bir açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. Zira yabancı mahkeme kararlarının tanınmasının düzenlendiği 5718 sayılı Kanun'un 58 inci maddesinde yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlı olduğu, ancak tanımada 54 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.
2. 5718 sayılı Kanun'un 50 inci maddesinin birinci fıkrasında yabancı mahkeme kararlarının tenfizinin mümkün olabilmesi için gerekli olan ön şartlar; “yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre yabancı mahkeme kararlarının tenfizinin mümkün olabilmesi için tenfizi talep edilen kararın yabancı bir mahkemeden verilmiş karar olması, kararın hukuk davalarına ilişkin olması ve yabancı mahkeme kararının verildiği ülke kanunlarına göre kesinleşmiş olması gerekmektedir.
3. Yabancı mahkeme kararının tenfiz edilmesinde hukuki yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir. Tenfiz istemi görevli ve yetkili mahkemeye verilecek bir dilekçe ile olur (5718 sayılı Kanun m. 52). Bu dilekçeye; yabancı mahkeme ilâmının ve bu ilâmın kesinleştiğine ilişkin belgenin, o ülke makamlarınca usulen onanmış aslının veya onaylı sureti ile bu belgelerin onanmış tercümelerinin eklenmesi zorunludur (5718 sayılı Kanun, m. 53).
4. Yabancı mahkeme kararlarının tenfiz edilebilmesi için aranan ön şartların yanında ayrıca 5718 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinde, tenfiz kararı verilebilmesi için gerekli olan asli şartlar düzenlenmiş olup, anılan madde aynen;
“Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:
a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.
b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.
c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.
ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması” hükmünü haizdir.
5. Buna göre yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebilmesi için birinci şart “karşılıklılık” ilkesidir. Bu ilke yabancı mahkeme kararının tanınmasında aranmamaktadır. Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tenfiz edilebilmesi için kararın verildiği devletle Türkiye arasında ya ilamların tenfizine dair bir anlaşma (akdi karşılıklılık) veya o devlette Türk mahkeme kararlarının tenfizine imkân veren kanun hükmünün (hukuki karşılıklılık) ya da fiili uygulamanın (fiili karşılıklılık) bulunması gerekir. Yabancı mahkeme kararının verildiği devletin federal yapıda olması hâlinde 5718 sayılı Kanun'un 54/a maddesi anlamında karşılıklılığın federal devlet ile değil, kararı veren mahkemenin bulunduğu federe devlet ile Türkiye arasında aranması gerekir.
6. 5718 sayılı Kanun'un 54/b maddesi gereğince yabancı mahkeme kararlarının tenfizi için aranan şartlardan ikincisi, kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmamasıdır. Anılan maddede yer alan “ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde” ibaresi yabancı mahkemenin yetkisinin, milletlerarası usul hukukunun genel kabul gören yetki kurallarının dışında, kabul edilmesi mümkün olmayan bir şekilde oluşmuş olmasını ifade etmektedir. Bu durumda yabancı mahkemenin yetkisi “aşkın yetki” olarak karşımıza çıkmaktadır. Tenfiz mahkemesi yabancı mahkemenin yetkisinin Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girip girmediğini resen incelerken, yabancı mahkemenin yetkisinin aşkın yetki hâli olup olmadığının incelenmesi ise davalının bu konuda itiraz etmiş olmasına bağlıdır.
7. Tenfiz kararının verilebilmesi için aranan üçüncü şart ise 5718 sayılı Kanun'un 54/c maddesi gereğince, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmamasıdır. Kamu düzeni kavramı, yabancı hukukun uygulanmasına engel olan bir kural olarak 5718 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinde ele alındığı gibi, yabancı mahkeme hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde de tanıma ve tenfiz engeli olarak 5718 sayılı Kanun'un 54/c maddesinde düzenlenmiştir. Bu durumda kamu düzeni, yabancı hukukun uygulanmasını engellediği gibi aynı sebeplerden yabancı mahkeme kararının Türk mahkemeleri önünde tanıma ve tenfizini de engellemektedir.
8. Bilindiği gibi kamu düzeni kavramı zamana ve yere göre değişen, içeriği ve sınırları kesin olarak çizilemeyen bir kavramdır. Kamu düzenini bir toplumun siyasi, sosyal, ekonomik ve hukuki açıdan temel yapısını ve temel menfaatlerini ilgilendiren kurallar teşkil etmektedir. Devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkeler, kamu düzenini ilgilendiren kurallar olup, genel olarak, kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güden emredici kanun hükümlerine aykırılık, ahlâka ve temel hak ve özgürlüklere aykırılık, kamu düzeninin müdahalesini gerektiren hususlardır. Bu esaslara göre Türk hukukunun temel ilkelerine, Türk adap ve ahlâk anlayışı ile Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere aykırılık kamu düzenine aykırılık teşkil edecektir.
9. Kamu düzeni kavramı takdiri bir kavram olup sınırlarını kesin çizgilerle belirlemek mümkün değildir. Bu nedenle kamu düzeni benzer yönler olmakla birlikte, her ülkenin kendine özgü tarihsel, sosyal, ekonomik ve diğer koşulların oluşturduğu özel durumlar dikkate alınarak belirlenir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.11.1973 tarihli ve 1973/609 Esas, 1973/959 Karar sayılı kararı). Başka bir deyişle bir durumun kamu düzeni ile ilgisi ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel ve tarihsel gerçeklerine göre belirlenir; bu gerçekler durumun vazgeçilmezliğini, toplumsal yararını ve hukuk düzeninin korunmasına yönelik amacını ortaya koyuyorsa söz konusu durumun kamu düzeni ile ilgisi kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.12.1990 tarihli ve 1990/3-527 Esas, 1990/627 Karar sayılı kararı).
10. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; kamu düzeni kavramının müdahale alanı, son derece geniş ve yoruma müsaittir. Türk kamu düzeninin ihlâlini gerektirecek hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlâli hâlinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlâli hâlinde veya her emredici hükmü ihlâl eden bir yabancı kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Zira iç hukuktaki kamu düzeni kavramı ile milletlerarası özel hukuk alanındaki kamu düzeni kavramı birbirinden farklıdır. İç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlâk anlayışına, Türk Kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensiplere, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlâk ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir.
11. Yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının denetlenmesi sırasında kararın içeriğinin kamu düzenine aykırı olup olmadığı değil, kararın Türkiye’de icra edilmesinin ve kararın icrasının sonuçlarının Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olup olmadığı incelenmelidir. Zira 5718 sayılı Kanun'da kabul edilen sisteme göre, tenfiz hâkimince, yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Şu durumda tenfiz hâkiminin, tenfiz şartları dışında, kararın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Aksi hâlin kabulü, tenfiz hâkimini, üst mahkeme görevini kendinde bulması şeklindeki bir sonuca götürecektir.
12. Tanıma ve tenfiz talebine konu yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının tespiti, esas itibariyle hâkimin takdirine bırakılmıştır. Ancak hâkim, takdir yetkisini kullanırken milletlerarası özel hukukun varlık sebebini ve bu hukukun genel prensiplerini dikkate almak durumundadır. Bu hususta 5718 sayılı Kanun'un 54/c maddesinde kamu düzenine “açıkça” aykırılıktan bahsedilerek yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizinde kamu düzenine aykırılık hususunda hâkimlerin takdir yetkisi daraltılmaya çalışılmıştır. Bu itibarla tenfiz hâkimi, sırf Türk hukukundakinden farklı maddi ve usul kuralları uygulanarak verildiği için yabancı bir kararı kamu düzenine aykırı sayıp tenfizini ret edemez. Yabancı bir kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı sayılabilmesi için, kararda yer alan hüküm fıkrasının Anayasa'nın veya hukuk sisteminin temel ilkelerine (vazgeçilmez prensiplerine), Türk toplumunun genel örf-adet ve ahlâk telakkilerine aykırı olması gerekir (Cemal Şanlı, Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul, 2013, s. 486).
13. Tenfiz kararının verilebilmesi için aranan son şart, savunma hakkının ihlâl edilmiş olmamasıdır. MÖHUK’nın 54/ç maddesi gereğince, kendisine karşı tenfiz istenen kişi, mahkemeye o yer kanunlarına göre usulüne uygun olarak çağrılmamış yani davet edilmemiş veya uygun çağrı yapılmadığı ya da yapıldığı hâlde temsil edilmemiş veyahut da o yer kanunlarına aykırı olarak kararın gıyabında veya yokluğunda verilmiş olması hâllerinde ilgilinin tenfize karşı Türk mahkemesinde itiraz etmesi üzerine yabancı mahkeme kararının tenfizi mümkün olmayacaktır. Görüldüğü üzere MÖHUK’nın 54/ç maddesi bütün savunma haklarını içine alacak bir genişliğe sahip olmadığı için savunma hakkını ihlâl eden diğer durumlar MÖHUK’nın 54/c maddesindeki kamu düzenine aykırılık nedeni ile tenfiz engeli olabilecektir (Aysel Çelikel/ B. Bahadır Erdem, Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul, 2016, s. 706).
14. Görüldüğü üzere yabancı mahkeme kararlarının tenfizi için aranan şartlar 5718 sayılı Kanun'da sınırlı bir şekilde sayılmış; hâkimin tenfiz kararını verirken, yabancı karara uygulanan hukukun doğru seçildiğinin, doğru uygulandığının, delillerin doğru takdir edildiğinin kısaca kararın esas yönünden doğruluğunun incelenmesini öngören “revision” sistemi Türk Hukuku’nda kabul edilmemiştir. Başka bir deyişle tenfiz davasına bakan Türk mahkemesi, yabancı mahkeme kararının doğru olup olmadığını denetleyemez veya uyuşmazlığın esası hakkında karar veremez. Yabancı mahkemenin maddi vakıaları doğru uygulayıp uygulamadığı, yabancı mahkemenin uyguladığı usul kurallarının veya maddi hukuk kurallarının Türk Hukuku ile uyumlu olup olmadığı tenfiz davası kapsamı dışında kalmaktadır. " şeklinde gerekçeye yer verilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 12. maddesinde; "(1) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. (2) Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. (3) Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.
" hükmüne yer verilmiştir.
Almanya ülkesinin taraf olduğu Lahey sözleşmesi gereği ülkemiz ile her iki ülke arasında adli yardım, tanıma ve tenfiz işlemleri bakımından karşılıklılık esasının bulunduğu anlaşılmakta olup tenfiz istemi incelendiğinde tenfiz isteminin ülkemiz kanunlarına göre kabul edilmesi için en önemli şartın ülkemiz mevcut yasaları bakımından kamu düzenine aykırılık bulunmaması ve icra edilebilirliği bulunmasıdır. Tenfizi istenen yani bir başka deyişle Türkiye sınırları içinde icra edilebilirliğine ilişkin hüküm istenen söz konusu kararın incelenmesinde ....... Mahkemesi tarafından verilen İFLAS hükmüne ilişkin olduğu anlaşılmaktadır
Somut olayda; davacının ....... kanunlarına göre kurulmuş ticari şirket olduğu ve İİK'nın 43. Maddesi kapsamında iflasa tabi şahıslardan olduğu, yabancı bir mahkeme kararının kamu düzenine açıkça aykırı sayılabilmesi için kararda yer alan hüküm kısmının Anayasa’nın veya hukuk sisteminin temel ilkelerine, Türk toplumunun genel örf-adet ve ahlak telakkilerine, toplumun ekonomik yapısını temelinden sarsacak olan değerlendirmeye, temel insan haklarına, adalet anlayışına aykırı olması gerektiği, yabancı mahkeme kararına konu teşkil eden hususların, kısmen veya tamamen Türk hukukunda emredici nitelikteki kurallarla düzenlenmiş olmasının kamu düzeni müdahalesi için bir sebep teşkil etmeyeceği, yabancı mahkeme kararında yer alan hükmün icra edilmesi ile ortaya çıkacak sonucun hukukun genel prensiplerine, toplumun genel örf adet ve ahlak telakkilerine aykırı düşmedikçe ve Anayasa’nın temel ilkelerine aykırı bulunmadıkça yabancı kararın kamu düzenine aykırılığından söz edilemeyeceği, davaya konu yabancı mahkeme kararının tenfizinin kamu düzenine aykırı olmaması karşısında davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.
HMK'nın 353/1-b-2 maddesinde yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına gerek duyulmadığı takdirde düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verileceği öngörülmüştür. Tüm bu tespitler doğrultusunda davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile mahkemece verilen kararın 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kaldırılarak yeniden esas hakkında karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A)Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, ....... Mahkemesi'nin ....... tarih, ....... Esas ....... Karar kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince düzeltilerek aşağıdaki şekilde yeniden karar verilmek üzere KALDIRILMASINA,
1-Davanın KABULÜ ile; ....... Mahkemesi, İflas ve Yeniden Yapılandırma Davaları Bölümünün ....... no'lu iflas dosyası ile ilgili 01.09.2024 karar tarihli ve 27.09.2024 tarihinde kesinleşen kararının TANINMASINA ve TENFİZİNE,
2-Alınması gerekli 615,40 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davanın niteliği gereğince yapılan yargılama giderlerinin davacının kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde ilgiliye İADESİNE,
B)İstinaf yargılaması bakımından:
1-Davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talebi halinde kendisine iadesine,
2-Davanın niteliği gereği yapılan istinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
C)Gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde re'sen yatırana iadesine,
Ç)İstinaf kararının dairemizce taraflara tebliğine,
D)Harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.02/10/2025
...
Başkan
...
...
Üye
...
...
Üye
...
...
Katip
...
Bu belge güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.