AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 34262/09
Seyit Rüfai DENİZ / Türkiye
Başkan
Robert Spano,
Hakimler
Paul Lemmens,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 29 Mayıs 2018 Salı tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(İkinci Bölüm),
18 Haziran 2009 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
2 Haziran 2015 tarihli kısmi kararı göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Seyit Rüfai Deniz, 1964 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Ankara’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat M.N. Eldem tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın konusu, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. Başvurunun gerçekleştirilmesine neden olan olaylar sırasında, başvuran Ankara’da bir devlet okulunda öğretmen olarak çalışıyordu.
4. Sınıf teftişi sırasında öğretmenler için el kitabı olmadığı, ders planlarını hazırlamadığı ve hiyerarşik üstüne hitap ederken, Türk dilinde nezaket amacıyla daha kabul edilebilir olduğu değerlendirilen ikinci çoğul şahıs yerine ikinci tekil şahıs kullandığı iddialarının ardından; 20 Kasım 2008 tarihinde başvuran hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır.
5. 4 Aralık 2008 tarihinde başvuranın bu iddialara karşı savunmasını sunması talep edilmiştir. Başvuran 15 Aralık 2008 tarihinde diğerleri arasında, gerekli materyalleri öğretmenlere verme görevinin okul idaresine ait olması nedeniyle ve idarenin bu görevini yerine getirmemesi sebebiyle, öğretmenler için el kitabının kendisinde bulunmayışından sorumlu tutulmaması gerektiğini belirtmiştir. Ders planlarıyla ilgili olarak, bunları hazırlamanın kendisinin yükümlülüğü olmadığını belirtmiştir. Başvuran ayrıca, okul müdürüne ikinci tekil şahıs ile hitap etmediğini ileri sürmüştür.
6. Başvuran 29 Aralık 2008 tarihinde Devlet Memurları Kanunu’nun 125 (B) maddesi uyarınca bu iddialara ilişkin olarak kınama cezası almıştır.
7. Başvuran belirsiz bir tarihte kınama cezasının iptal edilmesi talebiyle Milli Eğitim Müdürlüğüne itirazda bulunmuştur. Başvuranın bu talebi, adli incelemeye tabi olmayan bir kararla 13 Ocak 2009 tarihinde reddedilmiştir.
8. Başvuranın talebi üzerine 24 Eylül 2014 tarihinde, Devlet Memurları Kanunu’nun 133. maddesi uyarınca kınama cezası başvuranın hizmet sicilinden silinmiştir.
B. İlgili İç Hukuk
9. İlgili iç hukuka ve uygulamaya ilişkin açıklamalar Karaçay / Türkiye ((k.k.), no. 6615/03, §§ 14-16, 27 Mart 2007), ve İsmail Sezer / Türkiye ((k.k.), no. 36807/07, §§ 14-19, 24 Mart 2015) davalarında mevcuttur.
10. Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinde, verilecek disiplin cezalarına göre bazı eylemler ve uygunsuz davranışlar sıralanmaktadır. Kanunun 125 (B) maddesine göre, verilen emir ve görevlerin eksik veya geç yapılması, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kusurlu davranmak kınama cezası gerektirirken; 125 (C) maddesine göre, aynı davranış kasıtlı olduğu takdirde aylıktan kesme cezası gerektirir. Kanunun 125 (B) maddesine göre, görev sırasında amire hal ve hareketi ile saygısız davranmak kınama cezası gerektirirken, 125(C) maddesine göre görev sırasında amirine sözle saygısızlık etmek aylıktan kesme cezası gerektirir. Benzer şekilde, Kanunun 125 (D) maddesine göre, amirine karşı küçük düşürücü veya aşağılayıcı fiil ve hareketlerde bulunmak, kademe ilerlemesinin 1 - 3 yıl süreyle durdurulması ile cezalandırılır. Ayrıca, bir memurun disiplin cezasının hizmet sicilinde bulunduğu süre boyunca, daha önce disiplin cezası aldığı davranışı tekrarlaması durumunda daha ağır bir ceza alacaktır. Son olarak, 125. maddede, bu maddede sayılan fiillere ağırlıkları itibariyle benzer eylemler için disiplin cezası verilmesini gerektiğinin öngörülmüş olması nedeniyle, söz konusu maddede ilgili fiil ve haller kapsamlı bir şekilde belirtilmemiştir.
ŞİKÂYET
11. Başvuran Sözleşme’nin 6 § 1. maddesine dayanarak, aldığı disiplin cezasına bir yargı makamı önünde itiraz etme yolu bulunmaması nedeniyle, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. Hükümet’in itirazı
12. Hükümet, 17 Mart 2016 tarihli görüşlerinde, Mahkeme İçtüzüğü’nün 34 § 1 maddesi uyarınca, başvuranın görüşlerinin, Mahkeme’nin resmi dillerinden birinde sunulmadığını ve dava dosyasında başvurana Mahkeme önündeki yargılamalarda Türkçe’yi kullanma izninin verildiğine dair hiçbir belgenin yer almadığını iddia etmiştir.
13. Mahkeme 16 Şubat 2016 tarihli mektupla, başvuranın, Bölüm Başkanının Mahkeme İç Tüzüğünün 34 § 3 maddesi uyarınca Mahkeme önündeki yargılamalarda Türkçe kullanmasına izin vermeye karar verdiği konusunda bilgilendirilmiştir. Mahkeme ayrıca, davalı Hükümet tarafından iletilen benzer itirazları incelediğini ve reddettiğini kaydeder (bk. örneğin, Şakir Kaçmaz / Türkiye , no. 8077/08, § 62, 10 Kasım 2015). Mevcut davada, Mahkeme, bu kararlarda vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmak için herhangi bir neden görmemektedir. Bu nedenle, Hükümet’in itirazı reddedilmelidir.
B. Mahkemeye erişim hakkı
14. Mahkemeye erişim hakkının bulunmadığı konusundaki şikayetiyle ilgili olarak, başvuran Sözleşme’nin ilgili kısmı aşağıda belirtilen 6 § 1 maddesine dayanmıştır:
“Herkes, medeni hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi konusunda (...) yasalarla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından (...) adil bir şekilde makul süre içerisinde (...) yargılanmayı isteme hakkına sahiptir.”
1. Tarafların beyanları
15. Başvuran kendisine uygulanan ve 24 Eylül 2014 tarihine kadar hizmet sicilinde kalan disiplin cezası nedeniyle büyük dezavantaj yaşadığını iddia etmiştir. Bu bağlamda, eğitim kurumlarında yöneticilerin görevlendirilmesine ilişkin olarak ilgili tarihte yürürlükte olan düzenlemeler kapsamında, adayın hizmet siciline işlenen her bir kınama cezası için üç puan eksilten bir değerlendirme şeması öngörüldüğünü ileri sürmüştür.
16. Hükümet uyarı veya kınama şeklindeki disiplin cezalarının devlet memurunun maaşı, terfisi veya diğer hakları bakımından hukuki sonuçlar doğurmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, her halükarda, söz konusu yaptırımın başvuranın kamu hizmeti sicilinden çıkarıldığını ileri sürmüşlerdir.
17. Hükümet ayrıca başvuranın atıfta bulunduğu idari görevlere terfiye ilişkin düzenlemelerin 15 Ekim 2008’de değiştirildiğini belirtmiştir. Her kınama cezası için adayın hizmet sicilinden düşülen puan üçten bire indirilmiş ve her halükarda, bu düzenlemeler 13 Ağustos 2009 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Bu tarihten sonra, adayların idari görevlere atanması bir sınavın başarılı bir şekilde tamamlanmasına bağlı olmuştur. Hükümet bu hususta, başvuranın 31 Ekim 2009 tarihinde bir sınava girdiğini; hizmet sicilinden dolayı değil, yalnızca 43 puan aldığı için bu sınavda başarısız olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca önceki yıllarda başvuranın idareci olarak atanma talebinde bulunduğuna ilişkin herhangi bir kayıt bulunamamıştır. Hükümet söz konusu kınama cezasının, başvuranın idarecilik görevine terfi ettirilmemesi veya medeni hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesine neden olduğunun düşünülemeyeceğini ileri sürmüştür.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
18. Mahkeme ilk olarak, mevcut davanın olayların gerçekleştiği sırada devlet memuru olan başvuran hakkındaki disiplin işlemleriyleilgili olduğunu belirtir.
19. Mahkeme bir mesleği icra etmeye devam etme hakkına ilişkin disiplin işlemlerinin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında medeni haklar üzerinde ihtilaflara yol açtığına karar vermiştir (bk. diğerleri arasında, Biagoli / San Marino (k.k.), no. 64735/14, 13 Eylül 2016 diğer atoflarla birlikte).
20. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin disiplin işlemleri bakımından uygulanabilirliği, yalnızca disiplin organlarınca fiili olarak uygulanan yaptırımlarla belirlenmemektedir. Bu değerlendirmede önemli olan, bir kişinin söz konusu disiplin işlemlerinde maruz kalma riski bulunan yaptırımlardır (bk. A. / Finlandiya (k.k.), no. 44998/98, 8 Ocak 2004).
21. Somut davada, disiplin makamları başvurana kınama cezası vermiştir. Bu ceza, devlet memurunun iddia konusu kusurlu eyleminin kınanması gereken bir davranış olarak değerlendirildiğine ilişkin yazılı bir uyarıdır. Devlet memurlarına ilişkin olarak idari bağlamda uygulanan ikinci en hafif disiplin cezası olan kınama cezası, kamu hizmetinde kalma hakkı hususunda herhangi bir sonuç doğurmamaktadır. Ayrıca bu cezanın devlet memuru açısından herhangi bir finansal sonucu da yoktur. Her kınama cezası için devlet memurunun hizmet siciline eksi puan girilmesi, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin uygulanabilir olması için tek başına yeterli değildir. Ancak Mahkeme, ilgili işlemler başlatıldığında, başvurana -olasılık dışı olsa da- devlet memurluğundan çıkarılma cezası da dahil olmak üzere daha ağır bir disiplin cezası verilme ihtimalinin her zaman bulunduğunu kaydeder. Diğer deyişle, başvuran hakkında disiplin soruşturması başlatıldığında teorik olarak önemli olan şey, başvuranın meslekte kalma hakkıdır. (karşılaştırınız, Di Giovanni / İtalya, no. 51160/06, § 36, 9 Temmuz 2013).
22. Mahkeme, ihtilaf gerçekleştiği zaman, iç hukuk kapsamında işlemlerin fiili sonucu temelinde bir ayrım yapıldığının açık olduğunu kaydeder. Uyarı veya kınama şeklindeki yaptırımlar yargısal denetime tabi olmazken, diğer yaptırımlara karşı idare mahkemeleri önünde itiraz edilebilir. Bu nedenle, disiplin işlemlerinin fiili sonucu devlet memurunun maaş, terfi hakkı veya işine son verilmesi üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olan daha ciddi disiplin cezalarından biri olsaydı; Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin tüm güvencelerini sunan bir mahkemeye itiraz yolu açık olacaktı. Başvuranın davasındaki disiplin işlemlerinin yalnızca kınama cezasıyla sonuçlanmış olduğu, başvuranın medeni hak ve yükümlülüklerinin başka bir şekilde belirlenmediği ve medeni hak ve yükümlülüklerin belirlenmesi konusunda mahkemeye erişim hakkının engellenmediği dikkate alındığında; Mahkeme söz konusu şikayetin yalnızca disiplinle ilgili hususları ilgilendirdiği ve Sözleşme’nin 6 § 1. maddesi kapsamında herhangi bir husus ortaya çıkarmadığı görüşündedir (bk. bu davaya uygulandığı ölçüde, yukarıda anılan, karşılaştırınız A., yukarıda anılan Di Giovanni, §§ 32-38). Mahkeme ayrıca, söz konusu işlemlerin başvuranın medeni hak ve yükümlülüklerini etkilemesi durumunda, yargısal denetime erişim imkanına sahip olacağını kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy çokluğuyla,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 21 Haziran 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy