AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 47554/11
Şener DENİZ / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 3 Temmuz 2018 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 9 Mayıs 2011 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran Şener Deniz, Türk vatandaşı olup, 1953 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, İzmir Barosuna bağlı Avukat B. Çilingir tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Davaya konu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran ve diğer iki kişi 17 Ağustos 2009 tarihinde sabah saat 01.00 sularında gece vakti ana yolda gürültü yapma nedeniyle sorgulanmışlardır. Karakolda tutanak yazıldığı sırada, yakalanan şahıslar ile polisler arasında tartışma çıkmıştır.
5. Başvuran daha sonra tıbbi muayene yapılmak üzere hastaneye götürülmüştür. Saat 06.00’da düzenlenen raporda, sağ göz ve sırtta ekimoz ve hematom ile bileklerde hiperemi ve göğüste 1,5 cm.lik bir lezyon mevcut olduğu belirtilmiştir.
6. Başvuran, darp ve yaralama nedeniyle, polis memurları hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Mahkeme, suçlanan polis memurlarının yanı sıra başvuranın ve tanıkların da ifadelerini almış ve başvuranın vücudunda tespit edilen yaraların nedeni ile ilgili olarak Adli Tıp Kurumundan görüş talep etmiştir.
7. Mahkeme, 17 Haziran 2010 tarihinde, suçlanan polis memurlarının beraatlerine karar vermiştir.
8. Başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay’ın internet sitesinde yer alan bilgilere göre, söz konusu yargılama halen derdesttir.
9. Eş zamanlı olarak yürütülen bir başka yargılama sırasında, Mahkeme 14 Ekim 2010 tarihinde başvuranı güvenlik güçlerine mukavemet ve hakaret nedeniyle 3.600 Türk lirası erteli para cezasına mahkûm etmiştir.
ŞİKÂYETLER
10. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, polis karakolunda kötü muameleye maruz kaldığından yakınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
11. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, karakolda polisler tarafından dövüldüğünü iddia etmektedir.
12. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, ceza yargılamasının 23 Eylül 2012 tarihinden sonra halen derdest olduğunu ve bu nedenle başvuranın, Anayasa Mahkemesine başvurmuş olması gerektiğini belirtmektedir. Hükümet, Anayasa Mahkemesinin, gözaltı sırasında vuku bulan olaylar nedeniyle kötü muamele yasağının usul ve esas bakımından ihlal edildiği tespitinde bulunduğu iki kararını (22 Ekim 2014 tarihli, 2013/293 başvuru numaralı ve 10 Ekim 2014 tarihli, 2013/6359 başvuru numaralı) örnek olarak sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, yukarıda anılan birinci davada üç başvuranın her birine 40.000 Türk lirası (TRY) (bu tarihte geçerli döviz kuru üzerinden yaklaşık 14.000 avro (EUR); ikinci davada ise başvurana 20.000 Türk lirası (yaklaşık 7.000 avro) ödenmesine karar vermiştir. Hüküm kısımlarında, kararların, söz konusu davalara bakmakla görevli ilk derece mahkemelerine ve İçişleri Bakanlığına tebliğ edilmesi gerektiğini de belirtilmiştir.
13. Mahkeme daha önce Uzun /Türkiye ((kk.), No.10755/13, 30 Nisan 2013) kararında, yasa koyucunun, Anayasa Mahkemesini, özellikle Sözleşme hükümlerinin ihlalini tespit etme konusunda yetkili kılma ve bu Mahkemeye, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen mahkeme kararlarıyla ilgili bu tür ihlallerin giderilmesine ilişkin yetkiler verme isteğini ifade ettiğini belirttiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Uzun kararı, §§ 52 ve 62-64).
14. Ayrıca, Sözleşme’nin 2. maddesine -usuli yükümlülükleri Sözleşme’nin 3. maddesindeki yükümlülüklerle aynıdır- ilişkin şikâyetler ile ilgili olarak, Mahkeme, Kaya ve diğerleri / Türkiye (No. 9342/16, 20 Mart 2018) kararında, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir kararın niteliğini ve etkilerini göz önünde bulundurduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme aynı zamanda, bireysel başvuru sistemi ile sağlanan telafinin uygun olduğu gerekçesiyle, söz konusu başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (söz konusu kararın 33-46. paragrafları).
15. Hükümetin atıfta bulunduğu, Anayasa Mahkemesinin iki kararının da somut olayla ilgili örnekler olduklarını tespit etmektedir.
16. Mahkeme aynı zamanda, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğinin, ilke olarak, başvurunun kendisine sunulduğu tarihte değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Bunun yanı sıra, Mahkeme’nin birçok defa ifade ettiği üzere, bu kural, belirli bir davanın koşullarıyla haklı gösterilebilecek istisnai durumlar içermektedir (Demopoulos ve diğerleri/Türkiye(kk.) [BD],No. 46113/99 ve diğer 7 , § 87, AİHM 2010). Bu istisnanın mevcut davada uygulanması gerektiği kanaatine vararak, Mahkeme, incelenen dosyanın, başvuranı, Türk Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunu tüketmekten muaf tutacak herhangi bir argüman ya da unsur içermediği değerlendirmesinde bulunmaktadır. Sonuç olarak işbu başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 6 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy