AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 13459/11
Barış DERİN/Türkiye
16 Şubat 2021 tarihinde,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, 29 Aralık 2010 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Barış Derin Türk vatandaşı olup 1974 doğumludur ve Konya’da ikâmet etmektedir.
2. Türk Hükümeti ise (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın koşulları
3. Davanın koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir:
4. Başvuran, olay tarihinde, özel bir şirket olan E. Hizmet ve İdari Hizmetler Tic. A.Ş şirketinde (işveren) çalışmaktaydı.
5. Bir avukat eşliğinde başvuran, 27 Temmuz 2004 tarihinde, yasal çalışma süresinin ötesinde çalıştığı ek saatler için bir tazminat talebiyle, Antalya İş Mahkemesi önünde işvereni hakkında bir dava açmıştır.
6. Dava açılmasının ardından, 12 Ağustos 2004 tarihinde, işveren başvuranlarla görüşülmesi amacıyla, Antalya’ya ilgililerin çalışma bölgesine kıdemli müdürlerinden birini göndermiştir. Kıdemli müdür, başvurandan ve dava açan diğer kişilerden bireysel olarak kendileriyle konuşulmasını talep etmiş ancak başvuran itiraz etmiş ve grup halinde bir tartışma meydana gelmiştir. Bu buluşmaya ilişkin tutanağa göre, işyerinin kıdemli Müdürü H.A., işçilerle görüşmek, olumlu konulardan ve çalışma koşulları hakkında sorunlarından konuşmak için Antalya’ya gitmiştir. Başvuran ve bazı meslektaşları toplamda 11 kişi, ek saat ücretlerinin ödenmesi amacıyla, daha önce mahkemeye başvurduklarını, bu durumdan vazgeçmeyeceklerini ve hep birlikte hareket edeceklerini belirtmişlerdir. Müdür, yerel davalar aracılığıyla, bir çözüm bulunmasına çalışılmadan önce, mahkemeye başvurulmasını onaylamadığını belirtmiştir.
7. Başvuran (diğer ilgililerde olduğu gibi), 12 Ağustos 2004 tarihinde, bir yandan başvuranın birçok defa davet edilmesine rağmen, tek olmak yerine grup halinde katılacağını belirttiği, aynı gün sorumlu Müdür tarafından düzenlenen bir toplantıya katılmadığı ve diğer yandan ilk toplantıyı terk ederek, şirketin talimatlarını yerine getirmediği gerekçesiyle, işten çıkarılmıştır. Başvuran sonuç olarak, şirketin bağlılığına aykırı davranarak, iş yerindeki huzuru bozmuştur. İşveren bu gerekçelere dayanarak, başvuranı ve işçileri 4857 Sayılı Kanun’un 25/II - e ve h maddesi uyarınca, haklı ve geçerli nedenlerden işten çıkardığını açıklamıştır.
8. Başvuranın, ek saat ücretinin ödenmesi amacıyla, 27 Temmuz 2004 tarihinde açılan daha önceki davası mahkeme önünde halen derdest iken, 31 Ağustos 2004 tarihinde, ilgili sendikal faaliyetleri nedeniyle, haksız yere işten çıkarılması sebebiyle, Antalya İş Mahkemesi önünde yeniden bir dava açmış ve işe yeniden alınmasını talep etmiştir.
9. Antalya 1. İş Mahkemesi, 17 Mart 2005 tarihinde, başvuran lehine bir karar vermiştir. Antalya 1. İş Mahkemesi, değerlendirmesinde, ilgilinin sendikal faaliyetlerinin işten çıkarılma sebebi olarak görülmeyeceğini tespit etmiştir. Antalya 1. İş Mahkemesi nitekim, iş sözleşmesinin feshedilmesinin nedeninin, başvuranın davranışıyla bağlantılı olduğunu, ek saat ücretlerini talep etmesi sebebiyle, işvereni hakkında dava açması nedeniyle işten çıkarıldığını, Şirket Müdürünü tek başına ziyaret etmeyi reddetmesinin işten çıkarılma için bir bahane olduğunu değerlendirmiştir. Antalya 1. İş Mahkemesine göre, ilgilinin toplantıya katılmama gerekçesi kabul edilmiş olsa bile, 4857 Sayılı Kanun’un 25/II maddesi anlamında, hatalı bir davranış olarak değerlendirilemez. Mevcut durumda, 4857 Sayılı Kanun’un 18. maddesi anlamında, yalnızca sıradan bir kusur söz konusu olabilirdi zira sözleşme işçilerin savunma iddiaları dikkate alındıktan sonra, feshedilebilirdi. Aksi takdirde sözleşmenin feshedilmesi geçersiz olacaktır. Antalya 1. İş Mahkemesi, işverenin, işçinin işe yeniden alınmasını reddetmesi halinde, altı aylık brüt maaşına eşdeğer olan bir tazminatın ödenmesine karar vermiştir. Antalya 1. İş Mahkemesi ayrıca, işveren tarafından mahkeme ve dava masraflarının ödenmesine karar vermiştir.
Antalya 1. İş Mahkemesi, aynı zamanda, işveren tarafından başvuranın işe yeniden alınmasına ve ilgiliye işsizlik dönemine tekabül eden dört aylık maaşa kadar ödenebilecek bir meblağın ödenmesine karar vermiştir.
10. Yargıtay, 16 Mayıs 2005 tarihinde, işverenin temyiz talebinde bulunduğu Antalya 1. İş Mahkemesinin kararını onamıştır. Bu karar, 13 Temmuz 2005 tarihinde, başvurana tebliğ edilmiştir.
11. Başvuran, 18 Temmuz 2005 tarihinde, işe yeniden alınmasını talep ettiği noter yoluyla yazılı bir ihtar sunmuştur. Yazılı görüş, işverene 2 Ağustos 2005 tarihinde, tebliğ edilmiştir. Bununla birlikte şirket, başvuranı yeniden işe almamıştır.
12. Başvuranın avukatı ardından, 9 Aralık 2005 tarihinde, bir icra memuru aracılığıyla, işveren hakkında bir icra takibi başlatmış ve İş Mahkemesi tarafından kararlaştırılan tazminatların ödenmesinin sağlanması amacıyla, müsadere kararı göndermiştir. İcra takibine ilişkin işverenin itirazı nedeniyle, bu icra takibi durdurulmuştur.
13. Başvuranın avukatı, 13 Nisan 2006 tarihinde, dava dosyasını işverenin itirazının iptali talebiyle, İş Mahkemesi önüne taşımış ve İş Mahkemesinden işverenin icra inkâr tazminatı için talep edilen meblağın % 40’ı oranında ek bir tazminata karar vermesini istemiştir.
14. Gerek başvuran gerekse işveren taraflar, 6 Mart 2007 tarihinde, tazminat tutarının hesaplanması için bilirkişi olarak C.Ö.’nün görevlendirilmesini talep etmişlerdir. Dosya dolayısıyla, İstanbul’da bulunan bilirkişiye gönderilmiştir.
15. İş Mahkemesi, bilirkişi raporunun eklenmesinden sonra, 18 Mart 2008 tarihinde, icra takibine konu edilen meblağın, kısmen kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir ve 40 % oranındaki fazla ödemeye ilişkin tazminat talebini reddetmiştir.
16. İşveren, belirtilmeyen bir tarihte, temyiz talebinde bulunmuştur. Yargıtay, 15 Ekim 2010 tarihinde, temyiz talebini reddetmiş ve esasa ilişkin mahkeme kararını onamıştır.
17. Başvuranın avukatının talebi üzerine, 20 Aralık 2010 tarihinde, başvuran 9.160 Türk lirası (olay tarihinde yaklaşık 4.500 avro) tutarındaki tazminatını almıştır.
18. Mevcut durumda, 19 Aralık 2005 tarihinde, başvuran kıdem tazminatı, ihbara ilişkin bir ödeme ve haksız yere işten çıkarma izninin ödenmesi talebiyle üçüncü defa bir dava açmıştır. Bu dava dosyası, başvuranın 27 Temmuz 2004 tarihinde açtığı ek saat ücretlerine ilişkin davayla birleştirilmiştir.
19. Antalya 1. İş Mahkemesi, 14 Şubat 2012, talebin bir kısmını kabul etmiştir. Antalya 1. İş Mahkemesi, ek saat ücretlerinin, işten çıkarılma tazminatının, ihbar yerine ödeme ve ücretli izinlerinin yerine geçen ödemeye ilişkin başvurana hak vermiş ancak ilgilinin sendikal faaliyetleri nedeniyle, içten çıkarılma taleplerini reddetmiştir. Antalya 1. İş Mahkemesi, başvuran haksız yere işten çıkarılma nedeniyle, sendikal bir tazminat talebinde bulunsa bile, bu tür bir tazminat talebi için usulüne uygun olarak dava açmadığını gözlemlemiştir. Yalnızca işveren, belirtilmeyen bir tarihte, Yargıtay önünde temyiz talebinde bulunmuştur. Yargıtay, 8 Mayıs 2014 tarihinde, işverenin talebini reddetmiştir. Gerek başvuran ve gerekse Hükümet yargılamaların geri kalanı hakkında bilgi vermemiştir.İlgili iç hukuk
20. “Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları” başlıklı İş hakkında 4857 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur
Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler. Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir.
(Ek fıkra: 12/10/2017-7036/12 md.) Mahkeme veya özel hakem, ikinci fıkrada düzenlenen tazminat ile üçüncü fıkrada düzenlenen ücret ve diğer hakları, dava tarihindeki ücreti esas alarak parasal olarak belirler.
İşçi işe başlatılırsa, peşin olarak ödenen bildirim süresine ait ücret ile kıdem tazminatı, yukarıdaki fıkra hükümlerine göre yapılacak ödemeden mahsup edilir. İşe başlatılmayan işçiye bildirim süresi verilmemiş veya bildirim süresine ait ücret peşin ödenmemişse, bu sürelere ait ücret tutarı ayrıca ödenir. İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur.”
21. İş hakkında 4857 sayılı Kanun’un 25. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“- Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir:
(...)
II. Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:
(...)
e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması;
(...)
h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi.”
ŞİKÂYET
Başvuran, Sözleşme’nin 11. maddesini ileri sürerek, sendikal haklarının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
22. Başvuran, şikâyetini yineleyerek, ek saat ücretlerine ilişkin 2012 yılında sonuçlanan davanın ardından aldığı tazminat tutarının yeterli olmadığını ve dava süresinin makul olmadığını iddia etmektedir.
23. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir. Hükümet öncelikle, davanın bildirilmesi sırasında “dava konusu” başlığında kullanılan “sendikal faaliyetler nedeniyle, başvuranların haksız yere işten çıkarılması” ifadesine itiraz ettiği ilk itirazını ileri sürmektedir. Hükümet ardından, özellikle Sözleşme’nin hükümleriyle ratione materiae (konu bakımından) bağdaşmadığı gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermesini Mahkemeden talep ettiği başvurunun kabul edilebilirliği hakkında birçok itiraz ileri sürmektedir. Hükümet, olaylara atıfta bulunarak, yerel kararlarda sendikal hakların ve işten çıkarılma gerekçesi olarak dernek kurma özgürlüğünün kullanılmasında hiçbir atıf yapılmadığının altını çizmektedir. Hükümete göre, İş Mahkemesi sendikal faaliyetten kaynaklanan haksız yere işten çıkarılmaya neden olabilecek tespitler hakkında karar vermiştir. Nitekim, Türk İş Kanunu gereğince, sendikal faaliyet nedeniyle, haksız yere işten çıkarılma durumunda, işten çıkarılan işçinin, işçinin yıllık maaşından daha az olmamak üzere, tazminat alma hakkı bulunmaktadır (işe iade edilmiş olsun veya olmasın). Hükümet, özel bir şirkette işçi olan başvuranın sendikal faaliyetleri nedeniyle, işten çıkarıldığını ileri sürdüğünü ancak (ulusal mahkemeler ve Mahkeme tarafından alınan) dosyada başvuranın bir sendikanın üyesi olduğuna veya sendikal faaliyetleri nedeniyle, işten çıkarıldığına dair hiçbir delilin bulunmadığını eklemektedir.
24. Mahkeme öncelikle, başvuranın ilk başvurusunda yalnızca 31 Ağustos 2004 tarihinde, Antalya 1. İş Mahkemesi önünde açılan ve 20 Aralık 2010 tarihinde, tazminatların ödenmesiyle sonuçlanan davadan şikâyet ettiğini kaydetmektedir. Hükümetin görüşlerine cevaben, başvuran kendi görüşleri vesilesiyle, ek saat ücretlerinin telafi edilmesi, işten çıkarılma tazminatları ve desteklenmeksizin ihbar ve ücretli izin yerine geçen ödemeler hakkında Yargıtay kararıyla 8 Mayıs 2014 tarihinde (yukarıda 19. paragraf) sonuçlanan davalarla ilgili olarak, memnuniyetsizliğini dile belirtmektedir. Dolayısıyla Mahkemenin incelemesi, ilgilinin işten çıkarılmaya ilişkin davada ileri sürdüğü şikâyetiyle sınırlı olacaktır.
25. Mahkeme, sendika kurma ve sendikalara bağlı olma hakkının, örgütlenme özgürlüğünün özel bir yönü olduğunu ve bir özgürlüğün kullanılmasıyla ilgili olarak, belirli bir seçim özgürlüğünün, bu özgürlük kavramından ayrılmaz olduğunu hatırlatmaktadır (Young, James ve Webster/Birleşik Krallık, 13 Ağustos 1981, § 52, A Serisi, no 44). Ayrıca, Sözleşme’nin 11. maddesi dolayısıyla, olumsuz bir örgütlenme hakkını, başka bir deyişle bir derneğe bağlı olmaya zorlanmama hakkını da kapsıyor olarak değerlendirilmesi gerekmektedir (Sigurður A. Sigurjónsson/İzlanda, 30 Haziran 1993, § 35, A Serisi, No. 264). Bir kişiyi belirli bir sendikaya üye olmaya zorlamak her zaman Sözleşme’ye aykırı olmayabilir, ancak belirli bir durumda, Sözleşme’nin 11. maddesinde belirtilen örgütlenme özgürlüğünün özünü etkileyen bir zorlama şekli, söz konusu özgürlüğü ihlal etmektedir (Vordur Olafsson/İzlanda, No. 20161/06, § 45, 27 Nisan 2010).
26. Mahkeme ayrıca, Sözleşmenin 11. maddesinin, sendika üyelerinin mesleki çıkarlarını, Sözleşmeci Devletlerin hem izin vermesi hem de yürütülmesi ve geliştirilmesini mümkün kılması gereken bir eylem olan toplu eylem yoluyla savunma özgürlüğünü koruduğuna dair içtihadını hatırlatmaktadır (yukarıda belirtilen Demir ve Baykara, § 140). Bu hükmün 1. fıkrası, bir sendikanın üyelerini, ilgililerin çıkarlarının savunulması amacıyla, sendikalarını dinletme hakkını güvence altına almakta ancak her devlete bu amaçla kullanılacak yöntemlerin seçimini bırakmaktadır. Sözleşmenin gerektirdiği unsur, mevzuatın, Sözleşme’nin 11. maddesine aykırı olmayan koşullarda, üyelerinin çıkarlarını savunmak için mücadele etmelerine izin vermesidir (Sindicatul “Păstorul cel Bun”/Romanya [BD], No. 2330/09, § 134, AİHM 2013 (özetler) ve Tek Gıda İş Sendikası/Türkiye, No. 35009/05, § 32, 4 Nisan 2017).
27. Mahkeme, içtihadının seyri boyunca, sendikal hakkını oluşturan unsurların kapsamlı olmayan bir listesini belirlemiştir. Bu unsurlar arasında, bir sendika kurma veya üye olma hakkını, tekel sözleşmelerinin yasaklanmasını, bir sendikanın işvereni üyeleri adına söyleyeceklerini dinlemeye ikna etme hakkını içeren oluşturucu unsurlar ve ilke olarak, işverenle toplu sözleşmeler müzakere etme hakkı bulunmaktadır. Bu hakların sonuncusuyla ilgili olarak, Devletlerin, gerektiği takdirde, temsili sendikaların söz konusu müzakereleri yürütmesi için özel bir statü tanıyacak şekilde sistemlerini düzenlemekte özgür oldukları anlaşılmaktadır (yukarıda belirtilen Demir ve Baykara, §§ 145 et 154 ve yukarıda belirtilen Tek Gıda İş Sendikası, § 33).
28. Mahkeme, mevcut durumda, 31 Ağustos 2004 tarihinde, başvuranın sendikal faaliyetleri nedeniyle, haksız yere işten çıkarılmadan Antalya İş Mahkemesi önünde bir dava açtığını ve işe yeniden alınmasını talep ettiğini, İş Mahkemesinin ilgilinin sendikal faaliyetleri nedeniyle, işten çıkarılma nedenini belirlemeksizin, ilgilinin lehine karar verdiğini, zira İş Mahkemesinin ilgilinin iş sözleşmesinin feshedilme nedeninin davranışıyla bağlantılı olduğunu, ek saat ücretlerini talep eden işvereni hakkında bir dava açması sebebiyle, işten çıkarıldığını ve Şirket Müdürüyle bireysel olarak görüşmeyi reddetmesinin, işten çıkarılma için bir bahane olduğunu değerlendirdiğini kaydetmektedir. Mahkeme öte yandan, başvuranın temyiz talebinde bulunmadığını, kararın gerekçelerini yeniden söz konusu etmediğini ve Mahkeme önünde sendikal faaliyetlerine bağlı iddialarını ileri sürmediğini dikkate almaktadır. Başvuran ayrıca, Mahkeme önünde sendikal faaliyetleriyle ilgili olarak, şikâyetini desteklememiş ve iddiasını dayandırmak için hiçbir belge sunmamıştır. Hükümet tarafından dosyaya eklenen 14 Şubat 2012 tarihli İş Mahkemesinin kararında, yine başvuranın sendikal faaliyetlerinin sonucunda işten çıkarılması nedeniyle, bir tazminat talebinde bulunabileceği usulüne uygun olarak bir dava açmadığı vurgulanmaktadır. Dosyada, başvuranın herhangi bir sendikal faaliyeti nedeniyle, işten çıkarıldığına dair hiçbir delil bulunmamaktadır.
29. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin başvuranın şikâyeti, Sözleşme’nin hükümleriyle ratione materiae (konu bakımından) bağdaşmamakta ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca, reddedilmelidir.
30. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, Hükümet tarafından ileri sürülen diğer itirazlar hakkında karar verilmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 25 Mart 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
{signature_p_2}
Hasan BakırcıAleš Pejchal
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy