AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 42785/11
Hasan DEVECİ /Türkiye
Başkan
Jon Fridrik Kjølbro,
Hâkimler
Carlo Ranzoni,
Egidijus Kūris,
Branko Lubarda,
Gilberto Felici,
Saadet Yüksel,
Diana Sârcu,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 28 Haziran 2022 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 16 Nisan 2011 tarihli başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
Başvuran Hasan Deveci, Türk vatandaşı olup, 1956 doğumludur ve Trabzon’da ikamet etmektedir. Başvuranın, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrasının son cümlesi (in fine) uyarınca, kendi menfaatlerini savunmasına izin verilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir. Davaya ilişkin olay ve olgular, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir. Başvuru, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun ek 7. maddesi uyarınca başvuranın telefon görüşmelerinin dinlenmesiyle ilgilidir. Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinde görevli bir hâkim, 8 Kasım 2005 tarihinde, radikalleşmiş bir kişi olduğu düşünülen başvuranın yine radikalleşmiş bir kişi olan ve yasa dışı bir örgütle bağlantıları olduğu iddia edilen bir kişiyle irtibat halinde olduğu gerekçesiyle, başvuranın ve diğer iki kişinin telefon görüşmelerinin üç ay süreyle dinlenmesine yönelik Trabzon İl Emniyet Müdürlüğünün talebini onaylamıştır. Üç ay süreyle uygulanan, telefon görüşmelerinin dinlenmesine ilişkin tedbir, 6 Şubat 2006 tarihinde sona ermiştir. Tedbirin uygulanması sırasında elde edilen belgeler, 10 Şubat 2006 tarihinde, ilgili aleyhinde, ceza soruşturmasına konu edilecek nitelikte herhangi bir delil unsuru bulunamadığından yok edilmiştir. Diğerlerinin yanı sıra, başvurana karşı bu tedbirin uygulanmasına ilişkin bilgiler içeren birçok basın makalesi 20 ve 21 Şubat 2008 tarihlerinde yayımlanmıştır. Başvuran, 24 Nisan 2008 tarihinde, ihtilaf konusu tedbirin uygulanmasına ve basına açıklanmasına ilişkin olarak Trabzon Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Trabzon Cumhuriyet savcısı, 16 Mart 2009 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcı, bu bağlamda Trabzon İl Emniyet Müdürlüğünün istihbarat faaliyetleri kapsamında, Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen başvuranın telefon görüşmelerinin dinlenmesine ilişkin kararın yasaya aykırı olmadığını tespit etmiştir. Savcı ayrıca, Trabzon Emniyet Müdürlüğü çalışanlarının söz konusu tedbirle ilgili bilgilerin basına sızdırılmasına neden olduğunu destekleyecek yeterli ve inandırıcı delil unsurunun bulunmadığını tespit etmiştir. Cumhuriyet Savcısı, bu amaçla, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen görüşmelerin dinlenmesine ilişkin kararın başvuran dışındaki diğer kişileri de ilgilendirdiğini, bu tedbire ilişkin belgelerin, telefon konuşmaları dinlenen bu kişilerden birine ilişkin ceza yargılaması dosyasında yer aldığını ve bu ceza yargılamasının taraflarının dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeleri elde etmiş olabileceklerini kaydetmiştir. Rize Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Haziran 2009 tarihinde, bu kararda herhangi bir uygunsuzluk tespit etmediği kanısına vararak, başvuranın Cumhuriyet savcısının kararına karşı yaptığı itirazı reddetmiştir. Başvuran, 15 Mayıs 2008 tarihinde, telefon görüşmelerinin dinlenmesinden şikâyetçi olmak için İçişleri Bakanlığına bir dilekçe sunmuştur. Bu dilekçeye ilişkin olarak iki polis müfettişi tarafından hazırlanan 20 Mart 2009 tarihli raporda, söz konusu tedbirin yasaya uygun bir şekilde uygulandığı, kamu görevlileri tarafından bu tedbire ilişkin bilgilerin basına sızmasıyla ilgili olarak herhangi bir delil unsurunun bulunmadığı, ancak bu bilgilerin, aynı kararla başvuranla birlikte dinlenen bir kişiye karşı açılan bir ceza davası dosyasında yer aldığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, ihtilaf konusu tedbiri bildiren bir basın makalesi ile ilgili olarak başvuran tarafından açılan bir hukuk davası çerçevesinde verilen bir kararda, hukuk mahkemeleri, söz konusu makalenin ilgilinin kişisel haklarına bir saldırı teşkil ettiğini değerlendirerek, başvuranın talebini kabul etmiş ve bu makaleyi yayımlayan gazeteyi ilgiliye tazminat ödemeye mahkûm etmiştir. Bu karar, 20 Temmuz 2020 tarihinde kesinleşmiştir.İLGİLİ İÇ HUKUK ÇERÇEVESİ
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Haberleşme Hürriyeti” başlıklı 22. maddesi aşağıdaki şekildedir:“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.”
4 Temmuz 1934 tarihli 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun ek 7. maddesi aşağıdaki gibidir:“Polis, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, emniyet ve asayişi sağlamak üzere, ülke seviyesinde ve sanal ortamda istihbarat faaliyetlerinde bulunur, bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştırır.
Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapar.
Birinci fıkrada belirtilen görevlerin yerine getirilmesine yönelik olarak, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun, casusluk suçları hariç, 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Emniyet Genel Müdürünün, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanının veya [bilişim suçlarıyla sınırlı olmak üzere] bilişim suçları ile ilgili daire başkanının yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim veya internet bağlantı adresleri ile internet kaynakları tespit edilebilir, dinlenebilir, sinyal bilgileri değerlendirilebilir, kayda alınabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde verilen yazılı emir, yirmi dört saat içinde yetkili ve görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını en geç kırk sekiz saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir derhal kaldırılır. Bu halde dinlemenin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir; durum bir tutanakla tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir.
(...)
Kararda ve yazılı emirde, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya ilgili internet bağlantı adresi (...), tedbirin türü, kapsamı ve süresi ile tedbire başvurulmasını gerektiren nedenler belirtilir. Kararlar, en fazla üç ay için verilebilir; bu süre aynı usûlle üçer ayı geçmeyecek şekilde en fazla üç defa uzatılabilir. Ancak, terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde devam eden tehlikelere ilişkin olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim üç aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
Uygulanan tedbirin sona ermesi halinde, telefon dinlemelerin içeriğine ilişkin kayıtlar en geç on gün içinde yok edilir. Durum bir tutanakla tespit olunur ve bu tutanak denetimde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir.
İstihbarat faaliyetlerinde, bu maddede belirtilen suçların önlenmesi amacıyla ve hâkim kararı alınmak koşuluyla, teknik araçlarla izleme yapılabilir. Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu hizmeti veren kuruluşların ihtiyaç duyulan bilgi ve belgelerinden yararlanabilmek için gerekçesini de göstermek suretiyle yazılı talepte bulunulabilir. Bu kurum ve kuruluşların kanuni sebeplerle veya ticari sır gerekçesiyle bu bilgi ve belgeleri vermemeleri halinde ancak hâkim kararı ile bu bilgi ve belgelerden yararlanılabilir.
Bu madde hükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtlar, birinci fıkrada belirtilen amaçlar dışında kullanılamaz. Elde edilen bilgi ve kayıtların saklanmasında ve korunmasında gizlilik ilkesi geçerlidir. Bu fıkra hükümlerine [aykırı hareket edenler] [hakkında], görev sırasında veya görevden dolayı [işlenmiş] olsa bile, Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.
Hâkimlerin kararları ve yazılı emirler, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı görevlileri ile [bilişim suçlarıyla sınırlı olmak üzere], bilişim suçlarıyla ilgili daire başkanlığı görevlilerince yerine getirilir. İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği bir tutanakla saptanır.
Bu maddede [yer alan] faaliyetlerin denetimi, (...) kurumun amirleri, mülki idare amirleri, Emniyet Genel Müdürlüğü ve ilgili bakanlığın teftiş elemanları tarafından yılda en az bir defa yapılır. Bu faaliyetler, Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından da denetlenebilir. Bu kapsamda yapılan denetimlerin sonuçları, bir rapor halinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Güvenlik ve İstihbarat Komisyonuna sunulur.
Bu maddede belirtilen telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişime ilişkin işlemler ile 5271 sayılı Kanunun 135 inci maddesi kapsamında yapılacak dinlemeler, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu bünyesinde tek bir merkezden yürütülür.
Bu maddede belirlenen usul ve esaslara aykırı [yürütülen] dinlemeler hukuken geçerli sayılmaz ve bu şekilde dinleme yapanlar hakkında 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre [işlem yapılır].
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin esas ve usuller, Cumhurbaşkanınca çıkarılan bir yönetmelikle düzenlenir.”
ŞİKÂYET
Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, kendi ifadesine göre, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hükümlerine uygun olmayan bir şekilde telefon görüşmelerinin dinlenmesinden ve bu tedbirin uygulanmasına ilişkin bilgilerin basına sızdırılmasından şikâyet etmektedir.HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvuran, kendisi hakkında telefon görüşmelerinin dinlenmesi tedbirinin uygulanmasının ve bu tedbire ilişkin bilgilerin basına sızdırılmasının özel hayatına saygı hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürmektedir. Söz konusu maddenin somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:“1. Herkes, özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.”
Hükümet, ulusal makamlar tarafından istihbarat amaçlı olarak mevcut davada uygulanan, başvuranın telefon görüşmelerinin dinlenmesi tedbirinin başvuranın özel hayatına saygı hakkına yönelik bir müdahale olarak değerlendirilmesinin gerekmesi halinde, bu tedbirin Anayasa’nın 22. maddesi ve 2559 sayılı Kanun’un ek 7. maddesi ile öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suçun önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, bu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğunu, zira bu müdahaleye suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla üç aylık bir süre için yasal hükümlere uygun olarak bir hâkim tarafından karar verildiğini ve elde edilen verilerin Kanun’da yayımlandığı şekliyle, bu sürenin sona ermesini müteakip on gün içinde yok edildiğini belirtmektedir. Hükümet, yürütülen ceza soruşturmalarının ve idari soruşturmaların sonunda, ihtilaf konusu tedbire ilişkin bilgilerin basına sızdırılmasıyla ilgili olarak makamların sorumluluğunu ortaya koyan herhangi bir delil unsurunun bulunmadığı sonucuna varıldığını eklemektedir. Başvuran, başvuru formunda sunulduğu şekliyle, şikâyetini tekrarlamaktadır. Telefon konuşmalarının dinlenmesi konusundaki genel ilkelere ilişkin olarak, Mahkeme, Roman Zakharov/Rusya ([BD], no. 47143/06, §§ 227-235, 4 Aralık 2015) ve Karabeyoğlu/Türkiye (no. 30083/10, §§ 65-73, 7 Haziran 2016) kararlarına atıfta bulunmaktadır. Mahkeme, başvuranın telefon hattının dinlenmesinin ilgili tarafından özel hayatına ve haberleşmesine saygı hakkının kullanılmasına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanısına varmaktadır (yukarıda anılan Karabeyoğlu kararı, § 26). Bu tedbir, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun ek 7. maddesinde öngörülen, polisin önleyici istihbarat faaliyetleri çerçevesinde uygulanmıştır (yukarıda 14. paragraf). Bu bağlamda, söz konusu tedbir, ceza soruşturması kapsamında telefon konuşmalarının dinlenmesini düzenleyen, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesinde öngörülen benzer bir tedbirden ayrı tutulmaktadır (bk., yukarıda anılan Karabeyoğlu kararı, § 39). İhtilaf konusu müdahalenin kanun ile öngörüldüğü ve ulusal güvenliğin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suçların önlenmesi yönünde, Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrası tarafından öngörülen meşru amaçları izlediği hususu, taraflar arasında tartışma konusu olmamaktadır. Müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak, Mahkeme, somut olayda, yasa dışı bir örgütle bağlantıları olabilecek radikalleşmiş bir kişiyle iddia edilen ilişkileri nedeniyle, ulusal güvenliği korumak, kamu düzenini sağlamak ve suçları önlemek amacıyla yetkili kılınan bir mahkeme tarafından verilen bir karar uyarınca başvuranın telefonunun dinlendiğini kaydetmektedir (yukarıda 5. paragraf). Bu tedbir dolayısıyla elde edilen bilgiler, disiplin, ceza soruşturması veya başka bir soruşturma kapsamında başvuran aleyhine kullanılmamıştır (bk., aksi yönde bir karar için (a contrario), yukarıda anılan Karabeyoğlu kararı, §§ 112-121). Bu veriler ardından, ihtilaf konusu tedbirin uygulanması sona erdirildiğinde yok edilmiştir (yukarıda 6. paragraf). Başvuran, bu tedbirin uygulanması için ulusal makamlar tarafından ileri sürülen yasal hükümlerin yorumlanması ve uygulanmasının, ihtilaf konusu tedbire hukuka aykırı bir nitelik verecek şekilde keyfi ya da açıkça mantıksız olduğunu kanıtlayabilecek herhangi bir unsur sunmamaktadır (İrfan Güzel/Türkiye, no. 35285/08, § 87, 7 Şubat 2017). Başvuran, mevcut davada uygulanan yasal hükümlerin kötüye kullanmalara karşı yeterli güvenceler içermediğini de iddia etmemektedir. Başvuranın ihtilaf konusu tedbirin uygulanması ve kaldırılması hususunda makamlar tarafından bilgilendirilmediğinin anlaşılmasına rağmen, gizli denetim tedbirlerinin kaldırılmasından itibaren, bu tedbirlerin uygulandığı kişilere daha sonra herhangi bir bildirimin yapılmaması tek başına, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı yönündeki sonucu haklı gösteremeyecektir. Nitekim mevcut davada polis tarafından yürütülen istihbarat faaliyetleri çerçevesinde kabul edilen bir tedbirin söz konusu olması nedeniyle, müdahaleyi oluşturan tedbirin etkinliğini sağlayan husus, kesinlikle bu bilgilendirme eksikliğidir (yukarıda anılan Karabeyoğlu kararı, § 73). Bununla birlikte, bildirim kısıtlamanın amacına halel getirmeksizin yapılabildiğinde, denetim tedbirlerinin kaldırılmasının ardından ilgili kişinin haberdar edilmesi arzu edilmektedir (ibidem). Başvuranın ayrıca ihtilaf konusu tedbire ilişkin bilgilerin basına sızdırılmasından şikâyet etmesi nedeniyle, Mahkeme, ilgilinin Cumhuriyet savcısına şikâyette bulunduğunu ve bu konuda İçişleri Bakanlığına bir dilekçe sunduğunu ve ilgilinin bu şikâyeti ulusal makamlara sunmak için ve olası bir tazminat talebinde bulunmak için başka bir hukuk yolu kullandığının anlaşıldığını kaydetmektedir. Mahkeme, kendi değerlendirmesini, kendilerine sunulan delilleri değerlendirmek için daha iyi bir konumda bulunan ulusal makamların değerlendirmesinin yerine koymakla görevli değildir. Mevcut davada, bu makamlar, ilgili kamu görevlilerinin bu tedbirin basına ifşa edilmesinden sorumlu olduklarının tespit edilmediği sonucuna varmak için bu hususta bir soruşturma yürütmüşlerdir (yukarıda 9 ve 11. paragraflar). Söz konusu makamlar aynı zamanda, ihtilaf konusu tedbirle ilgili bilgilerin ifşa edilmesine ilişkin makul bir açıklama sunmuşlardır (bk., aksi yönde bir karar için (a contrario), Drakšas/Litvanya, no. 36662/04, § 60, 31 Temmuz 2012, bu kararda ulusal makamlar, söz konusu sızdırmadan sorumlu olan kişileri tespit edememişlerdir). Cumhuriyet savcısı ve İçişleri Bakanlığının düzenlediği denetim raporu bu bağlamda, aynı karar gereğince telefon konuşmaları dinlenen bir başka kişinin yargılandığı bir ceza yargılamasına katılan tarafların, dava dosyasında yer alan, ihtilaf konusu tedbirle ilgili bilgi ve belgelere eriştiklerini belirtmişlerdir (yukarıda 9 ve 11. paragraflar). Mahkeme, başvuranın ihtilaf konusu tedbirle ilgili bilgilerin basına sızdırılmasına ilişkin makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın etkisiz veya yetersiz olduğunun düşünülmesini sağlayacak nitelikte herhangi bir unsur sunmadığını gözlemlemektedir (bk., Eminağaoğlu/Türkiye, no. 76521/12, § 157, 9 Mart 2021). Dahası, ilgili, bu bilgileri içeren bir basın makalesi yayımlayan gazete hakkında açtığı bir hukuk davası kapsamında söz konusu makaleye ilişkin sunduğu tazminat talebiyle ilgili olarak davayı kazanmıştır (yukarıda 12. paragraf). Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, davaya ilişkin koşullarda, Sözleşme’nin 8. maddesinin 1. fıkrasında yer verilen başvuranın hakkına yönelik müdahalenin, Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrası tarafından öngörüldüğü şekliyle, ulusal güvenliğin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suçların önlenmesi için demokratik bir toplumda gerekli olduğu sonucuna varmaktadır (Aalmoes/Hollanda (k.k.), no. 16269/02, 25 Kasım 2004 ve yukarıda anılan Karabeyoğlu kararı, § 110). Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy çokluğuyla,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 1 Eylül 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Jon Fridrik Kjølbro
Yazı İşleri Müdürü Başkan