T.C.
DİYARBAKIR
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO:
KARAR NO:
BAŞKAN:
ÜYE:
ÜYE:
KATİP:
DAVACI :
VEKİLİ:
DAVALI:
DAVA: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 12/03/2025
KARAR TARİHİ: 09/10/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH :
Mahkememizde görülmekte olan menfi tespit (kambiyo senetlerinden kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili şirket ile .....Ltd.Şti. arasında pimapen pencere olarak malzeme tedarik ve işçilik anlaşması yapıldığını, karşılığında 18.100.000,00.-TL bedelli çek verildiğini, müvekkili şirketin Adıyaman'da bulunan Yeşiltepe köyü, Yağızatlı köyü ve Aksu köylerinde TOKİ ihalesi aldığını ve yapımına başladığını, asıl şirketin ...... A.Ş ile .....Tic...A.Ş ortaklığı olduğunu, müvekkilinin yaptığı işler karşılığında asıl şirket ortaklığından 4 adet 3 tanesi 3.000.000,00 TL ve biri 2.000.000,00 TL olmak üzere toplamda 11.000.000,00TL'lik çek aldığını ve yapacağı iş karşılığında .....isimli şirkete ciro ettiğini, bunun akabinde işin toplamı 18.100.000,00 TL olduğu için geri kalan miktarı 6 adet çek olarak (4 tanesi 1.000.000,00 TL, bir adet 2.000.00000 TL ve 1 adet 1.100.000,00TL olmak üzere toplamda 7.100.000,00TL'lik) düzenleyip verdiğini, alt taşeron firma olan .....isimli şirketin bu işin sadece 5.000.000,00TL'lik kısmını yaptığını ve fatura kestiğini, ancak yaptığı işin 5.000.000,00 TL olmasına rağmen şu ana kadar bozdurduğu çek miktarının 13.000.000,00 TL olduğunu, .....isimli firma sahibi olan .....ile yapılan görüşmelerde sözleşmenin sonlandırıldığını, kalan çeklerin iadesinin gerektiğini, aralarında ticari ilişkinin son bulduğunun beyan edildiğini, .....isimli firmanın çekleri iade edeceğini beyan etmiş ise de henüz çeklerin iade edilmediğini ve toplamda 8.000.000,00 TL'nin usulsüz olarak bankadan çekildiğini, müvekkili şirketin ticari sicilini kötü etkilememesi adına .....isimli firmaya da güvenerek çekleri veya malzemeleri getireceğini düşünerek zaman verdiğini, bu süre zarfında kötüniyetli olan şirketin süreci uzattığını ve çeklerin vadesi geldiğinde çekleri takasa koyduğunu, çekleri bozdurmasına rağmen malzemelerin getirilmediğini, yeterli süre bekleyen müvekkilinin hem yeni malzeme almak zorunda kaldığını hem de .....ile sözleşmeyi sonlandırarak çeklerin iadesini talep ettiğini, sözleşme sonlandırıldığından çekin kalan kısımlarının bedelsiz kaldığını beyanla; davalı tarafa elden teslim edilen çekin belirtilen kısım dışında bedelsiz kaldığının tespiti ile karşı tarafa kalan miktar bakımından borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Usulüne uygun tebliğe rağmen davalı tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır.
DEĞERLENDİRME:
Dava, İİK'nın 72 maddesi kapsamında açılan menfi tespit davasıdır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesine göre, kural olarak bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “İspat Yükü” başlıklı 190. maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Menfi tespit ve istirdat davaları 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre; borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İspat yüküne ilişkin yukarıda açıklanan genel kural menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.
Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. Aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun .....tarihli ve .....E......K. sayılı kararında da açıklanmıştır.
Davacı davaya konu çekleri eser sözleşmesi için avans olarak verdiğini ileri sürmüştür. Ancak, buna ilişkin olarak sözleşme, protokol veya başka bir yazılı delil sunmamıştır.
Davacının ticari defterlerinde, çeklerin ne şekilde kayıtlı olduğuna ilişkin inceleme yapılması yoluna gidilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) "Delil İkamesi için avans" başlığı altında düzenlenen 324. maddesinde; "(1)Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi halde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. (3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
HMK'da öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye, taraflar için konulmuş süreler ise; kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş cevap süresi, temyiz süresi gibi süreler olup bu süreler kesindir. Bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı mahkemece resen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir (Kuru, Baki/ Arslan Ramazan/ Yılmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, HMK'ya göre Yeniden Yazılmış 22. Baskı, Ankara 2011, s.749).
Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, HMK'nın 90/2. maddesine göre; iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir, aynı Kanunun 94/2. maddesine göre de: bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir. Hakimin verdiği sürenin kesin olması için ya hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kanundan kaynaklanan şekilde kesin olması; ya da hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar vermiş olması gerekir.
Kesin süre verilmesinin temel amacı, tarafların davayı uzatıcı ve hükmü geciktirici tutum ve davranışlarını önlemektir. Hak kaybına yol açmak gibi ağır hukuki sonuçlar doğuran kesin süre kurumunun hakim tarafından dikkatli, duyarlı bir şekilde kullanılması gereklidir (HGK'nın 28/04/2010 tarihli ve 2010/2-221 E. 241 K.).
Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir.
Öte yandan; HMK'nın 94. maddesi uyarınca kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması, miktarının net olarak belirlenmesi gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.
Somut olayda; Mahkememizin .....tarihli celse .....no'lu ara kararı uyarınca; "Davacı vekiline ve davalıya 2024-2025 yıllarına ait ticari defterler, fatura, dip koçan, irsaliye, cari hesap sözleşmesi ve diğer belgeleri sunmak veya bu ticari defterler ile belgelerin bulunduğu adresi bildirmek üzere iki hafta kesin mehil verilmesine... bilirkişiye 6.000,00.-TL ücret taktirine, bilirkişi ücretini karşılaması için davacı tarafa 2 hafta kesin mehil verilmesine, kesin mehile rağmen bilirkişi gideri yatırılmadığı taktirde bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılarak dosyanın mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin taraflara ihtarına" şeklinde ara karar tesis edilmiştir.
Davacı vekili .....tarihli dilekçesi ile; HMK 94. Madde gereği belge sunma ve bilirkişi ücreti yatırma süresinin uzatılmasını talep ettiği anlaşılmıştır.
Mahkememizin .....tarihli ara kararı 1 no'lu bendi gereğince; "Davacı vekiline 2024-2025 yıllarına ait ticari defterler, fatura, dip koçan, irsaliye, cari hesap sözleşmesi ve diğer belgeleri sunmak veya bu icari defterler ile belgelerin bulunduğu adresi bildirmek üzere daha önce verilen kesin sürenin bitiş tarihi olan .....tarihinden geçerli olmak üzere ek iki hafta kesin süre verilmesine, aksi takdirde HMK 222 md gereğince ticari defterlerin ibraz edilmemesi halinde ticari defterlere delil olarak dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtarına" ve 2 no'lu bendi gereğince; "2-Davacı vekiline 6.000,00.-TL bilirkişi ücretini karşılaması için daha önce verilen kesin sürenin bitiş tarihi olan .....tarihinden geçerli olmak üzere ek iki hafta kesin süre verilmesine, kesin mehile rağmen bilirkişi gideri yatırılmadığı taktirde bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılarak dosyanın mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin ihtarına" şeklinde ara karar tesis edilmiştir.
Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; Davacının kambiyo evrakına dayalı olarak menfi tespit talep ettiği, kambiyo ilişkisi dışında eser sözleşmesine dayandığı için ispat yükünün davacıda olduğu; davacının davaya konu çeklerin eser sözleşmesi kapsamında avans olarak verildiğine dair sözleşme, protokol veya başka bir yazılı delil sunmadığı, Mahkememizce uyuşmazlığın çözümü bakımından davacının ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılması için ara karar verildiği; davacı tarafça defter ve belgelerin bulunduğu yerin bildirilmesi ve bilirkişiye takdir olunan ücretinin yatırma süresinin uzatılmasının talep edildiği, Mahkememizce bu hususta ek iki hafta süre verildiği, kesin süre ihtaratının Kanuna ve Yüksek Mahkeme uygulamalarına uygun yapıldığı; davacı vekili tarafından, verilen kesin süre içerisinde davacı şirketin ticari defter ve belgelerinin yerinin bildirilmediği ve bilirkişiye takdir olunan ücretin yatırılmadığı, bu durumun celse talikine sebebiyet verdiği, bilirkişi delili dışındaki delillerle davanın ispatlanamadığı, davacı vekili tarafından süresinden sonra .....tarihli celsede ibraz edilen "Sözleşme" başlıklı belgede yer alan taraflar ile dosyamız taraflarının uyuşmadığı, talebe konu çeklerin sözleşme kapsamında verildiğine dair sözleşmede herhangi bir ibare yer almadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
6325 sayılı Kanun 18/A-14. bendinin 2. yarı cümlesi ve Yönetmeliğin 26/2. maddesi hükmü uyarınca, arabuluculuk ücretinin 6183 sayılı Kanuna göre hak sahibi çıkan taraftan tahsilinin gerekmesi, ileride arabuluculuk ücretinin hak sahibi tarafından tahsil edileceğinin kesin olması, bu hususun kamu düzenine ilişkin bulunması nedeniyle, 4.600,00.-TL arabuluculuk ücretinin, 6183 sayılı Kanuna göre davacıdan tahsili için Hazineye müzekkere yazılmasına karar verilmiştir.
Açıklanan tüm nedenlerle, aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM-Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40.-TL harcın, peşin alınan 51.232,50.-TL harcından mahsubu ile artan 50.617,10.-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Dava şartı zorunlu arabuluculuk sürecine yönelik 4.600,00.-TL arabuluculuk ücretinin 6183 sayılı Kanuna göre davacıdan tahsili için Hazineye müzekkere yazılmasına,
4-Yargılama sırasında davacı tarafından yatırılan gider avansından harcanan yargılama giderinin davacı üzerine bırakılmasına,
5-Yargılama sırasında davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından, bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
6-Yargılama sonucunda ve re’sen yapılacak gider olmadığı takdirde, gerekirse re’sen yapılacak gider de mahsup edilmek suretiyle, 6100 sayılı HMK’nın 333. maddesi gereğince yatırılan avansın kullanılmayan kısmının yatırana iadesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalıların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi ilgili dairesine hitaben Mahkememize verilecek istinaf dilekçesi ile istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
BaşkanÜyeÜyeKatip