TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
DİYARBAKIR
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO:
KARAR NO:
HAKİM:
KATİP:
DAVACI :
VEKİLİ:
DAVALI :
VEKİLİ:
DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 16/08/2024
KARAR TARİHİ: 18/04/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH :
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Diyarbakır ilinde özel halk otobüsü işletmeciliği yaptığını, bu işletme amacı kapsamında ruhsatta da görüldüğü üzere .....tescil tarihli .....marka aracı (sıfır kilometre) satın aldığını, satın almış olduğu bu aracın iki yıl garanti süresi bulunduğunu, bu süreçte aracın yaşayacağı bütün arızalar ve bu arızlar nedeniyle yaşanan zararlar satıcı veya ithalatçı firma tarafından karşılanacağı garanti edildiğini, müvekkilinin ticari amaçla işlettiği .....plakalı aracın .....tarihinde arızalanması nedeniyle araç Diyarbakır'da bulunan ve .....Yetkili Servis olan .....Petrol San. Tic. Anonim Şirketi'ne aracın altından ses geldiği ve tamir edilmesi amacıyla bırakıldığını, .....tarihinde servise bırakılan araç .....tarihinde müvekkile teslim edildiğini, araçtaki sorun garanti kapsamında giderildiğini, ancak oluşan tüm zarar giderilmediğini, ticari amaçla aracı işleten müvekkile bu süreçte ikame araç tahsis edilmediğini, ikame araç tahsis edilmediği gibi maruz kalınan kazanç kaybı ve diğer zararlar da ödenmediğini, bu zararların tazmini için arabuluculuk başvurusu yapıldığını ancak anlaşamama ile sonuçlanmadığını, davalı taraf, müvekkil tarafından alınan aracın ithalatçı firması olduğundan davanın tarafı olarak gösterildiğini, detaylıca açıklandığı üzere, müvekkilinin aracın kullanamaması nedeniyle maruz kaldığı kazanç kaybı ve şoförlerine ödediği yevmiyelerin ve yatırdığı sigorta primlerinin tespiti ile maruz kalınan zararın aracın teslim tarihinden itibaren işleyecek ticari işlerde uygulanan en yüksek faizi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine; mahkeme aksi kanaatte ise müvekkilinin aracını kullanamadığı gün kadarı ile araç mahrumiyet bedelinin tespiti ve aracın teslim tarihinden itibaren işleyecek ticari işlerde uygulanan en yüksek faizi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100 TL'nin avalıdan alınarak davacı müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının iddiası ve talebinin yerinde olmadığını, dava konusu araca ilişkin .....tarihinde yetkili servise başvuruda bulunulduğunu, yapılan incelemeler neticesinde garanti kapsamında yapılacak onarım için gerekli parçalar kısa süre içerisinde temin edilerek makul süre içerisinde onarım işlemi tamamlandığını ve .....tarihinde aracın teslimi sağlandığını, bu noktada, davaya konu sanayi malı araçların ekseriyetle mekanik ve 15.000’den fazla parçadan oluştuğu, mekanik yapısı gereği de tamirin elbette ki öngörüldüğünü, davacı yanında çalışan işçilerin sigorta primleri ile yevmiyelerin ödenmesinin talep edilmesi de kabul edilebilir olmadığını, davacı tarafından aracın çalışmamış olması sebebiyle gereksiz yere işçilere yevmiye verildiği ve sigorta primlerinin yatırıldığı beyan edilmişse de işbu gider kalemlerinin davacının her halükarda yapması gereken ödemeler olduğu açıkça ortada olduğunu, açıklanan ve mahkemece re'sen nazara alınacak sebeplerle; haksız ve mesnetsiz ikame edilen davanın reddine ve yargılama masrafları ile ücreti vekaletin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten arz ve talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Dava, taşınır satımı hükümleri uyarınca satılandaki ayıp iddiasına maddi tazminat istemine ilişkindir.
Göreve dair kurallar kamu düzenine ilişkin olup 6100 HMK'nın m. 1 hükmü uyarınca mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir; m. 114(1)-c hükmüne göre de mahkemenin görevli olması bir dava şartıdır. Aynı Kanun'un m. 115 hükmüne göre ise, dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle, dava açılırken dayanılan hukuki ve maddi olguların göreve etkili olduğu durumda öncelikle hukuki nitelemenin yapılması ve sonucuna göre mahkemenin görevsiz olduğu kanısına varılırsa dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmelidir.
6102 sayılı TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir:
(i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır.
(ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür.
(iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez.
Öte yandan, 28/11/2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve 28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı TKHK'nın 2. maddesinde kanunun kapsamı “Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar” şeklinde açıklanmıştır. Kanun'un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinin (ı) bendinde sağlayıcı "kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişi", (k) bendinde tüketici "ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi", (l) bendinde ise tüketici işlemi “mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder” biçiminde tanımlanmıştır.
6502 sayılı TKHK'nın 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Bunun yanında Kanun'un 83. maddesinde de taraflardan birinin tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanun'un görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir.
Bir hukuki işlemin sadece 6502 sayılı TKHK'da düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Uyuşmazlığın 6502 sayılı TKHK kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin "tüketici", diğer tarafın "satıcı/sağlayıcı/hizmet sunan" olması gerekir.
Bunlardan ayrı olarak; 6100 sayılı HMK m. 2(1) hükmüne göre; dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesidir. Bu nedenle hukuki uyuşmazlıklarda asliye mahkemelerinin görevi asıldır.
Dava konusu aracın ruhsatında "özel halk otobüsü-ticari" ibaresi bulunmakta ve ilgili aracın özel halk otobüsü olarak kullanıldığı hususu da dava dilekçesinde belirtilmiş ise de, trafik tescil kayıtlarında aracın "ticarî" olarak nitelendirilmesi, davayı kendiliğinden ticarî dava haline getirmez. Başka bir anlatımla, İdarenin araçları trafik siciline tescil ederken yaptığı sınıflandırma, davanın ticarî dava olup olmadığının tespitinde tek başına belirleyici değildir. Bundan ayrı olarak, otobüs işletmesinin ticarî işletme vasfında olmaması da mümkündür. Bu kapsamda somut olayda; söz konusu aracı satın alan davacının uyuşmazlık tarihi itibariyle tacir olup olmadığı hususunun belirlenmesiyle mutlak ticarî dava olarak nitelendirilemeyecek olan iş bu davanın nispî ticarî dava mahiyetinde olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Mahkememizce vergi, dairesi, ticaret sicil müdürlüğü ve esnaf sanatkarlar odasına yazılan müzekkerelere verilen cevabi yazı ve eklerinin incelenmesinden davacının tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmıştır. Buna göre Mahkememizce yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler kapsamında iş bu davanın nispî ticarî dava niteliğinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla uyuşmazlığın çözümünde genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Bu açıklamalar ışığında görevli mahkemenin Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu kanaatine varılarak mahkememizin görevsizliğine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
G.D:Nedenleri gerekçeli kararda açıklanacağı üzere;
HÜKÜM:
1-Mahkememizin görevsizliği nedeniyle HMK.'nun 114/1-c maddesi ve 115/2. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,
2-Görevli mahkemenin Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna,
3-6100 Sayılı HMK'nın 20.maddesi gereği kararın kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde kesinleşme tarihinden itibaren, kanun yoluna başvurulması halinde bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize veya bulunulan yer mahkemesine başvurularak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi halinde dosyanın görevli DİYARBAKIR NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE gönderilmesine, aksi takdirde dosyanın resen ele alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına,
4-H.M.K.'nın 331/2. maddesi uyarınca harç, vekalet ücreti ve diğer yargılama giderlerinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,
Dair, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
Katip Hakim