T.C.
DİYARBAKIR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
1. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/631
KARAR NO : 2026/702
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
DAVANIN KONUSU : Tapu İptali Ve Tescil (Geçici Hukuki Koruma)
KARAR TARİHİ : 24/04/2026
Yukarıda esas numarası belirtilen ara karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, istinaf taleplerinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra istinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyanın ön incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu dosya okunup gereği düşünüldü.
K A R A R
Dava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup, ihtiyati tedbir talebinin kabulüne ilişkin karara karşı yapılan itirazın reddine dair ara karara yönelik davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak, istinaf kanun yoluna başvuran tarafın sıfatı gözetilerek, kamu düzenine aykırılık teşkil eden ve bu nedenle resen gözetilmesi gereken hususlar değerlendirilerek yapılan incelemede;
Dosya içeriğinden, davacının, hem zor durumda kalmasından hem de tecrübesizliğinden istifadedilerek, davalı şirket adına tescil edilen ...'ın ... İlçesi, ... Köyü/Mahallesi, ... Mevkiinde bulunan Ada No: ..., Parsel No: ... olan ... m²'lik taşınmazın davalı şirket üzerindeki tapu kaydının iptal edilerek davacı adına tescilini ihtiyati tedbir talepli olarak istediği, Diyarbakır .... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası ile açılan davada Mahkemenin ... tarihli ara kararı ile ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verildiği, yapılan itiraz üzerine Mahkemenin ... tarihli( ... gerekçeli ara karar yazım tarihli) ara kararı ile davalı tarafın ... tarihli ihtiyati tedbirin kaldırılması talebinin ihtiyati tedbir kararına itiraz niteliğinde olup tebliğden itibaren 1 haftalık yasal süresi içerisinde ileri sürülmediği gerekçesiyle ihtiyati tedbirin kaldırılması talebinin reddine karar karar verildiği, anılan ara karara karşı davalı tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği ve öğretide de kabul edildiği üzere ihtiyati tedbir “…kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca, davacı veya davalının (dava konusu ile ilgili olarak) hukuki durumda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte, geniş veya sınırlı olabilen hukuki korumadır.” şeklinde tarif edilmiştir. (Medeni Usul Hukuku 12.Baskı Sh. 714-Prof. Dr. Muhammet Özekes) Anılan tariften de anlaşılacağı üzere ihtiyati tedbir diğer fonksiyonları yanında davanın devamı sırasında ve verilecek hükmün kesinleşmesine kadar olan süreç içerisinde dava konusu şey üzerine yeni bir takım ihtilafların çıkmasını da önleyici niteliği itibariyle geçici bir hukuki korumadır.
Nitekim 6100 sayılı HMK’nin Onuncu Kısmının Birinci Bölümünde düzenlenen ihtiyati tedbir müessesesi 389. madde başlığında "Geçici Hukuki Korumalar" olarak vasıflandırılış ve aynı maddenin birinci fıkrasında “mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” şeklinde şartları belirtildikten sonra takip eden maddelerde bu konudaki talep verilecek karar ve içereceği hususlar da duraksamaya yer bırakamayacak şekilde takip edilmesi ve yapılması gerekli usul işlemleri açıklanmıştır. Aynı Kanun'un 390/3. maddesinde "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır." düzenlemesine yer verilmiş anılan hüküm ile ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için yaklaşık ispat koşulu aranmıştır. Bu husus madde gerekçesinde "...Doktirinde bu yön, karar verilmesi için tam ispat ölçüsü yerine yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez." şeklinde ifade edilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki 6100 sayılı HMK'nin ihtiyati tedbirle ilgili 390. maddesinin gerekçesinde geçici hukuki korumalarda ispat hususu üzerinde durulmuş, "yaklaşık ispat" kavramından bahsedilerek kabul edilmiştir. Öte yandan ihtiyati tedbir kararı geçici nitelikte olup, durum ve şartların değişmesi ile her zaman değiştirilebilir.
Davanın, davacının, hem zor durumda kalmasından hem de tecrübesizliğinden istifa edilerek davalı adına tescil edildiği ileri sürülen taşınmazın tapusunun iptali ile adına tescili istemiyle açıldığı, Yasa koyucu 6100 sayılı HMK’nın 390/1 maddesindeki düzenleme ile ihtiyati tedbir talebinin asıl uyuşmazlığı çözümleyecek ve bununla ilgili karar verecek olan hakim tarafından değerlendirilmesini amaçlamıştır. Yargı yolu bakımından görevli olmayan veya adli yargının görevine girmekle birlikte görevsiz mahkemeden ya da gene adli yargı konusu olmakla birlikte kesin yetki kurullarına göre yetkisiz bir mahkemede davanın esası ile ilgili bir karar verilmesi mümkün değildir. Zira bunlar 6100 sayılı HMK’nın 114. maddesi kapsamında dava şartı olup tamamlanmaları da mümkün değildir. Dava şartları davanın esası hakkında inceleme yapabilmek için gerekli olan şartlardır. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da derdesttir ancak mahkeme dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince kural olarak davanın esası hakkında inceleme yapamaz. Davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür.
Hemen belirtmek gerekir ki 6100 sayılı HMK’nin 2. maddesinde asliye hukuk mahkemelerinin görevi düzenlenmiş olup buna göre “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.
Öte yandan bilindiği üzere 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun (TTK) 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davalar tanımlanmıştır. Buna göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile maddenin devamı fıkralarında belirtilen davalar ticari dava olarak nitelendirilmiştir. Yine aynı Kanun'un 5/3. maddesinde “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan yasal düzenlemeler karşısında, asliye ticaret mahkemelerinin özel mahkeme niteliğinde bulunduğu, bu niteliği gereği görev alanının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirleneceği ve genel mahkemeler ile arasındaki ilişkinin önceki kanunun aksine görev ilişkisi olduğu açıktır. Asliye ticaret mahkemelerinin çekişmeli yargıdaki görev alanının TTK’de ve diğer özel kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen davalarla sınırlı olduğu kuşkusuzdur.
Ayrıca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 6335 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesinde ticari davaların, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olarak iki gruba ayrıldığı anlaşılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların sıfatına veya bir ticari işletme ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın kanun gereği ticari sayılan davalar olup TTK’nin 4/1. maddesinin b, c, d, e, f fıkralarında ve özel kanunlarda düzenlenmiştir. Nispi ticari davalar ise tarafların tacir sıfatına haiz olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklardan doğan davalardır. Bir başka ifade ile bu davalar ya bir ticari işletmeyi ilgilendirmeli ya da iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğmaları halinde ticari dava olarak nitelendirilebilirler. Gerek mutlak ve gerekse nispi ticari davaların asliye ticaret mahkemelerinde görüleceği açıktır.
Yukarıda değinilen hususlar çerçevesinde somut olaya bakıldığında, eldeki davanın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) Eşya Hukuku başlıklı 4. kitabında düzenlenmiş gayrimenkul mülkiyetiyle ilişkili dava olduğu, davacının tapu iptali ve tescil, istekli olarak eldeki davayı açtığı, davanın açıklanan içeriğine göre malvarlığına ilişkin bulunduğu, mutlak ve nispi ticari dava olarak nitelendirilemeyeceği ve TTK’nin hükümlerinin veya özel kanun hükümlerinin uygulanmasını gerektirir ticari bir uyuşmazlıktan söz edilemeyeceği, böylece davada genel mahkemelerin görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı, görevsiz mahkemece ihtiyati tedbir hakkında karar verilmesi isabetli olmadığı gibi 6100 sayılı HMK'nın 396 maddesi gereğince davalı tarafın tedbirin kaldırılmasını yargılama sürecinde talep edebileceği gözardı edilerek davalı tarafından sunulan tedbirin kaldırılması talebinin ihtiyati tedbire itiraz olarak değerlendirilerek yazılı şekilde hüküm tesisi de kabule göre doğru görülmemiştir.
Yukarıda belirtilen sebeplerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a-3 ve m. 355 hükümleri uyarınca istinaf sebepleri incelenmeksizin kamu düzeni ilkesi uyarınca re'sen gözetilen sebeplerle kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın görev hususunun değerlendirilmesi için kararı veren yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle KABULÜNE,
2-Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinin ... tarihli(... gerekçeli ara karar yazım tarihli) ve ... Esas sayılı ara kararının 6100 sayılı HMK'nin 353/1-a-3. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,kararın kaldırılma nedenine göre davalı vekilinin istinaf sebeplerinin incelenmesine şimdilik YER OLMADIĞINA,
3-Yukarıda açıklanan nedenlerle inceleme ve değerlendirme yapılarak ihtiyati tedbir talebi hakkında karar verilmek üzere dosyanın Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf kanun yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilgilisine iadesine,
5-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece Mahkemesince hükümle birlikte değerlendirilmesine,
6-6100 sayılı HMK'nin 359/4. maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliği işlemlerinin ilk derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a ve 362(1)-c-g hükümleri gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.