T.C. DİYARBAKIR BAM 11. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/98 - 2025/553
T.C.
DİYARBAKIR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/98
KARAR NO: 2025/553
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
DAVANIN KONUSU:Ticari Şirket (Fesih İstemli)
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ:24/04/2025
Taraflar arasında görülen davada Mahkemece verilen kararın istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili; müvekkili şirketin Diyarbakır Ticaret Sicili Müdürlüğünün ..... sicil numarasında kayıtlı bulunan ..... Anonim Şirketinin tüzel kişi ortağı ve paydaşı olduğunu, davalı Kocakaya.....A.Ş.'nin kayıtlı sermayesinin 1.000.000 TL olduğunu, bu şirketin sermayenin her biri 2.000 TL değerinde ortaklık payı ile temsil edilen toplam 500 adet anonim şirket payından oluştuğunu, müvekkili şirketin, tüzel kişi ortak olarak sonradan devir aldığı ortaklık payları ile ile birlikte davalı şirkette %50 ortaklık payına karşılık gelen ve 500.000 TL kaydi sermayeyi temsil eden 250 adet payın sahibi olduğunu, davalı şirketin, müvekkilinin sonradan devir aldığı 32 adet şirket payını henüz şirket pay defterine kayıt etmediği için sonradan devir alınan payların da müvekkili adına kayıt ve tescili için Diyarbakır Ticaret Mahkemesinin 2022/686 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını ve bu davanın halen derdest olduğunu, müvekkilinin doğrudan pay defterine kayıtlı hali hazırda 218 adet payının mevcut olduğunu, müvekkili şirketin, davalı şirket nezdinde hali hazırda 436.000 TL sermayeyi temsil eden 218 adet anonim şirket payının kayıt maliki olduğunu, müvekkili şirketin mevcut bu ortaklık paylarına ilave olarak sonradan 09/04/2021 tarihli Anonim Şirket Pay Devir Ve Temliki Sözleşmesi ile; .....’a ait 2.000,00 TL sermayeye karşılık gelen 1 adet şirket payını, Melis Kocakaya’ya ait 1.000,00 TL sermayeye karşılık gelen 0,5 adet şirket payını, ......ya ait 1.000,00 TL sermayeye karşılık gelen 0,5 adet şirket payını, daha evvel .... Şirketi adına kayıtlı iken, bu şirketin tasfiyesi ve şirket ortaklar kurulu kararı ile nedeniyle şirket ortağı olarak.....’e devredilmiş olan ve 60.000,00 TL sermayeye karşılık gelen 30 adet anonim şirket ortaklık payların olmak üzere sonradan davalı şirkete ait toplam 32 adet şirket payının mülkiyetini daha devir ve temlik aldığını, müvekkili şirketin önceden mevcut 218 ortaklık payına ilaveten sonradan aldığı ve yukarıda detayları arz edilen 32 adet anonim şirket payın ilavesi ile birlikte davalı şirketteki ortaklık payının toplamda 250 adete yükseldiğini, müvekkili şirketin, anonim şirket pay devir alımlarının tamamı noter huzurunda yapılan Anonim Şirket Pay Devir ve Temlik Sözleşmeleri ile devralmış olduğunu, bu pay devirleri sonucu müvekkili şirketin ortaklık payının 250 pay olduğu hususunun ..... Noterliğinin ..... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile ve paylarını devir eden önceki paydaşlarca davalı şirkete bildirildiğini, bu payların müvekkili şirket adına kayıt ve tescilinin talep edildiğini, davalı şirket ortakları arasında güven ve ortak menfaat ilişkisinin tamamen sona erdiğini ve ortaklar arasında bir çok hukuki, cezai davaların mevcudiyeti nedeniyle ortakların bir araya gelme, ortak karar alma ve şirket faaliyetlerine katılma imkanının bulunmadığını, davalı şirketin fiili olarak aktif ve faal bir şirket olmadığını, şirketin tüzel kişiliğini korumasının tek nedeninin, şirket tüzel kişiliği adına kayıtlı .... Mah. ..... Parselde kayıtlı ve halen ....Hastanesi binası olarak kullanılmakta olan binada %36,33 oranında paylı taşınmaz mülkiyetinin davalı şirket adına kayıtlı olması olduğunu, bu taşınmaz malvarlığı dışında davalı şirketin başkaca bir mal varlığı veya ticari faaliyetinin bulunmadığını, davalı şirketin, yaklaşık 10 yıldan bu yana hiç bir gelir beyanında bulunmadığını, ortaklara kar payı dağıtımı yapmadığını ve ticari bir faaliyette bulunmadığını, davalı şirketin, ticari sicil harçlarını dahi ödemediğinden, ticari sicil üyelik kaydının askıya alınmış durumda olduğunu, yine davalı davalı şirketin hiç bir ticari faaliyetinin bulunmamasının sonucu olarak, davalı şirket adına işveren kayıtlı iş yeri veya sigortalı bir çalışanı dahi bulunmadığını, davalı şirketin pasif ve hiç bir faaliyeti olmayan, ticari sicil kaydında kaydi olarak devam eden tüzel kişiliğin varlığını koruma ve devamının sağlanmasında hukuki ve fiili bir yarar olmadığından, davalı şirketin feshine ve şirketin mal varlığının tasfiyesine karar verilmesinde hukuki yararın mevcut olduğunu, davalı şirketin hali hazırda ticaret sicilinde kayıtlı yetkili temsilcisi görülen .....'nın, şirket tüzel kişiliğini kendi kişisel çıkarları doğrultusunda kullandığını ve şirket tüzel kişilik perdesi arkasına saklanarak, sahte belge düzenleyerek ve usule aykırı genel kurul toplantıları yaparak şirket tüzel kişiliğini şahsi çıkarları doğrultusunda idaresini yürüttüğünü, müvekkili şirket ortağı ....... ve önceki şirket ortakları hakkında asılsız iddia ve iftiralarla şikayette bulunduğunu, şirket yönetimi hakkında kimse ile bilgi paylaşmadığını, hali hazırda şirket yetkili temsilcisi olarak kayıtlı ......nın, davalı şirket tüzel kişiliği adına kayıtlı taşınmaz üzerinden haksız kazanç elde etmek ve ortaklığa ait taşınmaz üzerinden kişisel çıkar sağlamak için PKK terör örgütü kurucusu olan Abdullah Öcalan'nın vekilliğini yaptığını ve PKK terör örgütü ile bağlantısı olduğu gerekçesi ile hakkında kamu davası açıldığını, basın yayınlarından anlaşılan ..... ile menfaat iş birliği kurup, kişisel çıkar ve menfaat temin etmek için müvekkili şirket ortağı Murat İpek, müvekkili şirketin önceki ortakları..., ..ile şirketin birlikte taşınmaz maliki olduğu......Ltd.Şti ve ortakları aleyhinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının ....Soruşturma sayılı dosyası ile haksız iddia ve iftiralarda bulunduğunu ve şahıslar hakkında örgüt suçlamasında bulunulduğunu, davalı şirket yetkilisi .... ve vekil sıfatıyla bu kişi ile menfaat işbirliği yapan kişilerin davalı şirket adına sahte genel kurul toplantısı ve yönetim kurulu kararı oluşturduğunu, ölü olan ..... adına sahte imza attıklarını ve bu kararı Diyarbakır Ticaret Sicil Müdürlüğünde tescil ve ilan ettirdiklerini bu nedenle ...... ve vekilleri hakkında suç ihbarında bulunulduğunu, savcılık soruşturması sırasında sahte imzalatılan ve noterde onaylatılan belge asıllarının şüpheli ..... tarafından sunulmaktan kaçınılması ve "belge aslının noterde olduğu" yönündeki gerçeğe aykırı savunması nedeniyle C.Savcılığınca imza incelemesi yapılamadığından dolayı delil yetersizliğinden kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini, imza tarihinde ölü olduğu bilinen bir kişi adına atılan imzanın sahte olduğunu taktir etmek için de imza incelemesine gerek bulunmadığını, aynı suç nedeniyle .... dışında vekilleri.....yönünde de görevi kötüye kullanma ve sahte olduğu bilinen belgeleri kullanma suçu nedeniyle yapılmış bir suç ihbarı olduğunu, C.Başsavılığınca soruşturma izni verilmesi gerektiği yönünde kanaat bildiriminde bulunulduğu halde Adalet Bakanlığınca avukatlar hakkında soruşturma izni verilmediğini, Adalet Bakanlığının bu kararının iptali için Ankara 4. İdare Mahkemesinde .... Esas sayılı dosyası ile dava açılmış olduğunu, müvekkili şirketin ortaklık paylarının, davalı şirket tarafından hukuka aykırı olarak şirket pay defterine kayıt edilmediğini, bu nedenle davalı şirket hakkında dava açıldığını, taraflar arasında yaşananlar ve birbirleriyle olan ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda tarafların ortaklık yürütebilmelerinin artık imkansız hale geldiğini, bu nedenlerle; davalı .... A.Ş.'in fesih ve tasfiyesine, yargılama neticesine kadar davalı şirket yönetim ve temsil yetkisinin ihtiyati tedbir kararı ile mali müşavir/kayyıma devrine ve bu hususun ticaret sicilinde tescil ve ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; davacının iddialarının yargılamayı gerektirdiği, dosya kapsamı itibariyle yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği, asıl olanın şirketlerin ortakları tarafından alınan kararlar ile belirlenen yöneticiler tarafından yönetilmesi olduğu, davalı şirkette organ boşluğu olmadığı, şirket yöneticilerinin, şirketi kötü yönetip yönetmedikleri ve şirketin içinin boşaltılıp boşaltılmadığının ancak yapılacak yargılama sırasında toplanacak delillerle ortaya çıkacağı gerekçesiyle HMK'nın 389. maddesi gereğince uyuşmazlık konusu dışında kalan kayyım atanması isteminin reddine ve davalı şirkette herhangi bir organ ve yönetim boşluğu olmadığı, TMK'nın 426. ve 427. maddelerindeki şartların oluşmadığı, şirket yöneticilerinin, şirketi kötü yönetip yönetmedikleri yapılacak yargılama sırasında toplanacak delillerle ortaya çıkacağı gerekçesiyle de yöneticinin yönetim yetkisinin kaldırılmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; müvekkilinin mal varlığı ve anonim şirket ortaklık pay alacağına olumsuz etki edecek yönetim ve tasarruf yetkilerinin Mehmet Kocakaya'nın üzerinde tutulmasının, müvekkilinin telafisi güç ve imkansız zarara uğramasına yol açacağını, davalı şirket yönetiminin Mehmet Kocakaya’nın sevk ve idaresinde tutulmasında hukuki yarar bulunmadığını, mahkemece dosyadaki delillerin gözardı edildiğini, TMK.m.2'ye göre yöneticinin görev ve yetkilerini kötüye kullanması halinde somut olayın özelliklerine göre tedbir kararı verilebileceğini, ihtiyati tedbir talebinde "davalı şirkette herhangi bir organ ve yönetim boşluğu" olduğu iddiası ile değil, " davalı şirket yönetimin müvekkilinin ortaklık payına ve haklarına zarar verme, şirket hak ve alacakları konusunda müvekkiline zarar verecek tasarruflarda bulunabileceği" gerekçesi ile tedbir istendiğini, mahkemenin gerekçesinin hatalı olduğunu beyan ederek istinaf isteminde bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:
6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda;
Dava, davalı şirkettin 6102 sayılı TTK m. 531 hükmü uyarınca haklı sebeple feshi ve tasfiyesi istemine ilişkin olup, uyuşmazlık, davalı şirkete denetim kayyımı atanması ve mevcut yöneticinin yönetim yetkisinin kaldırılmasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesine talebinin reddine dair ara kararın istinafına ilişkindir.
6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir" hükmünü hâvidir. Anılan hüküm uyarınca, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları hâlinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir. Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için, her somut olayın özelliğine göre mahkemelerce taktir edilecektir.
Davacının, davayı kazanması halinde, dava konusu mal ve hakka kavuşmasını daha dava sırasında (hatta davadan önce) güvence altına almaya yarayan tedbirlere ihtiyatî tedbir denir (Baki Kuru, Medenî Usûl Hukuku El Kitabı, C. II, Ankara 2020, s. 1263).
6100 sayılı HMK’nin onuncu kısmının birinci bölümünde düzenlenen ihtiyati tedbir müessesesi, 389. madde başlığında "Geçici Hukuki Korumalar" olarak vasıflandırılış ve aynı maddenin birinci fıkrasında “mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir” şeklinde şartları belirtildikten sonra takip eden maddelerde bu konudaki talep, verilecek karar ve içereceği hususlar ile takip edilmesi ve yapılması gerekli usul işlemleri açıklanmıştır.
Geçiçi hukuki koruma yargılamasını, asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri, ispat ölçüsüdür. Kanunda açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü hâkim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa konusunda tam bir kanaate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez. Oysa, 6100 sayılı HMK m. 390(3) hükmünde, ihtiyati tedbire karar verebilmek için yaklaşık ispat gerekli ve yeterli görülmüştür. Madde gerekçesinde ise, HMK m. 390(3) hükmündeki düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın, bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir.
Anonim şirket yönetim kurulu üyelerini atama (seçme) ve görevden alma yetkisi kural olarak genel kurula aittir (6102 sayılı TTK m. 375). Mahkeme, yönetim kurulu üyelerini ancak yasanın kendisine bu yetkiyi açık bir hükümle tanıdığı istinaî hallerde görevden alabilir. Bunun dışındaki hallerde mahkemelerin yönetim kurulunu (ya da bazı üyelerini) görevden alarak yerlerine yönetimi kayyımı atama yetkisi yoktur. Mahkeme ortaklığın kötü yönetildiği, şirket menfaatlerinin zedelendiği, hatta görevini kötüye kullandığı vb. gerekçelerle yönetim kurulunu görevden alarak yerine bir yönetim kayyımı atayamaz. 6102 sayılı TTK m. 630/2 hükmünde haklı sebeplerin varlığı hâlinde hâkime limited şirket müdürlerini ve yöneticilerini görevden alma yetkisi tanındığı halde, yasa koyucu anonim şirketlerde bu yetkiyi mahkemeye vermemiştir (Bkz. Poroy, Reha/Tekinalp, Ünal/Çamoğlu, Ersin: Ortaklıklar Hukuku - I, 14. Bası, İstanbul 2019, s. 402-403).
4721 sayılı TMK'nın “yönetim kayyımı” başlığını taşıyan 427. maddesinin 4. bendi, vesayet makamının “bir tüzel kişi gerekli organlarından yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa” o tüzel kişiye bu yönetim kayyımı atamasını öngörmektedir.
Anonim şirketeler bakımından organ eksikliğinin düzenlendiği 6102 sayılı TTK m. 530(1) hükmüne göre; “Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarındın biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, pay sahipleri, şirket alacaklıları veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın istemi üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, yönetim kurulu da dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hale getirmesi için bir süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmişse, mahkeme şirketin feshine karar verir”.
Görüldüğü gibi yasa, tüzel kişilere yönetim kayyımı atanmasına ancak organın mevcut olmaması ya da hukuki ya da yetkili organın fiili nedenlerle çalışma erkinden yoksun kalması halinde olanak tanımıştır. Bu nedenle bu istisnaî yetkinin sadece bu iki hale özgü olarak kullanılması gerekir; bu iki hal dışındaki nedenler yönetim kayyımı atanmasına gerekçe olamaz. Şu halde hakim, şirketin iyi yönetilmediği gerekçesiyle yönetim kayyımı atayamaz; diğer bir anlatımla hakim şirket yönetiminde “yerindelik” denetimi yapamaz (Bkz. Çamoğlu, s. 23-24).
Açıklanan bu hususlar çerçevesinde, anonim şirketlerde yönetim kayyımı atanmasına ilişkin koşulların 4721 sayılı TMK m. 427/4 ve 6102 sayılı TTK m. 530 hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, dava konusu uyuşmazlıkta organ yokluğu ya da organın fiili nedenlerle çalışma erkinden yoksun kalması durumunun söz konusu olmadığından yerel mahkemece davalı şirkete yönetim kayyımı atanması talebini reddi kararında isabetsizlik bulunmamaktadır.
Öte yandan; 6100 sayılı HMK'nun 391. maddesi gerekçesinde açıklandığı üzere “dava sonunda elde edilecek faydayı sağlayacak şekilde”, başka bir deyişle “davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde” ihtiyati tedbir kararı verilmesinin mümkün olmadığı, 6100 sayılı HMK m. 389 vd. hükümleri gereğince aranan gerekli ve yaklaşık ispata dair yeterli koşulların, bu aşamadaki mevcut derdest dava dosya kapsamına göre bulunmadığı gözetildiğinde mahkemece davalı şirkette temsil yetkisinin kaldırılması yönündeki tedbir talebinin de reddine yönelik ilk derece mahkemesi ara kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Yukarıda belirtilen sebeplerle, Dairemizce yapılan değerlendirmede; ilk derece mahkemesinin ara kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, davacı tarafın istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-) Davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan...... tarihli ara kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-) 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca yeteri kadar istinaf harcı peşin alındığından, başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3-) İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
4-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
5-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) hükmü uyarınca Dairemiz kararının İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 362(1)-f hükmü gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.24/04/2025