T.C. DİYARBAKIR BAM 6. HUKUK DAİRESİ
T.C.
DİYARBAKIR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/152
KARAR NO: 2025/142
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN:
MAHKEMESİ: DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Asıl Dava), İstirdat (Birleşen Dava)
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 23/01/2025
Taraflar arasında görülen asıl ve birleşen davada İlk Derece Mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi asıl ve birleşen dosyada davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili ... E. sayılı asıl davada; davalının mâliki olduğu arsa üzerinden yapılacak villa projesi için .... A.Ş. ile ... Noterliğinde ... tarih ve ... yevmiye numaralı taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yaptığını, davalının komşuluk ilişkileri hasebiyle tanıdığı ve güvenini kazandığı müvekkiline mezkur sözleşmeyi göstererek . ... A.Ş. tarafından inşa edilecek villalarda hak sahibi olduğunu, bu villalardan birini müvekkiline satabileceğini ifade ettiğini, müvekkilinin de davalıya güvendiğini ve teklifi kabul ettiğini, davalının müvekkiline teslim edilecek olan villanın 30/03/2023 tarihinden itibaren 20 ay içinde bitirilip teslim edileceğini taahhüt ettiğini, 12.000.000,00 TL bedel karşılığında tarafların anlaştıklarını, buna dair aralarında adi yazılı bir sözleşmenin de düzenlediğini, tarafların anlaşmasıyla satış bedeline karşılık olarak müvekkilinin, ilk etapta davalıya ...'te bulunan evi ile ... marka.... model aracının mülkiyetini devrettiğini, mezkur sözleşmede müteahhitin işi yarıda bıraktığı takdirde davalının müvekkiline 1 dönüm arsa vereceğinin taahhüt edildiğini, zaman içerisinde davalının müvekkilinden kendisine sözleşmeye konu borcunu teminat altına almak üzere bir senet (bono) vermesini istediğini, bu senedi ticari yaşamındaki faaliyetlerinde maddi gücünün iyi olduğuna dair bir karine olarak kullanacağını, asla icraya koyma maksatlı almadığını, ailece görüştüklerini, dost olduklarını, asla yanlış yapmayacağını söyleyerek müvekkilinden aldığını, müvekkilinin de halen davalıya villa karşılığı borç ödemesi olduğundan nasılsa ödeyeceği tutardan mahsup edileceği düşüncesiyle 18/12/2023 düzenleme tarihli, 25/01/2024 vade tarihli, 3.500.000,00 TL bedelli bonoyu (senedi) davalıya verdiğini, söz konusu senette vade tarihi ve miktar kısımlarında kalemle oynama yapıldığını, söz konusu senedin hem bu yüzden hem de teminat amaçlı verilmiş olduğundan"kambiyo senedi" vasfında olmadığını, davalının daha inşaata başlanmadığı halde durmaksızın müvekkilinden kendisine para göndermesini istediğini, müvekkilinin ...'ye toplamda 9.050.000,00 TL ödediği halde ve aradan 1 yıldan fazla süre geçmesine rağmen villaların inşaatına başlanmadığını ve herhangi bir ilerleme kaydedilmediğini, müvekkilinin villadan vazgeçerek davalıdan kendisine devretmiş olduğu ev ile arabayı ve ödediği bedel ile senedi iade etmesini, zarar ziyanını da karşılamasını istediğini, davalının ise müvekkilinin iade istemini başta kabul ettiğini ancak sonradan arsayla alakalı sorunları çözeceğini ve halledeceğini söyleyerek müvekkilini bir kez daha kandırdığını, iadeden cayarak ağabeyi Mahmut Kaleci'nin ve kendi yakınlarının bulunduğu "cemaat" diye tabir edilen toplantılar organize ederek müvekkili üzerinde baskı kurarak senedi icra takibine konu etmekle tehdit ettiğini, şantaj yaptığını, davalı tarafça dava konusu senet dayanak gösterilerek Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün ...E. sayılı dosyasında 22/08/2024 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını beyan ederek, davacı müvekkilinin 18/12/2023 düzenleme tarihli, 25/01/2024 vade tarihli, 3.500.000,00 TL bedelli kambiyo senedinin 2.000.000,00 TL'si yönünden ve Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün... E. sayılı dosyasındaki asıl alacak, faiz ve diğer tüm ferileri yönünden (hem takibe konu senet kambiyo senedi vasfında olmadığından hem de senede ilişkin borç ödenmiş olduğundan) borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili birleşen ...E. sayılı davada; taraflar arasında villa satışı konusunda adi yazılı sözleşme imzalandığını, bu sözleşme kapsamında müvekkili tarafından 18/12/2023 düzenleme tarihli, 25/01/2024 vade tarihli ve 3.500.000,00 TL bedelli bonoyu (senedi) davalıya verdiğini, bu senedin 2.000.000,00 TL'lik kısmının davalı tarafından Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasında 22/08/2024 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine konulduğunu, bu konuda bononun takibe konulan 2.000.000,00 TL'lik kısım için Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi'nde .... E. sayılı dosyasında menfi tespit davası açılmış olup davanın halen derdest olduğunu, müvekkilinin davalı ile yaptığı sözleşmeden dönmekle (sözleşmeyi feshetmekle) verdiği parayı davalıdan geri alma hakkına sahip olduğunu, işbu dava ile müvekkilin ödediği kambiyo senedi kapsamındaki tutarın iadesini amaçladığını ve talep ettiğini, bono dışı ödenmiş olan tutarın iadesi için taraflarınca davalıya karşı Diyarbakır 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... E. sırasında kayıtlı davanın açıldığını, işbu davanın konusunun kambiyo senedine ilişkin olarak verilmiş olan paranın iadesine ilişkin olduğunu, senet dışı verilen tutarla ilgili alacak isteminin ise ticari dava olmaması nedeniyle Diyarbakır 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde davaya konu edildiğini beyan ederek; müvekkilinin aralarındaki sözleşmeden kaynaklı olarak davalıya yapmış olduğu "kambiyo senedine ilişkin" ödemelere ilişkin olarak, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.000,00 TL'nin esas ilişkiye dair dönülmüş (feshedilmiş olan) sözleşme tarihi baz alınarak öncelikle "denkleştirici adalet ilkesi”ne göre paranın ödeme tarihindeki alım koşullarına uyarlanarak, bu talep kabul görmez ise de sözleşme tarihinden itibaren bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiziyle davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Asıl ve birleşen dosyada davalı vekili; müvekkilinin .... mahallesi,...ada ... parsel nolu parselde arsa sahibi olduğunu, .. ... A.Ş. ile akdedilen .... Noterliğinde... tarih ve .... yevmiye numaralı sözleşmesinde müvekkilinin taraf olmadığını, söz konusu projede arsa sahibi olduğunu, müvekkilinin yüklenici ile eser sözleşmesi imzalamadığını, müvekkilinin sahibi olduğu arsa üzerinden daha fazla hak talebinde bulunduğunu, bunun karşılığında yükleniciden villa+1 dönüm arazi talep ettiğini, taraflar arasında görüşmeler devam ederken; davacı tarafın önce yüklenici müteahit ile irtibata geçerek topraktan villa almak istediğini, müteahhidin 14.000.000,00 TL fiyat söylemesi üzerine anlaşma yapmadığını, davacının daha sonra çevre tanıdıkları vasıtası ile müvekkili ile irtibata geçtiğini ve neticeten müvekkili ile B7 villası yapılacak olan arsa alımı konusunda 12.000.000,00 TL'ye anlaştığını, davacının ısrarla arsayı satın almak istemesi nedeni ile tarafların anlaştığını ve bu anlaşmaya istinaden güven esasına dayalı olarak müvekkilinin sahibi olduğu arsayı davacıya satarak mülkiyeti davacının istemi doğrultusunda; 18/10/2023 tarihinde davacının çocuklarına, davacının çocuklarından aldığı vekalete istinaden ....(....), .... (....) ve ... (...) adına tapuda devir yaptığını, bu devir neticesinde müvekkilinin her bir hissedar yönünden 210 m2 olacak şekilde toplamda 630 m2 arsasını sattığını, bu satım işlemini de müteahhide bildirerek sözleşme kapsamında belirlenen B7 villasının davacının çocukları adına tesisini talep ettiğini, bu devir ile beraber müvekkilinin bir daire ve bir arabayı aldığını, bakiye ödeme noktasında da davacının peşin ödeme yapacağı vaadi ile herhangi bir sözleşme imzalamaksızın karşılıklı anlaştıklarını, ancak devir işlemlerinden sonra davacının sürekli ödemeleri aksatması nedeni ile müvekkilinin davacı ile irtibata geçerek ödemelerini talep etmiş ise de davacının yüklenici firmayı bahane göstermesi nedeni ile ödemesini alamadığını, müvekkilinin hiç bir şekilde davacıya vaatte bulunmadığını, davacının çocukları adına... Noterliğinin .... tarih ve .... sayılı vekalet ile ... ... A.Ş.'ye ve ....i'ye vekalet vererek müteahit ile sözleşme imzalaması noktasında yetki verdiğini, görüleceği üzere taraflar arasında güven ilişkisinin bu suretle devam ettiğini ve müvekkilinin vaat etmiş olduğu villayı davacıya satma iradesini her suretle gösterdiğini, nitekim davacıdan alınan bu vekalet ile ..'nin daha önce müvekkili ... tarafından davacının vekil olarak kendi çocuklarına aldığı .... (...), .... (...) ve .... (....) parsel üzerinde yeni arsa sahibi gibi sözleşme imzalayarak ... Noterliğinde .... tarih ve ....yevmiye numarası üzerinden arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yaptığını, bu sözleşme kapsamında villaların dağıtımı yapıldığını ve B7 numaralı villanın ..., ....'a ait olacak şekilde paylaştırıldığını, bu yönü ile davacı sözleşmeyi farklı tarafa çekmek sureti ile kendisine hayali villa satıldığını iddia etmekte ise de; çocukları adına almış olduğu arsadan hiç bahsetmediğini, hayatın olağan akışı içerisinde kişinin kendi çocukları adına intikali yapılacak villa için sözleşme yapmasının mümkün olmadığını, davacı sözleşmedeki boşluktan faydalanmak sureti ile sözleşmenin arsa alımından bağımsız olduğunu iddia ederek, borçtan kurtulmayı ve bu suretle de arsayı bedelsiz alma gayesi taşıyarak dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiğini, müvekkilinin üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdiğini ve arsasını satarak davacının istediği villayı da arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde davacının çocuklarına devrettiğini beyan ederek asıl ve birleşen davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleşen davada, taraflar arasındaki asıl hukuki ilişki satış sözleşmesi olup, taraflar arasında 6102 sayılı TTK hükümleri veya özel kanun hükümlerinin uygulanmasını gerektirir bir ticari uyuşmazlık bulunmadığı, görevli mahkemenin genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle; 6100 sayılı HMK'nun 114/1-c ve 115/2. maddeleri gereğince asıl ve birleşen davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğuna karar verilmiştir.
Karara karşı, asıl ve birleşen dosyada davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf kanun yoluna başvuran asıl ve birleşen dosyada davacı vekili; İlk Derece Mahkemesince her ne kadar eldeki davanın görülmesinde asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu ifade edilmiş ise de, kambiyo senedinden kaynaklanan davalarda asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu, 6102 sayılı TTK'nun 4/1-a maddesinde, “TTK'da öngörülen” hususlardan kaynaklanan hukuk davalarının mutlak ticari davalar arasında sayıldığını, kambiyo senetlerinin, 6102 sayılı TTK'nın 670 ve devamı maddelerinde düzenlendiğini, bu nedenle TTK'da düzenlenmiş olan kambiyo senedinden kaynaklanan hukuk davaları mutlak ticari dava olup, aynı Kanunun 5/1. maddesi gereğince uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde çözümlenmesi gerektiğini, bu konuda Yargıtay'ın yargı yeri belirlemesine ilişkin kararları bulunduğunu beyan ederek istinaf isteminde bulunmuştur.
İstinafa cevap veren asıl ve birleşen dosyada davalı vekili; görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu beyan ederek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:
6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda;
Asıl dava, 2004 sayılı İİK m. 72 hükmü uyarınca icra takibinden sonra açılan menfî tespit; birleşen dava ise istirdat istemine ilişkindir.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; satıcı ....ile alıcı ..... arasında tarihsiz adi yazılı sözleşme ile .... mahallesi,...nolu taşınmazda yapılacak olan .... numaralı villanın 12.000.000,00 TL bedel üzerinden satışı konusunda anlaşma yapıldığı, sözleşme bedelinin bir kısmının daire ve araç ile ödendiği, bir kısmı için ise keşidecisi davacı ..., lehtarı davalı ..... olan 18/12/2023 keşide tarihli 25/01/2024 vade tarihli ve 3.500.000,00 TL bedelli 1 adet bono düzenlendiği, bononun 2.000.000,00 TL'lik kısmı için davalı ... tarafından davacı ..... aleyhine 22/08/2024 tarihinde Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün ...E. sayılı dosyasında kambiyo senetlerine özgü icra takibi yapıldığı, davacı tarafından dava konusu bononun kambiyo takibine konu edilen 2.000.000,00 TL'Lik kısmı için ... E. sayılı asıl davada menfi tespit, bononun geri kalan kısmının ise daha önceden ödendiği ve sözleşmenin feshedildiği iddiasıyla Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi'nin....E. sayılı dosyasında istirdat istemi ile dava açıldığı,....E. sayılı davanın işbu... E. sayılı dava ile birleştirildiği, sonuç olarak asıl ve birleşen davanın, bilgileri yukarıda verilen 3.500.000,00 TL'lik bono nedeniyle bedelsizliğe dayalı menfi tespit ve istirdat istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
6102 sayılı TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir:
(i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır.
(ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür.
(iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez.
Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; davacının davaya konu bono nedeniyle asıl davada borçlu olmadığının tespitini, birleşen davada ise bononun ödenen kısmının istirdadını talep ettiği, 6102 sayılı TTK m. 4(1)-a hükmünde “TTK'da öngörülen” hususlardan kaynaklanan hukuk davalarının mutlak ticari davalar arasında sayıldığı, kambiyo senetlerinin 6102 sayılı TTK'nın 670 ve devamı maddelerinde düzenlendiği, bu nedenle, TTK'da düzenlenmiş olan kambiyo senedinden kaynaklanan hukuk davalarının mutlak ticari dava olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. Nitekim doktrinde de tacir olmayan iki kişi arasında bir poliçe nedeniyle çıkan anlaşmazlığın ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiği ifade edilmiştir (Bkz. Poroy, Reha/Yasaman, Hamdi: Ticari İşletme Hukuku, 17. Bası, İstanbul 2018, s. 115). Bu durumda, taraflar arasındaki menfi tespit ve istirdat isteminin bonodan kaynaklandığı, taraflar arasındaki satım sözleşmesi uyarınca bono dışındaki ödemeler nedeniyle asliye hukuk mahkemesinde ayrıca dava açıldığının anlaşıldığı, eldeki asıl ve birleşen davaya konu uyuşmazlığın bonodan kaynaklanması nedeniyle 6102 sayılı TTK'dan kaynaklanan mutlak ticari dava niteliğinde olduğu anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesinin eldeki davanın ticarî dava olmadığı yönündeki kabul ve gerekçesinde hukukî isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan hukukî bilgiler ve maddî vakıalar karşısında; İlk Derece Mahkemesince, somut uyuşmazlıkta asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek, işin esasına girilmek suretiyle taraf iddia ve savunmaları ile toplanan ve toplanacak delillerin değerlendirilmesi sonucunda davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, hatalı gerekçe ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz görüldüğünden, asıl ve birleşen dosyada davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a-3 hükmü uyarınca kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, yargılamaya devam edilerek uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi için dosyanın kararı veren yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-)Asıl ve birleşen dosyada davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜNE, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararının 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a-3 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA,
2-)Gerekçede belirtilen eksikliklerin giderilmesi amacıyla davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3-)492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince, peşin alınan 427,60 TL istinaf karar ve ilâm harcının istinaf eden asıl ve birleşen dosyada davacı tarafa İADESİNE,
4-)İstinaf kanun yoluna başvuran asıl ve birleşen dosyada davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılacak yargılamada verilecek hükümle birlikte DEĞERLENDİRİLMESİNE,
5-)İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından asıl ve birleşen dosyada davacı yararına vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
6-)6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) maddesi uyarınca Dairemiz kararının İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a ve 362(1)-c-g hükümleri gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 23/01/2025