T.C. DİYARBAKIR BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/2869 - 2025/1198
T.C.
DİYARBAKIR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2022/2869
KARAR NO : 2025/1198
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN :
MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2022/483 Esas, 2022/1969 Karar
DAVA TARİHİ : 01/04/2022
DAVANIN KONUSU : Rücuen Tazminat
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ : 31/10/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 01/12/2025
Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili; müvekkili kurumun bina ve eklentilerinin güvenliğinin sağlanmasını ihale yöntemiyle özel güvenlik şirketlerinden satın alındığını, hizmeti yürütmek üzere çalıştıracağı işçileri güvenlik şirketlerinin belirlemekte olduğunu, işe alma ve işten çıkarma gibi sorumlulukların bu şirketlerde bulunduğunu, dava dışı ... adlı özel güvenlik işçisinin davalı şirketin bünyesinde çalışmış olduğunu, yüklenici firmaya iadesinin yapıldığını ve yüklenici firma tarafından da iş akdinin sona erdirildiğini, dava dışı kurum çalışanı olduğunu, kurum güvenlik hizmetlerini yerine getirmek üzere ihale alan davalı şirket bünyesinde çalışan olduğunu, davalı yüklenici firmanın, dava dışı işçiye karşı İş Kanunundan doğan bütün borç ve yükümlülükleri, özlük haklarından doğan sorumluluğu şartname hükmü uyrınca kabul edildiğini beyan ederek müvekkili kurum tarafından imzalanan toplu iş sözleşmesi hükümleri uyarınca davalı işçisi olan dava dışı kişiye ödenen miktarın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; dava dışı işçinin müvekkili şirkette 01/10/2019-31/05/2020 tarihleri arasında çalıştığını, davacı şirketin talebi ve isteği doğrultusunda tasfiye nedeni ile çıkışının yapılmış olduğunu, müvekkili şirketten sonra da ihaleyi alan şirketlerde çalışmaya devam ettşiğini, 6552 sayılı Kanun ile 4857 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler sonrası kıdem ve ihbar tazminatı ile ücret, izin, fazla mesai ve genel tatil alacakları yönünden yüklenici şirketin hiçbir sorumluluğunun kalmadığını, tüm tazminat ve ücret alacaklarından ilgili kamu kurum ve kuruluşunun tek başına sorumlu olduğunu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na tabi işlerde alt işverenlerin kıdem tazminatı tutarını 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu gereği teklif fiyata dahil edememekte olduğunu, dolayısıyla ihale mevzuatı uyarınca sözleşme bedeline de ilave edilemeyen ve sözleşmedeki %3 sözleşme giderinin içerisinde de yer almayan bir bedelden müvekkili şirketin sorumlu olmadığını, yasa koyucunun alt işverenlerin ve işçilerin haklı taleplerini nazara alarak bu tür işlerde çalışanların kıdem tazminatlarından doğan sorumluluğun asıl işveren konumundaki kamu kurum ve kuruluşlarında olduğunu çok açık bir biçimde yasalaştırmış olduğunu, yasa ve gerekçesi açık olmasına rağmen bu davaların açılmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, Kamu İhale Kurumu kararında da açıkça ifade edildiği üzere işbu dava ile müvekkili şirkete mevzuat ile yüklenmeyen bir külfetin rücu davası ile yüklenmek istenildiğini, işbu davada talep edilen söz konusu alacaklar ve diğer giderler için işçilik kalemleri üzerinden ödenecek %3’lük tutarın iddia konusu düzenlemeden kaynaklanacak parasal tutarı karşılamayacağının izahtan yoksun bir mesele olduğunu, 4734 sayılı Kanun gereğince teklif fiyatın içerisine kıdem tazminatının konulmasının hukuken mümkün olmadığını, bu halde yaklaşık maliyetten kat be kat uzaklaşılmış olacağını, teklif fiyatta öngörülmeyen kalemlerin teklif fiyata dâhil edilmesinin söz konusu olacağını, bunun sonucu olarak da teklif fiyatın yaklaşık maliyetin üstüne çıkacağını, şartname gereğince; teklif fiyata dâhil olan giderlerin işçilik ücreti, 6 gün ve 45 saat üzerinden belirlenmiş olduğunu, yol ve yemek ücreti eklenmek suretiyle sınırlandırılmış olduğunu, ihale işlem dosyası içerisinde yer alan teklifler, maliyet analizleri, idari ve teknik şartname ve sözleşme incelendiğinde kıdem tazminatının maliyetler içerisine konulmadığını, bu sebeple idarenin ödemediği tazminat kalemi için rücu hakkının bulunmadığını, müvekkilinin Kamu İhale Kurumu tarafından hazırlanan ihaleyi kazanması sonucu davacı yan ile hizmet alım sözleşmesi akdetmiş olduğunu, Kamu İhale Kurumunun hesaplama modülüne projede hizmet veren dava dışı işçilerin sadece maaş, yol, resmi tatil ücretleri, fazla mesai gibi ücretleri dahil olmasına rağmen dava dışı projede çalışan işçilerin kıdem ve ihbar tazminatları gibi huzurdaki davaya konu işçilik alacakları dahil edilmediğini, davacının hem 6552 sayılı Kanun ile getirilen değişiklik başta olmak üzere tüm yasal düzenlemeler sebebiyle hem de müvekkili ile imzalamış olan sözleşme ve eki ihale dokümanları gereğince kıdem tazminatı için rücu hakkının bulunmamakta olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; Bismil 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/309 E. sayılı dava dosyasının dosya arasına alındığı, Sosyal Güvenlik Kurumunun cevabi yazısının dava dosyasının arasına alındığı, davanın taraflar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesi gereğince, dava dışı ...'a ödenen işe başlatmama tazminatı ile yargılama giderlerine ilişkin ödenen alacaklar toplamının davalı şirketten rücuen tahsili talebi olduğu, davacı ile davalı şirketler arasında özel güvenlik hizmeti işinin gördürülmesine ilişkin hizmet alım sözleşmelerinin imzalandığı, hizmet alan davacı tarafından hizmet alım sözleşmesine istinaden istihdam edilen dava dışı ...'a işe başlatmama tazminatı yönünden ödemeler yapıldığı, davacı tarafından sözleşme tarafı davalıya rücu talebiyle eldeki davanın açıldığı, somut olayda uyuşmazlığın, davacının, dava dışı çalışana ödediği işe başlatmama tazminatı için davalıya rucü şartlarının oluşup oluşmadığı, taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca davalının ödemeden sorumlu olup olmadığı, sorumlu ise miktar noktasında toplandığı, çalışan ...'ın 31/05/2020 tarihinde iş akdinin feshedilmesi nedeni ile Bismil 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/309 E., 2021/19 K. sayılı dosyası ile açtığı işe iade davasındaki kararın istinaf edilmesi sonucunda Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. HD'nin 2021/462 E., 2021/853 K. sayılı kararı ile esastan ret kararı verilerek ......... Ltd. Şti. yönünden feshin geçersizliğine davacının işe iadesine, davalı yönünden davacının yasal süresi içinde başvurusuna rağmen süresi içinde işe başlatmaması halinde 4 aya kadar ücret ve haklarının davalılardan tahsilinin gerektiğinin tespitine karar verildiği, kararın 29/04/2021 tarihinde kesinleştiği, işçinin işe başlatılmadığı hususunun ihtilafsız olduğu, ...'ın davalının iş yerinde çalıştığı, işe başlatılmaması nedeni ile davacı tarafından 21/06/2021 tarihinde dava dışı işçiye 22.925,66 TL ve 13.212,11 TL ödendiği, işçiye karşı işveren ve taşeronun birlikte sorumlu olmasının İş Kanunu'ndan kaynaklanmakta olduğu, ancak davacı ile davalı arasında çıkan işçi alacağı ile ilgili uyuşmazlıkların genel hükümlere göre çözüleceğinden sözleşmedeki hükümler çerçevesinde olayın çözümlenmesi gerektiği, davacı ile davalı arasında imzalanan 01/08/2016-31/08/2016 tarihleri arasında özel güvenlik hizmeti alımına ait sözleşmenin 8. maddesinde sözleşmenin eklerinin belirtildiği, buna göre ihale dokümanlarının sözleşmenin eki ve ayrılmaz parçası olarak kabul edilerek belgelerin öncelik sırasına göre uygulanacağı belirtilerek, eklerde belirtilen Teknik Şartnamenin 14. maddesi 5. ve 6. Bölümünde, iş sosyal güvenlik ve diğer ilgili mevzuat uyarına yüklenicinin istihdam edilen özel güvenlik görevlisinin işvereni olarak kabul edileceği ve mevzuatatan doğan bütün borç ve yükümlülüklerin ile istihdam edilen tüm özel güvenlik görevlisinin özlük, yıllık ücretli izine ilişkin haklar ile ilgili Kanun ve bunlara ilişkin tüzük yönetmelik ve tebliğlerde belirlenmiş tüm yükümlülüklerin yüklenici tarafından yerine getirleceğinin, hizmet personelin tüm sosyal haklarının ve iş hukuku mevzuatında belirlenen her türlü sorumluluk, vergi harca işlemlerinin yükleniciye ait olduğunun belirlendiği, hizmeti yapan davalının kendi işçisi ile hizmeti vermesi sözleşmenin bir unsuru olması nedeniyle işçi ücretleri ve sair ödentilerin de davalının sorumluluğunda olduğu, bilirkişi raporunda belirtilen yarı yarıya sorumluluk hesabının uygun olmayacağı kanaatine varıldığı, davacı tarafından işe başlatmama tazminatı için 21/06/2021 tarihinde dava dışı işçiye 22.925,66 TL ve 13.212,11 TL toplam 36.127,77 TL ödendiği, tüm dosya kapsamından dava dışı işçi ...'a yapılan işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ödemesinin uygun olduğu, ödendiği iddia edilen 2.681,91 TL ve rücuya tabi tutulan fakat buna ilişkin belge ibraz edilmeyen gelir ve damga vergisi yönünden istenen kalemin istenmesinin hukuka uygun olmadığı, davalının ödeme tarihi itibariyle temerrüte düştüğü, ödeme tarihinden itibaren ticari faize hükmedilmesi gerektiği gerekçesi ile; davanın kısmen kabulüne, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretine karşılık 36.127,77 TL'sine 21/06/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; benzer nitelikteki davada Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 26/05/2022 tarih 2020/1504 E., 2022/1230 K. sayılı kararıyla yerel mahkemenin kanaate dayanan mevcut kararının aksine tam kabul kararı tesis ettiğini, bu yönüyle davalı tarafın istinaf gerekçelerinin dayanaksız olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 22. maddesi ve Hizmet Alım Sözleşmelerinin 22.1. maddesinin atıf yaptığı Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 6. bölüm 38. maddesi gereğince yüklenicinin sorumlu olduğunu, davalı tarafla imzalanan teknik şartnamenin 14. maddesinin 5. fıkrasında yüklenicinin sorumluluk esaslarının belirlendiğini, anılan hükümlerden anlaşılacağı üzere yüklenici firmanın dava dışı işçiye karşı İş Kanunundan doğan sorumluluğu olduğunu, bu yönden de davalı tarafın istinaf gerekçelerinin dayanaksız olduğunu, mahkemenin kısmen red gerekçesinin doğru olmadığını, dava dilekçesinin ekinde Bismil Ajans Amirliğinin mahsup fişinin (muavin defter kaydı) sunulduğunu, damga vergileri ile gelir vergisi ödemelerinin müvekkili kurumca yapıldığını, anılan ödemelerin mahsup fişine işlendiğini, belge sunulmadığı gerekçesi ile haksız bir şekilde kısmen ret kararı verildiğini ileri sürerek davalı tarafın istinaf gerekçelerinin esastan reddine karar verilmesini, katılma yoluyla istinaf gerekçeleriyle kısmen ret kararının kaldırılmasını, itirazlar doğrultusunda davanın tam kabulüne karar verilmesinin talep etmiştir.
İstinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili; davacının kötüniyetli olduğunu, işi yeni almış olan alt işverene işçilik alacaklarını yükleme niyeti ile davacının hareket ettiğini, bu hususun tek savunma vasıtası olarak zikredildiğini, 6552 sayılı Kanun ile 4857 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ile yüklenici firmaların hiçbir sorumluluğunun kalmadığını, tüm tazminat ve ücret alacaklarından ilgili kamu kurum ve kuruluşunun tek başına sorumlu olduğunu, kıdem tazminatının ihale yaklaşık maliyetine dahil edilmeyeceği hususunda Kamu İhale Kurumunun kararının olduğunu, müvekkili şirkete mevzuat ile yüklenmeyen bir külfetin rücu davası ile yüklenmek istenildiğini, şartname gereğince teklif fiyata dâhil olan giderlerin işçilik ücreti, 6 gün ve 45 saat üzerinden belirlenmiş olduğunu, yol ve yemek ücreti eklenmek suretiyle sınırlandırılmış olduğunu, ihale işlem dosyası içerisinde yer alan teklifler, maliyet analizleri, idari ve teknik şartname ve sözleşme incelendiğinde kıdem tazminatının maliyetler içerisine konulmadığını, bu sebeple idarenin ödemediği tazminat kalemi için rücu hakkının bulunmamakta olduğunu, davacının hem 6552 sayılı Kanunla getirilen değişiklik başta olmak üzere tüm yasal düzenlemeler sebebiyle hem de müvekkili ile imzalamış olan sözleşme ve eki ihale dokümanları gereğince kıdem tazminatı için rücu hakkının bulunmamakta olduğunu, davanın reddi gerekirken davanın kabulü yönünde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu ileri sürerek istinaf isteminde bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:
6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde;
Dava, dava dışı işçiye davacı asıl işveren tarafından ödenen işe başlatmama tazminatının ve boşta geçen süre tazminatının davalı alt işverenlerden rücuen tahsili istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
6100 sayılı HMK'nun 294.-297. maddeleri hükmün tefhimi, nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağını etraflıca düzenlemiştir.
6100 sayılı HMK’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. 6100 sayılı HMK’nın 297/2 maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine 6100 sayılı HMK’nın 298/2 maddesi gereğince de, gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu olması gerekir.
Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların, o dava yönünden, hukuk düzenince, hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur. Bütün mahkemelerin ve her türlü kararların gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK'nun 27 ve 297. maddeleri işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
Yargıtay HGK'nun 28/04/2010 gün ve 2010/11-195 E., 238 K. sayılı usulden bozmayı kapsayan ilamının gerekçesinde de vurgulandığı üzere, "Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının, açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir."
Nitekim, 07/06/1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin, ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği, yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir" şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hâkimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz.
Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesince 24/05/2022 tarihli duruşmada hüküm fıkrasının tefhim edildiği, gerekçeli kararının 21/06/2022 tarihinde katip ve hakim tarafından e-imzalı olarak onaylandığı, gerekçeli kararın "Delillerin Değerlendirilmesi, Hukuki Nitelendirme ve Gerekçe" kısmında davacı tarafın dava dışı işçiye 21/06/2021 tarihinde 22.925,66 TL ve 13.212,11 TL ödediği gerekçesiyle 36.127,77 TL'sının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiğinin yazıldığı, hüküm fıkrasındaki miktarın da bu şekilde 36.127,77 TL olarak gösterildiği, ancak 22.925,66 TL ve 13.212, 11 TL'nin toplamının ise 36.137,77 TL olduğu, bu haliyle hangi tutara hükmedildiği hususunda kararda çelişki bulunduğu; yine gerekçeli kararının "Delillerin Değerlendirilmesi, Hukuki Nitelendirme ve Gerekçe" kısmında "ticari faize" hükmedildiği belirtildiği halde, "Hüküm" kısmında "yasal faizi" ile birlikte tahsil hükmü kurulduğu, bu şekilde gerekçe ile kısa karar arasında faizin türü bakımından da çelişki olduğu anlaşılmaktadır.
O hâlde, yukarıda değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, önceki karar ile bağlı kalınmaksızın, ancak gerekçe ile hüküm fıkrası arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gerekir.
Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetim yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise, düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de; somut olayda, hüküm fıkrası ile gerekçe çelişkili olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; İlk Derece Mahkemesince, 6100 sayılı HMK'nın 298/2. maddesine aykırı olarak hüküm fıkrası ile gerekçe arasında çelişki oluşturulduğu için ortada yasaya uygun bir hükmün varlığından söz edilemeyeceğinden, hüküm fıkrası ile gerekçe arasındaki çelişkinin başlı başına bozma sebebi olduğuna dair 10/04/1992 tarihli, E. 1991/7, K. 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı da dikkate alınarak 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-a-6 ve m. 355 hükümleri kapsamında kamu düzeni ilkesi gereği İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 297/2. ve 298. maddeleri gereğince hükümdeki çelişkinin giderilmesi suretiyle yeniden karar verilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine, kararın niteliğine göre tarafların istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığında karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-) Davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf istemlerinin esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin kamu düzeni ilkesi yönünden re'sen gözetilen sebeplerle KABULÜNE, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararının 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-a-6 ve 355. maddeleri uyarınca esası incelenmeksizin KALDIRILMASINA,
2-) Gerekçede belirtilen eksikliklerin giderilmesi amacıyla davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3-) Kararın kaldırılma nedenine göre davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf sebeplerinin incelenmesine şimdilik YER OLMADIĞINA,
4-) 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince, peşin alınan istinaf karar ve ilâm harcının davacıya ve davalıya İADESİNE,
5-) İstinaf kanun yoluna başvuran taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılacak yargılama sonucunda verilecek hükümle birlikte DEĞERLENDİRİLMESİNE,
6-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından taraflar yararına karşılıklı olarak vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
7-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) maddesi uyarınca Dairemiz kararının İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a ve 362(1)-g hükümleri gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.31/10/2025
Bu evrak 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.