AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 12376/10
DİLAN PETROL LTD. ŞTİ. / Türkiye
Başkan,
Egidijus Kūris,
Hâkimler,
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 28 Ocak 2020 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 19 Şubat 2010 tarihinde sunulan yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından cevap olarak sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran, Dilan Petrol ve Petrol Ürünleri İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi, merkezi Elazığ’da bulunan, Türk hukukuna tabi ve sınırlı sorumluluğa sahip olan bir şirkettir. Başvuran, Mahkeme önünde Elazığ Barosuna bağlı Avukat M. S. Karagöz tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran şirket, 10 Mart 2006 tarihinde, Elazığ İcra Müdürlüğü’ne (“İcra Dairesi”) başvurarak, Sivrice Belediyesinin (“Belediye”) borçlu olduğu bir alacağı tahsil etmek amacıyla söz konusu Belediye hakkında ilamsız icra takibi başlatmıştır.
5. İcra Dairesi, 15 Mart 2006 tarihinde, Belediyeye ödeme emrini tebliğ etmiştir. Bu ödeme emri, mevcut başvurunun sunulmasından önce belirtilmeyen bir tarihte icraya konulabilir hale gelmiştir.
6. İcra Dairesinden iletilen ve başvuran tarafından sunulan bir belgeden, 21 Mart 2018 tarihinde, alacağın bir kısmının - faiz ve masraflar dâhil olmak üzere, 54.768,11 Türk lirası (bu tarihte yaklaşık 11.300 avro) - ödenmemiş olduğu anlaşılmaktadır.İlgili İç Hukuk Kuralları
7. Türk Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolu, Uzun/Türkiye kararında (No. 10755/13, 30 Nisan 2013) belirtilmektedir.
ŞİKÂYET
8. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ve Sözleşme ‘ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, söz konusu alacağın Belediye tarafından ödenmemesinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
9. Başvuran, alacağın icraya konulabilir olmasına rağmen Belediye tarafından ödenmemesinden şikâyetçi olmaktadır. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedir.
10. Hükümet, diğerlerinin yanı sıra, başvuran şirketin 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren erişilebilir olan, Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunu tüketmediği gerekçesiyle, iç hukuk yollarının tüketilmemesi bağlamındaki kabul edilemezlik itirazını ileri sürmektedir. Bu hususta, Hükümet, Mahkemenin daha önce, Türk Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girmesinden önce başlayan ve bu tarihin ardından devam eden sürekli durumlara ilişkin olarak zaman bakımından (ratione temporis) yetkisini genişlettiği kanısına vardığını ifade etmektedir. Hükümet, diğerlerinin yanı sıra, Tekin ve Baysal/Türkiye kararına (No. 40192/10 ve 8051/12, 4 Aralık 2018) atıfta bulunmaktadır.
11. Başvuran, bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Başvuran, söz konusu alacağın on üç yıldan fazla bir süredir ödenmemiş olduğunu ve mevcut başvurunun Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girmesinden yaklaşık iki yıl önce 2010 yılında yapıldığını ileri sürmektedir. Ayrıca, başvuran, bu bireysel başvurunun etkin bir hukuk yolu teşkil etmediğini iddia etmektedir.
12. Mahkeme, iddia edilen ihlalin icraya konulabilir bir alacağın ödenmemesiyle ilgili olduğunu ve devamlı bir durum teşkil ettiğini gözlemlemektedir (bk., mutatis mutandis, Lemke/Türkiye, No. 17381/02, § 37, 5 Haziran 2007, ve Atsız/Türkiye (k.k.) No. 32460/13 ve diğer 7 başvuru, § 13, 30 Nisan 2019). Mahkeme ayrıca, bu alacağın Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru hakkının 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce icraya konulabilir hale geldiğini kaydetmektedir.
13. Bu nedenle, Mahkeme, Türk Anayasa Mahkemesinin, somut olayda olduğu gibi, bireysel başvuru hakkının yürürlüğe girmesinden önce başlayan ve bu tarihten sonra devam eden durumlara ilişkin olarak zaman bakımından (ratione temporis) yetkisini genişlettiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Tekin ve Baysal kararı, §§ 25-28, ve burada yapılan atıflar).
14. Mahkeme aynı zamanda, ilgililerin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilecekleri kanısına vararak, bu türden durumlarla ilgili şikâyetlerin, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdiğini hatırlatmaktadır (bk., örnek olarak, müebbet hapis cezasının azaltılamaz niteliğine ilişkin olarak, yukarıda anılan Tekin ve Baysal kararı, § 28 ve nihai adli kararların icra edilmemesine ilişkin olarak, yukarıda anılan Atsız kararı).
15. Mevcut davanın incelemesi çerçevesinde, farklı bir sonuca varılmasını sağlayabilecek özel bir koşul tespit edilmemektedir.
16. Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümetin itirazının kabul edilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Sonuç olarak, başvuru, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 20 Şubat 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy