AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 6866/17
Meryem DOĞAN ve Abdullah DOĞAN / TÜRKİYE
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 30 Nisan 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 22 Aralık 2016 tarihinde yapılan başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuranlar Abdullah Doğan (“erkek başvuran”) ve Meryem Doğan (“kadın başvuran”), Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1957 ve 1960 doğumludurlar. Başvuranlar, Diyarbakır’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde Hatay Barosuna bağlı Avukat M. Kızıl tarafından temsil edilmişlerdir.
A. Davanın Başlangıcı
2. Davanın kendine özgü koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranların oğlu Yusuf Doğan, askerlik şubesine yoklama başvurusunda bulunmuştur. Yapılan tıbbi muayenelerin sonucunda, ilgilinin, fiziki ve psikolojik olarak askerlik hizmetini yerine getirmek için elverişli olduğu sonucuna varılmıştır.
4. İlgili, acemi eğitiminin ardından, İskenderun’daki birliğine katılmıştır.
5. Teğmen L.K., 30 Mart 2011 tarihinde, Yusuf Doğan ve diğer iki askerin, nöbet tuttukları sırada yerde oturduklarını fark etmiştir. Teğmen askerlere hakaret etmiş, onları tartaklamış ve dövmüş ve ayrıca disiplin cezası vermekle tehdit etmiştir.
6. Ertesi gün, yani 31 Mart 2011 tarihinde, Yusuf Doğan, saat 16.00 yerine, saat 16.45’te nöbet tutmaya başlamıştır. Bir süre sonra, saat 16.50 sularında, önce birçok defa havaya, ardından da bir el başına ateş etmiştir.
7. Yusuf Doğan’a, olay yerinde bulunan askerler ivedilikle müdahale etmişlerdir. Yusuf Doğan’ın İskenderun Devlet Hastanesine (“hastane”) götürüldüğü sırada, askeri aracın şoförü kontrolünü kaybetmiş ve kaza yapmıştır. İlgili, hastaneye başka bir araçla götürülmüş, ancak doktorlar tarafından kurtarılamamıştır. Doktorlar ilgilinin yaşamını yitirdiğini tespit etmişlerdir.
B. Soruşturma Tedbirleri
8. Askeri savcı (“savcı”) olayın hemen ardından bilgilendirilmiş ve re’sen bir ceza soruşturması başlatılmıştır. Savcı, öncelikle hastaneye, ardından kriminal inceleme laboratuarından bir uzman ekiple birlikte olay yerine gitmiştir. Olay yeri krokisi çizilmiş ve fotoğrafları çekilmiştir. Olay yerinde bir G-3 tüfek ile bir şarjör ve mermi kovanları bulunmuştur.
9. Hastanede ilgilinin cesedi üzerinde, ölü muayenesi ve klasik otopsi işlemleri yapılmıştır. Uzmanlar, bu incelemeler sonucunda, ölüme bitişik mesafeden yapılan bir atışın sebep olduğunu ve merminin giriş deliğinin sağ şakakta bulunduğunu tespit etmişlerdir. Ceset üzerinde herhangi başka bir şiddet izine rastlanmamıştır. Toksikolojik analizlerde, müteveffanın kanında uyuşturucu madde veya alkol bulunmamıştır. Ayrıca, Yusuf Doğan’ın, aracın kaza yaptığı sırada birkaç çizik dışında yara almadığı da belirtilmiştir.
10. Askeri savcı tarafından, askeri şoförün kazadan sorumlu olup olmadığının anlaşılması için bir inceleme yapılmasına karar verilmiştir. İnceleme raporunda, sorgulanan şoförün hatalı olmadığı sonucuna varılmıştır.
11. Balistik inceleme gerçekleştirilmiştir. Bu inceleme, olay yerinde bulunan tüfeğin, Yusuf Doğan’ın hizmet silahı olduğunun, bu tüfeğin çalışır durumda ve atışın yapıldığı silah olduğunun tespit edilmesine imkân vermiştir.
12. Numuneler üzerinde yapılan incelemelerde, müteveffanın ellerinde ve yüzünde barut kalıntılarının bulunduğu tespit edilmiştir. Yusuf Doğan ile birlikte nöbet tutan diğer iki askerin vücudunda herhangi bir kalıntı izine rastlanmamıştır.
13. Savcı tarafından yürütülen soruşturmalar ve askeri idare tarafından sürdürülen idari soruşturma kapsamında, birçok askerin ifadesi alınmıştır. Tanıkların birçoğu, Yusuf Doğan’ın, olayın meydana geldiği günün öncesinde komutanı tarafından tartaklanmış olmasına katlanamadığını belirtmişlerdir. Bu tanıklara göre, ilgili, askerlik hizmetinin süresini uzatması muhtemel bir disiplin soruşturmasına tabi tutulmaktan korkmuş ve bu durumu kaldıramamıştır.
14. Başvuranların da ifadeleri alınmıştır. Başvuranlar, Yusuf Doğan’ın yaşamına son vermeden önce kendilerini aradığını, intihar edeceğini bildirdiğini, zira askeri hayata ve komutanı L.K.’nın şiddet eylemlerine artık katlanamadığını söylediğini belirtmişlerdir.
15. Soruşturma, başvuranın (müteveffanın babasının) durumu ve oğlunun her an intihar etme riski bulunduğunu haber vermek için L.K. ile telefonla görüşebildiğinin anlaşılmasına imkân vermiştir. L.K., başvurana, oğluyla konuşacağına ve onu engelleyeceğine dair telkinde bulunmuştur.
16. Telefon kayıtları, başvuran ile L.K.’nın, olayın meydana geldiği gün saat 16.38’de, yaklaşık olarak 8 dakika boyunca telefonda konuştuklarının tam olarak doğrulanmasına imkân vermiştir.
C. Somut Olayda Açılan Davalar
1. Ceza Davaları
a) İntihara Yönlendirme Suçlaması Hakkında
17. Askeri savcı, ceza soruşturması sonucunda, 31 Mayıs 2012 tarihinde, Yusuf Doğan’ın hizmet silahıyla intihar ettiği sonucuna varmış ve Teğmen L.K. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Askeri savcı, özellikle olay yeri soruşturma raporuna, olay yeri kroki ve fotoğraflarına, tanıkların ifadelerine, otopsi ve balistik inceleme raporlarına dayanarak, Yusuf Doğan’ın ölümü ile L.K. tarafından yapılan şiddet eylemleri arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanaatine varmıştır. Savcı ayrıca, L.K.’nın erin intiharını engellemek için yeterli zamana sahip olamadığını ve sorgulanan askeri şoförün, Yusuf Doğan’ın her hâlükârda yaralanmadığı trafik kazasından sorumlu olmadığını eklemiştir.
18. Başvuranlar, avukatları aracılığıyla, bu karara karşı itirazda bulunmuşlardır.
19. Gaziantep Askeri Mahkemesi, 17 Aralık 2012 tarihinde, davada mümkün olan bütün soruşturma tedbirlerinin alındığı ve savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin olarak verilen kararın, kanuna uygun olduğu kanaatine vararak, bu itirazı reddetmiştir.
b) Darp ve Yaralama Suçlaması Hakkında
20. Askeri savcı, 23 Kasım 2011 tarihinde, Teğmen L.K.’yı, Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin 1. fıkrası anlamında, astı olan bir kişiyi darp etmekle ve yaralamakla suçlamıştır. Askeri savcı, mütalaasında, L.K.’nın, 30 Mart 2011 tarihinde Yusuf Doğan’ın da aralarında bulunduğu üç askeri darp ettiğini belirtmiştir.
21. Adana Askeri Mahkemesi, 5 Mart 2013 tarihinde, L.K.’yı, darp ve yaralama suçlarından 75 gün hapis cezasına mahkûm etmekle birlikte hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
22. Başvuranlar, bu karara karşı itirazda bulunmuşlardır.
23. Gaziantep Askeri Mahkemesi, 19 Ağustos 2013 tarihinde, bu itirazı reddetmiştir.
2. İdari Davalar
a) İdari Soruşturma
24. Yusuf Doğan’ın ölümünün ardından, ilgilinin tabi olduğu komutanlık bünyesinde bir idari soruşturma başlatılmıştır.
25. Müfettişler, ilgilinin görev arkadaşlarından birçoğunun ifadesini aldıktan sonra, müteveffanın yaşarken bütün danışma programlarından faydalandığını ve askeri ortamda güvenliğine ve kazaların önlenmesine ilişkin bütün talimatların kendisine bildirildiğini gözlemlemişlerdir. Müfettişler ayrıca, Yusuf Doğan’ın kışladaki rehberlik danışmanı ile görüştüğünü ve rehberlik danışmanının, başvuranların yakınının askeri hayata uyum sağlamasıyla ilgili hiçbir sorun tespit etmediğini kaydetmişlerdir.
26. Bununla birlikte, müfettişler, Teğmen L.K.’nın, 30 Mart 2011 tarihinde Yusuf Doğan ve diğer iki askere karşı sergilediği davranışlar sebebiyle bir disiplin cezasına çarptırılması gerektiği kanaatine varmışlardır.
b) Tam Yargı Davası
27. Başvuranlar, 28 Mayıs 2012 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde tam yargı davası açmışlardır.
28. Başvuranlar, oğullarının, olaydan bir önceki gün kendisini darp eden komutanı L.K.’nın davranışları sebebiyle, intihar ettiğini ve dolayısıyla idarenin kusurlu sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda başvuranlar, yakınlarının askerlik hizmetine alındığı sırada herhangi bir psikolojik sorununun bulunmadığını ve bu sırada yapılan askerlik hizmetine elverişliliğine ilişkin tıbbi incelemelerin, bu durumu kanıtladığını belirtmişlerdir. Başvuranlar, oğullarının psikolojik durumu, askerlik hizmeti süresince intihar etmeye varacak kadar kötüleşmiş olsa da, bu duruma ancak Teğmen L.K. tarafından kendisine yapılan kötü muamelelerin sebep olmuş olabileceğini ve bu sebeple, yakınlarının ölümünden idarenin sorumlu olduğunu iddia etmişlerdir.
29. Başvuranlar, oğullarının kaybı sebebiyle maruz kaldıkları zarar için maddi tazminat olarak 60.000 Türk lirası (TRY) ve manevi tazminat olarak 100.000 TRY miktarlarını talep etmişlerdir.
30. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi müteveffanın anne ve babasının maruz kaldığı maddi zararın belirlenmesi için bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir.
31. Bilirkişi, 12 Nisan 2013 tarihli bir raporda, müteveffanın babasının maruz kaldığı maddi zararının 22.812 TRY’ye ve annesinin maruz kaldığı maddi zararın 28.652 TRY’ye tekabül ettiği sonucuna varmıştır.
32. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 29 Mayıs 2013 tarihinde kararını vermiştir. Hâkimler, Yusuf Doğan’ın ölümünden idarenin sorumlu olup olmadığı sorusuyla ilgili olarak, ceza soruşturmasında varılan sonuçları sorgulamaksızın, aşağıdaki kararı vermişlerdir:
“ Somut olayda söz konusu olan ölümün, davacı tarafın oğlu olan er Yusuf Doğan tarafından işlenen bir intihar eylemi sonucunda meydana geldiğinden kimse şüphe duymamaktadır. Mahkememiz tarafından oluşturulan yerleşik içtihatlara uygun olarak, bir intihar eylemi sonucunda meydana gelen ölüm vakaları, normal olarak, idarenin sorumluluğuna ve herhangi bir tazminat ödeme yükümlülüğüne yol açmamaktadır. Buna karşın, idarenin görevlilerinin, yasa dışı davranışlarıyla intihar eyleminin meydana gelmesine katkıda bulundukları veya intihar kararının alınmasında etkili oldukları (darp ve yaralama, hakaret, kötü muameleler vb.) durumlarda, idarenin söz konusu ölümden sorumlu tutulacağı ve hizmet kusuru sebebiyle tazminat ödemeye mahkûm edileceği açıktır. (...) Kamu hizmeti sağlaması durumunda, idarenin, hiç kimsenin zarar görmemesi için gerekli tedbirleri alması gerekmektedir. Somut olayda bu yükümlülüğe gerektiği şekilde riayet edilmemesi, söz konusu hizmetin kusurlu olduğunu açıkça göstermektedir. ”
33. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, tazminatın hesaplanma şekliyle ilgili olarak, zararın aynı zamanda başvuranların oğlunun “mütefarik kusurundan” kaynaklandığı ve bu hususun, idarenin kusura dayanan sorumluluğunun tanınmasına engel teşkil etmese de, ödenmesi gereken tazminat miktarlarının belirlenmesinde dikkate alınması gerektiği kanaatine varmıştır.
34. Dolayısıyla, hâkimler, başvuranlara, aşağıda belirtilen miktarların ödenmesine karar vermişlerdir: Müteveffanın annesine maddi tazminat olarak 11.500 TRY ve manevi tazminat olarak 6.500 TRY; müteveffanın babasına maddi tazminat olarak 9.500 TRY ve manevi tazminat olarak 6.500 TRY ödenmesine hükmedilmiştir. Toplam tazminat miktarı 34.000 TRY’ye tekabül etmektedir (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık olarak 14.165 avro (EUR)). Bu miktarlara, ölümün meydana geldiği tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar % 9 oranında belirlenen gecikme faizi uygulanmıştır.
35. Başvuranlar, karar düzeltme talebinde bulunmuşlardır. Başvuranlar, özellikle Yusuf Doğan’ın eylemiyle ilgili olarak “mütefarik kusur” nitelendirmesine ve tazminat miktarlarının belirlenmesinde bu unsurun dikkate alınmasına itiraz etmişlerdir.
36. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 13 Kasım 2013 tarihinde, 29 Mayıs 2013 tarihli kararın, usul kurallarına ve konu hakkında uygulanabilir kanun hükümlerine uygun olduğu gerekçesiyle, bu başvuruyu reddetmiştir.
c) Anayasa Mahkemesine Yapılan Bireysel Başvuru
37. Başvuranlar, 23 Aralık 2013 tarihinde, avukatları aracılığıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvuranlar, yetkili makamların oğullarının yaşam hakkını ihlal ettiğini iddia etmişlerdir.
38. Anayasa Mahkemesi, 29 Eylül 2016 tarihinde başvurunun kişi yönünden (ratione personae) uygun olmadığı gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
39. Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki gibidir:
“ Madununu kasten itip kakan, döven, veya sair suretlerle cismen eza verecek veya sıhhatini bozacak hallerde bulunan (...) amir veya mafevk iki seneye kadar hapsolunur. ”
40. 211 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 17. maddesi aşağıdaki şekilde hükmetmektedir:
“ Amir; maiyetine hürmet ve itimat hisleri verir. Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni hallerini daima nezaret ve himayesi altında bulundurur. (...) ”
Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için bk. Kılınç ve diğerleri/Türkiye (No. 40145/98, §§ 32 ve 33, 7 Haziran 2005), Salgın/Türkiye (No. 46748/99, § 53, 20 Şubat 2007) ve Şahinkuşu/Türkiye (No. 38287/06, § 40, 21 Haziran 2016).
41. Türk Ceza Kanunu’nun 84. maddesi, kesinliği kanıtlanmış intihar vakalarında, bir kimseyi, kendisini öldürmesi için zorlayan, kışkırtan ya da yardım eden ya da bir şekilde ya da başka bir şekilde bu tür bir fiilin işlenmesini kolaylaştıran kişinin cezalandırılmasını öngörmektedir.
ŞİKÂYETLER
42. Başvuranlar, davanın koşullarının Sözleşme’nin 2. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
43. Mahkeme, genel ilkelerle ilgili olarak, Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye ([BD], No. 24014/05, §§ 169-182, 14 Nisan 2015) kararında farklı yönleri ele alınan birliklerde asker ölümleri konusundaki içtihatlarına atıfta bulunmaktadır.
44. Mahkeme, zorunlu askerlik hizmeti alanında, faillerin olayların gidişatını bilen ve diğer taraftan, mağdurlar tarafından haklarında ileri sürülen iddiaları doğrulayabilecek veya ortadan kaldırabilecek bilgilere erişim sağlayan tek kişiler olduğu ihtilaf konusu olayların, sıklıkla sadece yetkili makamların veya Devlet görevlilerinin denetimi altında bulunan alanlarda ya da az veya çok halkın erişim sağlayamadığı binalarda meydana geldiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca Mahkemenin konu hakkındaki içtihatları, belirli durumlarda, asgari etkililik kriterlerini karşılayan, cezai nitelikte, resmi bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün titiz bir şekilde uygulanmasını istemektedir (Turgut/Türkiye (k.k.), No. 64625/11, § 41, 30 Ağustos 2016).
45. Özellikle bir erin ölümünün “şüpheli” görünmesi durumunda, yine bu yükümlülük doğmaktadır. Cinayet tezinin olaylar bakımından en azından savunulabilir olması veya ölümün bir kazadan ya da kasıtlı olmayan başka bir eylemden kaynaklandığının hemen ve açıkça tespit edilmemesi durumlarında da, bu yükümlülük söz konusudur (ilke için bk. yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, §§ 130-133; ayrıca bk. Hasan Çalışkan ve diğerleri/Türkiye, No. 13094/02, §§ 49-52, 27 Mayıs 2008 ve yukarıda anılan Turgut kararı, §§ 46 ve 54).
46. Mahkemeye göre, -şüpheli olmasa da- ölüme sebep olan olayların, ihmalin ötesine geçmeleri durumunda, örneğin askeri makamlar tarafından, belirli bir ere uygulanan muamele bakımından “hatalı bir karar” verilmesi ya da bu makamlar arasında “yanlış bir koordinasyon” kurulması durumunda da, bu türden bir ceza hukuku tepkisi verilebilir (Gençarslan/Türkiye (k.k.), No. 62609/12, § 21, 14 Mart 2017).
47. Bu türden durumlar dışında, ölüme kasıtlı olarak sebep olunmadığında, tazminat davası yoluyla maddi ve manevi tazminat elde edilmesi, Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönü bakımından uygun ve yeterli bir telafi teşkil edebilmektedir.
48. Mevcut davada, Yusuf Doğan’ın komutanının davranışları dikkate alındığında, resmi ve etkin bir ceza soruşturması yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır (yukarıda anılan karar Gençarslan, § 21).
49. Mahkeme, somut olayda açılan ceza soruşturmasının, başvuranların oğullarının ölümünün koşullarının kesin olarak belirlenmesine imkân verdiği ve savunulabilir bir adam öldürme tezini destekleyebilecek kanıtların bulunmaması sebebiyle, bu soruşturmanın yetersiz ve eksik olduğunun değerlendirilemeyeceği kanaatindedir. Ayrıca Mahkeme, ulusal makamların olaylara ilişkin tespitinin ve ağırlık verdikleri intihar tezinin sorgulanması için herhangi bir sebep görememektedir.
50. Yusuf Doğan’ın şahsına yönelik olarak işlenen şiddet eylemleri ile kendisinin intihar eylemi arasında herhangi bir nedensellik bağının tespit edilememiş olması sebebiyle, başvuranlar tarafından ileri sürülen, ancak bertaraf edilen intihara yönlendirme tezi için de, aynı durum geçerlidir.
51. Bu bağlamda, Teğmen L.K.’nın, 30 Mart 2011 tarihinde Yusuf Doğan’ı darp ettiği hususuna kimse itiraz etmemektedir. Er, ertesi gün 31 Mart 2011 tarihinde intihar etmiştir. L.K., bu şekilde davranarak, kendi emrine verilen bir kişinin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü gözetmesi gereken askeri bir personelin sorumluluklarını üstlenme yetisinin bulunmadığını göstermiş olsa da, yine de askeri makamları, bu trajedinin meydana gelmesini önleyememekle suçlanıp suçlanamayacağının bilinmesi gerekmektedir.
52. Nitekim askeri makamların emirlerine verilen bir eri, kendi davranışlarından koruma yükümlülüğü bakımından, söz konusu makamların, Yusuf Doğan’ın kendisini öldüreceğine dair gerçek bir risk bulunduğunu bilip bilmediği veya bilmeleri gerekip gerekmediği, şayet makamlar bu durumdan haberdarsa, söz konusu riski engellemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadıkları sorularının cevaplanması gerekmektedir (diğer birçok karar arasında bk. Kılınç ve diğerleri/Türkiye (No. 40145/98, § 43, 7 Haziran 2005)).
53. Bu noktada, diğer taraftan, başvuranların da ulusal mahkemeler önünde ileri sürdükleri gibi, Yusuf Doğan’ın, orduya katılmadan önce, intihara yönelmesine sebep olabilecek psikolojik sorunlardan yakındığını gösteren hiçbir bulgu yoktur. Hizmete alınması için psikolojik olarak yeterli olup olmadığı, hiçbir zaman sorgulanmamıştır. 30 Mart 2011 tarihli olaydan önce, her şey, Yusuf Doğan’ın bu kadar büyük sorunları bulunduğu kanaatine varılacak bir davranış sergilemediğini düşündürmektedir (diğerleri arasında bk. Abdullah Yılmaz /Türkiye, No. 21899/02, §§ 62-66, 17 Haziran 2008). Başka bir deyişle, üstlerinin algılaması gereken her an intihar edebileceğine dair bir risk bulunmasıyla ilgili öncü işaretler yoktur. Diğer taraftan, Yusuf Doğan’ın babası, Teğmen L.K.’yı, bu türden bir riskin bulunduğundan haberdar etmek için aradığında, olayların özellikle kısa bir süre içerisinde meydana gelmiş olması sebebiyle, L.K.’nın bu türden bir eylemin işlenmesini engelleyebilecek zamanı olmamıştır (yukarıdaki 6 ve 16. paragraflar).
54. Dolayısıyla Mahkeme, ceza soruşturmasını yürütmekle sorumlu ulusal makamların, bu davranışlar ile intihar olayı arasında doğrudan bir illiyet bağının bulunmadığı sonucuna vardıkları olay tespitlerinin, sorgulanmasına sebep olacak nitelikte, ikna edici herhangi bir veriye sahip değildir ve dosyada bulunan unsurlar temelinde, söz konusu makamların değerlendirmesi yerine kendi değerlendirmede bulunması için sebep görmemektedir (bk. aynı anlamda Karan/Türkiye (k.k.), No. 20192/04, 23 Şubat 2010 ve Şahinkuşu/Türkiye (No. 38287/06, §§ 58-62, 21 Haziran 2016).
55. Diğer taraftan, başvuranların, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında, Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönü bakımından bir ihlalden “mağdur” olduklarını iddia edip edemeyeceklerinin tespit edilmesi gerekmektedir.
56. Mahkeme, zorunlu askerlik hizmeti süresince meydana gelen intihar vakalarında, birlikte değerlendirilen ceza davalarının ve idari davaların, başvuranlara uygun bir telafi sağlaması durumunda, mağdur sıfatının ortadan kalkabileceğini daha önce de belirttiğini hatırlatmaktadır (diğerleri arasında bk. yukarıda anılan Karan, ve yukarıda anılan Şahinkuşu, § 44 ve bu kararda yer alan atıflar).
57. Mahkeme öncelikle, cezai bir tepkinin verildiğini kaydetmektedir. Teğmen L.K., suçlanmış ve astı olan bir kişiyi darp ettiği ve yaraladığı için cezalandırılmıştır (yukarıdaki 20. paragraf).
58. Mahkeme ardından, davada başvurulan Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin, Yusuf Doğan’a komutanı tarafından yapılan kötü muamelelerin intihar kararını etkilemiş olması gerektiği ve askeri idarenin bu türden kötü muameleleri engelleyememesinin, başvuranlara tazminat ödenmesini gerektiren bir hizmet kusuru teşkil ettiği sonucuna varmadan önce, ihtilaf konusu davranışların etkisini gerektiği şekilde değerlendirdiğini gözlemlemektedir.
59. Dolayısıyla, ulusal hukuk düzeyinde, Yusuf Doğan’ın yaşam hakkının ihlal edildiği açıkça kabul edilmiştir ya da başka bir deyişle, Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiği kabul edilmiştir. Özellikle tazminatların belirlenmesi kapsamında, intihar sorumluluğunun yalnızca askeri makamlara atfedilmemesi, söz konusu kabulü azaltacak nitelikte değildir (yukarıda anılan karar Gençarslan, § 25).
60. Başvuranlara sunulan telafinin uygun ve yeterli niteliğine ilişkin olarak yapılan değerlendirme, özellikle Sözleşme’nin söz konusu ihlalinin niteliği dikkate alındığında, davanın koşullarının tamamına dayanmaktadır (Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 116, AİHM 2010). Bu bağlamda Mahkeme, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin başvuranlara, toplamda 14.165 avro (EUR)’ya tekabül eden miktarda tazminat ödenmesine hükmettiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, kendisinin benzer davalarda ödenmesine hükmettiği miktarların da bu şekilde olması sebebiyle, bu miktarın yetersiz bir tazminat olarak nitelendirilemeyeceği kanaatindedir (örneğin Abdulhadi Yıldırım/Türkiye kararı ile karşılaştırınız, No. 13694/04, § 75, 15 Aralık 2009).
61. Diğer taraftan Mahkeme, söz konusu miktarın etkin olarak ilgililere ödenip ödenmediği, şayet ödenmişse, idarenin kararın icrası için harcadığı sürenin, başvuranlara sunulan telafinin uygun niteliğine leke düşürecek nitelikte olup olmadığı hususları üzerinde durmak zorunda değildir (örneğin bk. Alp/Türkiye (k.k.), No. 3757/09, §§ 37-38, 9 Temmuz 2013), zira başvuranlar konunun bu özel yönüyle ilgili herhangi bir iddia ileri sürmemişlerdir.
62. Mahkeme, yukarıda belirtilenler bakımından, somut olayda şikâyet edilen yaşam hakkı ihlalinin, uygun şekilde telafi edildiği şeklinde değerlendirilmesi gerektiği ve başvuranların, Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edilmesi sebebiyle, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında “mağdur” olduklarını artık ileri süremeyecekleri kanaatindedir (aynı anlamda bk. yukarıda anılan Gençarslan, § 28).
63. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun Sözleşme hükümlerine kişi yönünden (ratione personae) uygun olmaması sebebiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca başvuruyu reddetmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 23 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy