AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 23016/08
Berivan DOĞAN / TÜRKİYE
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımlarıyla 3 Mart 2020 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”) 24 Nisan 2008 tarihinde yapılan başvuruyu ve
davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranın cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Berivan Doğan, Türk vatandaşı olup, 1980 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat M. İriz tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:Disiplin Cezası
4. Başvuran, ihtilaf konusu olayların meydana geldiği dönemde İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü Veri Hazırlama ve Kontrol Şubesinde (Bundan böyle metinde “Milli Eğitim Müdürlüğü” olarak anılacaktır.) memur olarak görev yapmaktaydı.
5. Milli Eğitim Müdürlüğü çalışanları 1 Mayıs 2006 tarihinde bir tutanak düzenlemişlerdir. Söz konusu tutanakta aşağıdaki ifadeler yer almaktaydı: - Müdürlükteki bilgisayarlar ağ topolojisi kapsamında çalışmaktadır; - Bu nedenle bir bilgisayarda paylaşılan dosyalar, başka bir bilgisayardan görüntülenebilmekte, kopyalanabilmekte ve silinebilmektedir; - “şarkısözleri.pdf” dosyası Berivan Doğan’ın bilgisayarındaydı; - Dosyada siyasi ve ideolojik içeriğe sahip marş şiir ve şarkı gibi Türkçe ve Kürtçe yazılar bulunmaktaydı;
- Dosya bir diskete kaydedilmiş olup, basılı hali 56 sayfa idi.
6. Bunun üzerine, bilgisayarının kişisel amaçlarla kullandığı gerekçesiyle başvuran hakkında disiplin yargılaması başlatılmıştır.
7. Milli Eğitim Müdürlüğü 8 Ağustos 2007 tarihinde, üzerine atılı suçlar ile ilgili olarak savunmasını sunması için başvurana yazı iletmiştir.
8. Başvuran 24 Ağustos 2007 tarihli savunma dilekçesinde, diğerlerinin yanı sıra, her çalışanın bilgisayarında ister istemez kişisel bilgiler bulunduğunu, bu durumun tek başına sorun doğuracak nitelikte olmadığını; zira bundan herhangi bir kazanç sağlamadığını ve görevlerinin ifasında ihmale neden olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, Eğitim-Sen Sendikası üyesi olduğunu ve bu durumun, ihtilaf konusu yargılamanın nedeni olduğunu ifade etmiştir.
9. Milli Eğitim Müdürlüğü 4 Eylül 2007 tarihinde, başvurana, savunmasının yetersiz olarak değerlendirildiği ve 657 sayılı Kanun’un 125/B-b maddesi (2670 sayılı Kanun ile değiştirildiği şekliyle) gereğince kınama cezası verildiğini bildirmiştir.
10. Başvuran 14 Eylül 2007 tarihinde söz konusu kınama cezasının kaldırılması talebinde bulunmuştur.
11. Yetkili disiplin makamı 5 Ekim 2007 tarihinde, kınama cezasının yasal dayanağının 657 sayılı Kanun’un 125/B-e) maddesi olarak düzeltilmesi sonrasında başvuranın talebini reddetmiştir.Ceza Yargılaması
12. Başvuran başvuru formunun ekinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine hakkında başlatılan ceza yargılaması ile ilgili bilgiler göndermiştir.
13. Başvuran 11 Mayıs 2006 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından bölücü propaganda yapmakla suçlanmıştır.
14. Cumhuriyet Savcısı 27 Şubat 2007 tarihinde davanın esasına ilişkin mütalaasında başvuranın beraatini istemiştir.
15. Ağır Ceza Mahkemesi aynı gün başvuranın beraatine karar vermiştir.
16. Başvurana göre, başvuruda bulunduğu tarihte, dava Yargıtay önünde derdestti.İlgili İç Hukuk Kuralları
17. 23 Temmuz 1965 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 14 Temmuz 1965 tarihli 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125B/e maddesinin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“(...)
B - Kınama: Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir.
Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
(...)
e) Devlete ait resmi araç, gereç ve benzeri eşyayı özel işlerinde kullanmak,
(...). ”
ŞİKÂYET
18. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, ilk başvuru formunda, bilgisayarında yasaya aykırı olarak yapılan bir arama nedeniyle cezalandırıldığı iddiasında bulunmuştur. Başvuran ayrıca, ihtilaf konusu cezaya yaptığı itirazın gerekçe gösterilmeden reddedildiği ve bu bağlamda ileri süreceği etkili hukuk yolları bulunmadığını da iddia etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEBaşvuranın İddiaları
19. Başvuranın avukatı, davanın kabul edilebilirliği ve esası ile ilgili görüşlerinde, ilk başvuru formunda sunulan açıklamalara atıfta bulunmakta ve müvekkilinin Sözleşme ile güvence altına alınmış haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla, bilgisayarı yasaya aykırı olarak aranmış ve bir şarkıya ait sözler nedeniyle idari para cezasına çarptırılmıştır. Başvuranın avukatı, Hükümetin dosyaya söz konusu ceza ile ilgili belgeler koyduğunu ifade etmektedir. Ayrıca, müvekkilinin Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesi gereğince disiplin cezasına maruz kaldığını ileri sürmektedir.Hükümetin İddiaları
20. Hükümet öncelikle, başvuranın hiçbir surette özel hayat hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmediğini iddia etmektedir. Hükümete göre, başvuran başvuru formunda, bilgisayarında arama yapılmasından, sonrasında çarptırıldığı disiplin cezasından ve disiplin yargılamasının hakkaniyetten yoksun olduğundan yakınmıştır. Hükümete göre, Mahkeme, başvuranın şikâyette bulunmadığı hususlar konusunda hüküm verme yetkisine sahip olamaz.
21. Hükümet daha sonrasında, başvuranın, konu olduğu kınama cezasının iptal edildiği ve söz konusu cezadan ötürü herhangi bir zarar görmemiş olduğu iddiasında bulunarak mağdur sıfatının bulunmadığını ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, başvuranın bir ceza yargılaması kapsamında bilgisayarında arama yapılmasından şikâyetçi olması halinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi bağlamında Tazminat Komisyonuna başvuruda bulunma imkânına sahip olduğu iddiasında bulunarak iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, bu tür bir davada uygun telafi sağlayabilen etkili bir hukuk yolu olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.
22. Hükümet, somut olayda, başvuranın özel hayatına saygı hakkına yönelik müdahalenin söz konusu olmadığını, bilgisayarında ceza yargılaması değil, disiplin yargılaması kapsamında arama yapıldığını ve ilgilinin, bilgisayarında kayıtlı bilgilerin diğer memurlar tarafından erişilebilir olabileceğinin kesinlikle farkında olduğunu iddia etmektedir. Dolayısıyla, başvuranın buna rıza göstermiş olduğu düşünülmelidir.
23. Hükümet, memurların cezalara maruz kalma endişesiyle görevlerini yerine getirirken bazı yükümlülüklere bağlı olduklarının altını çizmektedir. Mevcut durumda, başvuran kınama cezasına çarptırılmıştır. Bu bağlamda, başvuranın çarptırıldığı kınama cezası özel hayatına bir müdahale teşkil edemez. Mahkeme farklı şekilde karar vermiş olması halinde, söz konusu müdahalenin, yasa ile öngörülmüş olduğu, meşru bir amaç izlediği ve bu amaçla orantılı olduğu düşünülmelidir. Bu son husus ile ilgili olarak, Hükümet bilhassa, olayların meydana geldiği dönemde altı yıldan fazla bir süredir memur olan başvuranın, Devlete ait bir bilgisayarın kişisel amaçlarla kullanılmaması gerektiğini çok iyi biliyor olduğunun altını çizmektedir.
24. Etkili hukuk yolu bulunmadığı hususundaki şikâyet ile ilgili olarak, Hükümet, şikâyetin 6. madde açısından ileri sürüldüğü ve 13. maddenin mevcut davanın bağlamında uygulanamayacağına dikkat çekmektedir; bunu yapmak için Devletin, Sözleşme ile güvence altına alınan haklara yönelik müdahalesini veya kusurunu gerektirmektedir; ancak somut olayda durum bu şekilde değildir.Mahkemenin DeğerlendirmesiMevcut başvurunun konusu hakkında
25. Mahkeme ilk olarak, başvuranın avukatının, görüşlerinde (yukarıdaki 19. paragraf) Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesi bağlamında bir disiplin cezasından ve idari para cezasından bahsettiğini tespit etmektedir. Ancak, bu bağlamda herhangi bir bilgi ve söz konusu açıklamalarını destekleyecek nitelikte herhangi bir belge sunmadığını saptamaktadır. Mahkeme ayrıca, mevcut başvurunun kaynağında başka herhangi bir cezanın değil, yalnızca başvuranın çarptırıldığı kınama cezasının (yukarıdaki 18. paragraf) bulunduğunun altını çizmektedir. Dolayısıyla, mevcut başvurunun konusu tek başına bu durumla ve bu durumun, başvuranın Sözleşme ile güvence altına alınan hakları bakımından olası etkileri ile sınırlandırılmalıdır.
26. Bu bağlamda, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme, başvuranlar ya da Hükümetler tarafından bunlara atfedilen nitelendirmelere bağlı olmadığını hatırlatmanın yararlı olacağı kanaatindedir. Mahkeme, hâkim hukuku kendiliğinden uygular (jura novit curia) ilkesi gereğince, örneğin, şikâyetleri, taraflarca ileri sürülmemiş olan bir madde ya da fıkra açısından re’sen incelediğini hatırlatmaktadır. Nitekim bir şikâyet, ileri sürülen sıradan hukuki gerekçe veya argümanlar bağlamında değil, bağlı olduğu olay ve olgular bağlamında incelenmektedir (bk. diğer kararlar arasında, Aksu/Türkiye [BD], No. 4149/04 ve 41029/04, § 43, AİHM 2012).
27. Mahkeme ayrıca, sırasıyla 6. maddenin 1. fıkrası ve 8. madde ile sunulan güvencelerle izlenen amaç arasındaki farkın, koşullara bağlı olarak, aynı olay ve olgu dizisinin her iki madde açısından incelemeyi haklı kıldığını hatırlatmaktadır (Bianchi/İsviçre, No. 7548/04, § 113, 22 Haziran 2006).
28. Somut olayda, başvurunun bildirilme aşamasında, Mahkeme, Sözleşme’nin 8 ve 13. maddeleri kapsamında re’sen sorunlar gündeme getirmiştir. Oysa bu açıdan karar vermeye davet edildikten sonra bile, öncelikle, başvuran tarafın hiçbir şekilde özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasında bulunmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle Mahkeme, mevcut başvurunun Hükümete bildirildiği sırada re’sen gündeme getirilen bu hakkın ihlali meselesine geri dönmenin artık gerekli olmadığına karar vermektedir. Mahkeme daha sonra, Sözleşme’nin 6. maddesinin, 6. maddenin güvencelerini içeren 13. maddeye nazaran özel hüküm (lex specialis) olduğunu hatırlatmaktadır.
29. Somut olayın koşullarında, Mahkeme dolayısıyla, başvuranın şikâyetlerini Sözleşme’nin yalnızca 6. maddesi açısından inceleyecektir.Başvurunun kabul edilebilirliği hakkında
30. Mahkeme, Hükümet’in iddia ettiği ilk itirazlar hakkında karar vermenin faydalı olacağını düşünmemektedir; zira her halükarda başvuru aşağıdaki nedenlerden dolayı kabul edilemezdir.
31. Nitekim Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının bir memura kınama cezası verilmesine yol açan disiplin yargılamalarına uygulanabilirliği hakkında (Deniz/Türkiye (kk.), No. 34262/09, 29 Mayıs 2018) karar vermesi için başvurulan Mahkeme, söz konusu yargılamanın bütünüyle disiplin ile ilgili olması sebebiyle bu madde açısından herhangi bir sorun teşkil etmediği kanaatine varmıştır (ibidem § 22). Mahkeme, mevcut davada da aynı hususların geçerli olduğu kanaatindedir. Mahkeme bu nedenle, yukarıda anılan Deniz davasında vardığı tespit ve sonuçlardan uzaklaşmak için herhangi bir neden görmemektedir.
32. Mahkeme ayrıca, yargılamanın başvuranın medeni hak ve yükümlülüklerini etkilemiş olması halinde, yargı yoluna erişebileceğine dikkat çekmektedir (ibidem § 22). Sonuç olarak, mevcut başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi uygundur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 26 Mart 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy