AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 43806/19
İskender DOĞAN / Türkiye
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 16 Şubat 2021 tarihinde Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
6 Ağustos 2019 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran İskender Doğan, 1959 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Denizli’de ikamet etmektedir. Kendisi Mahkeme nezdinde Ankara Barosuna bağlı Avukat M.R. İnal tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
Dava konusu olaylar, başvuran tarafından ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Başvuran 18 Ocak 2012 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) başvurarak, kendisine emeklilik maaşı bağlanmasını talep etmiştir.
SGK 2 Şubat 2012 tarihinde başvurana 5510 sayılı Kanun’un 4 (1) (a) maddesinde düzenlenen sosyal güvenlik sistemi kapsamında emeklilik maaşı bağlamıştır.
28 Aralık 2012 tarihinde SGK, başvuranın emekli maaşı talep edebileceği sosyal güvenlik sisteminin, yıllar boyunca farklı sosyal güvenlik sistemleri altında çalışan kişilerin yaşlılık aylığı ve diğer sosyal güvenlik yardımlarının düzenlenmesini sağlayan ve ilgili kişinin emeklilikten önceki fiili çalışma süresinin son yedi yılında hangi sosyal güvenlik sisteminde daha fazla çalıştı ise onun dikkate alındığı 2829 sayılı Kanun’un 8. maddesine uygun olarak belirlenmesi gerektiğini bildirmiş ve bu kapsamda yanlış bir hesaplama sonucunda başvurana emeklilik maaşı verildiği gerekçesiyle başvuranın emeklilik maaşını iptal etmiştir. SGK, başvuranın, son yedi yıllık fiili çalışma süresi içinde, 5510 sayılı Kanun’un (4) (1) (a) maddesi kapsamında değil de aynı Kanunun (4) (1) (b) maddesi kapsamındaki sosyal güvenlik sistemine bağlı olarak daha uzun süre çalıştığını ileri sürmüştür. Ayrıca SGK, başvuranın almış olduğu 9.266,44 Türk lirası (“TRY”) (söz konusu tarihte yaklaşık 3.940 avro) emekli maaşını, geri ödeme emrinin kendisine bildirilmesinden sonra yirmi dört ay içinde ödemesi koşuluyla faizsiz olarak geri ödemesi gerektiğini tespit etmiştir.
Başvuran 27 Şubat 2013 tarihinde Denizli İş Mahkemesi önünde, emekli maaşının devamı ve aldığı emekli maaşlarının geri ödenmesine ilişkin Kurum işleminin iptal edilmesi için dava açmıştır.
Denizli İş Mahkemesi 15 Ekim 2014 tarihinde başvuranın SGK’ya emeklilik maaşı başvurusundan önceki son yedi yıl içinde 5510 sayılı Kanun’un (4) (1) (a) maddesi kapsamındaki sosyal güvenlik sistemine bağlı olarak çalıştığı sürenin daha fazla olduğunu belirterek, başvuran lehine karar vermiştir.
Yargıtay 3 Aralık 2015 tarihinde “yedi yıllık fiili çalışma süresinin” hesabında takvim yılının değil, başvuranın fiilen çalıştığı yedi yıla eşit günlerin toplamının esas alınması gerektiği, buna göre başvuranın emeklilik maaşı alabilmek için son yedi yıl içinde 5510 sayılı Kanun’un (4) (1) (a) maddesi kapsamındaki sosyal güvenlik sistemine bağlı olarak çalıştığı sürenin fazla olmaması gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
Denizli İş Mahkemesi 2 Kasım 2016 tarihinde Yargıtay’ın bozma kararına uymuş ve başvuranın davasını aynı gerekçeyle reddetmiştir.
Yargıtay 25 Ocak 2018 tarihinde Denizli İş Mahkemesinin başvuranın davasının reddedilmesine ilişkin vermiş olduğu kararı onamıştır.
Başvuran 9 Mart 2018 tarihinde Sözleşme’nin 6. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi 8 Temmuz 2019 tarihinde başvuranın adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ile ilgili şikâyetlerini açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
Başvuranın yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyeti ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi, diğerlerine ilaveten, yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetler ile ilgili olarak tazmin sağlayabilecek bir hukuk yolu öngören 6384 sayılı Kanun ışığında, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Bu süreçte, başvurana 5510 sayılı Kanun’un (4) (1) (b) maddesinde belirtilen sosyal güvenlik sistemi kapsamında emeklilik maaşı almak için öngörülen gerekli koşulları yerine getirmesi nedeniyle 2019 yılının Temmuz ayında bu madde kapsamında emekli maaşı bağlanmıştır.
ŞİKÂYETLER
Başvuran, yukarıda anılan olayların Sözleşme’nin 6. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki haklarının ihlaline yol açtığı hususunda şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvuran, emekli maaşının iptal edilmesinin ve yerel makamların, kendisine verilmiş olan emekli maaşlarının geri ödenmesi talebinin, haklarının ihlaline sebep olduğunu belirtmiştir. Başvuran, bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesine ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanmıştır.
Mahkeme, dava konusu olayların hukuki açıdan vasıflandırılması hususunda yetkili olması sebebiyle başvuranın veya hükümetin vasıflandırmasının kendisi için bağlayıcı olmadığını akılda tutarak, başvuranın mal ve mülk dokunulmazlığı hakkına ilişkin şikâyetinin yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bk., Radomilja ve Diğerleri/Hırvatistan [BD], no 37685/10 ve 22768/12, § 126, AİHM 2018).
Mahkeme ilk olarak, emeklilik hakkının Sözleşme tarafından garanti altına alınmamasına rağmen, bir sosyal güvenlik fonuna ödenen katkı paylarının 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile korunan bir mülkiyet hakkı yaratabileceğini yinelemektedir (bk. Docevski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti (k.k.), no. 66907/01, 10 Kasım 2005). Ayrıca, hak kazanılan belirli bir sosyal güvenlik yardımının maddi niteliğine ilişkin olarak, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi “vergilerin ya da diğer katkıların ödenmesine” ilişkin hak ve yükümlülük arasındaki bağlantıya dayanılmasına gerek duyulmadan uygulanabilir (bk., Gaygusuz/Avusturya, 16 Eylül 1996 tarihli karar, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996-IV, p. 1142, § 41 ve Walden/Lihtenştayn (k.k.), no. 33916/96, 16 Mart 2000). Ancak, 1 No’lu Protokol’ ün 1. maddesinin, bir kişinin emeklilik hakkı da dâhil olmak üzere, belirli sosyal güvenlik yardımlarını teminat altına aldığı varsayılsa bile, bu, kişiye belirli bir miktar emekli maaşı hakkı verdiği şeklinde yorumlanamaz (bk. Müller/Avusturya, 5849/72, 1 Ekim 1975 tarihli Komisyon raporu DR 43, s. 25, 31).
Somut davada, Mahkeme, başvuranın 5510 sayılı Kanun’un 4 (1) (a) maddesi kapsamında emeklilik maaşı alma hakkının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından verilen karar ile belirlenmiş olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, yardımın ulusal makamlarca kesintiye uğratılması veya durdurulması halinde bu durumun mülkiyete bir müdahale teşkil edebileceğini ve haklı olmayı gerektirdiğini kaydeder (bk. Kjartan Ásmundsson/İzlanda, no. 60669/00, § 40, AİHM 2004-IX, ve Rasmussen/Polonya, no. 38886/05, § 71, 28 Nisan 2009).
Diğer bir yandan, Mahkeme bu noktada sosyal adaletin önemini akılda tutarak bir sosyal yardımın sona ermesi bağlamında yetkililerin hatalarını kendi ihmalkârlıklarından kaynaklanıyor olsa bile düzeltmelerinin engellenmemesi gerektiğine karar vermiştir. Aksi takdirde bu sebepsiz zenginleşme ilkesine aykırı olacaktır. Ayrıca, sosyal güvenlik fonuna katkıda bulunan diğer kişiler, özellikle de yasal şartları karşılayamadıkları için yardımdan mahrum bırakılanlar için haksızlık olacaktır. Son olarak bu, sınırlı kamu kaynaklarının kamu yararına uygun olmayan alanlara harcanması sonucunu doğurur (bk. Čakarević/Hırvatistan no. 48921/13, § 79, 26 Nisan 2018).
Mahkeme, yardımın durdurulmasından ziyade idari bir karara dayanarak kişilere hâlihazırda alınmış olan yardımları geri ödeme yükümlülüğünün getirildiği durumlarda, Mahkeme, yalnızca Devlet yetkililerine atfedilebilen hataların prensipte, özellikle çakışan başka hiçbir özel menfaat söz konusu olmadığı durumlarda, ilgili şahıs aleyhine düzeltilmemesi gerektiği sonucuna varmanın daha yerinde olacağını yinelemektedir. Mahkeme ayrıca, kamu yararının söz konusu olduğu durumlarda devlet yetkililerinin üzerine düşenin zamanında, uygun ve tutarlı bir şekilde davranmak olduğuna karar vermiştir (ibid., § 80).
Bu hususlar altında, Mahkeme yukarıda anılan Čakarević/Hırvatistan davasında geçerli olan durumun aksine, başvuranın söz konusu emekli maaşının tek gelir kaynağı olduğunu ileri sürmediğini, aynı zamanda sağlık durumunun kötü olduğuna, işsiz olduğuna ve geliri olmadığına dair herhangi bir bilgi ya da yorum ortaya koymadığını gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca başvuranın 5510 sayılı Kanun’un (4) (1) (b) maddesi uyarınca yeniden emekli maaşı almaya hak kazandığı 2019 yılının Temmuz ayına kadar sosyal güvenlik sistemine katkıda bulunmaya devam ettiğini gözlemlemektedir. Bu durum Mahkemenin, ulusal makamların başvuranın emeklilik maaşını durdurması ve aldığı meblağı geri ödemesine ilişkin bir emir vermesi nedeniyle savunmasız bir durumda bırakılmadığı sonucuna varmasına yol açmaktadır.
Ek olarak Mahkeme, başvurana yanlış bir hesaplama sonucu yedi ay boyunca ödenen meblağın ödeme emrinin kendisine bildirilmesinden sonra yirmi dört ay içinde ödemesi koşuluyla faizsiz olarak geri ödemesi için kendisine bir fırsat sunulduğunu gözlemlemektedir.
Mahkeme, yukarıdaki hususlar ışığında ulusal makamların, başvuranın emekli maaşını durdurma kararı ve hâlihazırda almış olduğu meblağların geri ödenmesine ilişkin vermiş oldukları karar nedeniyle başvurana bireysel olarak aşırı bir yükün yüklenmediği görüşündedir.
Dolayısıyla, başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 25 Mart 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıAleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy