AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 17461/20
Helin DOĞAN/TÜRKİYE
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Lorraine Schembri Orland,
Diana Sârcu,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 19 Eylül 2023 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve İstanbul Barosuna bağlı Avukat M. İriz tarafından temsil edilen, İstanbul’da ikamet eden ve 1982 doğumlu bir Türk vatandaşı olan Helin Doğan’ın (“başvuran”), 30 Mart 2020 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu 17461/20 no.lu başvuruyu,
Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun belirtilmesine ilişkin kararı,
Davalı Hükümet tarafından bildirilen görüşler ile başvuran tarafından bu görüşlere cevaben sunulan görüşleri,
Gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Başvuru, başvuranın sosyal medya üzerinden paylaştığı mesajlar nedeniyle, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı bir devlet okulunda öğretmen olarak görev yapan devlet memuru olan ilgiliye verilen üç yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulmasına ilişkin bir cezayla ilgilidir. 1 Mart 2016 tarihinde, başvuran hakkında 2015 yılı boyunca çeşitli tarihlerde Facebook hesabında paylaştığı altı içerikle ilgili olarak disiplin soruşturması açılmıştır. İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğüne bağlı iki müfettiş tarafından soruşturma raporu düzenlenmiştir. Müfettişler, soruşturma raporunda, başvuranın, ihtilaf konusu içerikler aracılığıyla bir siyasi parti lehine hareket ettiği ve bu nedenle, ideolojik ve siyasi amaçlar doğrultusunda iş yerinin huzurunu, sükûnetini ve düzenini bozduğu sonucuna varmışlardır. Sonuç olarak müfettişler, başvuranın devlet memurluğundan çıkarılmasını önermişlerdir. Millî Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu (“Yüksek Disiplin Kurulu”), 4 Mayıs 2017 tarihinde, önerilen cezanın ölçülülük ilkesine uygun olmadığı kanaatine vararak, öneriye uymayı reddetmiş ve dosyayı İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü Disiplin Kuruluna (“Disiplin Kurulu”) iletmiştir. Disiplin Kurulu, 1 Haziran 2017 tarihli bir kararla, başvurana, 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin D fıkrasının o) bendi uyarınca, üç yıl süreyle kademe ilerlemesinin durdurulmasına yönelik bir disiplin cezasının verilmesine karar vermiştir. Verilen ceza ile ilgili kararda, Yüksek Disiplin Kurulunun devlet memurluğundan çıkarmanın ölçülülük ilkesini ihlal ettiği yönünde vardığı sonuçtan bahsedilmiş ve ilgiliye atfedilen davranışların, “bir siyasi parti lehine veya aleyhine hareket etmesini” cezalandıran, 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin D fıkrasının o) bendinde açıklanan eylemi oluşturduğu belirtilmiştir. Başvuran, 6 Ekim 2017 tarihinde, İstanbul İdare Mahkemesi (“İdare Mahkemesi”) önünde kademe ilerlemesinin durdurulması kararına ilişkin iptal davası başlatmıştır. İdare Mahkemesi, 23 Ocak 2018 tarihinde, başvuranın davasını reddetmiştir. İdare Mahkemesi, bir yandan, başvuranın kendi davranışının hatalı olduğunun tespit edildiği ve diğer yandan, bunun sonucunda ilgiliye verilen cezanın kanuna uygun olduğu kanaatine varmıştır. Başvuran, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi önünde İdare Mahkemesinin kararına itiraz etmiştir; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, 12 Haziran 2018 tarihinde, verilen kararın yerinde ve hem usul hem de esas bakımından kanuna uygun olduğu kanaatine vararak, ilgilinin itirazını reddetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kararı, temyize tabi olmayan bir karardır. Başvuran, 6 Ağustos 2018 tarihinde, avukatı aracılığıyla, Anayasa Mahkemesine (“AYM”) bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran, başvuru formunda, tabi tutulduğu cezanın (bu ceza bağlamında, bununla birlikte, ilgili yanlışlıkla, Facebook hesabında paylaştığı mesajlar nedeniyle devlet memurluğundan çıkarıldığını iddia etmiştir) ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvuru formunda ihtilaf konusu mesajların içeriği ile ilgili olarak, herhangi bir bilgi yer almamaktaydı ve bu form, itiraz edilen ceza ile bağlantılı olarak daha fazla hukuki iddialar içermemekteydi. Başvuran, başvurusuna bir vekâletname, nüfus cüzdanının bir örneğini, bireysel başvuru masraflarına ilişkin bir makbuz, Bölge Adliye Mahkemesinin 12 Haziran 2018 tarihli kararının bir nüshasını ve bu kararın tebliğ belgesini eklemiştir. AYM, 2 Ekim 2019 tarihinde, ilgilinin şikâyetlerine dayanak olarak delil unsurları ve açıklamalar sunma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve bu nedenle, söz konusu şikâyetlerin desteklenmemiş olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatine vararak, başvuranın bireysel başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.İLGİLİ İÇ HUKUK KURALlARI
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un (“6216 sayılı Kanun”) 47. maddesinin 3. fıkrasına göre, bir bireysel başvuruda şu unsurların yer alması gerekmektedir:“(...) başvurucunun ve varsa temsilcisinin kimlik ve adres bilgilerinin, işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılan Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin, başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin aşamaların, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarih ile varsa uğranılan zarar (...). Başvuru dilekçesine, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğinin ve harcın ödendiğine dair belgenin eklenmesi şarttır.”
AYM’ye bireysel başvuru hakkına ilişkin hükümler ve AYM İç Tüzüğü ile ilgili olarak, ilgili iç hukuk hakkında daha ayrıntılı bilgi için bk. Uzun/Türkiye davası (k.k.), no. 10755/13, §§ 14-27, 30 Nisan 2013.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, sosyal medya üzerinden paylaştığı mesajlar nedeniyle, kendisine verilen disiplin cezasının, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini değerlendirmektedir. Hükümet, iki ilk itiraz ileri sürmektedir. Hükümet, bir yandan, başvuran tarafından iç hukuk yollarının tüketilmediğini ve diğer yandan, Mahkemenin başvuruyu konu yönünden (ratione materiae) inceleme yetkisine sahip olmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, ilk itiraz ile ilgili olarak, başvuran tarafından AYM’ye yapılan bireysel başvurunun 6216 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak sunulmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verildiğini belirterek, ilgilinin Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmektedir. Hükümet bu bağlamda, AYM’ye bir başvuru formu aracılığıyla başvurulduğunu, bu formun AYM’nin başvuruya dayanak olarak dile getirilen şikâyetlerin özünden haberdar olmasına imkân veren belgelerle doldurulması ve tamamlanması gerektiğini ifade etmekte ve somut olayda, bir avukat tarafından temsil edilen başvuranın, tabi tutulduğu disiplin cezasını ve bu cezaya neden olan paylaşımların içeriğini açık ve muğlaklıktan yoksun bir şekilde belirtmediği kanaatine varmaktadır. Hükümet buna ek olarak, başvuranın başvurusuna, kendisine göre, AYM’nin ihtilaf konusu cezanın Anayasa’ya uygun olup olmadığını tespit etmesine imkân verecek belgeleri, yani özellikle disiplin soruşturmasına ve 23 Ocak 2018 tarihli İdare Mahkemesinin kararına ilişkin belgeleri eklemediğini ifade etmektedir. Hükümet, AYM’nin yerleşik içtihadından, Anayasa veya Sözleşme hükümlerine yapılan soyut bir atfın, ihlale ilişkin şikâyetleri desteklemek için yeterli olmadığının anlaşıldığını açıklamaktadır. Başvuran, Hükümet tarafından sunulan iddialar hakkında görüş belirtmemektedir. Sözleşme’nin 35. maddesi uyarınca, Mahkemeye yalnızca iç hukuk yolları tüketildikten sonra başvurulabilmektedir. Yine de başvuranın, bu süreç bağlamında, iç hukukta uygulanabilir kural ve usulleri gözlemlemiş olması gerekmektedir, aksi takdirde, ilgilinin başvurusunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulunu yerine getirmemesi nedeniyle reddedilme ihtimali bulunmaktadır. Mahkeme bu bağlamda, bir formaliteye riayet edilmemesinin ardından başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi durumunda, iç hukuk yollarının tüketilmesinin söz konusu olmadığı yönündeki yerleşik içtihadına atıfta bulunmaktadır (Azevedo/Portekiz, no. 20620/04, § 18, 27 Mart 2008). Buna karşın, kanunda öngörülen şekillere uymamasına rağmen, yetkili makamın başvurunun özünü incelemiş olması halinde, başvuran hakkında iç hukuk yollarının tüketilmediği hususu kabul edilemezdir (bk. diğer kararlar arasında, Gäfgen/Almanya [BD], no. 22978/05, § 143, AİHM 2010). Mahkeme ayrıca, kendisini ulusal mahkemelerin yerine koymakla yükümlü olmadığını hatırlatmaktadır. İç hukuku yorumlama görevi, öncelikle, yetkili ulusal makamlara, bilhassa mahkemelere aittir. Mahkemenin görevi, benzer yorumların etkilerinin Sözleşme ile uyumluluğunu denetlemekle sınırlıdır. Bu ilke, özellikle mahkemeler tarafından usuli nitelikteki kuralların yorumlanması hususunda geçerlidir (bk. 6. madde kapsamında, Tejedor García/İspanya, 16 Aralık 1997, § 31, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1997‑VIII). Diğer taraftan, Mahkeme, bir yandan, başvuruda bulunmak için uyulması gereken formalitelere ilişkin düzenlemenin adaletin iyi yönetiminin sağlanmasını ve özellikle hukuki güvenlik ilkesine riayet edilmesini amaçladığı ve diğer yandan, ilgililerin bu kuralların uygulanmasını bekleme hakkına sahip oldukları kanaatine varmaktadır (bk. Agbovi/Almanya (k.k.), no. 71759/01, 25 Eylül 2006 ve bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), 6. madde kapsamında, Andrejeva/Letonya [BD], no. 55707/00, § 99, AİHM 2009). Mahkeme, somut olayda, 2 Ekim 2019 tarihli kararıyla, AYM’nin, başvuranın bireysel başvurusunun, ihlale ilişkin şikâyetlerine dayanak olarak delil unsurları ve açıklamalar sunma yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdiğini tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davada, bireysel başvurunun bir formaliteye riayet edilmemesinin ardından kabul edilemez olduğuna karar verilip verilmediğini inceleyecektir. Mahkeme, bu amaçla, AYM’nin, başvuranın şikâyetlerine dayanak olarak açıklamalarda bulunmadığı kanaatine vardığını kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın AYM’ye gönderdiği bireysel başvuru formunda, Facebook hesabında paylaştığı mesajların ardından kendisine verilen ceza nedeniyle ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğünü gözlemlemektedir. Bununla birlikte, başvuran bu formda, söz konusu paylaşımların içeriğini özet şeklinde dahi belirtmemiştir. Bu bağlamda, Mahkeme ayrıca, başvuranın şikâyetlere ilişkin bildiride yer alan bölümde ihtilaf konusu paylaşımlar nedeniyle devlet memurluğundan çıkarıldığını belirterek, olay ve olgular bildirisi ile ilgili bölümde kademe ilerlemesinin durdurulmasına ilişkin cezaya tabi tutulduğunu ileri sürmesi sebebiyle, söz konusu formun çelişkili açıklamalar içerdiğini kaydetmektedir. Öte yandan, AYM’nin de tespit ettiği gibi, başvuran delil unsurlarını sunma yükümlülüğünü de yerine getirmemiştir. Mahkeme, başvuranın, başvuru formuna AYM’nin ihtilaf konusu cezanın Anayasa ve Sözleşme ile uygunluğuna ilişkin inceleme yapmasına imkân verecek nitelikte olan, kendisiyle ilgili bazı idari ve adli kararları eklemeyi ihmal ettiğini kaydetmektedir. Bu bağlamda, başvuran, Bölge Adliye Mahkemesinin kararını AYM’ye şüphesiz iletmiş olsa da, bu mahkeme, İdare Mahkemesinin kararının yerinde ve Kanun’a uygun olduğunu tespit etmekle yetinmiştir ve dolayısıyla, Bölge Adliye Mahkemesinin kararı AYM’nin benzer denetimi gerçekleştirmesine imkân vermek için yeterli olmamıştır. Mahkeme, 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesi uyarınca (bk. yukarıda 11. paragraf), bireysel başvuruda bulunanların formun açık bir şekilde doldurulmasını ve bu forma AYM’nin kendi denetimini gerçekleştirmesine imkân verecek belgelerin eklenmesini sağlamakla görevli olduklarını gözlemlemektedir. Mahkeme, bu unsurları göz önünde bulundurarak, AYM önünde bir avukat tarafından temsil edilen ilgilinin bireysel başvurusunun, esas bakımından değil, 6216 sayılı Kanun ile tespit edilen formalitelere riayet edilmemesi nedeniyle özü itibariyle reddedildiği kanaatine varmaktadır. Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin itirazını kabul etmekte ve başvuranın iç hukuk yollarını tüketmiş olarak kabul edilemeyeceği kanaatine varmaktadır. Bu sonuç, Mahkemeyi, taraflarca ileri sürülen diğer iddialar hakkında karar vermekten muaf tutmaktadır. Sonuç olarak başvuru, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 12 Ekim 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan