AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 38322/15
İbrahim DOĞANGİL/TÜRKİYE
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 16 Mart 2021 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 3 Temmuz 2015 tarihinde yapılan başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuran tarafından bu görüşlere cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran İbrahim Doğangil, Türk vatandaşı olup, 1971 doğumludur ve Bursa’da ikamet etmektedir. Başvuran Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukat M.A. Aslan tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. Osmangazi Belediye Meclisi, 4 Ekim 2006 tarihinde, kültür varlığı olduğu gerekçesiyle başvuranın taşınmazının kamulaştırılmasına karar vermiştir.
4. Taşınmaz, tapu siciline tarihi bina olarak tescil edilmiştir. Söz konusu bina, Bursa Osmangazi’de bulunmaktadır ve toplam 352.50 m2 alana sahiptir. Başvuranın payı, taşınmazın 3/16’sına denk gelmektedir.
5. Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, 24 Mart 2007 tarihinde, tarihi olarak Somuncu Baba[1]‘ya ait olan söz konusu binanın, korunması gereken sivil mimari örneklerinden biri olduğunu değerlendirmiştir. Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, kültürel kullanım amacıyla mülkün Belediye tarafından kamulaştırılmasını kabul etmiştir.
6. Osmangazi Belediyesi, Kamulaştırma Kanunu’nun 8. maddesinde öngörülen satın alma usulünün sonuçlanmaması nedeniyle, 15 Ağustos 2007 tarihli bir başvuru ile kamulaştırma bedelinin tespiti ve söz konusu mülkün kendi adına tapu siciline tescili için Bursa Asliye Hukuk Mahkemesi önünde dava açmıştır.
7. Başvuran, kamulaştırmanın kanuna uygunluğuna itiraz ederek kamulaştırma işleminin iptali talebiyle Bursa İdare Mahkemesine başvurmuştur.
8. Bursa Asliye Hukuk Mahkemesi, bunun üzerine, İdare Mahkemesinin kararına kadar davayı ertelemeye karar vermiştir.
9. İdare Mahkemesi, kamulaştırma işleminin, yasal olduğu ve kamu yararına, tarihi ve kültürel mirasın korunması ve sürdürülmesi gerekçesine dayandığı kanaatine varmıştır. Bu karar, 19 Kasım 2009 tarihinde kesinleşmiştir.
10. Dolayısıyla, Bursa Asliye Hukuk Mahkemesi önünde görülen dava devam etmiştir.
11. Asliye Hukuk Mahkemesi hâkimi, 5 Şubat 2010 tarihinde, ihtilaf konusu taşınmazın değer tespiti için konu hakkında uzman bir bilirkişi heyeti eşliğinde söz konusu taşınmazın bulunduğu yere ilk keşif ziyaretini gerçekleştirmiş ve heyet, raporunu 16 Şubat 2010 tarihinde sunulmuştur.
12. Bilirkişi heyeti, ihtilaf konusu binayı incelemiş ve binanın mimari özelliklerini dikkate almadan özellikle yıpranma payı oranını göz önünde bulundurarak, basit bir kerpiç yapı olduğu kanaatine varmıştır. Heyet ayrıca, bu mülkün eski bir tarihi bina olduğunu değerlendirerek, değerini %10 oranında düşürmüş ve söz konusu binaya 207.667 Türk lirası (TRL) değer biçmiştir.
13. Bilirkişi raporu, 4 Mart 2010 tarihinde taraflara bildirilmiş ve taraflar, yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etmişlerdir. Mahkeme bu talebi kabul etmiş ve ek bir bilirkişi raporu düzenlenmesine hükmetmiştir.
14. Bilirkişi heyeti, 9 Aralık 2010 tarihli ek bilirkişi raporunda, yeniden ihtilaf konusu binanın değerinin 207.667 TRL olduğunu belirtmiştir.
15. Asliye Hukuk Mahkemesi, 10 Şubat 2011 tarihinde, idarenin, belirlenen tutarı bu amaçla açılan bir banka hesabına yatırmasına karar vermiştir ve idare, 30 Mart 2011 tarihinde bu işlemi gerçekleştirmiştir.
16. Asliye Hukuk Mahkemesi, 14 Temmuz 2011 tarihinde başvuranın avukatına tebliğ edilen 31 Mart 2011 tarihli bir karar ile 207.667 TRL olarak belirlenen kamulaştırma bedelinin, başvuranın yanı sıra ortak malikler Hamit Doğan ve Sevim Doğangil’e ödenmesine karar vermiştir. Başvuranın payı 38.937 TRL olarak belirlenmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca, ihtilaf konusu mülkün tapu siciline tescilinin idare adına yapılmasına karar vermiştir.
17. İdare, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran da, 9 Eylül 2011 tarihinde, avukatı aracılığıyla temyiz başvurusunda bulunmuştur.
18. Başvuranın temyiz başvurusu, 6 Aralık 2011 tarihli bir karar ile itiraz edilen kararın tebliğinden itibaren on beş günlük yasal sürenin geçtiği gerekçesiyle Yargıtay tarafından reddedilmiştir.
19. Yargıtay dolayısıyla, yalnızca yasal süre içinde yapılan idarenin temyiz başvurusunu incelemiştir. Yargıtay, bu incelemenin sonunda, Asliye Hukuk Mahkemesinin dayandığı bilirkişi raporlarında hatalar olduğu gerekçesiyle 31 Mart 2011 tarihli kararı bozmuştur.
20. Başvuran, avukatı aracılığıyla, karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
21. Yargıtay, 30 Nisan 2012 tarihinde bu talebi reddetmiştir.
22. Asliye Hukuk Mahkemesi, itiraz üzerine, Yargıtay kararına uygun şekilde karar vermiş ve yeni bir ek bilirkişi incelemesi yapılmasını istemiştir.
23. Bilirkişi heyeti, 2 Ağustos 2012 tarihinde raporunu sunmuştur. Raporda binanın değeri 207.667 TRL olarak belirlenmiştir.
24. Asliye Hukuk Mahkemesi hâkimi, 16 Ekim 2012 tarihinde, ihtilaf konusu mülkün değer tespiti için bilirkişiler eşliğinde söz konusu taşınmazın bulunduğu yere yeni bir ziyaret gerçekleştirmiştir.
25. Bilirkişiler, 22 Ekim 2012 tarihinde raporlarını sunmuşlardır. Bilirkişiler, söz konusu binanın değerinin 200.767 TRL olduğu kanaatine varmışlardır.
26. Asliye Hukuk Mahkemesi, 27 Aralık 2012 tarihinde, kamulaştırma bedelini 200.767 TRL olarak belirlemiştir.
27. Taraflar, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
28. Yargıtay, 8 Ekim 2013 tarihinde, itiraz edilen kararı onamıştır.
29. Başvuran, avukatı aracılığıyla, Yargıtay’a karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
30. Yargıtay, 21 Nisan 2014 tarihinde, 200.767 TRL tutarına, 16 Aralık 2007 ve 31 Mart 2011 tarihleri arasında geçen dönem için yasal gecikme faizi uygulanması gerektiğini belirterek 8 Ekim 2013 tarihli kararı onamıştır.
31. Başvuran, 6 Haziran 2014 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran, mülkiyete saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuran, kamulaştırmanın kanuna uygunluğuna itiraz etmiştir. Başvuran, ayrıca, kamulaştırma bedelinin yetersiz olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, bu bağlamda, kamulaştırma bedeli belirlenirken, mülkünün mimari ve tarihi özelliklerinin veya nadir olmasından kaynaklanan özelliklerin dikkate alınmadığından şikâyetçi olmuştur.
32. Anayasa Mahkemesi, 25 Kasım 2014 tarihinde kararını vermiştir. Anayasa Mahkemesi başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırmanın kanuna uygunluğu konusunda, ihtilaf konusunun İdare Mahkemesi tarafından incelendiğini ve İdare Mahkemesinin kamulaştırmanın kamu yararına olduğu ve kanunda öngörülen şartları yerine getirdiği kanaatine vardığını vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, idare mahkemesinin kararının, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolunun yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden önce, 19 Kasım 2009 tarihinde kesinleştiğini eklemiştir. Anayasa Mahkemesi dolayısıyla, söz konusu şikâyetin, Anayasa hükümlerine zaman bakımından (ratione temporis) uygun olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin, hukuk mahkemeleri tarafından, çelişkili birçok bilirkişi raporunun ardından, nesnel kriterler temelinde belirlendiğini vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi, dolayısıyla, şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmıştır.
İlgili İç Hukuk Kuralları ve UygulamasıKamulaştırma hakkında33. Anayasa’nın 46. maddesinin ilgili kısmı aşağıdaki şekildedir:
“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.”
34. 5 Mayıs 2001 tarihinde, 4650 sayılı Kanunla değiştirilen 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun ilgili hükümleri aşağıdaki şekildedir:
Kamulaştırma şartları
Madde 3 – İdareler, kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden (...) ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler.
(...)
(Ek fıkra: 24/4/2001 - 4650/1 md.) İdarelerce yeterli ödenek temin edilmeden kamulaştırma işlemlerine başlanılamaz.
Satın alma usulü
Madde 8 – İdarelerin, bu Kanuna göre, tapuda kayıtlı olan taşınmaz mallar hakkında yapacağı kamulaştırmalarda satın alma usulünü öncelikle uygulamaları esastır.
35. Söz konusu usule göre, kamulaştırma işlemini gerçekleştiren idare tarafından görevlendirilen bir bilirkişi heyeti, ilgili mülk karşılığında mülkü kamulaştırılacak olan tarafa verilmesi gerektiğini düşündüğü tutarı değerlendirir. İdare ve mülkü kamulaştırılacak olan tarafın anlaşması halinde, kamulaştırma bedeli, mülkü kamulaştırılacak olan tarafa, yalnızca idareye söz konusu mülkü tapu siciline kendi adına tescil etme yetkisi vererek mülkiyet devrine razı olduğu takdirde ödenir.
36. Kamulaştırma bedeli üzerine taraflar arasında anlaşmazlık olması halinde 10. madde uygulanır.
Kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili
Madde 10 “Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, (...) taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin, peşin (...) ödenmesi karşılığında, idare adına tesciline karar verilmesini ister.
Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, (...) taşınmaz malın malikine (...) tebligat suretiyle bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır.
(...)
Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedelde anlaşamamaları halinde hâkim, en geç on gün içinde keşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede sayılan bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın değerini tespit için mahallinde keşif yapar.
Bilirkişiler, (...) 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz malın değerini belirten raporlarını on beş gün içinde mahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara tebliğ eder. (...)
Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde gerektiğinde hâkim tarafından on beş gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hâkim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından yararlanarak (...) hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder. Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, (...) kamulaştırılma bedelidir. (...) (...) Hâkim tarafından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen bedelin (...) banka hesabına yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye on beş gün süre verilir. Gereken hallerde bu süre bir defaya mahsus olmak üzere mahkemece uzatılabilir. İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına, (...) dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup, tarafların bedele ilişkin istinaf veya temyiz hakları saklıdır.
Kamulaştırma bedelinin tespiti esasları:
15 inci madde uyarınca oluşturulacak bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal (...) bulunduğu yere mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten sonra taşınmaz mal veya kaynağın;
a) Cins ve nevini,
b) Yüzölçümünü.
c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,
d) Varsa vergi beyanını,
e) Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca yapılmış kıymet takdirlerini,
f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelirini,
g) Arsalarda, kamulaştırılma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,
h) Yapılarda, resmi birim fiyatları ve yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,
i) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektif ölçüleri,
Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da dikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz malın değerini tespit ederler.
Taşınmaz malın değerinin tespitinde, kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkate alınmaz.
(...)
Bilirkişiler
Madde 15 – (Değişik: 24/4/2001 - 4650/8 md.)
(...)
Bilirkişilerce yapılan değer tespitinde, idarece belgelerin mahkemeye verildiği gün esas tutulur. ”
2863 sayılı ve 21 Temmuz 1983 tarihli Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu hakkında37. Kanunun 5. maddesi, özel mülkiyet olsa dahi, korunması gereken tüm taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının "Devlet malı" kabul edilmesine hükmeder.
38. Kanunun 6. maddesine göre, korunması gereken kültür ve tabiat varlıkları şunlardır:
– korunması gereken tabiat varlıkları ve 19. yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar,
– 19. yüzyılın sonundan itibaren yapılmış olup miras önemi nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından korunması istenenler,
– sit alanı[2] içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları[3],
– ülkedeki büyük tarihi olaylara tanık olmuş binalar ve alanlar.
Bu Kanun hükümlerinin uygulanması, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından sağlanmaktadır.
39. Bu Kanun’un 9. maddesi, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarına inşaî ve fizikî müdahale yapılmasını ve Koruma Yüksek Kurulunun kararlarına uyuşmayan her türlü kullanım değişikliği yapılmasını engellemektedir. Onarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, kazı veya benzeri işler fizikî müdahale sayılmaktadır.
40. Bu Kanun’un 11. maddesine göre malikler, hakkın kullanımı söz konusu kanunun hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla mülkiyet haklarını kullanmaya devam edebilirler.
41. Bu Kanun’un 13. maddesi, Hazineye ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kültür ve tabiat mirasının bir parçası olan taşınmazların, Kültür ve Turizm Bakanlığının izni olmadan şahıslara hibe edilemeyeceğini öngörmektedir.
42. Bu Kanun’un 15. maddesi, kültür ve tabiat mirasının bir parçası olan taşınmazların ve bunların koruma alanlarının kamulaştırılabileceğini öngörmektedir. Kültürel değeri olan yapılar, kültürel amaçlara uygun olarak ya da Kültür Bakanlığının onayı ile kamu yararına belediyelerce kamulaştırılabilir.
Korunması gerekli malların değer kaybına ilişkin Yargıtay içtihatları hakkında43. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, birçok davada, sınıflandırılmaları nedeniyle söz konusu mülklerin uğramış olabilecekleri değer kaybını dikkate almayan ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararları bozmuştur (bk. örneğin, 30 Kasım tarihli kararlar; 2004/8082 E., 2004/8946 K. ve 20 Aralık 2004 tarihli kararlar; 2004/9692 E., 2004/9893 K., 5 Mayıs tarihli kararlar; 2005/3263 E., 2005/4696 K. ve 16 Haziran tarihli kararlar; 2005/3064 E., 2005/6355 K.-).
Hukuk muhakemeleri hakkında44. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesi, hâkimlerin tarafların talepleri ile bağlı olmasını öngörür. Hâkimler özellikle, başvuran (dava açan) tarafın talebinden daha fazla bir miktar ödenmesine hükmedemezler.
45. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 432. maddesi, hukuk davalarında temyiz başvurusu için süre sınırının, temyiz edilen kararın tebliğinden itibaren on beş gün olduğunu belirtmektedir.
46. Türk mahkemelerinin içtihatlarına göre, mahkemeden, bir hukuk davasında birçok talebi incelemesi istendiğinde, her bir iddia hakkında ayrı ayrı karar vermelidir. Benzer bir temyiz kararının kısmen iptali durumunda, değiştirilmemiş hükümler, söz konusu talebe yönelik “usulî kazanılmış haklar” vermektedir ve diğer hususlarda yargılama süreci derdest olmasına rağmen, derhal uygulanabilir hale gelmektedir (daha fazla bilgi için bk. Ünal Akpınar İnşaat İmalat Sanayi ve Ticaret S.A. ve Akpınar Yapı Sanayi S.A./Türkiye, no. 41246/98, § 54, 26 Mayıs 2009, ve 14 Haziran 2010, 2010/8303 E., 2010/11170 K., 9 Eylül 2013, 2013/20070 E., 2013/13616 K., 18 Aralık 2013, 2013/16329 E., 2013/23213 K., 22 Mart 2017, 2017/1514 E., 2017/8860 K., 30 Mayıs 2018, 2018/1471 E., 2018/10799 K., 20 Haziran 2018, 2018/988 E., 2018/12322 K. ve 24 Ekim 2018, 2017/30629 E., 2018/18727 K. sayılı Yargıtay kararları).
ŞİKÂYETLER
47. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, kendisine, binanın kültürel ve tarihi değerini dikkate alan bir kamulaştırma bedeli ödenmediğinden şikâyet etmektedir. Başvuran, söz konusu durumun, mülkiyete saygı hakkını ihlal ettiğini ve ulusal mahkemeler tarafından belirlenen toplam kamulaştırma bedelinin, kendi görüşüne göre, kamulaştırılan mülkün gerçek değerine karşılık gelmediğini iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
48. Başvuran, davaya ilişkin koşulların, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesini ve Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
49. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir. Hükümet, birçok kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, bir avukat tarafından temsil edilmesine rağmen başvuranın, kamulaştırma bedelinin 207.667 TRL olarak belirlendiği 31 Mart 2011 tarihli ilk derece mahkemesi kararına karşı yasal süre içinde temyiz başvurusunda bulunmadığı için Sözleşme hükümlerinin ihlalinden “mağdur” olmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, bu konuda, ulusal mahkemelerin talebe bağlı olduklarını, istem dışı (ultra petita) karar veremediklerini ve başvuranın yasal süre içinde temyiz başvurusunda bulunmamasının, idareye, söz konusu talep ile ilgili olarak 207.667 TRL’yi geçemeyecek “usulî kazanılmış haklar” verdiğini hatırlatmaktadır. Hükümet, başvuranın gösterdiği özensizliğin, aynı zamanda, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında ilgilinin iç hukuk yollarını tüketmiş olarak kabul edilemeyeceği ile sonuçlandığı kanaatindedir. Hükümet, ayrıca, başvuranı, başvurusunu 31 Mart 2011 tarihli karardan itibaren altı ay içinde yapmamakla itham etmektedir. Hükümet, ayrıca, ihtilaf konusu binanın değerini 207.667 TRL ve 200.767 TRL olarak belirleyen bilirkişi raporlarının sonuçları arasındaki farkın önemli olmaması nedeniyle, başvuranın ciddi bir zarara maruz kalmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, son olarak, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve yerel mahkemeler tarafından belirlenen bedelin, kamulaştırılan mülkün değeri ile makul ölçüde uyumlu olduğu kanaatindedir.
50. Başvuran, cevaben sunduğu görüşlerinde, Hükümetin iddialarına cevap vermemektedir. Başvuran, sadece iddialarını yinelemekle yetinmekte ve kamulaştırılan binanın dünyadaki en eski kerpiç yapı olduğunu ve dolayısıyla yeterli bedeli alması gerektiğini savunmaktadır. Başvuran, Mahkemeyi, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar vermeye davet etmektedir.
51. Mahkeme, aşağıda belirtilen gerekçelerle, açıkça dayanaktan yoksun olduğu için başvurunun her durumda kabul edilemez olması sebebiyle, Hükümet tarafından ileri sürülen kabul edilemezlik itirazları hakkında karar vermesine gerek olmadığına hükmetmektedir.
52. Mahkeme, “Hâkim hukuku kendiliğinden uygular” (jura novit curia) ilkesi uyarınca, Sözleşme ve Protokolleri kapsamında başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelere bağlı kalmadığını ve bir şikâyeti, ilgili tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri açısından inceleyerek, bu şikâyetin konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceğini hatırlatmaktadır (Guerra ve diğerleri/İtalya, 19 Şubat 1998, § 44, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1998‑I ve Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, somut olayda, başvuranın şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. ”
Mülkiyet hakkının ihlalinin varlığı hakkında53. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin üç farklı kural içerdiğini hatırlatmaktadır: İlk paragrafın birinci cümlesinde belirtilen ve genel bir niteliğe sahip olan ilk kural, mülkiyete saygı ilkesini açıklar, aynı paragrafın ikinci cümlesinde yer alan ikinci kural, mülkiyetten yoksun bırakılma konusunu ele almakta ve bunun için çeşitli şartlar ortaya koymaktadır; ikinci paragrafta kaydedilen üçüncü kural ise, Devletlere, diğerleri arasında, mülklerin kullanımını genel menfaate uygun olarak düzenleme yetkisi tanımaktadır. Bununla birlikte, bu kurallar birbirlerinden bağımsız bir nitelik taşımamaktadır. İkinci ve üçüncü kurallar, mülkiyet hakkının belirli ihlal örnekleriyle ilgilidir; bu nedenle, birinci maddede yer alan ilke ışığında yorumlanmaları gerekir (diğerler kararlar arasında Mahkeme’nin Sporrong ve Lönnroth/İsveç (23 Eylül 1982, § 61, A serisi no.52) davasındaki incelemesinin kısmen ele alındığı James ve diğerleri/Birleşik Kırallık, 21 Şubat 1986 § 37, A serisi no. 98, ayrıca bk. Les saints monastères/Yunanistan, 9 Aralık 1994, § 56, A serisi no. 301‑A, Iatridis/Yunanistan [BD], no. 31107/96, § 55, AİHM 1999‑II ve Beyeler/İtalya [BD], no. 33202/96, § 106, AİHM 2000‑I).
54. Mahkeme, somut olayda, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci cümlesi anlamında mülkiyetten yoksun bırakmanın bulunduğuna itiraz edilmediğini kaydetmektedir. Bu nedenle Mahkeme, şikâyet edilen yoksunluğun, söz konusu hüküm uyarınca gerekçeli olup olmadığını belirlemelidir.
Mülkiyetten yoksun bırakmanın gerekçelendirilmesi hakkında“Kanun ile öngörülen koşullar altında”55. Başvuranın, “kanun ile öngörülen koşullar altında”, mülkiyetten yoksun bırakıldığı tartışılamaz.
“Kamu yararı sebebiyle”56. Mahkeme, söz konusu kamulaştırma işleminin, ülkenin kültürel mirasının korunmasına yönelik meşru bir amacı olduğu kanaatindedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Beyeler/İtalya [BD], no. 33202/96, § 112, AİHM 2000‑I, SCEA Ferme de Fresnoy/Fransa (k.k.), no. 61093/00, AİHM 2005‑XIII (alıntılar), ve Debelianovi/Bulgaristan, no. 61951/00, § 54, 29 Mart 2007).
57. Mahkeme, bir ülkenin kültürel mirasının korunmasının, “kültürel varlık” olarak sınıflandırılmış bir binanın Devlet tarafından kamulaştırılmasını gerekçelendirebilecek meşru bir amaç teşkil ettiğini değerlendirmektedir. Mahkeme, mülkiyetten yoksun bırakmaya ilişkin kanunların kabulü kararının, genellikle siyasi, ekonomik ve sosyal konuların incelenmesini içerdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, kanun koyucunun, en uygun gördüğü ekonomik ve sosyal politikayı uygulamak için geniş bir serbestliğe sahip olması gerektiğini normal kabul ederek, kararının makul bir temelden yoksun olduğu açıkça tespit edilmedikçe, “kamu yararı” zorunluluklarını kavrama biçimine saygı duymaktadır (yukarıda anılan James ve diğerleri, § 46 ve yukarıda anılan Beyeler, § 112). Bu aynı zamanda, bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), çevreyi ya da bir ülkenin tarihi ve kültürel mirasını korumak için de geçerlidir (Kozacıoğlu/Türkiye [BD], no. 2334/03, § 53, 19 Şubat 2009).
58. Mahkeme bu konuda, kültürel mirasın korunmasının ve gerekirse sürdürülebilir kullanımının, belli bir hayat kalitesini sürdürmenin yanı sıra, bir bölgenin ve sakinlerinin tarihi, kültürel ve sanatsal kalıntılarını korumayı amaçladığının altını çizmektedir. Bu şekilde, söz konusu kalıntılar, savunması ve teşviki kamu makamlarına düşen temel bir değer teşkil etmektedirler (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), yukarıda anılan Beyeler, § 112, yukarıda anılan karar SCEA Ferme de Fresnoy/Belçika, no. 21861/03, § 79, AİHM 2007‑V (alıntılar)). Mahkeme, bu bağlamda, özellikle mimari mirasa yönelik somut tedbirler öngören 3 Ekim 1985 tarihli Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesine atıfta bulunmaktadır (yukarıda anılan Kozacıoğlu, § 31).
59. Somut olayda, kamulaştırma bedelinin belirlenmesinde, ihtilaf konusu mülkün mimari ve tarihi özellikleri ile nadir olmasının dikkate alınmamasının, yine de orantılı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tespit edilmelidir.
İhtilaf konusu tedbirin orantılı olmasıa) Tarafların İddiaları
60. Başvuran, kamulaştırma bedelinin belirlenmesinde, mülkün yukarıda belirtilen özelliklerinin dikkat alınmamasının, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin gerektirdiği adil dengeyi bozduğunu ve bu özelliklerin sonucu olan değerin payından kendisini mahrum bıraktığını ileri sürmektedir. Başvuran, mülkiyetten yoksun bırakılması ile idare tarafından izlenen kamu yararı amacı arasındaki orantılılık ilişkisinin sürdürülmesi için söz konusu özellikler ile makul ölçüde uyumlu bir tutarın belirlenmesi gerektiği kanaatindedir.
61. Hükümet, başvuranın, 31 Mart 2011 tarihli karara karşı yasal süre içinde temyiz başvurusunda bulunmadığını hatırlatmaktadır. Ayrıca başvuran, hiçbir durumda, Bursa Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından belirlenen tutardan daha yüksek bir bedel alamazdı. Hükümet, başvuranın iddia ettiğinin aksine, binanın değerlendirilmesi sırasında bilirkişilerin, bir miktar yıpranma teşkil eden tarihi bir binanın söz konusu olduğunu dikkate aldıklarının ve dolayısıyla, mülkün değerinin %10 oranında düşürülmesi gerektiği kanaatine vardıklarının altını çizmektedir. Hükümet, kamulaştırma sürecinin düzgün bir şekilde yürütüldüğünü ve kanuna uygunluğunun tüm Türk mahkemeleri tarafından onaylandığını eklemektedir. Hükümet, özellikle, kamulaştırma bedelinin, çelişkili birçok bilirkişi raporu ardındın belirlendiğini belirtmektedir. Hükümet, sonuç olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin yerel makamlara bıraktığı takdir yetkisi göz önüne alındığında, yerel mahkemeler tarafından belirlenen bedelin kamulaştırılan mülkün değeri ile makul ölçüde uyumlu olduğunu değerlendirmektedir.
b) Mahkemenin Değerlendirmesi
62. Mahkeme, mülkiyete saygı hakkını ihlal eden bir tedbirin, toplumun genel menfaatinin gerekleri ile bireyin temel haklarının korunmasına ilişkin gereklilikler arasında “adil bir denge” gözetmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (diğer kararlar arasında bk. yukarıda anılan Sporrong ve Lönnroth/İsveç, § 69). Böyle bir dengeyi sağlama kaygısı, tamamıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde ve dolayısıyla, bu maddenin ilk fıkrasında yer alan ilke ışığında okunması gereken ikinci cümlede yansıtılmaktadır. Özellikle, kullanılan araçlar ile bir kişiyi mülkiyetten yoksun bırakan tedbirler de dâhil olmak üzere Devlet tarafından alınan herhangi bir tedbirin amacı arasında makul bir orantılılık ilişkisi olmalıdır (Pressos Compania Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, 20 Kasım 1995, § 38, A serisi no. 332, Eski Yunan Kralı ve diğerleri/Yunanistan [BD], no. 25701/94, §§ 89‑90, AİHM 2000‑XII, yukarıda anılan Sporrong ve Lönnroth, § 73 ve yukarıda anılan Beyeler, § 107).
63. Mahkeme, aynı zamanda, bir kişinin mülkleri kamulaştırmaya tabi olduğunda, kamulaştırılan mülkün değeriyle uyumlu bir bedel verilmesi, bedelden yararlanma hakkına sahip olanların belirlenmesi, dava masrafları da dâhil olmak üzere kamulaştırma ile ilgili diğer tüm konuları içeren, kamulaştırmanın sonuçlarının kapsamlı bir değerlendirmesini sağlayan bir yargılama olması gerektiğini hatırlatmaktadır (Azas/Yunanistan, no. 50824/99, § 48, 19 Eylül 2002).
64. İhtilaf konusu tedbirin istenilen “adil dengeye” riayet edip etmediğinin ve özellikle başvurana orantısız bir yük getirip getirmediğinin belirlenmesi amacıyla, ulusal mevzuat tarafından öngörülen tazminat hesaplama yöntemlerinin dikkate alınması gerekmektedir. Mahkeme, bu bağlamda, mülkün değeri ile makul ölçüde uyumlu bir tutar ödenmedikçe, mülkiyetten yoksun bırakmanın normal olarak aşırı bir müdahale teşkil edeceğini daha önce belirtmiştir. Bununla birlikte, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi, tam tazminat hakkını her durumda güvence altına almaz. “Kamu yararı” meşru amaçları, kamulaştırılan mülklerin tam değerinden daha azının geri ödenmesi lehine etkili olabilir (Broniowski/Polonya [BD], no. 31443/96, § 182, AİHM 2004V ve Scordino/İtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, § 95, AİHM 2006-V). Mahkemeye göre, tarihi ve kültürel mirasın korunması bu amaçlardan biridir (yukarıda anılan Kozacıoğlu, § 64).
65. Somut olayda, ihtilaf konusu müdahalenin yasallık gereğini karşıladığının ve keyfi olmadığının tespit edildiği göz önüne alındığında, tazminatın tamamıyla ödenmemesi, özellikle de tedbir, ülkenin kültürel mirasını koruma amaçlı bir programın parçası olarak kabul edildiğinden, ihtilaf konusu mülke Devlet tarafından el konulmasını hukuka aykırı hale getirmez (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), yukarıda anılan Scordino, § 99). Dolayısıyla, somut olayda, başvuranın tazminatına ilişkin kriterlerin ve yöntemlerin belirlenmesinde, ulusal makamların gerekli adil dengeyi ihlal edip etmediğinin ve ilgili kişinin orantısız ve aşırı bir yüke katlanmak zorunda olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
66. Mahkeme, bir bilirkişi heyetinin, başvuran ve diğer ortak maliklere verilecek kamulaştırma bedelini 207.667 TRL olarak belirlediğini kaydetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, 31 Mart 2011 tarihli kararı ile bilirkişi komisyonunun değerlendirmesini ve söz konusu tutarın ilgililere verilmesini onaylamıştır. Bir avukat tarafından temsil edilen başvuran, on beş günlük yasal süre içinde temyiz başvurusunda bulunmamıştır. Yargıtay, sonuç olarak, yalnızca, “usulî kazanılmış haklar” sahibi olan idarenin temyiz başvurusunu incelemiştir. Sonuç olarak Yargıtay, taşınmazın maliklerine kamulaştırma bedeli olarak verilebilecek azami miktarın 207.667 TRL tutarını aşamayacağına hükmetmiştir (yukarıdaki 17 ila 21. paragraflar).
67. Mahkeme, ayrıca, kamulaştırma bedelinin belirlenmesinde, kamulaştırılan mülkün nadir olması ve mimari ve tarihi özellikleri dikkate alınmamış olsa da gereğince temyiz başvurusunda bulunmayan başvuranın, dolayısıyla, aldığından daha yüksek bir miktar tazminat alma olasılığını kaybettiğini kaydetmektedir (aksi yönde bir karar (a contrario) için bk. yukarıda anılan Kozacıoğlu, § 68).
68. Türk kanun koyucunun, kamulaştırma bedelinin değerlendirilmesini, mülkün nadir olması ve mimari ve tarihi özelliklerinden kaynaklanan değeri hariç tutarak kasıtlı olarak sınırlaması, Devlete açık bir avantaj sağladığı ölçüde kesinlikle adaletsiz bir değerlendirme mekanizmasıdır. Nitekim bu mekanizma, bir mülkün kamulaştırma anında sınıflandırılması sonucu ortaya çıkan değer kaybının dikkate alınmasını mümkün kılarken, olası değer artışı, kamulaştırma bedelinin belirlenmesinde herhangi bir rol oynayamaz (yukarıdaki 43. paragraf). Öte yandan, mevcut davanın koşullarında, başvuran, bir avukat tarafından temsil edilmesine rağmen, kamulaştırma tazminatının tutarını 207.667 TRL olarak belirleyen karara karşı gereğince temyiz başvurusunda bulunmadığı için, uğradığı gerçek zararı yerel mahkemeler önünde kanıtlayamamıştır. Başvuran, dolayısıyla, kendi ihmalkârlığı ve özensizliği ile övünemez.
69. Mahkeme, 31 Mart 2011 tarihli kararın idare lehine bozulmasının ardından, kamulaştırma bedelinin değerinin belirlenmesi için yeni bilirkişi görüşleri talep eden ilk derece mahkemesinde yargılamanın devam ettiğini gözlemlemektedir. Başvurana ve binanın diğer ortak maliklerine, ulusal mahkemeler önünde yürütülen yargılamanın sonunda, müştereken 200.767 TRL tutarında kamulaştırma bedeli ödenmesine karar verilmiştir (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 66.930 avro (EUR)). Söz konusu tutara, 16 Aralık 2007 ve 31 Mart 2011 tarihleri arasındaki dönem için yasal gecikme faizi uygulanmıştır. Mahkeme, bu tutarın, başta karar verilen 207.667 TRL (yaklaşık 69.230 EUR) tutarından çok uzak olmadığını kaydetmektedir.
70. Mahkeme, bu bağlamda, bir yandan söz konusu tazminatın, başvuranın menfaatlerini gereğince savunabildiği bağlamda, kamulaştırmanın sonuçlarının genel bir değerlendirmesini sağlayan bir yargılama sonunda belirlendiğini ve öte yandan, hâkimlerin kararlarında nesnel kriterlere dayandıklarını kaydetmektedir (bk. yukarıdaki 36. paragraf). Mahkeme, son olarak, Yargıtay’ın referans alınan miktarı, gecikme faizi ile güncellemeye özen gösterdiğini belirtmektedir (bk. yukarıdaki 30. paragraf).
71. Mahkeme, bu noktada, normal koşullarda, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesini, kendilerine sunulan delilleri değerlendirme konusunda daha iyi bir konumda olan yerel mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine koymakla görevli değildir (bk. diğerleri arasında Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993, § 29, A serisi no. 269, Elsholz/Almanya [BD], no. 25735/94, § 66, AİHM 2000‑VIII, Vasiliauskas/Litvanya [BD], no. 35343/05, § 164, AİHM 2015 ve F.G/İsveç [BD], no. 43611/11, § 118, 23 Mart 2016).
72. Mahkeme, mevcut davada, ulusal mahkemelerin değerlendirmesinde keyfi veya açıkça makul olmayan hiçbir husus tespit etmemektedir.
73. Mahkeme, sonuç olarak, yukarıda belirtilenler ışığında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi gibi, başvuranın, davasına yönelik adil bir yargı denetiminden yararlanmadığını düşünmek için hiçbir neden bulunmadığı ve davanın koşullarında, yerel mahkemelerin, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında, toplumun genel menfaatinin gerekleri ile bireyin temel haklarının korunmasına ilişkin gereklilikler arasında adil bir dengenin korunmasını sağlayamadıklarının ileri sürülemeyeceği kanaatindedir.
74. Sonuç olarak, başvuranın Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasına dayandırılan şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksundur ve bu şikâyetlerin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 8 Nisan 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1] Meşhur Şeyh Hamid-i Veli.
[2] Kanun, dönemlerinin sosyal, ekonomik ve mimari özelliklerini taşıyan şehir ve şehir kalıntılarını sit alanı olarak tanımlamaktadır. Bu tanıma göre Türkiye’de, arkeolojik sit alanı, kentsel sit alanı ve doğal sit alanı olacak şekilde üç tür sit alanı vardır.
[3] Kanun, akropol ve nekropoller; kale, hisar, burç, sur, tarihi kışla, kervansaraylar, han, hamam ve medreseler; kümbet, türbe ve kitabeler, köprüler, su kemerleri, sarnıç ve kuyular; tarihi saraylar, köşkler, evler, yalılar ve konaklar; camiler, çeşme ve sebiller; mezarlıklar, bedestenler, kapalı çarşılar, sinagoglar, bazilikalar, kiliseler, manastırlar; eski anıt ve duvar kalıntıları; freskler, kabartmalar, mozaikler gibi örnekler vermektedir.