AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 16879/12
Ramazan DORA / TÜRKİYE
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 11 Ekim 2016 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 10 Şubat 2012 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1.Başvuran Ramazan Dora, 1954 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Adana’da ikamet etmektedir. Başvuran Adana Barosu’na bağlı Avukat Y. Dora Şeker tarafından temsil edilmiştir. Başvuran, 1990 yılında doğan ve 17 Ağustos 2009 tarihinde ölen Davut Dora’nın babasıdır.
2.Dava konusu olay ve olgular başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3.17 Ağustos 2009 tarihinde saat 15.00 dolaylarında Davut Dora’nın cesedi Küçük Dikili (Adana) kanalında bulunmuştur.
4.Aynı gün saat 17.11’de, ceset üzerinde ilk inceleme gerçekleştirilmiştir. Bu inceleme sonucu düzenlenen rapora göre, vücutta çizik ve lezyonlar mevcuttur. Ölüm nedeni belirlenemediğinden ceset klasik otopsi yapılmak üzere Adana’daki morga gönderilmiştir.
5.Yine aynı tarihte, Adana Cumhuriyet savcısı resen soruşturma başlatmış ve özellikle tanıkların ifadelerinin toplanmasını ve jandarma kriminal ekibi tarafından olay yerinin incelenmesini talep etmiştir. Bu talep üzerine, jandarma kriminal uzmanlarından oluşan bir ekip olay yerine gitmiştir. Jandarma kriminal ekibi olay yeri inceleme tutanağı düzenlemiş bunun yanı sıra olay yerinin krokisini çizmiş ve fotoğraflarını çekmiştir.
6.Aynı gün F.A., Y.K., A.Dora (müteveffanın erkek kardeşlerinden birisi), Ramazan Dora (başvuran) ve S.D.nin (müteveffanın erkek kardeşlerinden bir diğeri) ifadeleri alınmıştır. Birinci ve ikinci tanık, kanalda boğulmuş bir kişinin cesedini gördüklerini ve jandarmaya haber verdiklerini beyan etmişlerdir. Müteveffanın kardeşleri, yakınlarının ruh sağlığının bozuk olduğunu ve 16 Ağustos 2009 tarihinden itibaren kayıp olduğunu açıklamışlardır. Başvuran ise oğlunun cesedi üzerinde kötü muamele izlerinin olduğunu gördüğünü ve söz konusu yaraların nedeninin araştırılmasını istemiştir. Öte yandan, oğlunun hayatını kaybetmesinde sorumluluğu bulunan kişi veya kişiler hakkında şikâyette bulunmak istediğini belirtmiştir.
7.18 Ağustos 2009 tarihinde ceset üzerinde klasik otopsi yapılmıştır. Buna ek olarak kapsamlı bir inceleme gerçekleştirmek amacıyla ceset üzerinden örnekler alınmıştır. Otopsi sonuçları ve alınan örnekler Adana’daki Adli Tıp Kurumu’na gönderilmiştir. Adli tıp uzmanları tarafından imzalanan rapor, 10 Mayıs 2010 tarihinde dosyaya aktarılmıştır. Ceset üzerinde aşağıdaki yararlın olduğu anlaşılmaktadır: Sol dirseğinde 3 x 2 cm morluk ve çizikler, sağ kolda 4 cm çizik, sağ elinde iki adet 0,5 cm çizik, sağ baldırında 0,5 cm lezyon ve testisinde muhtemelen bir hayvan ısırığına bağlı yüzeysel bir lezyon. Raporda ölümün, boğulma nedeniyle mekanik asfiksiye bağlı olduğu ortaya çıkmaktadır.
8.Yine 18 Ağustos 2009 tarihinde, jandarmalarca başvuranın ifadesi alınmıştır. Başvuran 16 Ağustos’ta bir gösteri gerçekleştirildiğini ve gösteriye katılanların oğlunu orada gördüklerini söylediklerini ama kendisinin, onu görmediğini beyan etmiştir. Başvuran gösteri düzenlendiği sırada yakındaki bir kahvehanede olduğunu ve polislerin kahvehanenin önünden geçtiklerini ve 25-30 dakika sonra ise diğer yönden geri geldiklerini gördüğünü belirtmiştir. Başvuran, polislerin oğlunu götürdüğünü görmediğini söylemiştir. Başvuran, oğlunun özellikle yüzme bilmediğini ve sudan korktuğunu ve bu nedenle öldürülmüş olduğundan emin olduğunu da beyan etmiştir. Son olarak başvuran, cesedin bulunduğundaki hâli dikkate alındığında oğluna muhtemelen işkence edilmiş olduğunu belirtmiştir.
9.S.D. 19 Ağustos 2009 tarihinde jandarmalarca dinlenmiştir. S.D., kardeşinin neredeyse mahallede gerçekleştirilen her etkinliğe katıldığını beyan etmiştir. S.D., kardeşinin 16 Ağustos 2009 tarihinde saat 19.00 ya da 20.00 dolaylarında Denizli Mahallesinde düzenlenen gösteriye katıldığını belirtmiştir. S.D., kolluk kuvvetlerinin de gösteri düzenlenen alana geldiklerini ve müdahalede bulunmadan gittiklerini eklemiştir. Öte yandan S.D., babasının bir televizyon kanalına yaptığı açıklamaların güvenirliği konusunda sorulan sorulara cevap vermiştir. Nitekim dosyadan, başvuranın televizyon kanallarına, kolluk kuvvetlerine karşı suçlamalarda bulunduğu birçok röportaj verdiği ortaya çıkmaktadır.
10.Başvuran 24 Ağustos 2009 tarihinde şikâyette bulunmuştur. Başvuran, oğlunun 16 Ağustos tarihinde düzenlenen gösteriye katıldığının ve kolluk kuvvetlerinin gösteriye müdahalede bulunduğunun söylenildiğini duyduğunu belirtmiştir. Başvuran, oğlunun gösteriden sonra kaybolduğunu ve bir su kanalında bulunduğunu belirtmiştir. Başvuran, gösterinin düzenlendiği bölgedeki güvenlik kameraları görüntülerinin incelenmesini talep etmiştir.
11.Adana Emniyet Müdürü T.A. 10 Eylül 2009 tarihinde, Dikili İlçe Jandarma Komutanlığına gönderdiği mektupta, 16 Ağustos 2009 tarihinde saat 20.00 dolaylarında 25-30 kişilik bir grup tarafından yasadışı olarak PKK (“yasadışı silahlı örgüt olan Kürdistan İşçi Partisi”) lehine gösteri düzenlendiğini bildirmiştir. Emniyet Müdürü, göstericilerin polis müdahalesi olmadan dağıldıklarını ve gösterinin kamera kaydı altına alınmadığını belirtmiştir. Emniyet Müdürü ayrıca, polisin hiç kimseyi gözaltına almadığını açıklamıştır.
12.Adana Cumhuriyet savcısı 9 Ekim 2009 tarihli mektubunda, Adana Valiliğinden gösterinin düzenlendiği alanda güvenlik kamera kayıtlarının olup olmadığını belirtmesini ve gerektiği takdirde kayıtların bir kopyasını kendisine göndermesini talep etmiştir.
13.Söz konusu talebe dört polis memurunun imzalayıp 26 Ekim 2009 tarihinde verdiği cevaptan, gösterinin düzenlendiği Denizli Mahallesi, Mithatpaşa Caddesi’nde güvenlik kameralarının olmadığı ve söz konusu adresteki güvenlik kameralarının 4 Ekim 2009 tarihinden itibaren çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır.
14.Başvuranın avukatı 10 Şubat 2010 tarihinde üç kişinin A.D., Y.B. ve H.B.nin yer aldığı tanık listesini ibraz etmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre A.D. ve H.B. aynı gün Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmiştir. Dosyadan, Y.B.nin de savcılık tarafından dinlenip dinlenmediği anlaşılmamaktadır.
Bölge esnaflarından birisi olan H.B. verdiği ifadede, 16 Ağustos tarihinde Davut Dora’yı göstericiler arasında gördüğünü ve göstericilerin ellerinde molotof kokteyli olduğunu beyan etmiştir. H.B., polisin göz yaşartıcı bombalar kullanarak müdahalede bulunduğunu belirtmiştir. İlgili kişi, polis kameralarının olup olmadığını fark etmediğini ve polis müdahalesinin ardından olay yerinden ayrıldığını beyan etmiştir.
Mahallenin kasabı, Davut Dora’nın arkadaşı olan A.D. ise, Davut Dora’yı göstericiler arasında görmediğini, daha sonra göstericilerin bağrışlarını duyduğunu ve işyerini kapatıp evine gittiğini belirtmiştir. A.D., eve gittikten sonra camları açtığı anda göz yaşartıcı bombanın kokusunu hissettiğini belirtmiştir.
15.Adana Emniyet Müdürlüğünde Emniyet Müdürü olarak görevli Y.Z.T., 24 Haziran 2010 tarihinde gönderdiği bir mektupta Adana Savcılığına, 16 Ağustos 2009 tarihinde Denizli Mahallesinde yasadışı bir gösteri düzenlediğini, 25-30 kadar PKK sempatizanın bir araya geldiğini ve polis müdahalesi olmaksızın dağıldıklarını bildirmiştir. Emniyet Müdürü ayrıca, 16 Ağustos 2009 tarihindeki gösteriye müdahale etmesi için gönderilen polis ekiplerini idare etmesi için görevlendirilen iki komiser yardımcısının, V.S. ve A.C.nin isimlerini vermiştir.
16.V.S. ve A.C. 13 Aralık 2010 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmiştir. Komiser yardımcıları 24 Haziran 2010 tarihli mektubun içeriğini onaylamışlardır. V.S. özellikle, gösteri yapılan alanın, Davut Dora’nın cesedinin bulunduğu kanala iki kilometre uzaklıkta olduğunu belirtmiştir.
17.Cumhuriyet savcısı 20 Mayıs 2011 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı, tanık ifadeleri ve sağlık raporlarına özet olarak değindikten sonra, Davut Dora’nın suda boğulma dışı bir nedenden öldüğünü düşündürecek herhangi bir kanıtın olmadığına kanaat getirmiştir.
18.Başvuranın avukatı 16 Haziran 2011 tarihinde, 20 Mayıs 2011 tarihli takipsizlik kararına itirazda bulunmuştur. Avukat, tanık ifadelerinden, kolluk kuvvetlerinin 16 Ağustos 2009 tarihindeki gösteriye müdahalede bulunduğu ve Davut Dora’nın kolluk kuvvetlerinin müdahalesinin ardından kaybolduğunun anlaşılmakta olduğunu belirterek soruşturmanın genişletilmesini talep etmiştir. Öte yandan avukat, müteveffanın vücudunda görülen yaraların, Davut Dora’nın gösteri esnasında maruz kaldığı kötü muamelelerden kaynakladığını ileri sürmektedir. Avukata göre, söz konusu unsurlar ve de bazı kişilerin Davut Dora’nın polis tarafından götürüldüğüne dair iddiaları, Davut Dora’nın gösteriden sonra kanala atıldığına dair şüpheyi kuvvetlendirmektedir.
19.Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi 27 Temmuz 2011tarihinde, 16 Haziran 2011 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onamıştır. Bu karar, başvurana 25 Ağustos 2011 tarihinde bildirilmiştir.
ŞİKÂYETLER
20.Başvuran, Sözleşme’nin 2, 3 ve 6. maddelerini ileri sürerek oğlunun ölümünden yetkililerin sorumlu olduğunu iddia etmektedir. Başvuran, oğlunun 16 Ağustos 2009 tarihindeki gösteriye katıldığını ve bu gösteride muhtemelen oğluna kötü muamelede bulunulduğunu belirtmektedir. Başvuran daha sonra, Davut Dora’nın muhtemelen bilincini kaybettiği ve kanala atıldığı kanaatindedir. Başvuran, her ne olursa olsun Devlet’in vatandaşlarının yaşamını koruma yükümlülüğünün olduğu kanaatindedir. Başvuran somut olayda, ona göre söz konusu gösteri esnasında müdahalede bulunan polis memurları hakkında hiçbir ceza davası açılmaması ve bu nedenle savcılık tarafından ifadeleri alınan polis memurlarına çapraz sorgulama yapılmamasından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
21.Başvuran, Sözleşme’nin 2, 3 ve 6. maddelerini ileri sürmektedir. Bu maddelerin ilki şu şekildedir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.”
Mahkeme, başvuranın iddialarını sadece Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bk, mutatis mutandis, Bouyid/Belçika [BD], No. 23380/09, § 55, AİHM 2015).
22.Mahkeme, ruh sağlığı bozuk olan Davut Dora’nın cesedinin 17 Ağustos 2009 tarihinde Adana’daki bir kanalda bulunduğunu gözlemlemektedir. Genç adamın boğulma sonucu hayatını kaybetmiş olduğuna itiraz edilmemektedir.
23.Mahkeme somut olayda, ihtilaflı konuyu, tamamen başvuran tarafından, oğlunun 16 Ağustos 2009 tarihli gösteriye katıldığı, gösteride oğluna kötü muamelelerde bulunulduğu, bu nedenle bilincini kaybettiği ve kanala atıldığına dair ileri sürdüğü iddialar çerçevesinde incelemesi gerektiğinin altını çizmektedir.
24.Mahkeme böylesi bir delilin, yeterince ciddi, kesin ve bir biriyle uyumlu bir takım ipuçlarından veya aksi ispat edilemeyen karinelerden yola çıkılarak elde edilebileceğini ve bunlara ek olarak deliller araştırıldığı sıradaki tarafların tutumlarının dikkate alınabileceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme diğer yandan, belli bir sonuca varmak için gereken inandırıcılık derecesi ve bu bağlamda, ispat yükünün dağılımı, esasen olay ve olguların kendine özgü koşullarına, ileri sürülen iddianın niteliğine ve Sözleşme’deki ilgili hakka bağlı olduğunu da hatırlatmaktadır. Mahkeme aynı zamanda, Sözleşmeci bir Devletin temel hakları ihlal ettiği konusundaki tespitin taşıdığı ciddiyete de dikkat etmektedir (Giuliani ve Gaggio/İtalya [BD], No. 23458/02, § 181, AİHM 2011 (özetler)).
25. Somut olayda Mahkeme, dosyadaki unsurlardan, 16 Ağustos 2009 tarihi akşamında Adana’daki bir mahallede yasadışı bir gösteri düzenlendiğini tespit etmektedir. Başvuranın oğlunun bu gösteride olup olmadığıyla ilgili olarak başvuran tarafından dosyaya sunulan unsurlar oğlunun gösteriye katıldığını kesin bir şekilde belirleyemeye yaramamaktadır. Nitekim başvuranın adını verdiği iki tanığın beyanları inandırıcılıktan uzaktır (yukarıdaki 14. paragraf): Tanık H.B., Davut Dora’yı göstericiler arasında gördüğünü ancak tanık A.D. aksi iddiada bulunmuştur. Bu hususta müteveffanın kardeşi olan S.D.’nin “kardeşinin mahallelerindeki bütün etkinliklere katıldığını” belirtmesi dışında jandarmalar tarafından alınan ifadesinin tamamen duyumdan ibaret olduğunun altını çizmek gerekmektedir.
26. Her halükarda Mahkeme, Davut Dora’nın kolluk kuvvetleri tarafından yakalandığı veya götürüldüğünü düşündürecek herhangi bir delil başlangıcı olmadığından Davut Dora’nın söz konusu gösteriye katıldığı iddiasını çok fazla ciddiye alamaz. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın 18 Ağustos 2009 tarihli ifadesinde, yakındaki bir kahvehanede bulunduğunu, polislerin kahvehanenin önünden geçtiklerini ve 25-30 dakika sonra diğer taraftan tekrar geçtiklerini gördüğünü ve polislerin oğlunu götürürken görmediğini beyan ettiğini saptamaktadır.
27. Öte yandan Mahkeme, Davut Dora’nın cesedi üzerinde tespit edilen yaraların öncelikle, ölümün meydana geldiği koşullar (boğulma) ve bu yaraların nispeten çok küçük olmaları dikkate alındığında kolların veya ellerin üzerindeki çiziklerin birçok nedenin olabileceğini kaydetmektedir. Mahkeme, müteveffanın sağ baldırı ve testisindeki lezyonlarla ilgili olarak, 10 Mayıs 2010 tarihli rapora göre bu lezyonların nedeninin muhtemelen bir hayvan ısırmasına bağlı olduğunu kaydetmektedir. Bu bağlamda, söz konusu raporda başvuran tarafından ileri sürülen kötü muamele iddiasını teyit edebilecek herhangi bir emare bulunmadığının belirtilmesi önemlidir.
28.Dolayısıyla, elinde bulundurduğu unsurlar doğrultusunda Mahkeme, başvuranın oğlu Davut Dora’nın Devletin sorumluluğu altında bulunan koşullar altında hayatını kaybettiğine dair tespit, güvenilir emarelerden çok hipotez ve spekülâsyondan ibaret olacaktır.
29.Öte yandan Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesi tarafından güvence altına alan yaşam hakkının korunması pozitif yükümlülüğüne dair hiçbir ihlal belirtisi tespit edememektedir.
30. Mahkeme soruşturmanın derinliğiyle ilgili olarak ise, başvuranın soruşturmanın genel işleyişin dışında olduğundan şikâyet etmediğini ancak ceza soruşturmalarının eksik açılmasından şikâyet ettiğini tespit etmektedir. İlgili maddi ve adli unsuları toplayan Cumhuriyet savcısı tarafından (bağımsızlığına dair itirazda bulunulmayan) yürütülen soruşturmada herhangi bir yersiz gecikme görülmediğini belirmek gerekir. Cumhuriyet savcısı önemli tanıkları dinlemiştir. Davut Dora’nın cesedi üzerinde görülen yaraların nedeninin belirlenmesine yönelik bir inceleme ve de klasik bir otopsi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca soruşturma evresinde başvuran, dosyaya aktarılan delil unsurları hakkında görüş sunma imkânı bulmuştur.
31.Soruşturma makamları, hiç kuşkusuz çabalarına rağmen söz konusu gösterinin görüntü kayıtlarını elde edememişlerdir. Bununla birlikte dosyadaki unsurlara göre gösterinin gerçekleştiği mahallede güvenlik kameraları bulunmamaktaydı. Ancak Mahkeme’ye göre, yukarıda da belirtildiği gibi (26. paragraf), Davut Dora’nın kolluk kuvvetleri tarafından yakalandığı veya götürüldüğünü düşündürecek hiçbir delil başlangıcı olmadığından böyle bir kayıtın olmaması somut olay koşullarında belirleyici değildir.
32.Öte yandan, başvuranın sunduğu soruşturma dosyasından, başvuranın açıkladığı üçüncü tanık olan Y.B.nin de savcılık tarafından ifadesi alınıp alınmadığı anlaşılmamaktadır (yukarıdaki 14. paragraf). Ayrıca 16 Ağustos 2009 tarihindeki gösteriye müdahalede bulunmak için görevlendirilen iki komiser yardımcısının başvuran tarafından çapraz sorgularının yapılamadığı gözükmektedir. Bununla birlikte, başvuranın Mahkeme önünde ceza soruşturması açılmaması nedeniyle savcılık tarafından ifadesi alınan polisleri çapraz sorgulama imkânının olmadığını belirtmesine rağmen başvuranın 20 Mayıs 2011 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itirazda, söz konusu ihmalleri öne sürmeden ve iki komiser yardımcısının beyanlarına itiraz etmeden soruşturmanın genişletilmesini talep etmekle yetinmiştir (yukarıdaki 18. paragraf).
33. Mahkeme kovuşturma yapılmamasıyla ilgili olarak, ceza soruşturmasının herhangi bir polis memurunun bireysel sorumluluğunun sorgulanmasını gerektiren kanıtların elde edilmesine imkân vermediğini gözlemlemektedir (kıyaslayınız Armani Da Silva/Birleşik Krallık [BD], No. 5878/08, § 284, AİHM 2016). Bu bağlamda başvuranın, dosyadaki tüm unsurlar ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar hakkında bilgi edinmiş olması ve söz konusu kararın yargısal incelemesini yaptırabilmiş olması çok önemlidir (yukarıdaki 19. paragraf).
34.Mahkeme yukarıdaki açıklamalar ışığında, ceza soruşturması sonucunda genç adamın trajik ölümünün gerçekleştiği kesin koşular belirlenemese de, Cumhuriyet savcısının bariz bir şekilde izlemesi gereken yolları izlemediği ya da ilgili bütün delilleri objektif olarak incelemediği sonucuna varamayacağı kanaatindedir. Öte yandan Mahkeme, başvuranın, yetkili makamlar nezdinde, şikâyetlerini destekleyecek daha sağlam bir dayanak sunmaksızın, derinlemesine soruşturma yürütülmesini meşru olarak bekleyemeyeceği kanaatindedir (bk. mutatis mutandis, Muhacır Çiçek ve diğerleri/Türkiye, No. 41465/09, § 81, 2 Şubat 2016). Dolayısıyla soruşturma makamlarının, başvuranın iddiaları konusunda “etkili soruşturma” yürütme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden şikâyet edemeyiz.
35.Dolayısıyla açıkça dayanaktan yoksun oluşturulan bu başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Mahkeme, bu gerekçelerle, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 10 Kasım 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy