AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 2788/11
Halidiye DÖVME / Türkiye
Başkan
Ksenija Turković,
Yargıçlar
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 14 Mart 2017 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 25 Ekim 2010 tarihinde sunulan başvuruyu dikkate alarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Halidiye Dövme, 1966 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Hatay’da ikamet etmektedir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde sırasıyla Hatay ve Antakya Barosuna bağlı Avukat A. Habip ve N. Delatioğlu tarafından temsil edilmiştir.
2. Davanın koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran, 27 Mayıs 2002 tarihinde, Antakya Özel Doğu Akdeniz Hastanesine gitmiştir. Burada, başvuran, E.N. isimli doktorun yardımıyla normal yolla doğum yapmıştır. Söz konusu doktor başvurana doğum sırasında epizyotomi uygulamıştır.
4. Aynı gün, başvuran hastaneden taburcu olmuştur.
Başvuran, söz konusu müdahalenin ardından kanaması olduğunu ve inkontinanstan muzdarip olduğunu ifade etmiştir.
5. 27 Mayıs 2002 tarihli muayeneye ilişkin belgede, Doktor E.N., başvuranın söz konusu gün kasılma ve kanama şikâyetleriyle hastaneye başvurduğunu ve ilgilinin hastalık geçmişine göre önceki doğum eylemlerinin "spontan" ilerlediğini ve "normal" olduğunu belirtmiştir.
6. Aynı gün, Doktor E.N. tarafından müdahaleye ilişkin bir belge hazırlanmıştır. Doktor E.N., söz konusu belgede, vajinal duvar ve perine kasları üzerinde, vulva bölgesinde, cerrahi bir kesiden ibaret olan epizyotominin ilgiliye uyguladığını bildirmiştir. Söz konusu doktor, bu belgede, normal olduğunu değerlendirdiğini doğum sonrası bir kanamanın ilgilide mevcut olduğunu belirtmiştir.
7. Başvurana göre, 2003 yılının Mart ayında belirtilmeyen bir tarihte, başvuran bir kadın doğum uzmanı tarafından muayene edilmiştir. Söz konusu kadın doğum uzmanı,kesme ve akabinde dikiş atılması esnasında yapılan bir hata sonucu meydana gelen vajinal ve anal deformasyonun ilgilide mevcut olduğunu saptamıştır.
8. Sonuç olarak başvuran, 11 Nisan 2003 tarihinde, Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde (Bundan böyle metinde "Asliye Hukuk Mahkemesi" olarak anılacaktır) doğum eylemini gerçekleştiren doktor hakkında tazminat davası açmış ve maddi zarar için 2.500 TRL ve manevi zarar için 12.500 TRL talep etmiştir.
9. Asliye Hukuk Mahkemesi, 30 Aralık 2003 tarihinde, Doktor C.K.yı dinlemiştir. Söz konusu doktor, Adana Askeri Hastanesi bünyesinde ifa ettiği doğum uzmanı görevi çerçevesinde başvuranı muayene ettiğini ve başka bir doktorun gayri resmi görüşünü aldıktan sonra, kendisine Ankara GATA Askeri Hastanesine gitmesi yönünde tavsiyede bulunduğunu hatırladığını belirtmiştir. İlgili doktor, söz konusu gün daha derinlemesine bir muayenede bulunmaması sebebiyle meydana gelen kanamaların nedenini kesin olarak tespit etme durumunda olmadığını ifade etmiştir.
10. Başvuran, 5 Temmuz 2004 tarihinde, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu bünyesindeki doktorlar tarafından muayene edilmiştir. Başvuran, söz konusu doktorlara, ihtilaf konusu doğum eyleminden önce üç kez doğum yaptığını, bir doğum uzmanının dördüncü doğumunu gerçekleştirdiğini ve kanaatine göre, çok kasılmamasına rağmen doktorun bir kesi yaptığını belirtmiştir. Başvuran, dikiş atma işleminin uzun sürdüğünü, sfinkterinin yırtıldığını, inkontinanstan muzdarip olduğunu, iki yıldır gördüğü tedaviye rağmen iyileşmediğini, anüsünün arkadan öne doğru yer değiştirdiğini, plastik cerrahi müdahalesi gerektiren vajinal deformasyondan muzdarip olduğunu, cinsel duyarlılığını kaybettiğini, adet döngüsünün düzensiz hale geldiğini, sfinkterinin genişlediğini, kıyafetlerini kirlettiğini ve günde iki veya üç defa kıyafetlerini değiştirmek zorunda kaldığını ifade etmiştir. Muayenenin sonucunda, doktorlar, ikincil iyileşme sürecini takip eden yaklaşık 5,5 cm çapında bir epizyotomi izinin mevcut olduğunu kaydetmişlerdir.
11. Başvuran, 7 Temmuz 2004 tarihinde, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi bünyesindeki Kadın Doğum servisinde jinekolojik muayeneye tabi tutulmuştur. Aynı gün tanzim edilen rapora göre, doktorlar tarafından saptanan tek patoloji epizyotomi izi ve sfinkter bölgesinde kas yırtılması olmaktaydı. Söz konusu raporda, söz konusu epizyotomi işleminin sonucu meydana gelen daimi sekellerin mevcut olmadığı sonucuna varılmıştır.
12. Başvuran, 14 Aralık 2006 tarihinde, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Genel Cerrahi Servisinde ultrasonografik muayeneye ve elektromiyografi muayenesine tabi tutulmuştur.
13. Söz konusu Hastanenin Sağlık Kurulu tarafından, 14 Aralık 2007 tarihinde düzenlenen bir raporda, aşağıda yer alan sonuçlara varılmıştır. Somut olayda söz konusu sonuçların ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
"Fiziksel Değerlendirme ve muayene sonuçları: jinekoljik pozisyonda (...), hasta üzerinde anorektal bölgedeki yapılan muayene sırasında, iç sfinkterde bir deformasyonun mevcut olabileceği bir olasılıktır. [Genel] inceleme ve anal ultrasonografi dikkate alındığında, gazın [istemsiz olarak kaçmasından ibaret olan küçük olan anal] inkontinansın mevcut olduğu saptanmıştır. "
14. Asliye Hukuk Mahkemesi, 6 Kasım 2007 tarihinde, Adli Tıp Kurumundan bir bilirkişi raporu düzenlemesini talep etmiştir.
15. Heyete katılmaya davet edilen iki doğum uzmanı yardımıyla Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu, 3 Mart 2008 tarihli bir raporda, aşağıda bulunan sonuçlara varmıştır. Somut olayda, söz konusu sonuçların ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
"(...) Oybirliğiyle, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde hastanın muayenesi sırasında, epizyotomi izi dışında herhangi bir patolojinin tespit edilmemesi nedeniyle, Doktor E.N.nin müdahalesinin gerekli tıbbi prosedürlere uygun olarak değerlendirilmesine; [öte yandan], Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde gerçekleşen ultrason çekiminden yola çıkılarak saptanan ve gazın [istemsiz kaçmasından ibaret olan küçük bir anal] inkontinansın mevcut olmasına rağmen, [ihtilaf konusu] doğum eyleminden kaynaklandığını kanıtlayan herhangi bir tıbbi delil bulunmadığından, ilgiliye atfedilebilecek herhangi bir kusurun gözlenmediğine karar verilmiştir."
16. Asliye Hukuk Mahkemesi, söz konusu rapora dayanarak, başvuranın tüm taleplerini 24 Kasım 2008 tarihinde reddetmiştir.
17. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 17 Haziran 2009 tarihinde, söz konusu kararı onamıştır.
18. Başvuran, 10 Eylül 2009 tarihinde, söz konusu Mahkeme önünde karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Öte yandan başvuran, bu başvuruda, söz konusu kararın tebliğ edilmesine ilişkin işlemin kanuna uygunluğuna itiraz etmiştir.
Yargı kararlarının Tebligatı Hakkında Kanun’a göre (7201 sayılı ve 11 Şubat 1959 tarihli, 10139 sayılı Resmi Gazete), postacının tebligat muhatabı kişinin bulunduğu yere vardığında, söz konusu kişinin adresinde bulunmadığını tespit etmesi halinde, söz konusu kişinin komşusuna tebligatı haber vermeli ve söz konusu karara ilişkin yazıyı [tebliğ olunacak evrakı] muhtara teslim etmeli ve ilgili şahsın kapısının üzerine tesellüm edenin adresinin belirtildiği ihbarnameyi yapıştırmalıdır; böylelikle, söz konusu ihbarnamede belirtilen tarihte tebliğ yapılmış sayılır.
Başvuran, 20 Temmuz 2009 tarihinde, kendisinin adresinde bulunmaması nedeniyle, postacının M.B. isimli bir komşuya haber verdiğini belirterek, Yargıtay’ın 17 Haziran 2009 tarihli kararını içeren tebligatı muhtara bıraktığını iddia etmiştir. Başvuran, söz konusu kişinin komşusu olmadığını ve bu kişiyi tanımadığını belirtmektedir. Başvuran, karardan 4 Aralık 2009 tarihinde bilgi edindiğini ileri sürmekte ve Yargıtay’ın bu tarihi tebliğ tarihi olarak dikkate almasını talep etmektedir.
19. Yargıtay, 8 Mart 2010 tarihinde, tebliğ tarihi olarak 20 Temmuz 2009’u yani söz konusu mektup muhtara bırakıldığında postacı tarafından belirtilmiş olan tarihi dikkate alarak, başvuru süresine riayet edilmediği gerekçesiyle başvuranın karar düzeltme talebini incelemeyi reddetmiştir.
ŞİKÂYET
20. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, Antakya Özel Doğu Akdeniz Hastanesinde gerçekleşen doğumu esnasında doktorun kusurlu olduğundan yakınmaktadır.
21. Öte yandan başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, makul süre gerekliliğinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
22. Başvuran, yine 6. madde bağlamında ve bilirkişilerin tarafsız olmadığını ileri sürerek, kanaatine göre, sağlık durumunun sözde kötüye gitme sebeplerini aydınlatacak nitelikte olmayan bilirkişi raporlarının niteliğinden de yakınmaktadır.
23. Son olarak, başvuran, Yargıtay kararının tebliğ edilmesine ilişkin işlemin kanuna uygun olmadığını ve bu nedenle, etkili başvuru hakkından yoksun bırakıldığını ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 8 ve 13. Maddelerinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
24. Başvuran, dava koşullarının Sözleşme’nin 8. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Öte yandan başvuran, 6. madde bağlamında, bilirkişilerin tarafsız olmadığını iddia etmekte ve dosyaya eklenen bilirkişi raporlarının niteliğini şikâyet konusu yapmaktadır. Son olarak, başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesini ihlal edecek şekilde, kendisini etkili başvuru hakkından yoksun bırakan Yargıtay kararının tebliğ edilmesine ilişkin işlemin kanununa uygun olmadığından şikâyet etmektedir.
25. Mahkeme, davaya ilişkin olay ve olguların hukuki değerlendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olduğundan kendisinin başvuranların veya Hükümetlerin olaylara atfettiği nitelendirme ile bağlı olmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 6. ve 8. maddeleri açısından başvuranın bu şeklide dile getirdiği şikâyetleri yalnızca Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında incelemenin uygun olduğu kanısındadır (Tarakhel/İsviçre [BD], no. 29217/12, § 55, AİHM 2014 (özetler)).
26. İlk olarak, Yargıtay kararının tebliğ işleminin kanuna uygun olmadığına ilişkin şikayetin dayanağının bulunduğunun varsayılması halinde bile, Sözleşme’nin 8. maddesine dayanan şikâyetin her hâlükarda aşağıda yer alan gerekçelerden ötürü kabul edilemez olması nedeniyle Mahkeme’nin bu sorunu incelemesi gerekmediğini belirtmektedir.
27. Mahkeme’nin yerleşik içtihadına göre, kişinin fiziksel bütünlüğü tartışmasız şekilde Sözleşme’nin 8. maddesinin 1. fıkrası anlamında, "özel hayat" kavramı kapsamına girmektedir (X ve Y/Hollanda, 26 Mart 1985, §§ 22‑27, A serisi no. 91 ve Costello-Roberts/Birleşik Krallık, 25 Mart 1993, § 34, A serisi no. 247‑C). Sözleşme’nin 8. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
"1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."
28. Mahkeme, Sözleşme’nin diğer hükümlerinde olduğu gibi yukarıda anılan 8. maddede de yer alan negatif yükümlülükleri güvence altına alınan haklara etkin şekilde riayet edilmesine ilişkin pozitif yükümlülüklerin eklenebileceğini hatırlatmaktadır (Bk. diğer birçok karar arasında, Roche/Birleşik Krallık [BD], no. 32555/96, § 157, AİHM 2005‑X).
29. Mahkeme daha önce, tıbbi ihmallere özgü durumlarda, yaşam hakkını koruyan Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan ilkelerin, ölüm durumu haricinde, genellikle yalnızca Sözleşme’nin 8. maddesinin sağladığı güvenceler kapsamına giren fiziksel bütünlüğe yönelik ciddi ihlallerde uygulanabileceği kanısına varmıştır (Bk. diğer birçok karar arasında, Trocellier/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 75725/01, 5 Ekim 2006 ve Benderskiy/ Ukrayna, no. 22750/02, §§ 61‑62, 15 Kasım 2007). Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesine ilişkin ilkeleri somut olaya aktararak, başvuran tarafından dile getirilen şikâyeti inceleyecektir.
30. Tıbbi ihmallerin kendine özgü bağlamında, Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan ve etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük, her türlü durumda, mutlaka cezai yargı yoluna başvurulmasını gerektirmemektedir. Benzer yükümlülük örneğin, söz konusu hukuk sisteminin, ilgililere, suçlanan doktorların sorumluluğunun belirlenmesi ve gerektiği takdirde duruma uygun tüm hukuki yaptırımların uygulanması amacıyla tek başına ya da cezai bir başvuru ile birlikte hukuk/idare mahkemelerine ve/veya disiplin mahkemelerine başvuruda bulunma imkânı tanınması halinde yerine getirilebilmektedir (Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], no. 32967/96, § 51, AİHM 2002‑I).
31. Başvuranın şikâyetleri dikkate alınarak, şikâyet edilen durumun, başvuranın tedavisinin üstlenilmesinden sorumlu sağlık personeline atfedilebilir "tıbbi ihmal" den kaynaklanan bir durum olup olmadığını tespit etmek gerekli görülmüştür. Davanın merkezinde, ilgilinin ifadelerine göre, Doktor E.N.nin uyguladığı cerrahi müdahale esnasında işlenilen bir hata yer almaktadır.
32. Benzer durum, örneğin, bir hastanın tedavisi kapsamında sağlık uzmanlarının yaptığı bir "değerlendirme hatası" veya belirli bir hastanın tedavisi açısından sağlık uzmanları arasında koordinasyonun sağlanamaması halinde de söz konusu olmakta (yukarıda anılan Powell kararı; yukarıda anılan Calvelli ve Ciglio kararı, § 49, Csiki/Romanya, no. 11273/05, § 72, 5 Temmuz 2011 ve Asiye Genç/Türkiye, no. 24109/07, 67. paragrafın son cümlesi (in fine), 27 Ocak 2015) ve bu konuyla ilgili olarak, Mahkeme, daha önce, Türk hukukunda, başvuranlar tarafından kullanılması gereken yolun, ilke olarak, suçlanan sağlık hizmetinin özel ya da kamu sektörüne bağlı olmasına bağlı olarak, hukuki ve/veya idari yol olduğunu belirtmiştir (Karakoca/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 46156/11, 21 Mayıs 2013 ve Bilsen Tamer ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 60108/10, 26 Ağustos 2014).
33. Somut olayda, başvuran yalnızca tek hukuk yolunu kullanmıştır: tazminat davası yolu. Dolayısıyla, başvuran, doğum yaptığı sırada kendisine epizyotomi uygulayan Doktor E.N.nin sorumluluğunun tespit edilebilmesine yönelik bir yargılamaya erişebilmiştir.
34. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın iddialarını reddetmek için, Adli Tıp Kurumunun 3 Mart 2008 tarihli raporuna dayanmıştır (yukarıda 15 paragraf). Söz konusu raporda, dosyaya da eklenen, 7 Temmuz 2004 ve 14 Aralık 2006 tarihli bilirkişi raporlarında yer alan sonuçlara atıfta bulunulmuştur (yukarıda 11. ve 13. paragraflar ). Söz konusu üç raporda, epizyotomiden kaynaklanan ve başvuranın şikâyetlerine uygun düşen mekanik bir patolojinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu husus ile ilgili olarak, Mahkeme, sağlık uzmanlarının klinik kararlarını sorgulamanın görev alanına girmediğini hatırlatmaktadır (Glass/Birleşik Krallık, no. 61827/00, § 87, AİHM 2004‑II).
35. Ayrıca başvuran, yukarıda belirtilen raporları düzenlemekle görevli olan bilirkişiler tarafından yapılan sağlık muayenelerine üç kez tabi tutulmuş ve şikâyetleri hakkında görüş beyan etme imkânı bulmuştur (yukarıda 10-12. paragraflar).
36. Mahkeme, ayrıntılı bir şekilde, ulusal mahkemelerin sonuçlarında olduğu gibi, konu ile ilgili sunulan tıbbi bilirkişi raporların, her türlü tıbbi hatayı veya ihmali bertaraf ettiğini tespit etmektedir. Oysa, Mahkeme, doktorların sonuçlarını sorgulamak ya da sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle, sonuçların doğruluğu hakkında tahminlerden yola çıkarak fikir yürütme görevi olmadığını hatırlatmaktadır (Bk. diğer birçok karar arasında, Tysiąc/Polonya, no. 5410/03, § 119, AİHM 2007‑I ve Yardımcı/Türkiye, no. 25266/05, § 59, 5 Ocak 2010). Mahkeme, bu değerlendirmeler ışığında, ulusal makamların olay ve olgular konusunda yaptıkları tespiti ve vardıkları sonuçları sorgulamak için herhangi bir sebep görmemektedir.
37. Öte yandan, hiçbir unsur, başvuranın somut olayda görüş bildiren bilirkişilerin tarafsız olmadığı ile ilgili iddialarını desteklemeye imkân vermemektedir.
38. Üstelik, Mahkeme, ilgilinin şikâyetlerini dikkate aldığında (yukarıda 10. paragraf ), hiçbir unsurun, başvuranın kendisi tarafından seçilen bir doktor tarafından muayene edilmesini, bir tedavi uygulamasını ve böylelikle, şikâyet ettiği semptomları itiraza mahal bırakmayacak şekilde kanıtlayacak ve sağlık durumunun sözde kötüye gitme sebebini ayrıntılı bir şekilde belirleyecek nitelikte bir teşhis elde etmesini engellemediği kanısındadır.
39. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, söz konusu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
40. Son olarak Mahkeme, etkili bir hukuk yolunun bulunmaması ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 13. maddesinin yalnızca kendi içtihadı anlamında savunabilir şikâyetler teşkil eden Sözleşme’nin ihlal edildiğine yönelik iddiaların bulunması halinde uygulandığını hatırlatmaktadır. Mahkeme, somut olayda durumun bu şekilde olmaması nedeniyle (yukarıda 39. paragraf), başvurunun bu kısmının başarı ile sonuçlanamayacağı ve dolayısıyla, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca, söz konusu kısmın reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
B. Sözleşme’nin 6. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
41. Ulusal mahkemeler önündeki yargılama süresi nedeniyle "makul sürede" yargılanma ilkesinin ihlal edildiği yönündeki başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin şikâyeti ile ilgili olarak, Mahkeme, daha önce, Turgut ve diğerleri/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 4860/09, §§ 58 ve 60, 26 Mart 2013) davasında somut olayda sunulan şikâyete benzer bir şikâyet hakkında karar verdiğini hatırlatmaktadır.
42. Mahkeme, söz konusu kararda, yargılama süresi nedeniyle “makul sürede” yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini ileri süren ve Türkiye’de yargılamanın aşırı uzun süresiyle ilgili şikâyetlerini sunmaya elverişli yargı organı bulunmadığından şikâyet eden başvuranların, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, ilk bakışta (a priori) erişilebilir ve kendilerine şikâyette bulundukları konu ile ilgili tazmin sağlamaya elverişli makul imkânlar sunan 6384 sayılı Kanun ile oluşturulan Tazminat Komisyonuna başvurmaları gerektiği sonucuna varmıştır (yukarıda anılan Turgut ve diğerleri kararı, § 56). Bu kural, 23 Eylül 2012 tarihinden önce Mahkeme’ye yapılan tüm başvurulara uygulanmaktadır.
43. Mahkeme, mevcut davada, bu yaklaşımdan uzaklaşmak için herhangi bir sebep görmemekte ve bu nedenle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, başvuranın şikâyetinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 6 Nisan 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıKsenija Turković
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy