AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 65159/17
Belgin DUMLU / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 20 Nisan 2021 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1 Ağustos 2017 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Belgin Dumlu bir Türk vatandaşı olup 1967 yılında doğmuştur ve İzmir’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İzmir Barosuna bağlı Avukat T. Aslan tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:Davanın arka planı
4. Başvuran, 9 Eylül 2014 tarihinde saat 23.30 sularında otobüs durağında beklerken, sonradan olay yerinden kaçan bir kişinin fiziksel saldırı ve sözlü tacizine maruz kalmıştır. Yoldan geçen vatandaşlar polisi aramış ve polis, başvuran tarafından eşkâli verilen şüpheliyi bulmak için olay mahalinde arama başlatmıştır.
5. Bu sırada, başvuran Bornova Devlet Hastanesi acil servisine sevk edilmiştir. Doktor Ü.K.A. tarafından yapılan radyolojik incelemelere dayanılarak saat 1.45’de 10 Eylül 2014 tarihli bir rapor hazırlanmıştır. Söz konusu raporda başvuranın sol gözünde kızarıklık ve şişlik olduğu, sağ kolun üst kısmında kızarıklık olduğu, göğüs hizasında ve sırtın sağ kısmında kızarıklık olduğu ve sağ elin üç parmağında hareket kaybı olduğu belirtilmiştir. Ayrıca kati adli muayene raporunun Tepecik Hastanesindeki oftalmoloji, ortopedi ve adli tıp uzmanları tarafından hazırlanması gerektiği belirtilmiştir.
6. Başvuran daha sonra polis karakoluna götürülmüştür. Karakolda görevli iki polis memuru başvuranın mağduriyetine ilişkin müşteki sıfatıyla ifadesini almıştır. 3.06 ve 3.50 saatleri arasında hazırlanan bir rapora göre, başvuran olayın ayrıntılarını ve şüphelinin tasvirini vermiştir. Başvuran ayrıca Doktor Ü.K.A.’nın kendisini gerektiği gibi muayene etmediğini düşündüğü için ondan şikâyetçi olmuştur. Başvuran, polis ve Bornova Hastanesi tarafından düzenlenen belgelerin suretlerini aldığını ve yukarıda belirtilen kati adli muayene raporunun bir suretini vermeyi taahhüt ettiğini belirten bir belgeyi imzalamıştır.
7. Sonrasında, başvuranın talebi üzerine, polis, başvuranı evine bırakmıştır.
8. Başvuranın kendisi yine 10 Eylül 2014 tarihinde, başka bir hastane olan Alsancak Hastanesine gitmiştir. Doktor M.A.B., ilgili talebin Tepecik Hastanesine iletilmiş adli bir vakaya ilişkin olması nedeniyle başvuranın talep ettiği kati adli muayene raporunu düzenleyemeyeceğini yazılı olarak belirtmiştir.
9. Daha sonra başvuran Tepecik Hastanesine gitmiştir. Hastanede 11.36’da iki oftalmoloji doktoru tarafından muayene edilmiştir. Doktorlar başvuranın sol gözünde kanama, subkonjonktival kanama ve irisin dislokasyonunun meydana geldiğini belirtmişlerdir. Doktorlar ayrıca bir tedavi planı hazırlamışlardır. Başvuran 11 Eylül 2014 tarihinde aynı hastanede bir ortopedist tarafından muayene edilmiştir. Ertesi gün aynı hastanede bir adli tıp doktoru tarafından düzenlenen raporda, başvuranla ilgili bulgular özetlenmiş ve yaralanmaların basit bir tıbbi müdahale ile tedavi edilemeyeceği belirtilmiştir. Söz konusu rapor, 15 Eylül 2014 tarihli bir yazı ile polis karakoluna gönderilmiştir.
10. Yine 15 Eylül 2014 tarihinde polis, görgü tanıklarını belirlemek ve mağaza güvenlik kamera kayıtlarını bulmak için saldırının gerçekleştiği sokakta inceleme yapmıştır. Bu adımlar başarısız olmuştur.
11. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı 27 Ekim 2014 tarihinde daimi arama kararı vermiş ve polisten üç ayda bir rapor istemiştir. Dava dosyasındaki bilgilere göre soruşturma devam etmektedir ve failin kimliği belirsizliğini korumaktadır.
12. Başvuranın tıbbi tedavisine, Tepecik Hastanesindeki oftalmoloji doktoru tarafından dosyada belirtilmeyen bir süre boyunca devam edilmiştir. Başvuran, 7 Aralık 2014 tarihinde, Ankara Gazi Üniversitesinde muayene edilmiştir. Doktorlar, başvuranın sol gözünün görüş keskinliğinin %5’e düştüğünü belirtmişlerdir.Polis memurları aleyhindeki şikâyetler
13. Başvuran, 27 Kasım 2014 tarihinde, karakoldaki polis memurlarının kendisinin maruz kaldığı saldırı karşısında pasif kaldıklarını ve acil bir müdahale için Tepecik Devlet Hastanesine sevk edilmediğini belirterek, bu polis memurları hakkında şikâyette bulunmuştur. Başvuran ayrıca, polis memurlarının kendisine “sarhoş kadın” ve “uygunsuz davranışları olan bir kadın” diyerek hakaret ettiğini iddia etmiştir. Aynı gün ilgili savcı başvuranın ifadesini almış ve başvuranın maruz kaldığı saldırıya ilişkin soruşturma dosyasının bir örneğini talep etmiştir.
14. Cumhuriyet savcısı, 9 Ocak 2015 tarihinde, başvuranın iddialarını destekleyen hiçbir somut delilinin bulunmadığını ifade ederek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Söz konusu karar, 6 Mart 2015 tarihinde İzmir Sulh Ceza Mahkemesi tarafından onanmıştır.Anayasa Mahkemesi nezdindeki yargılamalar
15. Başvuran 10 Mayıs 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuştur. Başvuran hem saldırıya yönelik soruşturmanın hem de polis memurları aleyhine yürütülen soruşturmanın etkisiz olduğundan şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca cinsiyeti sebebiyle kendisine karşı ayrımcı bir tutum sergilenmesinden de şikâyetçi olmuştur.
16. Anayasa Mahkemesi, 23 Ocak 2017 tarihinde, başvuranın uğradığı saldırıyla ilgili soruşturmanın etkisiz olduğuna dair şikâyetinin, soruşturmanın devam etmesi sebebiyle başvuru yollarının tüketilmemesini gerekçe göstererek kabul dilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi polis memurlarının ihmaliyle ilgili soruşturmanın etkili olmamasına dair şikâyetin ise (üçüncü kişinin cezalandırılmasına yönelik olduğu için) konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kanaat getirmiştir. Anayasa Mahkemesi ayrıca, başvuranın kendisine yönelik suistimalle ilgili iddialarının Açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir. Bu karar, başvurana 1 Şubat 2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
ŞİKÂYETLER
17. Kimliği belirsiz bir kişi tarafından işlenen bir saldırının mağduru olarak başvuran, polis memurlarının kendisini Doktor Ü.K.A.’nın belirttiği ikinci hastaneye hemen sevk etmemekle ihmalkâr davrandıklarını iddia etmiştir. Başvurana göre, bu gecikme, sol gözünün görme keskinliğinde bozulmaya neden olmuştur. Başvuran ayrıca, gece geç saatlerde dışarıda bulunmasıyla bağlantılı olarak cinsiyeti sebebiyle ön yargılı olan polis memurları tarafından aşağılayıcı davranışlara maruz bırakıldığından da şikâyetçi olmuştur. Başvuran son olarak, iddialarına yönelik yürütülen soruşturmanın etkisiz olduğundan şikâyetçi olmuştur. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 8, 13 ve 14. maddelerine dayanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
18. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 3 ve 14. maddesi uyarınca incelenmesi gerektiğini düşünmektedir. Söz konusu maddeler aşağıdaki gibidir:
Madde 3
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
Madde 14
“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”
19. Mahkeme, bu davada uygulanabilir genel ilkeler için Ebcin/Türkiye (no. 19506/05, §§ 35-40, 1 Şubat 2011), Y./Slovenya (no. 41107/10, §§ 97 ve 101, AİHM 2015 (alıntılar)) ve A ve B/Hırvatistan (no. 7144/15, §§ 106-121, 20 Haziran 2019) davalarındaki kararlarına atıfta bulunmaktadır.
20. Hükümet, başvuranın, davanın niteliğinin gerektirdiği şekilde hukuk veya idare mahkemelerinde tazminat talebinde bulunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, Danıştayın 18 Nisan 2017 ve 13 Aralık 2018 tarihli, üçüncü şahıslar hakkında ayrı davalarda verilen ve idarenin kamu görevlilerinin ihmali nedeniyle ve sebep oldukları gecikmeler dolayısıyla tazminat ödemesine hükmedilen kararlarını sunmuştur. İlk kararda, somut davada olduğu gibi, bir kişinin hastanede gecikmiş tedavisi sebebiyle görme keskinliğinde bir bozulma yaşamasına ilişkindir. Hükümet, esasa ilişkin olarak, olaylara atıfta bulunmuş ve polisin hemen ve uygun adımları attığını ileri sürmüştür. Ek olarak, başvuran gözaltında olmadığı için, durumunu acillik gerektiren tıbbi bir durum olarak değerlendirmiş olsaydı, herhangi bir formaliteyi tamamlamadan tedavi için herhangi bir hastaneye gidebilirdi. Son olarak, başvuran, görme kapasitesindeki bozulmanın tıbbi tedavideki gecikmeden kaynaklandığını gösteren herhangi bir belge sunmamıştır. Polis memurlarının hakaret içerikli veya uygunsuz davranışta bulunduğu iddiasına ilişkin olarak, Hükümet, bu iddiaları destekleyecek hiçbir kanıt bulunmadığını ve hatta memurların, şikâyetini kaydettikten sonra başvuranı evine götürme nezaketini gösterdiklerini vurgulamıştır.
21. Mahkeme, aşağıdaki gerekçelerle başvurunun kabul edilemez olduğunu dikkate alarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir.
22. Polis memurlarının ihmali iddiasına ilişkin olarak, Mahkeme, temasa geçildikten sonra polis memurlarının hızla başvuranın saldırıya uğradığı sokağa vardığını gözlemlemektedir. Polis memurları başvuranın tarif ettiği kişiyi yakalamak için hemen mahallede arama başlatmıştır. Aynı zamanda, polis memurları başvuranı bir hastaneye sevk etmişlerdir. İlk sağlık raporunun gelme zamanı olaylardan yaklaşık iki saat sonra olduğundan ve bu arada yapılan radyolojik tetkikler ışığında, Mahkeme, başvuranla hızlı ve uygun şekilde ilgilenildiği sonucuna varmıştır (bk. yukarıda 4 ve 5. paragraflar).
23. Mahkeme ayrıca, Hükümetin de vurguladığı gibi başvuranın kendi seçtiği bir hastaneye gitmesinin ve tedavi görmesinin nasıl engellendiğini açıklamadığını kaydetmektedir. Taraflarca ibraz edilen belgelerin gösterdiği gibi, ilk tıbbi müdahalenin ardından Doktor Ü.K.A. kati adli muayene raporunun Tepecik Hastanesindeki doktorlar tarafından hazırlanacağını belirtmiştir. Başvuranın, bu noktaya odaklandığı ve tedavi aramak yerine, saldırgan hakkındaki ceza soruşturması dosyasının tamamlanması için çabalarını sürdürmeyi seçmiş olduğu görülmektedir. Bu nedenle, Mahkeme, yaralı gözünün görüş keskinliğindeki bozulmanın, başvuranın iddia ettiği ancak tespit edilemediği gibi, tıbbi tedavisinin gecikmesinden kaynaklanması halinde, bunun yalnızca kendi tercihinden kaynaklandığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur.
24. Polis memurlarının görevi kötüye kullanma iddiasıyla ilgili olarak Mahkeme, 3. maddeye aykırı kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini yinelemektedir. Mahkeme, bu kanıtları değerlendirmek için “makul şüphenin ötesinde” kanıt standardını benimser, ancak bu tür kanıtlar, yeterince güçlü, açık ve uyumlu çıkarımların veya aksi ispatlanmamış benzer maddi karinelerin bir arada var olması da yeterli kanıt teşkil edebilmektedir (bk. Bouyid/Belçika [BD], no. 23380/09, § 82, AİHM 2015). Mahkeme, kötü muamelenin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girip girmediğinin belirlenmesi için, asgari ağırlık eşiğini aşmış olması gerektiğini yinelemektedir. Bu asgari eşiğin değerlendirilmesi muamelenin süresi, fiziksel veya zihinsel etkileri ve bazı durumlarda mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi davanın tüm koşullarına bağlıdır (anılan kararda, § 86).
25. Somut davada, Mahkeme ilk olarak başvuranın polis tarafından gözaltında tutulmamış olduğunu kaydetmektedir. Başvuran şikâyette bulunmak için polis karakolundaydı. Bu nedenle, koşulların polis memurları karşısında bir savunmasızlık durumu oluşturma olasılığı daha düşüktür. Diğer taraftan polisin derhal sokakları araması ve başvuranı hastaneye sevk etmesinden dolayı olayların gidişatı da başvuranın iddiasını daha az inandırıcı kılmaktadır. Mahkeme, özellikle, polis memurlarının başvuranın eve götürülme talebini kabul ettiklerini kaydeder. Bu gerçekler, alaycı imaların yapılabileceği bir durumdan ziyade, bir saldırı mağduruna gerekli yardımın sağlandığını gösteriyor gibi görünmektedir.
26. Son olarak, polis memurları ile başvuran arasında uygunsuz bir atışma durumunda dahi, dava dosyasında, başvuran üzerinde herhangi bir fiziksel veya zihinsel etkinin olmaması sebebiyle, bu tür sözlerin Sözleşme’nin 3. maddesinin uygulanması için gereken asgari ağırlık eşiğine ulaştığını gösteren hiçbir şey yoktur (bk. yukarıda anılan Bouyid, §§ 86-90, ve Öcalan/Türkiye (k.k.), no. 12261/10, § 33, 4 Eylül 2018; ayrıca bk., 8. madde kapsamında, bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Bédat/İsviçre [BD], no. 56925/08, § 72, 29 Mart 2016). Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı da açıkça dayanaktan yoksundur.
27. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme ayrıca, başvuranın savunulabilir veya inandırıcı bir iddiada bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle, yetkililerin başvuranın iddialarına ilişkin etkin bir soruşturma yürütme konusunda pozitif bir yükümlülük altında oldukları söylenemez (bk. Igars/Letonya (k.k.), no. 11682/03, § 72, 5 Şubat 2013).
28. Aynı nedenlerle Mahkeme, kendisine sunulan belgelerin, Sözleşme’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddenin ihlaline ilişkin herhangi bir işaretin olmadığı sonucuna varmıştır.
29. Dolayısıyla, başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 27 Mayıs 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
{signature_p_2}
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy