AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Mustafa DİVRİK / TÜRKİYE
Başvuru no. 28582/05
Mustafa Divrik / Türkiye davasında,
Başkan
Nebojša Vučinić,
Yargıçlar
Paul Lemmens,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 17 Ekim 2017 tarihimde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 3 Ağustos 2005 tarihinde yapılan başvuruyu göz önünde bulundurarak,
Davalı hükümetin sunduğu gözlemleri ve bu gözlemlere karşılık başvuranın sunduğu gözlemleri göz önünde bulundurarak, Yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Türk vatandaşı olan Mustafa Divrik 1961 doğumlu olup, İzmir’de ikamet etmektedir. Başvuran İzmir Barosuna bağlı Avukat S. Cengiz tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın koşulları, taraflarca ibraz edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Olayların meydana geldiği zamanda, başvuran Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmaktaydı. Başvuran 1991 yılında Diyarbakır’ın bir ilçesi olan Silvan’a atanmıştır. Başvuran 1993 yılında depresyondan muzdarip olduğunu gösteren iki tıbbi rapor almıştır. Başvuran daha sonra Trabzon’a oradan da Ordu’ya atanmıştır. Başvuran 16 Haziran 1993 ve 14 Ocak 1994 tarihlerinde Adli Tıp Kurumu doktorlarınca ayrıca muayene edilmiştir. Doktorlar başvuranın paranoid sendromdan muzdarip olduğu sonucuna varmışlardır. Adli Tıp Kurumu 19 Ocak 1994 tarihli raporunda başvuranın çalışmaya elverişli olmadığını ifade etmiştir. Sonuç olarak 21 Kasım 1994 tarihinde başvuran görevinden alınmıştır.
5. Başvuran 9 Aralık 1999 tarihinde İzmir Üniversitesinin psikiyatri servisi tarafından bir kez daha muayene edilmiştir. Raporda başvuranın hala çalışmaya elverişli olmadığı belirtilmiştir.
6. 28 Aralık 1999 tarihinde başvuran Emekli Sandığı’na başvurmuş ve maluliyet maaşı almayı talep etmiştir. Bu bağlamda, başvuran Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı Silvan bölgesinde gerçekleşen terör olayları nedeniyle zihinsel bir hastalık yaşadığını ileri sürmüştür.
7. 13 Nisan 2000 tarihinde, Emekli Sandığı başvuranın talebini kendisinin iddialarının asılsız olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Bu bağlamda, Emekli Sandığı başvuranın atıf yaptığı terör olaylarının gerçekleşmediğini ve kendisinin suç uydurduğunu belirten ve başvuranın ifadeleriyle çelişen polis raporlarına dayanmıştır.
8. Başvuran 14 Haziran 2000 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi nezdinde Emekli Sandığı’nın 13 Nisan 2000 tarihli kararının iptali istemiyle dava açmıştır.
9. Ankara İdare Mahkemesi 28 Şubat 2001 tarihinde başvuranın talebini reddetmiştir. Söz konusu mahkeme, kararında tıbbi raporları ve polis raporlarını göz önünde bulundurarak, başvuranın zihinsel rahatsızlığının maluliyet maaşı almak için gerekli bir koşul olmak üzere iş kaynaklı olmadığının sabit olduğuna karar vermiştir. Dolayısıyla, Mahkeme başvuranın maluliyet maaşı almaya hakkının olmadığına karar vermiştir.
10. 6 Ekim 2004 tarihinde Danıştay, Ankara İdare Mahkemesi’nin gerekçesini ve delil üzerinde yaptığı değerlendirmesini onayarak başvuranın temyiz talebini reddetmiştir. Temyiz sürecinde, Danıştay Cumhuriyet Başsavcısı dava hakkında yeni bir sav ortaya sürmeden konu hakkında yazılı mütalaa vermiştir. Cumhuriyet Başsavcısı basit bir şekilde mahkemeyi ihtilaf konusu kararı onamaya davet etmiştir. Söz konusu mütalaa başvurana tebliğ edilmemiştir.
11. Söz konusu nihai karar başvurana 8 Şubat 2005 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgili İç Hukuk
12. İlgili iç hukuka dair açıklamalar Turgut ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013) ve Kılıç ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 33162/10, §§ 10-13, 3 Aralık 2013) kararlarında bulunabilir.
ŞİKÂYETLER
13. Başvuran Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, yargılamaların uzunluğundan ve Danıştay nezdindeki temyiz incelemesi esnasında Cumhuriyet başsavcısının yazılı mütalaasının kendisine tebliğ edilmemesinden “şikâyetçi olmuştur.
14. Başvuran adil yargılanmadığını iddia ederek Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca diğer birkaç şikâyette daha bulunmuştur. Bu bağlamda, başvuran yerel mahkemelerin başvuranın temyiz talebini reddederken, davanın değerlendirilmesinde başarısız olduğunu, Danıştay’ın yeterli gerekçelendirme yapmadığını ve idare mahkemelerinin duruşma gerçekleştirmeden dava dosyası üzerinden karar verdiğini ileri sürmüştür.
15. Başvuran ayrıca Sözleşme’nin 13. maddesi uyarınca şikâyetleriyle ilgili olarak etkin hukuk yollarının bulunmadığını ifade etmiştir.
16. Son olarak, başvuran yetkililerin kendisine maluliyet maaşı vermeyi reddetmesinin kendisinin Sözleşme’ye Ek 1.No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğini ifade etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Yargılamaların uzunluğu
17. Başvuran yargılamaların uzunluğunun Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen “makul süre” koşuluna uymadığından şikâyetçi olmuştur.
18. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, yargılamaların uzunluğu ve kararların icra edilmemesine ilişkin başvuruları incelemek üzere Tazminat Komisyonunun kurulması suretiyle yeni bir hukuk yolunun oluşturulduğunu beyan etmiştir. Hükümet, başvuranın söz konusu Tazminat Komisyonu’na başvuruda bulunmamış olması nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmüştür: bu gerekçe, Mahkeme’nin Müdür Turgut ve Diğerleri ((k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013) kararında da kabul edilmiştir.
19. Mahkeme, Hükümet tarafından belirtildiği üzere, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, sonrasında, Müdür Turgut ve Diğerleri (yukarıda anılan) davasında verdiği kararda, başvuranların iç hukuk yollarını, başka bir deyişle yeni oluşturulmuş olan bu hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, bu kararı verirken, özellikle, söz konusu yeni hukuk yolunun, yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetler bakımından, ilk bakışta erişilebilir ve makul bir çözüm sunacak nitelikte olduğu kanısına vardığını belirtmiştir.
20. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasında verdiği kararda, Hükümete hali hazırda tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları yine de normal usul kapsamında inceleyebileceğini vurguladığına dikkat çekmektedir.
21. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmasına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, Turgut ve Diğerleri (yukarıda anılan) davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir. Mahkeme bu nedenle, hukuk yargılamalarının aşırı uzun olduğuna ilişkin şikâyetin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
B. Cumhuriyet Başsavcısının Yazılı Mütalaasının Tebliğ Edilmemesi
22. Başvuran Danıştay nezdinde gerçekleştirilen temyiz incelemesi sırasında Cumhuriyet Başsavcısının yazılı mütalaasının kendisine tebliğ edilmemesinin, çekişmeli adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur. Bu bakımdan, başvuran Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanmıştır.
23. Mahkeme aynı durumu daha önce Kılıç ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.) no. 33162/10, §§ 19-23, 3 Aralık 2013) kararında incelediğini kaydetmektedir. Mahkeme bu davada, başvuranların önemli bir zarara uğramadığını değerlendirmiştir. Dolayısıyla, Mahkeme söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3(b) maddesi uyarınca kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
24. Özellikle, Danıştay nezdindeki temyiz incelemesi esnasında Cumhuriyet Başsavcısının vermiş olduğu yazılı mütalaanın içeriğini göz önünde bulunduran Mahkeme, yukarıda anılan davada varmış olduğu sonuçlardan ayrılmasını gerektiren herhangi bir özel durum olmadığı kanaatindedir.
25. Yukarıdakilerin ışığında, söz konusu şikâyet kabul edilemezdir ve Sözleşme’nin 35 §§ 3(b) ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmelidir.
C. Diğer Şikâyetler
26. Başvuran Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri ve Sözleşme’ye Ek 1.No.lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca başka şikâyetler ileri sürmüştür.
27. Mahkeme, mevcut bilgiler ışığında ve şikâyet konusu olayların görev alanına girdiği ölçüde, bu şikâyetlerin Sözleşme veya Protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlal edildiğine dair herhangi bir husus doğurmadığı kanaatine varmıştır.
28. Mahkeme ayrıca, başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşme’nin 35 §§ 3(a) ve 4 hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 16 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıNebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy