Dzhugashvili / Rusya– 41123/10 - 9.12.2014 tarihli Karar [I. Bölüm]
Olaylar – Başvuran, eski Sovyetler Birliği lideri Josef Stalin’in torunudur. Novaya Gazeta isimli gazetenin, aralarında Stalin’inde bulunduğu Sovyetler Politbürosunun liderlerine yönelik, 1940 yılında Katyn’de Polonyalı savaş esirlerinin infazına yönelik verilen emir bakımından “çok fazla kana bulandıkları” şeklinde ithamda bulunan bir makale yayımlamasından sonra başvuran 2009 yılında bu gazeteye dava açmıştır. Bu makale, Stalin’i “kana susamış bir yamyam” olarak tanımlamış ve Sovyet liderlerinin “oldukça ciddi suçlar açısından ahlaki sorumluluktan kaçındıklarını” iddia etmiştir. Bölge Mahkemesi; söz konusu makalenin, tarihi müzakereye ilişkin fiili kapsamlı bir tartışma niteliğinde olduğu ve dünyaca ünlü bir şahıs olarak Stalin’in rolünün ise kamu denetimi ve eleştirisine daha çok hoşgörü gerektirdiği yönünde tespitte bulunarak davayı reddetmiştir.
Hukuk – 8. Madde: Mahkeme, kişinin ailesinin ölmüş üyesinin saygınlığına ilişkin yayınların, bazı durumlarda, söz konusu kişinin özel hayatını ve kişiliğini etkileyebileceği ve bu nedenle 8. madde kapsamına girebileceği ilkesini tekrar teyit eder (bk. Putistin / Ukrayna, 16882/03, 21 Kasım 2013, 168 sayılı Bilgi Notu) Ancak, bu ilke, itibarı ailesinin itibarının bir parçası olarak 8. madde kapsamında kalan bireye (Putistindavasında olduğu gibi) yapılan hakaret ile, liderlik rolünü üstlenen kamuya mal olmuş kişilere yönelik dış denetime tabi olmaları hususunda yapılan eleştiriler arasında fark gözetmektedir.
Başvuranın davasında, ilk makalenin yer aldığı gazete, Josef Stalin ve Katyn olaylarında üstlendiği iddia edilen rolüne ilişkin olarak kamu nezdinde önem arz eden tarihi bir tartışmayı ele almıştır. İkinci makale ise, makale yazarının yerel mahkemelerin tespitlerine yönelik yorumlarına yer vermiş olup; bu nedenle ilk konunun devamı şeklinde nitelendirilebilir. Ayrıca, Katyn trajedisi ve tarihi kişiliklerin üstlendiği iddia edilen rolleri ve sorumlulukları, toplumu ilgilendiren genel bir konu olduğu için, kaçınılmaz biçimde, kamu denetimi ve eleştirisine açık bir durumdur. Mevcut dava gibi, özel hayata saygı hakkı ile ifade özgürlüğü hakkı arasında bir denge sağlanması gereken davalar dikkate alındığında, Mahkeme, tarihi gerçekler hakkında çalışmalar yapmanın, Sözleşmenin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğunu yinelemiştir.
Mahkeme içtüzüğünde yer alan ilkeler uyarınca, ulusal mahkemeler, söz konusu makalelerin istisnai düzeyde toplum ilgisine hitap eden ve önem arz eden olaylara ilişkin gerçeklere dayanan bir tartışma sunduğuna; Stalin’in tarihi rolünün, kişiliği ve yaptığı işler bakımından kamu denetimine ve eleştiriye daha fazla açık olması gerektiğine kanaat getirmişler ve makalelerde yer verilen görüşlerin duygusal şekilde sunumunu dikkate almışlardır. Sonuç olarak ulusal mahkemeler, makalelerin kabul edilebilir eleştiri sınırlarında kaldığını tespit etmişlerdir.
Ulusal mahkemeler, böylece, başvuranın şahsi hakları ve gazetecilerin haiz olduğu ifade özgürlüğü hakkında adil bir denge sağlamışlardır.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle)
Full & Egal Universal Law Academy