AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No: 46457/13
Hasan Hüseyin EBEM / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 22 Ekim 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(İkinci Bölüm),
5 Haziran 2010 tarihli başvuruyu göz önüne alarak,
Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuranlar tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE OLGULAR
1. Başvuran Hasan Hüseyin Ebem, 1961 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Başvuran Mahkeme önünde Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat R. Yalçındağ Baydemir ve C. Yalçın tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Davaların konusu, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran, 11 Eylül 2009 tarihinde, terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle göz altına alınmıştır. Başvuran 14 Eylül 2009 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmış ve mahkeme başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
5. Daha sonra başvuran tutukluluğuna dair karara itiraz etmiştir. 17 Eylül 2009 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın itirazını reddetmiştir.
6. Diyarbakır Cumhuriyet savcısı 9 Haziran 2010 tarihinde başvuran hakkında terör örgütüne üye olmak ve söz konusu örgüt lehine propaganda yapmak suçlarından iddianame düzenleyerek bu iddianameyi Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunmuştur.
7. Başvuran, 11 Temmuz 2014 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.
8. Belirtilmemiş bir tarihte, başvuran Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunarak, özellikle özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edilmesinden şikayetçi olmuştur. Bu başvuru halen Anayasa Mahkemesi önünde derdesttir.
9. Dava dosyasındaki bilgilere göre başvuran hakkındaki ceza yargılamaları ulusal mahkemeler önünde halen derdesttir.
ŞİKÂYETLER
10. Başvuran Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi uyarınca yasadışı faaliyetlerde bulunduğundan şüphelenilmesi için somut deliller ve makul gerekçeler olmadığı halde özgürlüğünden yoksun bırakılmasından şikayetçidir.
11. Başvuran Sözleşme’nin 5 §§ 2 ve 4. maddeleri uyarınca, tutukluğuna itirazları hakkında verilen kararların duruşma geçekleştirilmeksizin çekişmeli yargılama ilkesi gözetilmeden verilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanması nedeniyle tutuklama kararına itiraz edemediğini belirtmiş ve aynı sebepten ötürü, yakalanmasının ve tutuklanmasının sebeplerinden haberdar edilmediğini iddia etmiştir.
12. Başvuran Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında tutukluluğunun uzunluğundan şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEBaşvuranların Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 3. maddesi uyarınca şikâyetleri
13. Başvuran, Sözleşme’nin 5 §§ 1 ve 3. maddeleri uyarınca soruşturma aşamasındaki tutukluluğundan şikayetçi olmuştur.
14. Hükümet başvuranın bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi önünde derdest olduğu için başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini belirtmiştir.
15. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolunun temel yönlerini inceleyen Mahkeme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin söz konusu mahkemeye, kural olarak, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen bütün kararlar bakımından, Sözleşme’yle korunan hak ve özgürlüklerin ihlallerine yönelik doğrudan ve hızlı bir tazmin sağlamasına imkân tanıyan yetkiler verdiğini ve bu hukuk yolunun kullanılması gereken bir hukuk yolu olduğunu belirtmiştir (bk. Uzun/Türkiye, (k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013).
16. Mahkeme ayrıca, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin 23 Eylül 2012 tarihinde başladığını ve bu kapsamda verilen kararlardan açıkça anlaşıldığı üzere, zaman bakımından yetkisinin, bireysel başvuru hakkının kabulünden önce başlayan ve belirtilen tarih itibariyle devam etmekte olan bir ihlali içeren durumları da kapsayacak şekilde genişletilmesine karar verdiğini belirtmektedir.
17. Somut davada, başvuranın tutukluluğu 11 Eylül 2009 tarihinde başlamış ve 11 Temmuz 2014 tarihinde serbest bırakılmasıyla sona ermiştir. Dolayısıyla, 23 Eylül 2012 tarihinden önceki dönem de dahil olmak üzere, başvuranın tutukluluğu, Anayasa Mahkemesi’nin zaman bakımından yetkisi kapsamındadır (bk. Koçintar/Türkiye (k.k.), no 77429/12, §§ 15-26, 39, 1 Temmuz 2014 ve Levent Bektaş/Türkiye, no. 70026/10, §§ 40-42, 16 Haziran 2015).
18. Sonuç olarak, Hükümetin ilk itirazını dikkate alarak ve başvuranın iç hukuk yollarını tüketmesinin ardından Mahkeme önünde yeni başvurularda bulunma hakkı saklı kalmak üzere, Mahkeme başvurunun bu kısmının erken yapıldığı sonucuna ulaşmıştır. Dolayısıyla başvuru, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi gereğince reddedilmelidir.Sözleşme’nin 5 § 2 maddesi kapsamındaki şikâyet
19. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 2 maddesi uyarınca, polis nezaretinde yakalanmasının ve tutuklanmasının sebeplerinin kendisine açıklanmadığından şikayet etmektedir.
20. Hükümet başvuranın Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinde belirtilen altı aylık süre kuralına uymadığını belirtmiştir.
21. Mahkeme başvuranın gözaltısının 14 Eylül 2009 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Ancak, Mahkemeye başvuru 5 Haziran 2010 tarihinde yapılmış olup, iddia olunan ihlale yol açan olguların yaşandığı tarihten itibaren bu tarihe dek geçen süre altı aydan fazladır.
22. Buna göre, Mahkeme, başvurunun bu kısmının süresi dışında yapılmış olduğuna kanaat getirerek, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki şikâyetler
23. Başvuran, soruşturma dosyasına erişimine konulan kısıtlamadan dolayı tutuklanmasına dayanak oluşturan delillere itiraz edemediğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca dilekçelerinin incelendiği esnada mahkeme huzuruna çıkamamaktan şikayetçi olmuştur.
24. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
25. Mahkeme, 4 Eylül 2009 tarihinde soruşturma aşamasında başvuranın gözaltına alındığını belirtmiştir. Başvuran bunun ardından, 17 Eylül 2009 tarihinde bu karara itiraz etmiş ve sonuç olarak Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi bu itirazı reddetmiştir. Başvurunun AİHM’e 5 Haziran 2010 tarihinde, yani iddia konusu ihlale yol açan olayların gerçekleştiği tarihten itibaren başvurunun yapılmasına kadar altı aydan daha fazla süre geçmiş olduğu bir tarihte yapıldığı göz önüne alındığında söz konusu şikayetler Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 21 Kasım 2019 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy