1 REKABET KURUMU
BU KARAR DANISTAY 13.DAIRESI’NCE IPTAL
EDILMISTIR. REKABET KURULU’NUN AYNI
KONUYA ILISKIN 13.09.2005 TARIH VE 05-57/850-230
NOLU KARARINA INTERNET SAYFAMIZDAKI
KARAR ARAMA BÖLÜMÜNDEN ERİŞEBİLİRSİNİZ.
2 REKABET KURUMU
REKABET KURULU KARARI
Dosya No : E2-D1-97/1
Karar No : 99-30/276-166 (a)
Karar tarihi : 17.06.1999
Toplantıya Katılan
Başkan : Prof. Dr. M. Tamer MÜFTÜOĞLU.
Üyeler : Mehmet Zeki UZUN, Sadık KUTLU, Dr. Kemal EROL,
İsmet CANTÜRK, Necdet KARACEHENNEM, Mustafa PARLAK, A. Ersan GÖKMEN,
R. Müfit SONBAY, Kubilay ATASAYAR, Murat GENCER.
Soruşturma Heyeti:
Soruşturma Heyeti Başkanı: İsmet CANTÜRK, Rekabet Kurulu Üyesi,
Raportörler: H.Çiğdem DEMİREL, İ.Atalay YOLCU,
Aydın ÖZTUNALI, Ali ILICAK.
Taraflar:
- Şikayette Bulunan: İzmir Ticaret Odası.
- Hakkında Soruşturma Yapılanlar:
1. Akçansa Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş.
2. Batıçim Batı Anadolu Çimento San. A.Ş.
3. Batısöke Söke Çimento Sanayi A.Ş.
4. Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası Türk A.Ş.
5. Denizli Çimento Sanayi A.Ş.
Soruşturmanın Konusu : Ege Bölgesi’nde faaliyette bulunan soruşturmaya
konu teşebbüslerin, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlal
eder nitelikteki eylemleri.
Soruşturma Heyetinin Görüşü: Soruşturmaya konu teşebbüslerin, Ege
Bölgesi’nde, yıllık satış miktarlarını birlikte tespit etmek suretiyle tonaj bazında pazar
paylaşımına gittikleri, fabrikaların bulunduğu merkezlerin ve yakın çevresinin yöre
fabrikasına terkedilmesi suretiyle pazarı coğrafi olarak da paylaştıkları, sürekli
toplantılar düzenlemek suretiyle fiyatları piyasa koşullarının dışında tespit ettikleri,
belirlenen fiyat düzeyini korumak amacıyla kapasite artışlarından kaynaklanan ve
yıllık olarak tespit edilen satış tonajlarını aşan miktardaki ürün fazlalığının belli bir
bölümünü zorunlu olarak ihracata tabi tutmak suretiyle bir ihracat karteli
oluşturdukları, karşılıklı anlaşmalar suretiyle gerçekleştirdikleri, 4054 sayılı Kanun’un
4 üncü maddesini ihlal eden bu eylemleri nedeniyle söz konusu teşebbüslere aynı
Kanun’un 16 ncı maddesi gereğince idari para cezası uygulanması gerektiği
sonucuna varılmıştır.
3 REKABET KURUMU
1. OLAYLAR VE SORUŞTURMA EVRELERİ
-İzmir Ticaret Odası tarafından 06.11.1997 tarihinde yapılan başvuruda;
“Odamız tarafından üyelerimizden gelen şikayetler üzerine yapılan
araştırmada, çimento fabrikalarının zaman zaman fiyat paralelliği uyguladıklarına
değinen, tam rekabet piyasasının sağlıklı bir biçimde işlemesini yaralayan ve
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’a aykırı olan tutum ve davranışların
engellenmesi isteğimiz, çeşitli tarihlerde, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na iletilmiştir.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığından alınan 21.02.1997 tarih, 1590 sayılı son
yazıda, bu konudaki başvurumuzun Bakanlık elemanlarınca incelendiği ve konunun
Kurulunuza intikal ettirilmesine karar verildiği bildirilmiştir.” ifadesine yer verilmiştir.
-Sözkonusu başvurunun 12.11.1997 tarihinde Kurumumuza intikal etmesi üzerine,
Kurum raportörlerince hazırlanan 19.11.1997 tarih ve E2-D1-97/1 sayılı İlk İnceleme
Raporu Rekabet Kurulu’nun 20.11.1997 tarih ve 40 sayılı toplantısında görüşülmüş
ve Kanun’un 40/1’inci maddesi uyarınca, soruşturma açılmasına gerek olup
olmadığını belirlemek amacıyla, İzmir’de faaliyette bulunan Çimentaş İzmir Çimento
San T.A.Ş. ve Batıçim Batı Anadolu Çimento Sanayi A.Ş. hakkında önaraştırma
yapılmasına karar verilmiştir.
-Önaraştırma sonucunda Kurum raportörleri tarafından hazırlanan 19.12.1997 tarih
ve D1/2/ÇD-97/4 sayılı Önaraştırma Raporu Kurul’a intikal etmiş olup, raporda
özetle; fiyat paralelliği uygulamasının incelendiği, ancak taraflar arasında akdedilmiş
açık bir fiyat anlaşmasına rastlanmadığı, elde edilen delillerin fiyat birlikteliğinin
anlaşma yoluyla yürütüldüğünü dolaylı olarak ispata da yeterli olmadığı, dolayısıyla
fiyat paralelliği iddiasının ancak uyumlu eylem karinesine dayandırılabileceği,
konunun ayrıntılı olarak incelenmesi için soruşturma açılması gerektiği belirtilmiş,
ayrıca yapılan incelemeler neticesinde bölge düzeyinde diğer fabrikaların da
katıldığı bir pazar paylaşımının mevcut olduğu yönündeki deliller sıralanmıştır.
-Sözkonusu rapor Kurul’un 25.12.1997 tarih ve 45/4 sayılı toplantısında görüşülmüş,
konunun hem fiyat tespiti hem de pazar paylaşımı yönüyle incelenmesine ve
Kanun’un 41’inci maddesi uyarınca, Akçansa Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve
Denizli Çimento Sanayi T.A.Ş.’nin de dahil edildiği dört teşebbüs hakkında
soruşturma açılmasına karar verilmiştir.
-Kanun’un 43/2’nci maddesi uyarınca, 26.12.1997 tarihinde ilgili taraflara soruşturma
açıldığına dair bildirimde bulunularak, yazılı savunmaları istenilmiştir.
-Haklarında soruşturma açılan teşebbüslerin ilk yazılı savunmaları, 10.02.1998-
23.02.1998 tarihleri arasında Soruşturma Heyeti’ne ulaşmıştır.
-Soruşturma kapsamında yapılan yerinde incelemeler sırasında elde edilen bilgi ve
belgeler çerçevesinde Soruşturma Heyeti’nin hazırladığı önerge doğrultusunda,
Rekabet Kurulu’nun 01.04.1998 tarih ve 60/4 sayılı toplantısında, bölge
4 REKABET KURUMU
fabrikalarından olan Batısöke Söke Çimento Sanayi A.Ş.’nin de soruşturma
kapsamına alınmasına karar verilmiş ve bu karar 15.04.1998 tarihinde teşebbüse
bildirilmiştir.
-Soruşturmaya dahil edilen Batısöke Söke Çimento Sanayi A.Ş., 02.07.1998
tarihinde ilk yazılı savunmasını göndermiştir.
-Soruşturma Heyeti’nce tamamlanan, 21.12.1998 tarihli SR/98-4 sayılı Soruşturma
Raporu, Kanun'un 45/1’inci maddesi uyarınca, Başkanlık’ça tüm Kurul Üyeleri ile
ilgili taraflara 25.12.1998- 30.12.1998 tarihlerinde tebliğ olunmuş ve aynı maddenin
2’nci fıkrası gereğince söz konusu taraflardan 30 gün içinde yazılı savunmalarını
göndermeleri istenilmiştir.
-Soruşturmaya konu olan teşebbüsler 15.02.1999-01.03.1999 tarihleri arasında
ikinci yazılı savunmalarını göndermişlerdir.
-Soruşturma Heyeti'nin hazırladığı teşebbüslere ait yazılı savunmalara ilişkin "Ek
Yazılı Görüş", Kanun'un 45/2’nci maddesi uyarınca, 13.03.1999-17.03.1999 tarihleri
arasında tüm Kurul Üyeleri ve ilgili taraflara bildirilmiştir.
-Teşebbüsler 12.04.1999-16.04.1999 tarihleri arasında "Ek Yazılı Görüş"'e karşı
hazırladıkları son yazılı savunmalarını göndermişlerdir.
-Rekabet Kurulu'nun 15.04.1999 ve 99/19 no'lu toplantısında; 09.06.1999 tarihinde
sözlü savunma toplantısı yapılmasına karar verilmiş ve sözlü savunma toplantısı
davetiyeleri, 27.04.1999-05.05.1999 tarihleri arasında Kanun'un 46/2’nci maddesi
uyarınca ilgililere gönderilmiştir.
-09.06.1999 tarihinde yapılan "Sözlü Savunma Toplantısı"nda, taraflar son
savunmalarını yapmışlar ve tanıklar dinlenmiştir.
-Rekabet Kurulu, 17.06.1999 tarihinde nihai kararını vermiş ve 23.06.1999 tarihinde
karar tarafların yüzlerine okunmak suretiyle tefhim edilmiştir.
2. YAPILAN İNCELEME VE DEĞERLENDİRMELER
2.1. İlgili Pazar
İlgili pazarın saptanması, inceleme ve değerlendirmenin hangi pazarda
yapılacağının belirlenmesi açısından tayin edici öneme sahiptir. İlgili pazar iki
yönden ortaya konulmalıdır: Birincisi coğrafi toprak parçası olarak, ikincisi ise belirli
bir ürün pazarı olarak.
Ürün pazarı; diğer ürünlerle ikamesi sınırlı olan ve aynı talebi tatmin eden
ürünlerden oluşan pazardır.
5 REKABET KURUMU
Coğrafi pazar; taşıma maliyetleri, malın dayanıklılığı, dağıtım sisteminin
etkinliği, belirli sağlayıcılar bakımından tüketici tercihleri ve hatta geleneksel
alışkanlıklar gibi unsurlar incelendiğinde benzer bir yapıya sahip olmalıdır.
a) İlgili Ürün Pazarı
Şikayet konusu olarak ifade edilen eylemlerin gerçekleştirildiği sektör
açısından çimento ilgili ürün pazarını oluşturmaktadır. Ancak, çimentonun
özellikleri ve cinslerini incelemek ürün pazarının tam olarak belirlenmesi bakımından
zorunlu görülmektedir.
Çimento çeşitleri kullanılan ham maddelerin miktarına ve seçilen üretim
yöntemine bağlı olarak değişmektedir. Değişmeyen tek unsur, tüm çimento
çeşitlerinin klinker denilen ara üründen elde edilmesidir. Ülkemizde, çimento çeşitleri
için geliştirilen standartlardan yola çıkarak, çimentoyu aşağıdaki şekilde
sınıflandırabiliriz:
1- Portland Çimentolar (PÇ 32.5, PÇ 42.5, PÇ 52.5)
2- Yüksek Fırın Cüruflu Çimentolar (CÇ 32.5, CÇ 42.5)
3- Beyaz Portland Çimentosu (TS 21)
4- Harç Çimentosu (TS 22)
5- Traslı Çimento (TS 26)
6- Uçucu Küllü Çimento (TS 640)
7- Süper Sülfat Çimentosu (TS 809)
8- Erken Dayanımı Yüksek Çimento (TS 3646)
9- Katkılı Çimento (TS 10156)
10- Sülfatlara Dayanıklı Çimento (TS 10157)
Ülkemiz çimento sektöründe, sıralanan bu çimento türlerinden daha çok
Portland Çimento, Traslı Çimento ve Katkılı Çimento üretilmektedir.
Portland çimentoları, portland çimentosu klinkerinin bir miktar alçı taşı ile
birlikte öğütülmesi sonucu elde edilmektedir. Sözüedilen 32.5, 42.5, 52.5 rakamları,
28 günlük basınç mukavemetlerinin 32.5 N/mm2, 42.5 N/mm2, 52.5 N/mm2 olduğunu
ifade etmektedir. Beyaz Portland çimentosu ise, özel nitelikli kil ile kireçtaşının
birlikte pişirilmesi sonucu elde edilen beyaza yakın renkli klinkerin bir miktar alçıtaşı
ile birlikte öğütülmesiyle elde edilmektedir.
Katkılı Çimento (KÇ 32.5), kütlece en çok 19 kısım puzolanik madde ile
karşılıklı olarak en çok 81 kısım portland çimento klinkerinin, bir miktar alçıtaşı ile
birlikte öğütülmesi ile ortaya çıkmaktadır. Puzolanik maddeler, kendi başlarına
hidrolik bağlayıcı olmadıkları halde, ince olarak öğütüldüklerinde rutubetli ortamda
ve normal sıcaklıkta kalsiyum hidroksit ile reaksiyona girerek bağlayıcı özellikte
bileşikler oluşturan maddelerdir.
6 REKABET KURUMU
Traslı Çimento (TÇ 32.5), kütlece 20-40 kısım tras ile karşılıklı olararak 80-60
kısım portland çimentosu klinkerinin bir miktar alçıtaşı ile birlikte öğütülmesi sonucu
elde edilen bir hidrolik bağlayıcıdır.
Bu tanımlardan da anlaşılacağı üzere, klinkerin ve diğer maddelerin (alçıtaşı,
puzolanik maddeler, uçucu kül veya cüruf vb.) katılım oranlarına göre çimento türleri
ortaya çıkmaktadır.
Yukarıdaki açıklamaların ışığında; İzmir’de faaliyet gösteren çimento
fabrikalarının üretim ve yaptıkları satışlardaki çimento türleri de dikkate alındığında,
ilgili ürün pazarının, Traslı, Katkılı ve Portland Çimento türlerini içeren çimento
ürününden ibaret olduğu görülmektedir.
b) İlgili Coğrafi Pazar:
Çimento ürününün taşıma giderlerinin birim maliyete etkisinin yüksek olması
nedeniyle, çimentonun ekonomik olarak satılabileceği uzaklığı kapsayacak bir alan
coğrafi pazar olarak saptanmalıdır. Bu uzaklık konusunda tam bir fikir birliği
bulunmamakla birlikte, çimento sektöründe yaygın kanaat bu mesafenin 200-300
km’yi aşmaması gerektiği yönündedir.
Çimento pazarı genellikle fabrikaların çevresinde merkezileşen, ancak bazı
bölgeler için çakışan pazarlar seti olarak tanımlanmaktadır. Ölçek ekonomileri,
üretim maliyetleri, taşıma maliyetleri ve taşıma maliyetinin satış fiyatına ilavesine
yönelik yöntemler dikkate alındığında, çimentonun satılabileceği uzaklığın; üretim
kapasitesi, kapasite kullanım oranı, üretim maliyetleri, kullanılan nakliye araçları gibi
birçok faktöre bağlı olduğu söylenebilir. Örneğin, bu incelemede yer alan, AKÇANSA
Çimento fabrikasının, Çanakkale’den İzmir’e çimento getirerek satması normal
koşullarda ekonomik görülmemektedir. Ancak, sözkonusu fabrikanın Çanakkale ve
Aliağa’da limanlarının bulunması ve maliyetin karayoluna oranla düşük olduğu deniz
yoluyla taşımacılık yapılması, çimentonun 200-300 km.’lik ekonomik taşınma
uzaklığına bir istisna oluşturabilmektedir.
Ancak, gerek AKÇANSA’nın İzmir piyasasındaki payının, iddia yönüyle ihmal
edilebilir düzeyde olması ve gerekse bu payın büyük oranda hazır beton piyasasına
yönelik olması nedeniyle, AKÇANSA’nın Marmara Bölgesi’ndeki satış alanı, coğrafi
pazar sınırları içine alınmamıştır.
Öte yandan İzmir Ticaret Odası tarafından yapılan başvuruya paralel biçimde;
söz konusu ilde faaliyet gösteren BATIÇİM ve ÇİMENTAŞ çimento fabrikalarının
satışlarının büyük bir kısmını İzmir merkez ilçelerinde yapıyor olmaları da dikkate
alınarak, bu fabrikaların şikayete konu olan fiyat paralelliği eylemini de esas itibariyle
bu bölgede gerçekleştirebilecekleri düşüncesiyle, önaraştırma ve soruşturma
safhasındaki ayrıntılı incelemeler sonuçlanana kadar, coğrafi pazarın sınırları İzmir
merkez ilçeleri olarak belirlenmiştir.
7 REKABET KURUMU
Önaraştırma ve soruşturma safhasında yapılan yerinde incelemeler
sonucunda elde edilen bilgi ve belgeler ışığında ise, ülkemizde çimento sektörünün
esas itibarıyla Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği ilkeleri doğrultusunda bölgesel
bazda örgütlendiği ve söz konusu üst kuruma mevzuatla verilen bazı yasal
görevlerin yerine getirilmesi de dahil olmak üzere, 4054 sayılı Rekabetin Korunması
Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilecek birçok faaliyetin ve bunlar dışında
kalan ticari etkinliklerin bölgesel bazda gerçekleştirildiği sonucuna ulaşılarak, ilgili
coğrafi pazar sınırları, tüm bölgeyi kapsayacak şekilde aşama aşama genişletilmiştir.
2.2. Elde Edilen Bulgular
2.2.1. Pazar Paylaşımı
Bölge’de faaliyet gösteren fabrikaların satış rakamlarına ve pazar paylarına
bakıldığında, Ege Bölgesi çimento pazarının, oligopol bir yapıya sahip olduğu
görülmektedir. Bölge fabrikalarından Batıçim ve Çimentaş’ın talebin yaklaşık %
65’ini, soruşturma kapsamındaki diğer fabrikaların ise birlikte yaklaşık % 35’ini
karşıladığı, çok küçük miktarlarda da olsa, Bölge dışındaki fabrikaların da Bölge
içerisine satış yaptıkları bilinmektedir.
Mevcut oligopol yapı çerçevesinde bölgedeki arz-talep durumuna
bakıldığında, fabrikalar tarafından bildirilen rakamlara göre toplam üretimin
5.130.000 ton, toplam tüketimin ise 4.445.000 ton olduğu ve yaklaşık 600.000 tonluk
bir arz fazlasının oluştuğu görülmektedir. Bölge dışı fabrikaların bölgeye yaptığı
satışlar da gözönüne alındığında, arz fazlasının daha da arttığı ortadadır.
Hemen belirtmek gerekirse, arz fazlası olan bir piyasada zorunlu olarak
sağlıklı rekabet şartları ortaya çıkmayacağı gibi, rekabeti sınırlayıcı kartel
oluşumlarını teşvik edici ve kolaylaştırıcı koşullar oluşabilmektedir.
Bu koşullar çerçevesinde; çimento sektöründe Bölge’de girişilen pazar
paylaşımı eylemlerinin tam anlamıyla açıklığa kavuşturulabilmesi açısından,
paylaşımın gerçekleştirildiği düzeye göre bir ayrıma gitmek gerekmektedir.
2.2.1.1. Bölgesel Düzeyde Satış Tonajlarının Tespiti
Sektördeki oligopolistik yapı çerçevesinde, çimentonun nakliye maliyetinin
yüksekliği ve fabrikaların bulundukları yerlerin ülke düzeyindeki dağılımından dolayı,
pazar doğal olarak bölgeler halinde parçalanmıştır. Soruşturmanın yapıldığı Ege
Bölgesi çimento pazarı da bu bölünmenin sonucunda ortaya çıkan bir gruplanmaya
sahne olmakta ve fabrikalar “bölge fabrikaları ve bölge dışı fabrikalar “ olmak üzere
iki grupta toplanmaktadır.
Her ne kadar pazar nakliye maliyetlerinin yüksekliğinden dolayı doğal bir
bölünmeye uğruyorsa da, sınırları çizmenin mümkün olmadığı ve bölgeler arasında
arz-talep dengesi ya da dengesizliğine bağlı olarak önemli miktarda satışların
yapılabildiği belirlenmiştir.
8 REKABET KURUMU
Bu çerçevede bölge çapında yapıldığı belirtilen söz konusu anlaşmalarda,
esas itibariyle bölge fabrikalarının üretim ve satış tonajları ile bölgeye dışarıdan
girecek çimento miktarının belirlendiği tespit edilmiştir.
Soruşturma kapsamında Batıçim’de yapılan yerinde incelemede elde edilen
ve 1997 yılı satış tonajlarının tespit edilmesi suretiyle Ege Bölgesi çimento pazarının
paylaşıldığı anlaşmaya temel teşkil eden, 1996 yılında gerçekleşen satış tonajları da
gözönüne alınmak suretiyle düzenlenmiş olan tabloda;
“ EGE+ AKDENİZ, AFYON+KONYA, BALIKESİR, ESKİŞEHİR
EGE BÖLGESİ
1997 YILI 1997 YILI 1997 YILI
Klinker Üretim Hesaba Alınan Hesaba Alınan
Kapasitesi Klinker Üretimi Klinkerle Yapılacak
Çimento
Fabrikalar
Batıçim 1.400 1.400 1.750
Çimentaş 1.500 1.500 1.875
Denizli 825 740 925
Söke 780 255 320
Akçansa 450 300 375
TOPLAM 4.955 4.195 5.245
1996 Yılı Toplam 1997 Yılı Bölgesel Klinker
İç Satış Tahmini Bölge içi Satış Fazlalık/Eksiklik
Toplamı + % 5
Fabrikalar
Batıçim 1.290 1.350 + 320
Çimentaş 1.305 1.450 + 340
Denizli 962 925 -
Söke 551 575 - 205
Akçansa 300 330 + 36
TOPLAM 4.408 4.630 + 491
Bölgeye Giren Toplam 525
Balıkesir (Ege) (Soma, Akhisar, Edremit Körfezi) 90
Göltaş (Ege) (Denizli, Fethiye Uşak, Kütahya, Afyon) 200
Afyon (Ege) (Kütahya, Uşak) 150
Eskişehir(Ege) (Kütahya) 85
Bölgeden Çıkan Toplam - 245
9 REKABET KURUMU
Batıçim
Çimentaş (Akdeniz) (Antalya) 45
Denizli (Akdeniz) (Antalya) 200
Bölgede Tüketilen 4.688 ”
ifadeleri bulunmaktadır.
Batıçim’de yapılan incelemede elde edilen 1997 yılı satışlarının tespit edildiği
toplantıya ve bu toplantı sonucunda varılan anlaşmaya ilişkin tutanakta,
yukarıdaki tabloya paralel bir biçimde, aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“1997 Yılı Üretim ve Satış Projeksiyonu Bölgelerarası Toplantı Programı
11.12.1996 Ege ve Akdeniz Bölgeleri
1-Bölge Fabrikaları 1997 yılında aşağıdaki şekilde satış yapacaklardır.
Fabrikası Pazar Payı
Batıçim 29.5 (33.4)* 1350
Çimentaş 31.0 (35.7) 1450
Denizli 20.0 (17.7) 925
Söke 12.5 (6) 575
Çanakkale 7 (7.1) 330
------------------- -----------------
TOPLAM 100 4630
2-Bölge dışı fabrikalar bölge içinde en fazla aşağıdaki miktarları satacaklardır.
Fiyat bölge fabrikalarınca tespit edilecektir.
Balıkesir (Soma, Akhisar, Edremit) 90.000 ton
Göltaş (Fethiye, Denizli, Uşak, Kütahya) 200.000 ton
Afyon (Kütahya, Uşak) 150.000 ton
Eskişehir (Kütahya ) 85.000 ton."
(*Anlaşma metni üzerinde parantez içerisinde yazılmış olan rakamlar, anlaşma ile
tespit edilmiş olan rakamların daha ileriki bir tarihte yapılan yeni bir anlaşmada
revize edilmiş halidir. )
Aynı şekilde Bergama için elle yazılmış halde 100 bin tonluk bir satış tesbiti
de metinde yer almaktadır.
Toplantı tutanağının başlığında “Üretim ve Satış” ifadesi yer almasına
rağmen, “Bölge fabrikaları 1997 yılında aşağıdaki şekilde satış yapacaklardır”
ifadesine bakıldığında, sözkonusu bilgilerin iç satışlara ilişkin olduğu
anlaşılmaktadır. Nitekim bir önceki tablo incelendiğinde, fabrikaların klinker ve
çimento üretimlerinin, anlaşmada tespit edilen 1997 yılı satış miktarlarının aynısı
10 REKABET KURUMU
olmadığı görülecektir. İki belge birlikte değerlendirildiğinde, 1996 yılına göre %5’lik
bir pazar artışının gerçekleşeceğinin tahmin edildiği, 1997 yılı satış miktarları
üzerinde mutabakat sağlandığı ancak, üretime müdahale edilmediği görülmektedir.
Söz konusu belgede, “Ege ve Akdeniz Bölgeleri” denilmesine rağmen,
anlaşma Ege Bölgesi için yapılmıştır. İleride açıklanacağı üzere Ege ve Akdeniz
bölgelerinin birbirine yakınlığı ve fabrikaların bulundukları yerlerden kaynaklanan
özel arz-talep dengeleri nedeniyle birarada düşünülmek suretiyle, her ikisi için ayrı
ayrı anlaşma yapılmakla birlikte ayrıca karşılıklı anlaşmalara da konu oldukları
belirlenmiştir. Nitekim Akdeniz Bölgesi için yapılan anlaşmaya bakıldığında, Ege
fabrikalarından Çimentaş, Afyon ve Denizli Çimento Fabrikalarının bölge dışı fabrika
statüsünde oldukları görülecektir.
Anlaşma metni, fabrikaların bölge içinde satacakları miktarların tespit edilmesi
yönüyle “arzın kontrolü” görünümü vermektedir. Ancak, bölge dışına yapılacak
satışlar ve ihracat gözönüne alındığında, yalnızca bölge düzeyindeki satışlar
hususunda mutabakata varılmasının ve üretim üzerine herhangi bir kısıtlama
getirilmemesinin, klasik anlamda “fiyatları yükseltici bir arz kontrolü”nü değil, bölge
içinde yapılan yüksek fiyatlı satışların yüzdesel olarak paylaşımını içerdiği sonucuna
ulaşılmaktadır. Sektörde, Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği faaliyetleri ile
fabrikalar tarafından bizzat gerçekleştirilen pazar araştırmaları yoluyla bölgesel talep
hakkında elde edilen doğruluk payı yüksek bilgiler, en karlı satışların oransal olarak
paylaşılmasına imkan tanımaktadır.
Yukarıda Batıçim’de elde edildiği belirtilen ve pazar paylaşımı ile ilgili
hükümlerin açıklandığı anlaşma metni üzerinde yer alan ifadeler, Akçansa’da elde
edilen belgede de aynı şekilde yer almaktadır. Ancak yukarıdaki belge üzerine elle
yazıldığı belirtilen revize pazar paylarına ve Bergama ile ilgili satış rakamına yer
verilmemiştir.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun 13.12.1994 tarih ve 22140
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu anlaşma ise,
toplantı tutanağından anlaşıldığı üzere, 11.12.1996 tarihinde yapılmıştır. Dolayısıyla
Yasanın yürürlükte olduğu dönemde gerçekleşen bir ihlalle karşı karşıya
bulunulmaktadır.
Yasanın yürürlüğü ile uygulaması arasında bir ayrım yapılacak olursa,
Yasanın “tam ve etkin” bir uygulamasının, Rekabet Kurumu teşkilatının oluşumuyla
birlikte başlayacağı aşikardır. Bu durum tarafların savunmalarında da zaman zaman
hatırlatılmış ve uygulamanın taraflarca yeteri kadar bilinmediği ifade edilmiştir.
Kurum teşkilatının oluşumuyla birlikte başlayan “tam ve etkin” uygulamadan,
ihlallerin araştırılmasında ve yeni ihlallerin önlenmesinde Yasanın belirlediği
yöntemin ve cezai yaptırımların eksiksiz olarak uygulanması anlaşılmaktadır.
Kaldı ki; Kurum teşkilatının oluşumunun tamamlanmak üzere olduğu bir
dönemde gerçekleştirilen bu ihlal, 1997 yılına ait pazar faaliyetlerinin, tüm yıl için
bir bütün olarak anlaşma yoluyla önceden tespit edilmesi yönüyle, teşkilat
11 REKABET KURUMU
oluşumunun tamamlandığı ve Yasanın uygulanmaya başlandığı döneme de
sarkmaktadır. Bu haliyle, yasanın yürürlükte olduğu bir dönemde var olan bir ihlalin,
uygulamanın başladığı 04.11.1997 tarihinde de devam etmesi sözkonusudur.
Ayrıca, pazar paylaşımı eylemlerinin adeta sektörün belirleyici özelliği haline
geldiği ve süreklilik kazandığı, soruşturmanın ilerleyen safhalarında Sabancı Holding
bürolarında yapılan incelemede elde edilen belgelerden de görüleceği üzere,
sektöre yönelik inceleme başlatılmış olmasına rağmen 1998 yılı pazar payları
üzerinde de mutabakat sağlandığı ve satış tonajlarının anlaşma yoluyla belirlendiği,
pazarın 1998 yılı için de paylaşıldığı anlaşılmıştır. Söz konusu belgede satışlar
aşağıdaki şekilde gösterilmiştir;
“1998 EGE PAZARI
1998 Yılı Ege İç Pazar Kapasite Genel Pazar
Payı (%)
Klinker Çimento
1998 Ege İç
Pazar Payı
(%)
Batıçim 1400 28,3 1400 1750 29,45
Çimentaş 1500 30,3 1500 1875 31,16
Denizli 825 16,6 768 960 19,09
Söke 780 15,7 567 709 12,74
Akçansa 450 9,1 350 438 7,56
TOPLAM 4955 100,0 4585 5731 100,0
1998’de Beklenen satış miktarına göre 1998 Fazla
Klinker
Zorunlu
İhraç PÇ İç Satış Katkılı ilave
İhracat
Veya PÇ
ilave ihracat
Batıçim 1481 269 213
Çimentaş 1567 308 243
Denizli 57 60 960 0 0
Söke 213 224 641 68 54
Akçansa 380 57 45
TOPLAM 270 284 5028 704 555
Ardından;
“1998 %6.7 satış artışına göre toplam ihracat: 284.000+555.000=839.000 ton
PÇ’dir.
1. Çimentaş’a Öztüre de dahil edilmiştir.
2. Artan kapasiteler her sene için % 25 esasına göre pazara verilmektedir.
3. İç tüketim fazlası kapasite oranları da birlikte tespit edilecek esaslar ile ihraç
edilecektir.
4. Çimento üretim kapasiteleri 1/0.8 hesabına göre yapılmıştır.”
ifadelerine yer verilmiştir.
12 REKABET KURUMU
Belgede de açıkça ifade edildiği üzere, 1998 yılı için pazar paylarının
hesaplanmasında Çimentaş’ın 1997’de devraldığı Öztüre’ye ait pazar payı
Çimentaş’ın pazar payına katılmıştır.
Yine ifade edildiği üzere, 1997 yılına göre üretim kapasitelerinde meydana
gelen artışlar, pazara % 25 oranında yansıtılmaktadır. Bir başka ifadeyle, fabrikalar
üretim kapasitelerinde yaptıkları artışın ancak % 25’i için pazardan pay
alabilmektedirler. Bu durum, kapasite artışının % 75’inin içpazara yansıtılmaması
konusunda açık bir mutabakatı ifade etmektedir.
Tablodaki rakamlar incelendiğinde ilk sütunda yer alan kapasitelerin ikinci
sütunda yüzdesel oranlara çevrildiği ve ilk başta fabrikaların yalnızca üretim
kapasiteleri gözönüne alınarak pazar paylarının hesaplandığı görülmektedir.
“1998 Yılı Ege İç Pazar” ana başlıklı üçüncü ve dördüncü sütunlarda ise, 1997
yılına göre artan kapasitelerin % 25’i pazar paylarına yansıtılmak suretiyle, sırasıyla
klinker ve çimento bazında mutabık kalınan pazar payları görülmektedir. Ancak
burada yer alan pazar payları klinker ve çimento bazında miktar olarak hesaplanmış,
hemen ardından gelen beşinci sütunda ise pazar payları yüzdesel olarak ifade
edilmiştir.
Çimento sektörüne yönelik olarak Ege Bölgesinde yapılan soruşturmada,
yukarıda bahsi geçen ve bütün bir yılın satışlarının belirlendiği pazar paylaşımı
anlaşmaları yanında, yıl içerisinde değişik dönemlerde başka anlaşmaların yapıldığı
da tespit edilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, yukarıda açıklanan, fabrikaların bölge
düzeyindeki pazar paylarının belirlenmesi ve korunmasına yönelik çerçeve
anlaşmanın ardından yapılan ve pazar paylarının korunması yanında, fabrikaların
maksimum karı elde etmelerini temine yönelik, coğrafi pazar paylaşımı ve fiyat tespiti
anlaşmalarıdır.
Ancak bu hususlara geçmeden önce, yukarıda 1997 ve 1998 yılları satış
tonajlarının tespiti ile ilgili hükümleri irdelenen anlaşmalarda tespit edilen oranların
revize edildiği anlaşmalara ilişkin olarak rastlanılan toplantı notlarına da kısaca
değinmek gerekmektedir.
Batısöke Ticaret Müdürü … …’a ait ajandanın 16 Ocak 1997 tarihli sayfasında;
“1 Ocak 96 Revize Ratio 15.01.1997
Çim 1289000 35.7 (31) 35 26.9
Batı 1286000 33.4 29.5) 34 28.6
Akçansa 300000 7.1 (7) 9.6 (10) 8.4
Denizli 969000 17.7 (20.0) 22 18.5
Söke 530000 6 (12.5) 18 15.1
4404000”
13 REKABET KURUMU
ifadeleri ve rakamları yer almaktadır.
İkinci sütunda yer alan ve 35.7 ile başlayan rakamlar serisinin, yukarıda satış
tonajlarının tespiti ile ilgili olarak yapılmış olduğu belirtilen ve Batıçim’de bulunan
anlaşma metni üzerine elle yazılmış olan rakamların aynıları olduğu görülmüştür. Bu
rakamların sağındaki sütunda yer alan ve parantez içinde yazılı olan rakamlar ise
yukarıdaki anlaşmada asıl olarak tespit edilen rakamlardır.
Bloknot üzerindeki notlardan, 11.12.1996 tarihinde yapılan ve 1997 yılı
satışlarının belirlendiği anlaşmada tespit edilen oranların, daha sonra yapılan yeni
bir anlaşmada revize edildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu yeni anlaşmanın hangi
tarihte yapıldığı konusunda kesin bilgi olmamakla birlikte, yukarıda bahsedilen
notların ajandada yer aldığı sayfanın tarihi de gözönüne alınarak, 11.12.1996
tarihinden 35-36 gün sonra yani 15-16.01.1997 tarihlerinde yapıldığı düşünülmüş,
soruşturma raporunun tebliğinden sonra bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da
taraflarca herhangi bir savunma getirilmemiştir. Nitekim Rapor’da da belirtildiği gibi,
Batısöke satış şefi … …’e ait ajandanın 15.01.1997 tarihli sayfasında da,
anlaşmanın bu tarihte yapıldığı sonucunu destekleyen ve aynı anlaşmada tartışılan
diğer hususlara ilişkin aşağıdaki notlar yer almaktadır;
“Sonuç:
- Batı Anadolu’yla görüşüp kapı çıkış fiyatlarının ayarlanması
- Önemli olan teslim fiyatlarıdır.
- Çimentaş fiyatlarını 5000 TL yukarıya çekecektir.
- Hem ağlarsınız hem düşük fiyatla mal satıyorsunuz diyerek serzenişte
bulundu.”
Anlaşmada tespit edilen oranlarda birtakım revizyonlara gidilmesi ise, satış
tonajlarının tespiti yoluyla yeni bir “pazar paylaşımı” olarak değerlendirilmelidir.
11.12.1996 tarihinden sonra yapıldığı kesin olmakla birlikte, Batıçim İdari Genel
Müdür Yardımcısı … …’a ait takvimliğin sırasıyla 15-16.01.1997 tarihli sayfalarında
yer alan; “Çimentaş ile toplantı” ve “Çimentaş 09:30” ifadeleri de, söz konusu
anlaşmanın bu tarihlerde ve Çimentaş Fabrikası’nda yapıldığına dayanak
niteliğindedir.
Söz konusu pazar paylaşımı mutabakatı, pazarın coğrafi durumu ve fiyatlara
ilişkin birçok hükümler içeren Çimentaş Genel Müdürü … … …’e ait notlardan
11.07.1997 tarihinde yapıldığı anlaşılan anlaşmada; “Pazar paylaşımına uyulacak”
şeklinde tekrar yer almıştır.
Batısöke Ticaret Müdürü … …’ın “Çimentaş” antetli bloknotunda 25.08.1997
tarihi konularak;
“ Pazar paylaşımı mutabakatına uyulmadı. Ortada hiçbir mutabakat kalmadı.
1. Pazar paylaşmasını bozanlar niçin bozdu ? Teklifleri nedir ?
2. Antalya, Denizli, Göltaş çelişkisi konusunda çözüm önerileri ?
14 REKABET KURUMU
Rekabet Kurulu ile ilgili toplantı 5 Eylül’de Ankara’da, yazı Necip Bey’e
fakslanacak.
1. Göltaş-Denizli’ye ve Batı’ya girmeyecek.
Denizli Antalya batısından çekilecek.
TÇ. 8.000.000
KÇ. 3.000.000
PÇ. 9.600.000 Zam Yok.”
hususlarına yer verilmiş, toplantıda tartışılan diğer konularla birlikte pazar paylaşımı
da açık bir şekilde ifade edilmiştir. Söz konusu toplantının da Çimentaş’ta
yapıldığını, Batıçim Genel Müdür Sekreteri’ne ait ajandanın 25.08.1997 tarihli
sayfasında yer alan;
“11:00 Çimentaş”
ve Batıçim İdari Genel Müdür Yardımcısı … …’a ait 1997 yılı takvimliğinin
25.08.1997 tarihli sayfasında yer alan;
“Fiyat topl. Toplantı Saat:11’de Çimentaş’da”
ifadeleri açıkça göstermektedir. Yine bu ifadelerden anlaşılacağı üzere, toplantı
yalnızca pazar payları konusunda yapılmamış, toplantıda fiyat, zam vs. konular da
tartışılmıştır.
26.09.1996 tarihinde Batıçim’de yapılan bir toplantıda alınan kararlar arasında
da 1997 yılına ilişkin pazar paylaşımı mutabakatının, “Pazar paylaşımına
uyulacak” şeklinde tekrar edildiği görülmektedir.
1997 yılı satışlarının tespit edildiği ve Aralık 1996’da yapılan anlaşmanın
ileriki tarihlerde yeni toplantıların konusu olmasına benzer şekilde, 1998 yılı pazar
payları, fiyat ve satış bölgeleri gibi konular birçok toplantıda tekrar ele alınarak,
gözden geçirilmiştir.
Denizli Çimento Genel Müdür Yardımcısı … …’nun 1998 yılı ajandasında yer
alan ve 08.01.1998 tarihinde … Otel’de yapılan bir toplantıya ait olduğu anlaşılan
aşağıdaki ifadeler, ilerleyen bölümlerde üzerinde durulacak birçok konu yanında,
1998 yılı pazar payları üzerindeki tartışmaları açıkça göstermektedir:
“8.1.1998 – “… Otel Balçova Saat 10.’da V… Bey’i gör. Fazla
konuşma. Onları dinle. V… Bey hakem. İ… Beyden bilgileri
al.Bayi meselesi (…) hiçbir fabrika mal vermeyecek. Denizli’ye
girmeme, beton santralı kurmama.karşı mevzu edilirse teşvikleri alınmış.
Hiçbir taviz vermeden V… Bey’in kararlarına okey diyeceğiz. Ancak
aleyhimize birşey varsa görüşmemiz lazım deyip açık kapı bırak.
15 REKABET KURUMU
1. Bayinizin bize iadesi. Bu tarihten itibaren hiçbir karşı ……..
2. Denizli’nin Söke’den 1 iki puanda olsa fazla mal satma. Klinker,
Beyaz çim.
3. Beton santralı kurulmaması.”
Notlarda “V…i Bey” olarak söz edilen kişinin, Akçansa Genel Müdürü … …
olduğu anlaşılmaktadır. Akçansa Bölge’deki payının küçük olmasına karşın,
Türkiye’nin en büyük çimento üreticisi olmasına ve komşu bölge olan Marmara
Bölgesi’ndeki büyük pazar payına bağlı olarak sektörde kazandığı önemli gücü
sayesinde, soruşturma konusu ihlallerde adeta organizatör ve sorunların çözümünde
hakem konumundadır. Ayrıca çimento satışlarından elde edilen pazar payları
üzerinde önemli bir etkisi bulunan beton santrallerinin pazarlıklara konu olduğu
görülmektedir. Denizli çimentosunun, kendi yöresindeki en güçlü pazarlayıcısı olan
ve daha sonra Batısöke bayiliğine geçen … isimli firmanın da toplantı konularından
biri olduğu ortadadır. Batısöke Ticaret Müdürü ……’a ait ajandanın 8 Ocak 1998
tarihli sayfasında yer alan
“ Denizli - girilen bölgeler
fiyat farkları
fi amaç ne ?” ifadeleri de bu tarihteki toplantının konuları hakkında
bazı fikirleri ortaya koymaktadır. Ancak söz konusu ifadeler, fabrikaların pazar
paylarına ilişkin ayrıntılı bilgiler sunmamaktadır. Bu mahiyetteki bilgileri ise, aynı
toplantıyla ilgili olarak Denizli Çimento Pazarlama Müdürü … …’ın 1998 yılı
ajandasında yer alan aşağıdaki ifadelerde bulmak mümkündür:
08.01.1998 - “Çimentaş 1450 30.21
Batı 1350 28.13
Söke 750 15.63
Denizli 900 18.75 (Ado dahil)
Çanakkale 350 7.29”
Görüldüğü üzere, 1998 yılı satışlarının tespit edildiği anlaşmada belirlenen
oranlar, 08.01.1998 tarihinde gözden geçirilmiş ve küçük farklılıklarla yeniden tespit
edilmiştir. Ancak 1998 yılı pazar payları üzerindeki görüşmeler bununla da
kalmamıştır. Yine Denizli Çimento Pazarlama Müdürü … …’ın 1998 yılı ajandasında
yer alan;
23.01.1998 – “Çimentaş 30.21
Batı 28.13
Söke 16.15
Denizli 18.23
Akçansa 7.29”
ifadeleri, bölge fabrikalarının pazar paylarının 23.01.1998 tarihinde küçük bir
değişiklikle yeniden belirlendiğini ortaya koymaktadır. Dikkat edilirse ilk üç fabrikanın
pazar payları aynı kalmış, Denizli Çimento ise 08.01.1998 tarihli toplantıya ait
16 REKABET KURUMU
notlarda “Ado dahil” diye ifade edilen küçük bir pazar payından Batısöke lehine
vazgeçmiştir. Bu noktada, soruşturma çerçevesinde düzenlenmiş bir tutanakta ifade
edilen piyasa hareketlerinden söz etmek gerekmektedir. Söz konusu tutanakta;
Denizli piyasasında Batısöke’nin de satış yapmaya başlamasına bağlı olarak
23.01.1998 tarihinde 345.000 TL/ Trb. düzeyine kadar gerileyen çimento fiyatlarının,
bu tarihte yapılan bir anlaşma ile yeniden 517.500 TL/ Trb. düzeyine yükseltildiği ve
Batısöke’nin Denizli piyasasından çekildiği ifade edilmektedir. Bu tarihten sonra
Denizli’de Söke çimentosu satanlara Batısöke Fabrikası tarafından mal verilmemiştir.
Ancak Batı Grubu ile aralarında, beton santrali, bayi meselesi gibi birçok sorunlar
bulunan Denizli Çimento’nun Denizli piyasasındaki hakim durumunu yeniden elde
etmesi için, bölgesel pazar payı üzerinde Batısöke lehine küçük bir taviz vermesi
gerektiği açıktır. Kısaca pazar payları, her iki tarafın da menfaatlerine uygun bir
şekilde yeniden düzenlenmiş, yeni pazar payları Denizli Çimento Genel Müdür
Yardımcısı … …’nun 1998 yılı ajandasındasının 26.01.1998 tarihli sayfasında da
aşağıdaki şekilde tekrar yer almıştır;
26.1.1998 – “30,21 Ç 1450
28,13 B 1350
16,15 S 775
18,23 D 875
7,29 A 350”
Denizli Çimento Satış Şefi … …’ye ait ajandanın bir sayfasında yine söz
konusu oranlar;
“Çimentaş (30.21)
Batıçim (28.13)
Denizli (18.23)
Söke (16.15)
Akçansa ( 7.29) Onar günlük dönemlerde bildirilecek.”
şeklinde yer almaktadır. Diğer bir ifadeyle, yalnız pazar payları yeniden tespit
edilmekle kalmamış, öngörülen hedeflere ulaşmak doğrultusunda fabrikaların 10’ar
günlük satış sonuçlarını karşılıklı olarak bildirmeleri esası getirilmiştir. Onar günlük
dönemlerde satış sonuçlarının karşılıklı olarak bildirilmesi, söz konusu anlaşmanın
uygulamaya geçirilebilmesi açısından önemli bir unsur olarak görünmektedir ve
Batısöke A.Ş. Ticaret Müdürü … … tarafından … …’a gönderilen 23.01.1998 tarihli
bir faksın kapağındaki ifadelerde:
“01.Şubat.98
Çimentaş
- Dökme zamı yok.
- PÇ : (11.300)
Haftada bir rakam alışverişi olacak.”
17 REKABET KURUMU
şeklinde tekrar yer almakta, … …’ın 1998 yılı ajandasının 12 Şubat 1998 tarihli
sayfasında yer verilen;
“ 5/2/98 5151
5-10/2/98 5047
1.5/1/98 4906 Batıçim
5-10 5234
10.30 5067
1/10/1/98 5064
10.20/1/98 5003 Göltaş
20.30/1/98 5121 ”
ifadeleri de, bu usulün fiilen uygulandığını göstermektedir.
Yukarıda yer verilen anlaşmalar dışında, Çimentaş Genel Müdürü … … …’e
ait bloknotta geçen ve ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmeyen bir toplantıya ait
notlarda pazar paylaşımına ve bu paylarının takibine yönelik olarak aşağıdaki
ifadeler yer almaktadır;
“A.P. Anlaşma bazı üzerinde samimi mutabakat. Pazar payını bozan alternatifini
söylesin.
M.Y. Fiyat oluşmadı.
N.T. Piyasanın doldurulması.
A.P. İhracat taahhüdü.
H… Bölgelerde düştü. Antalya. Biz bozmadık.
Y… B. Fiyatı tutalım miktarı ayarlarız.
V.Ö. Mutabakat satılacak miktar. Fiyat arkadan gelir.
Hatta istersen bedava sat dedik.”
Burada geçen kısaltmaları açacak olursak;
“A.P. … …… (Çimentaş Genel Müdürü)
M.Y. … … (Denizli Çimento Genel Müdürü)
N.T. … … (Batıçim Genel Müdürü)
V.Ö. … … (Akçansa Genel Müdürü)
Y Bey … … (Batısöke Eski Genel Müdürü)”
olmak üzere, genel müdürler düzeyinde bir toplantı olduğu anlaşılmaktadır.
Toplantıda sunulan önerilerde, … … … ve … … tarafından pazar payları
üzerinde durulmakta ve “Pazar payının fiyattan daha önemli olduğu, eğer bu payı
ihlal eden olursa alternatifini mutlaka söylemesi gerektiği” belirtilmektedir.
Uzun yıllardır TÇMB bünyesinde gerçekleştirilen bilgi toplama ve dağıtma
faaliyetlerinin sağladığı istatistiksel altyapının, fabrikaların giriştiği bu tür bölgesel
18 REKABET KURUMU
bazlı eylemlerde anlaşmanın sonuçlarını takip edebilmek açısından kolaylaştırıcı bir
unsur olduğu düşünülmektedir.
TÇMB’nin bu paylaşım sistemi içerisindeki rolü ise, soruşturma çerçevesinde
Akçansa’da yapılan yerinde incelemede elde edilen bir toplantı davetiyesi ile,
TÇMB’ye ait bir bilgi isteme yazısında bulunan aşağıdaki ifadeler birlikte ele alınarak
değerlendirilmiştir:
Bahsedilen belgelerin ilkinde;
“TÜRKİYE
ÇİMENTO MÜSTAHSİLLERİ BİRLİĞİ
17-20/ Ekim/1996 tarihleri arasında … … Otel’de yapılacak 1996- 2000 yıllarında
Türkiye Çimento Üretim Tüketim Projeksiyonu toplantı programı ilişikte takdim
edilmiştir.
Bu toplantıya eşinizle birlikte teşrifinizi rica eder saygılar sunarım.
Ayduk Çelenk
Başkan”
ifadelerine yer verilmektedir.
Söz konusu toplantının, 1996 ve 2000 yılları arasında çimento sektörünün
üretim ve tüketim projeksiyonunun çok genel olarak yapılmasını ve aşağıda
açıklanacak yıllık bazda yapılan toplantıların gerçekleşmesi konusunda muhtemelen
prensip anlaşmalarına varılmasını sağlayan bir zemin olabileceği düşünülmekteydi.
Ancak aşağıda yer alan belgeler incelendiğinde projeksiyonların çok daha özel
amaçlarla yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
TÇMB’ye gönderilen bir yazıyla Birlik bünyesinde yapılan projeksiyonlar ve bu
toplantılarda tutulan tutanaklar istenilmiş, cevabi yazılarında ise toplantı yer ve
tarihleri liste halinde gönderilmiş, ancak tutanak tutma uygulamasının olmadığı
belirtilmiştir. Söz konusu cevabi yazı incelendiğinde, 1994 yılından sonra, 1997 yılı
üretim-tüketim projeksiyonları sonuçları hakkında bilgi arzedildiği ifade edilen
24.12.1996 tarihli bir toplantı göze çarpmaktadır. Kısaca belirtmek gerekirse,
projeksiyon adı altında gerçekleştirilen bölgesel toplantılar TÇMB bünyesinde değil,
doğrudan doğruya fabrikalar arasında yapılmış, 24.12.1996 tarihinde ise, bu
toplantıların sonuçları hakkında bilgi sunulmuştur.
TÇMB bünyesinde yapılan yerinde incelemede elde edilen, Ege Bölgesi
fabrikaları adına Birlik İdare Meclisi üyesi Eşref Baltalı’ya gönderildiği anlaşılan ikinci
belgede geçen aşağıdaki ifadeler, 1996 ve 1997 yıllarında TÇMB bünyesinde
gerçekleştirilemeyerek fabrikaların sorunlarının bölgesel örgütlenmelerle
çözümlendiği toplantılarda tespit edilen hususları ayrıntılarıyla ortaya koymaktadır.
Sözkonusu belgede;
19 REKABET KURUMU
“17-20 Ekim tarihleri arasında İzmir’de yapılan “1996-2000 yılları çimento
üretim-tüketim projeksiyonu” toplantısında bölgesel toplantıların yapılması, bu
toplantıların Birlik İdare Meclisi Üyelerince tertiplenmesi kararlaştırılmış ve bu
toplantılarda tespit edilecek sonuçların konsolide edilmek üzere Çimento
Müstahsilleri Birliği’ne gönderilmesi hususunda karar alınmış idi.
Ege Bölgesi toplantısının 10.11.1996 tarihinden ileri bir tarihte olmamak üzere
sizin uygun gördüğünüz bir tarihte tertiplenmesi ve bu toplantıda aşağıdaki
hususların tespit edilerek Birliğe gönderilmesini rica eder, çalışmalarınızda başarılar
dilerim.
Bölgenin;
- 1997 yılı klinker üretim kapasitesi,
- 1997 yılı programlanan klinker üretimi,
- 1997 yılı çimento üretim kapasitesi,
- 1997 yılı çimento satış programı,
- Şirketlerin çimento satışlarının yapıldığı vilayetler ve yüzdeleri,
- Bölge üreticilerinin pazar payları,
- 1997 yılı üretim-tüketim dengesi,
- Üretim fazlalığı veya üretim noksanlığının ne şekilde
çözümlenebileceği,
- 1997 yılı sonu çimento ve klinker stoku,
hususlarının tespiti, ayrıca varsa sizce de önemli olabilecek diğer verilerin de tespiti
uygun olacaktır.” ifadelerine yer verilmektedir.
Yukarıda yer alan iki belge birlikte incelendiğinde, TÇMB tarafından bölgesel
bazda toplantıların ve projeksiyonların yapılmasının kararlaştırıldığı görülmektedir.
Nitekim TÇMB’nin projeksiyonlar hakkında Kurumumuza göndermiş olduğu
yazısında da belirtildiği gibi, 1996-2000 yılları çimento üretim-tüketim projeksiyonu
toplantısında resmi bir projeksiyon oluşturulamamıştır. Sonuçta bu toplantıda tespit
edilemeyen hususların, bölgesel bazda yapılan toplantılarda tespit edilmesi ve
“konsolide edilmek üzere” birliğe bildirilmesi kararlaştırılmıştır.
Pazar paylaşımı konusunda doğrudan mutabakatın sağlandığı ve yıllık olarak
yapılan sözkonusu anlaşmaların, sektörde fabrikaların bölgesel olarak gruplanmaları
neticesinde ortaya çıkan bölge fabrikaları ve bölge dışında kalan yakın fabrikaların
katılımıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Nitekim TÇMB tarafından, bu hususların
bölgesel bazlı toplantılarda tespit edildikten sonra konsolide edilmek üzere kendisine
gönderilmesini istediği görülmektedir. Soruşturma kapsamında elde edilen bilgi ve
belgeler, bölge fabrikaları ve yakın fabrikalar arasında yıllık olarak yapılan bu
anlaşmaların 1993 yılına kadar geriye gittiğini göstermektedir.
Söz konusu toplantıda fabrikalar bölge genelinde yıllık olarak yapacakları
satışları tespit etmekle kalmayıp, ilgili yazıda ifade edildiği şekliyle “şirketlerin
çimento satışlarının yapıldığı vilayetler ve yüzdeleri” de belirlenmektedir. Yine bu
tespiti destekler mahiyette olmak üzere Denizli Çimento’da yapılan bir yerinde
20 REKABET KURUMU
incelemede elde edilen “DENİZLİ ÇİMENTO SATIŞ BÖLGESİ SINIRLARI VE BU
BÖLGEDE DİĞER FABRİKALARIN DURUMU” adlı satış bölgesi haritası, belirlenen
sınırlar içinde ve dışında Denizli Çimento’nun satış yaptığı tüm merkezlerde
fabrikaların pazar paylarının ne olacağını tek tek göstermektedir. Bu noktada pazar
paylaşımı eylemlerinin, kar oranı yüksek olan iç satışların paylaşımı ile kalmayıp,
bölge düzeyinde bir coğrafi paylaşıma kadar vardığı anlaşılmaktadır.
2.2.1.2. Coğrafi Pazar Paylaşımı
Soruşturma kapsamında incelemeye konu olan Ege Bölgesi, kendi içerisinde
talebin yoğunluğuna ve çimento fabrikalarının yakınlığına göre değişik özellikler
gösteren alt bölgelere ayrılabilir. Bu bağlamda İzmir, Denizli ve Söke/Aydın, çimento
fabrikası bulunan merkezleri oluştururken (Afyon’da Set Grubu’na ait bir çimento
fabrikası bulunmaktadır. Ancak, Afyon ili, Türkiye Bölgeler Haritası’na göre Ege
Bölgesi’nde bulunmasına rağmen, Ege Bölgesi için yapılan anlaşmalarda bölge dışı
fabrika olarak gösterilmektedir.), kuzeyde “Körfez Bölgesi” denilen Edremit Körfezi
etrafında sıralanan Edremit, Burhaniye ve Ayvalık ilçelerinin oluşturduğu bölge,
İzmir’in hemen güneyinde yer alan Kuşadası, Selçuk ve Söke civarı, Nazilli ve Aydın,
Bodrum, Marmaris ve Fethiye ilçelerinin oluşturduğu Güney Ege’deki bölge ve
Denizli merkez ile İzmir merkezi ve yakın çevresi de yoğun talep bölgelerini teşkil
etmektedir.
Çimento fiyatı ile ürünün satılacağı coğrafya arasında sıkı bir ilişki mevcuttur.
İlk bakışta olması beklenen, çimentonun da akaryakıtta olduğu gibi tek bir çıkış
fiyatının bulunması ve bunun üzerine nakliye giderlerinin eklenerek son kullanıcı
fiyatının belirlenmesidir. Böyle bir fiyatlandırma sisteminde, üretim merkezinden
uzaklaştıkça ürünün fiyatı, artan nakliye masrafından dolayı artacaktır. Ancak,
çimento sektörü için bu basit kurguya bir de diğer üreticilerin satış merkezine olan
uzaklığı faktörünü dahil etmek gerekir. Eğer maliyetleridikkate alınmadan, bölgedeki
her üreticinin aynı denilebilecek bant teslimi fiyatları uyguladıkları düşünülürse, her
üretici kendi yakın çevresinde doğal bir satış bölgesine sahip olacak, diğer bir
üreticiye daha yakın olan yerlere satış yapmakta çok zorlanacaktır.
Üretimin bu doğal satış bölgesindeki talep kadar veya daha az olması
durumlarında bu sistem sağlıklı bir biçimde çalışır, ancak bölgede bir arz fazlası
varsa, bazı yeni çözümler aramak gerekmektedir.
Ege Bölgesi genelinde 1997 yılında bölge fabrikaları 5.130.000 ton üretim
gerçekleştirmiş, buna karşılık tüketim 4.445.000 ton olmuştur. Aynı yıl içerisinde
bölgeden ihraç edilen miktar ise 250.000 tonu bulmuştur.
Bölge düzeyinde satış tonajlarının tespiti ve aynı düzeydeki arz fazlası da
gözönüne alınmak suretiyle, coğrafi pazar paylaşımına ilişkin olarak tespit edilen
hususlar aşağıda sunulmuştur.
21 REKABET KURUMU
2.2.1.2.1. Üretim Merkezi ve Civarının Korunması
Üretim merkezleri civarındaki doğal satış bölgelerinde (hem Ege Bölgesi hem
de Türkiye çapında) arz fazlalarının oluşması, üreticilerin diğer fabrikalara ve hatta
literatürde çimentonun doğal satış hinterlandı olarak gösterilen 200-250 kilometrelik
mesafenin de ötesine satış yapmalarını gerekli kılmaktadır.
Genel anlamda üretim tesisinden uzaklaştıkça fiyatın nakliye maliyeti kadar
azalması sistemine dayalı fiyatlandırma uygulamaları, çimento fabrikalarının en karlı
satışlarını yakın çevrede yapmalarına yol açmaktadır. Nisbeten yüksek fiyatlı bu
pazarların yakın çevredeki üreticilerin birikmiş stoklarından veya daha genel
anlamıyla arz fazlasından korunması, ancak karşılıklı olarak fabrikaların birbirlerinin
yakın çevresinde satış yapmaması yönündeki anlaşmalarla sağlanmaktadır.
Soruşturma kapsamındaki fabrikalar açısından bakıldığında, Denizli merkez
ve çevresinde tek fabrika, İzmir’de iki fabrika, İzmir Aliağa’da bir terminal ve Aydın
Söke çevresinde bir entegre tesis bulunduğu ve İzmir merkez ve çevresinin Batıçim
ve Çimentaş için ortak bir yoğun talep merkezi olduğu, diğer yoğun talep bölgelerinin
civar fabrikalar tarafından münhasıran paylaşıldığı görülmektedir.
Soruşturma kapsamında olan bölge fabrikaları arasında, salt “münhasır satış
bölgelerinin korunması hususunda” düzenlenmiş bir anlaşma metnine
rastlanmamıştır. Ancak, pazar paylaşımı, fiyat tespiti vs. hususlarında yapılmış
anlaşmalarda yer alan konu ile ilgili hükümlerden, fabrikaların satış bölgelerini ihlal
etmelerinin ardından gerçekleşen ikili yazışmalardan, konu ile ilgili olarak çimento
bayileri ile yapılan görüşmelere ilişkin tutanaklardan, bu yönde bir centilmenlik
anlaşması olduğu anlaşılmıştır.
Soruşturma safhasında elde edilen belgelerde “centilmenlik anlaşması” olarak
nitelendirilen ve içeriği yukarıda sayılan hususlarla birlikte ele alındığı zaman ortaya
çıkan mutabakata bağlı olarak, her fabrikanın üretim merkezi ve civarı diğer
fabrikaların yapacağı satışlara karşı korunmaktadır. Bölgede fabrikalar arasında
yaşanan en önemli anlaşmazlıklar, talebin daraldığı dönemlerde centilmenlik
anlaşmasının geçici olarak ihlal edilmesinden kaynaklanmaktadır.
Bölge düzeyinde satış tonajları tespit edildikten sonra coğrafi pazar paylaşımı
yönünde yapılacak bir anlaşmanın ilk bakışta daha önemsiz bir ihlal olduğu
düşünülebilir. Ancak, fiyatlandırma sistemine bakıldığında, coğrafi pazar
paylaşımının, fabrikaların üretim merkezi ve civarına uyguladıkları yüksek fiyatların
altında yatan asıl faktör olduğu görülmektedir.
Fabrikaların, 1996 ve 1997 yılları satış yeri bazında yaptıkları satışları
incelendiğinde, yakın bölgelerine yaptıkları satışların, toplam yurtiçi satışlar içinde
ortalama % 40’lık bir pay aldığı görülmektedir. Toplam satışlar içinde önemli bir yer
teşkil eden ve her fabrikanın en yüksek fiyattan yaptığı bu satışlar, diğer fabrikalarla
paylaşılmak istenmemektedir.
22 REKABET KURUMU
Ancak, yukarıda da belirtildiği gibi fabrikaların üretimleri, merkez ve yakın
çevredeki talebin üzerinde olduğundan, coğrafi pazar paylaşımı fabrika merkez ve
çevresinin korunmasıyla kalmamaktadır. Her fabrika diğerinin merkez ve yakın
çevresine, fiyatı biraz düşürmek ve rekabete girmek suretiyle satış yapabilecekken,
anlaşma gereği bu yola gitmemekte, tespit edilen ortak bölgelerde (tampon bölgeler)
satış yapmakta ve merkezdeki fiyatın korunmasını sağlamaktadır. Örnek verilecek
olursa, Bodrum birçok fabrikanın satış yaptığı yoğun talep bölgelerinden birisidir.
Dolayısıyla orada oluşan fiyatlar korunmuş bölgelerdeki fiyatlardan daha düşük
seviyelerde bulunmaktadır. Denizli’den Bodrum ve İzmir yaklaşık aynı mesafededir.
Bu durumda Denizli Çimento İzmir’e mal göndererek Bodrum satışlarından daha karlı
satışlar gerçekleştirebilir. Bunun tersi de doğrudur. Yani tüm teşebbüsler açısından,
kartelin kısa dönemli olarak delinmesi çok karlı görünmektedir. Ancak teşebbüslerin
misilleme anlayışı içerisinde hareket ederek piyasada rekabeti canlandırmaları, uzun
dönemde çimento fiyatlarının düşmesine yol açacak ve tüm teşebbüslerin zararına
olacaktır. Hatta arz fazlası, bu sonucun ortaya çıkması için uzun dönemi beklemeyi
dahi gerektirmeyecektir. Bu durumda teşebbüsler açısından en yararlı uygulama
anlaşmaların sürdürülmesi olacaktır. Ancak iç talep açısından bakıldığında arz
fazlası olan bir sektörde pazarın teşebbüsler arasında coğrafi olarak çok katı bir
biçimde bölünmesi teorik olarak bile mümkün olmadığından, uygulama biraz
yumuşatılarak, en azından fabrikaların yakın çevresindeki yoğun talep bölgelerinin
münhasırlaştırılmasıyla birlikte, artan üretimin tampon bölgelerde, rekabete açık
bölgelerde ve gerekirse dış pazarda, teşebbüsler açısından en karlı olacak şekilde
değerlendirildiği görülmektedir. Uygulamayı mümkün kılan da, satış merkezleri
itibariyle uygulanan farklı fiyatlar ve satış ağı üzerindeki katı denetim
mekanizmasıdır.
Fabrikalarda yapılan yerinde incelemelerde elde edilen bazı belgelerde, bir
fabrikanın diğerinin merkez ve çevresine yaptığı satışlarının “kaçak” olarak
nitelendirildiği görülmüştür. Benzer şekilde düşük fiyat uygulanan yerlerde satılmak
üzere alınmış olan ve fabrika merkezi ve yakın çevresindeki yüksek fiyattan
yararlanmak suretiyle buralarda satışa sunulan çimento da “kaçak” olarak
nitelenmektedir. Bunun önlenmesi için de bayi ve kamyon takipleri vs. yollarına
gidilmektedir.
Fabrikaların farklı fiyat uygulamasına ilişkin olarak yaptıkları savunmalarda,
her fabrikanın bir merkeze uygulayacağı fiyatını, diğer fabrikaların ve kendisinin
oraya olan uzaklığını gözönüne almak suretiyle tespit ettiği ve diğerine daha yakın
olan yere yapacağı satışlarını arttırmak için “nakliyeyi sübvanse ettiği” belirtilmiştir.
Hatta nakliyenin sübvanse edilmesi suretiyle diğerine daha yakın olan bölgelere
satış yapma olanağının sağlandığı ve sistemin daha rekebetçi bir yapı gösterdiği ileri
sürülmüştür.
Ancak, buradaki asıl sorun, çimentonun uzak yerlere ucuza satılması değil,
fabrika merkezi ve yakın çevresine, anlaşmayla sağlanan korumanın sonucu olarak
pahalıya satılmasıdır.
23 REKABET KURUMU
Ayrıca söz konusu fiyatlandırma mekanizması yalnızca “diğer fabrikaya yakın
bölgelerde satış olanağı yaratmaya yönelik nakliye sübvansesi” değildir. Görünürde
bir fabrikanın bir merkez için uygulayacağı fiyat, o merkeze diğer fabrikaların
uzaklığına bağlıdır. Soruşturma kapsamındaki bazı fabrikalar, bölgeler arası bu fiyat
farklılaştırmasını nakliye sübvansesi olarak adlandırmakta ve satış yerinin üretim
merkezinden uzaklaştıkça bu yer için bant teslimi satış fiyatının azaldığını
söylemektedir. Ancak, yapılan fatura incelemelerinde bu durumun tersi örneklere
rastlanılmıştır. Bayi kar marjlarının % 2-5 gibi çok düşük oranlarda olduğu ve birim
nakliye fiyatının da rekabetçi bir ortamda oluştuğu gözönüne alındığında (Fabrikalar
uygulanacak nakliye masrafları konusunda kendilerinin tavsiye niteliğinde dedikleri
uygulanmasını istedikleri listeler yayımlamaktadırlar, ancak alıcının nakliye
organizasyonunu üstlenmesi konusunda özellikle torba çimentoda bir baskı mevcut
değildir. Dökme çimento nakliyesi ise genelde fabrikalar tarafından üstlenilmektedir,
dolayısıyla bu fiyatlar üzerinde de fabrikaların kontrolü vardır. Ancak satışa sunulan
mal da kendi ürettikleri ve satmaya çalıştıkları mal olduğu için, nakliyede piyasa
şartlarının çok üzerinde fiyatlar empoze edilmemektedir.), son kullanıcının “hangi
merkezde olursa olsun” bir torba çimento için aynı fiyatı ödemesi beklenir.
Uygulamada ise uzak merkezlerin daha ucuza çimento tükettikleri görülmektedir.
Bu durumda; ortak bölgeler olan ve birden çok fabrikanın satış yaptığı
yerlerde yaşanan kısmi rekabetin, fabrikaları bazen nakliye oranında bazen ise daha
yüksek oranlarda fiyat sübvansesi yoluna ittiği, anlaşma gereği korunan ve tek bir
fabrikanın hakim olduğu yerlerde ise en yüksek fiyatın uygulandığı ve bu şartlarda
yapılan satışların, toplam satışlar içinde önemli bir pay teşkil ettiği (yaklaşık % 40)
sonucuna varılmıştır.
Kaldı ki; ortak bölgelerde yaşanan rekabetin de sağlıklı bir rekabet olduğunu
söylemek mümkün değildir. Bölgesel tonajların ve fabrikaların münhasır satış
bölgelerinin tespitinden sonra, ortak satışa açık gibi görünen bölgeler üzerinde de
“her fabrikanın satış miktarı ya da yüzdesinin tespit edilmesi, arttırılması ya da
azaltılması veya bir fabrikanın o pazardan çıkarılması” şeklinde uygulamalar olduğu
tespit edilmiştir.
İzmir merkezi ve yakın çevresi için özel bir durum söz konusudur. Bu yoğun
talep bölgesinde bilindiği gibi Batıçim ve Çimentaş çimento fabrikaları birlikte yer
almaktadır. Dolayısıyla bu bölgenin korunmasından her ikisi birlikte
yararlanmaktadır.
Bilindiği üzere, bu bölgede iki fabrikanın dışında Akçansa’nın da satışları
bulunmaktadır. Ancak bu fabrikanın terminal yatırımında bulunduğu 1989 yılında
yapılan satış planları incelediğinde, her yıl artan ve 1994 yılı itibariyle 500.000 tona
varan bir satış tonajının planlandığı görülmüştür. Fabrikanın 1996 ve 1997 yılları
itibariyle terminalden yaptığı çimento sevkiyatının yıllık 300.000 ton civarında olduğu
ve 1998 yılında da 350.000 tonluk bir satış seviyesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır
(anlaşma gereği). Yukarıda bölgesel düzeyde pazar paylaşımı açıklanırken,
Akçansa’nın da bu paylaşım içerisinde yer aldığı belirtilmişti. Bölgesel bazdaki bu
24 REKABET KURUMU
paylaşım yanında ayrıca İzmir merkezi ve yakın çevresi içinde yapacağı satış
tonajının da anlaşmayla kısıtlandığı kanaatine ulaşılmıştır.
Denizli Çimento Pazarlama Müdürü … …’a ait “Bölgeye dışardan etkiler”
başlıklı belgede yer alan;
“Şu anda Antalya’da bulunan Çimsa liman tesislerinde üretilen çimentolar,
Fethiye’ye kadar gelmektedir. Dolayısıyla Göltaş ve Çimsa eğer Fethiye’de mal
satıyorsa onların bölgeyi etkiledikleri miktarı bilmemiz gerekir. Akdeniz Bölgesi olan
fabrikaların Ege’ye gelen malları ile, Ege fabrikalarının Antalya’da ve Akdenizde
sattıkları malın dengelenmesi gerekmektedir. Bölge istatistiklerinde, Göltaş Akdeniz
fabrikası görünmekle beraber Alanya’dan ileri geçmemesi dolayısıyla, Mersin,
Adana, İskenderun fabrikalarıyla birlikte mütalaa edilmesi Göltaş’ın üretiminin
tamamını satabilmesi için zemin hazırlamaktadır. Eğer bu şartlar altında Göltaş’a
verilen satış yüzdesini gerçekleştirecekse bunun tamamını kendi bölgesinde satması
imkansızdır. Ya diğer bölgelere girerek pazarı bozacak bundan önce yaptığı gibi ya
da anlaşmalar doğrultusunda malını satamadığını söyleyip diğer fabrikaların
kendisine pazar açmasını isteyecektir. Bunu talep edeceği yegane fabrika Denizli ve
Afyon’dur.”
ifadeleri, bölgesel bazda satış tonajlarının tespiti yanında her fabrika için satış
bölgelerinin belirlendiğini göstermektedir. Söz konusu belgede daha çok Göltaş,
Çimsa ve Denizli fabrikalarının pazar sınırları üzerinde durulmaktadır. Ancak
ifadelerden de anlaşılacağı üzere o dönem için “Göltaş’ın pazarını genişletme eğilimi
ile karşı karşıya bulunulmaktadır ve bu sorunun, Ege pazarına yansımasından korku
duyulmaktadır. Pazar paylaşımı sisteminin ortaya çıkarılması açısından, Denizli
Çimento ile birlikte soruşturma kapsamında olmayan iki fabrikanın da yer aldığı
paylaşıma ilişkin bu tespitler, tüm bölge fabrikalarının içinde bulunduğu pazar
paylaşımını destekleyici unsurlar olarak ele alınmalıdır. Nitekim bölgelerin ihlalinden
kaynaklanan herhangi bir sorun olmadıkça, bu konuda yeni anlaşmalara
gidilmemekte, iki veya daha fazla fabrika arasında sorun çıkınca da, bu sorun hep
birlikte çözümlenmektedir. Çünkü, fabrikaların deyimiyle “herhangi bir fabrikanın
pazarında meydana gelen bir kirlenme, tüm bölgeyi etkileyecektir.”
Bunun en güzel örneklerini 11.07.1997 ve 26.09.1997 tarihli bölge fabrikaları
anlaşmaları oluşturmaktadır.
Çimentaş Genel Müdürü A.Vasfi Pekin’e ait, 11.07.1997 tarihli toplantıda
alınan kararların özetlendiği notlarda;
“11.07 (Çimentocular)
1. Pazar paylaşımına uyulacak
2. TÇ 32.5 50, KÇ 52, PÇ 58
3. Ürün bazında fiyatlara uymak
4. Zamdan itibaren Afyon, Çimentaş Antalya’ya gitmeyecek
25 REKABET KURUMU
5. Denizli Antalya’da gerileyecek
6. Isparta Denizli iline göndermeyecek
7. Denizli Isparta iline göndermeyecek
8. Dışlanan bayilere mutabakat olmadan mal verilmeyecek
9. Prensipleri uygulamayan bayiler dışlanacak
TÇ 7200
KÇ 7500
PÇ 8700
Vade Dökme 10+40
Torbalı 10+10
den itibaren”
ifadelerine yer verilmektedir. 11.07.1997 tarihinde yapıldığı anlaşılan anlaşmaya ait
bu tutanakta geçen 1,4,5,6 ve 7‘nci maddeler coğrafi pazar paylaşımına ilişkin
ifadeleri içermektedir.
Birinci maddedeki “pazar paylaşımı” ifadesi, tüm bölge fabrikalarının katıldığı
ve yukarıda açıklanan, satış bölgelerine uyulması konusundaki genel mutabakatı
ifade etmektedir.
Sırasıyla 6‘ncı ve 7’nci maddelerde ifade edilen Isparta ve Denizli arası pazar
paylaşımı husususunda da birlikte karar alındığı görülmektedir.
Nitekim Denizli ve Isparta arasındaki sınır müteakip defalar ihlal edilmiş ve bu
konudaki anlaşma taraflara, müteakip toplantılarda tekrar hatırlatılmıştır.
Çimentaş’ın ve Afyon’un zamdan sonra Antalya’ya gitmemesi ve Denizli’nin
Antalya’da gerilemesi konularında varılan anlaşmalar da esas itibariyle coğrafi pazar
paylaşımı niteliğindedir. Ancak daha çok yukarıda kısaca değinilen “ortak satış
bölgelerindeki rekabetin de sağlıklı olmadığı” gerçeğinin ve bu bölgelerin de pazar
paylaşımına konu olduğunun bir göstergesidir.
Yine benzer nitelikte ve 26.09.1997 tarihinde yapılmış “26.09.1997 BATIÇİM
TOPLANTI KARARLARI” başlıklı ikinci bir anlaşmada aşağıdaki ifadeler yer
almaktadır;
1. Pazar paylaşımına uyulacak.
2. TÇ 50, KÇ 52, PÇ 42.5 58.00 USD fiyatları hedef olacak ve 10 Ekim tarihinde
yapılacak toplantıda bu fiyatlara ulaşılmaya çalışılacaktır.
3. Ürün bazında fiyatlara uyulacak.
4. Zamdan itibaren Isparta, Denizli ve ilçelerine girmeyecek.
5. Zamdan itibaren Denizli, Isparta ve ilçelerine girmeyecek.
6. Fabrikaların dışladığı bayilere mutabakat olmadan mal verilmeyecek.
7. Prensipleri uygulamayı engelleyen bayiler dışlanacak.
26 REKABET KURUMU
8. TÇ 32.5 7.200.000.- TL/TON
KÇ 32.5 7.500.000.-TL/TON
PÇ 42.5 8.700.000.-TL/TON
VADE 10+60 Gün-Dökme
VADE 10+40 Gün- Torba
9. 01.10.1997 Çarşamba’dan itibaren bu fiyatlar tatbik edilecek.
Not: Torbalı ve dökme vadeden dolayı aynı fiyat olacak.
Bu anlaşmanın ilk maddesindeki pazar paylaşımı ifadesi de aynı şekilde
fabrikaların satış bölgelerine riayet etmeleri hususundaki genel mutabakatı ifade
etmektedir.
Anlaşmanın 4 ve 5’inci maddelerinde düzenlenen Denizli ve Isparta
arasındaki pazar bölüşümüne ilişkin mutabakat da yine satış sınırlarının ihlal
edilmesinden kaynaklanan bir anlaşmazlığın, bölge fabrikaları ve bölge dışı yakın
fabrikalar arasında yapılan toplantıda çözümlenmesinden ibarettir.
Fabrikalar arasında satış bölgesi sınırlarının ihlal edilmesinden doğan
anlaşmazlıklar daha ziyade talebin daraldığı dönemlerde meydana gelmektedir ya
da herhangi bir fabrikanın belli bir pazarda kendisine verilen pazar payını
gerçekleştirememesi veya rakip fabrikanın satışlarının tespit edilen sınırı aşması
durumunda söz konusu olmaktadır. Soruşturma safhasında bölge ihlaline ilişkin
olarak elde edilen belgelerden de anlaşılacağı üzere, iklimsel koşullara bağlı olarak
inşaat sezonunun kısa olduğu ve talep daralmalarının daha yoğun yaşandığı yerler
Ege Bölgesi’nin doğusundadır. Dolayısıyla satış bölgelerinin sınırları daha çok
buralardan başlamak üzere ihlal edilmekte ve herhangi bir önlem alınmaması
durumunda domino etkisiyle tüm bölgeyi etkileyebilmektedir. Bu durumu önlemek
için bölgesel bazda sadece ilgili fabrikaların katıldığı toplantılar düzenlenmektedir.
Çimento piyasasında faaliyet gösteren bayilerle yapılan görüşmelerde, ürün
fiyatlarındaki aşırı artışların, fabrikaların bazı anlaşmazlıklar nedeniyle birbirlerinin
satış bölgelerine girmeleri sonucu kısmen rekabet yaşandığı dönemlerin ardından,
satış bölgesi sınırları üzerinde yeni bir mutabakat sağlanmasına ve o bölgedeki fiyat
tekelinin satış tekeliyle birlikte bir tek fabrikaya bırakılmasına bağlı olduğu
belirtilmiştir.
Nitekim, soruşturma heyetince Denizli merkezinde faaliyet gösteren 21
çimento satıcısıyla görüşülerek hazırlanan tutanakta; çimento fiyatlarının çok kısa
aralıklarla önemli oranlarda değiştiği, fiyatlardaki bu aşırı dalgalanmanın çimento
kullanıcılarına açıklamakta zorlanıldığı, çünkü bu dalgalanmanın tek nedeninin,
fabrikalar arasındaki anlaşmalar olduğu ifade edilmiş, buradaki anlaşmadan kast
edilenin, hem çimento satılabilecek pazarların paylaşımı ve birbirlerinin pazarına
girmeme konusunda, hem de yukarıdaki anlaşmanın sonucu olarak fiyatların
ortaklaşa tespiti hususunda olduğu belirtilmiştir.
Aynı tutanakta yine bu yöndeki anlaşmaların uygulanmasını sağlamak üzere,
Denizli çimento fabrikası tarafından, çimento fabrikalarına bayilik sözleşmesi ile
27 REKABET KURUMU
bağlı olmayan satıcıların dahi, Denizli dışındaki çevre fabrikalardan çimento alımının
önlendiği, dışarıdan çimento getiren firmalara çimento vermeme ve bayisi
konumundakilerin bayiliğini iptal etme tehdit ve yaptırımlarının uygulandığı, plakaları
tespit edilen araçlara ne kendileri ne de diğer fabrikalar tarafından mal temin
edilmemesine kadar giden müeyidelerin uygulandığı ifade edilmiştir.
Yukarıda anlatılan anlaşmanın en yeni benzerinin 23.01.1998 tarihinde
yapıldığı; 30.09.1997’de yapılan anlaşmadan sonra yükseliş trendine geçen ve bu
trendini 12. ayın ortalarına kadar sürdürerek 517.500 TL/Torba düzeyine yükselen
traslı çimento fiyatının bu ay içinde Denizli’de başlayan yeni bir rekabet sonucu
345.000 TL/Torba düzeyine gerilediği ve 23.01.1998 tarihinde uygulanmaya konulan
anlaşma gereğince, dışarıdan mal girişinin önlendiği ve traslı çimento fiyatının ani bir
zamla 517.500 TL/Torba düzeyine yükseltildiği vurgulanmıştır.
Söz konusu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, çimento satıcıları tarafından
30.09.1997 ve 23.01.1998 tarihlerinde yapılmış olduğu belirtilen iki ayrı anlaşmadan
söz edilmektedir. Her ikisinde de fiyat tespiti hususunun yanısıra, fabrikaların
birbirilerinin satış bölgelerini ihlal etmemeleri hususundaki mutabakata da işaret
edilmektedir.
23.01.1998’de yapılmış olduğu ifade edilen anlaşma, Rekabet Kurumu’nun
teşkilatının oluşumunun tamamlandığı ve hatta çimento sektörüne yönelik
incelemenin yaklaşık iki aydır sürmekte olduğu bir döneme rastlamaktadır. Bu da
göstermektedir ki, sektöre yönelik olarak başlatılan inceleme dahi sektördeki rekabet
ihlallerini önlemeye yetmemiş ve Kanun’un uygulanmaya başlamasından önce
varolan ihlaller aynen sürdürülmüştür.
23.01.1998’de yapılan anlaşmaya kanıt teşkil eden, Denizli merkezde faaliyet
gösteren … İnşaat Malz. ve Kömürcülük San. ve Tic. A.Ş. tarafından Batısöke
Çimento’ya çekilmiş bir faksta aynen şu ifadeler yer almaktadır:
“ BATISÖKE TİCARET MÜDÜRLÜĞÜ
SÖKE
13.03.1998 tarih itibariyle firmanıza 2.759.655.000 TL.’lik borcumuz sıfırlanmıştır.
Genel Müdür Yrd. … … tarafından taahüt edilen prim konusunun açıklığa
kavuşturulmasını; firmamızın ihtiyacı olan çimentonun fabrikalarınızdan hangi
şartlarda alınabileceğinin firmamıza bildirilmesini, çimento vermeme sözkonusu ise
bayilik taahütnamesine karşılık verilen teminat mektubunun iadesini arz ederiz.”
Faksta yer alan ifadeler önce 16.03.1998, sonra 01.04.1998 tarihlerinde iki
kez fabrikaya bildirilmiş ve ardından çimento satıcısına ait teminat mektubu fabrika
tarafından iade edilmiştir.
Konu ile ilgili olarak, … Ticaret yetkilisi … … ile yapılan görüşmede tutulan
19.05.1998 tarihli tutanakta, adı geçen;
28 REKABET KURUMU
“Daha önceleri çeşitli anlaşmazlıklar sonucu Denizli ve Söke Çimento arasında
meydana gelen rekabet dönemlerinde, Söke Çimento Fabrikası’ndan çimento alımı
yapmak üzere teminat mektubu verdiklerini ve bir süre çimento alımı yaptıklarını,
ancak 23.01.1998’de fabrikalar arasında yapılan anlaşmadan sonra Söke’nin Denizli
pazarından çekildiğini ve bu tarihten sonra Söke Fabrikası’nın kendilerine mal
vermediğini, aynı dönemde Söke çimentosu sattığı için Denizli Fabrikası’ndan da
mal alamadıklarını, dolayısıyla 16 Mart 1998’de Söke Fabrikası’na; tekrar çimento
istemiyle faks çektiklerini ve eğer mal verilmeyecekse teminat mektuplarının iadesini
talep ettiklerini, kendilerine faksla yanıt gelmediğini ve teminat mektuplarının iade
edilmesi suretiyle mal taleplerinin reddedildiğini” ifade etmiştir.
Yukarıdaki tutanakta yer alan ifadeler dikkatle incelendiğinde, sonuç olarak
her fabrikanın kendi satış bölgesinde satış yapmasını temine yönelik sürecin ayrıntılı
olarak anlatıldığı görülmektedir. Tutanakta yer alan “ne Söke Fabrikasının ve ne
de Denizli Fabrikası’nın kendilerine mal vermemesi” yönündeki uygulamanın,
esasen 11.07.1997 tarihinde yapıldığı anlaşılan anlaşmanın 8 ve 9 uncu, 26.09.1997
tarihli anlaşmanın 5 ve 6 ncı maddelerinde belirlenen “prensipleri uygulamayı
reddeden bayilere mal vermeme” ilkesinin bir sonucu olduğu anlaşılmaktadır. Her
ne kadar her bir fabrika, bulunduğu il ve ilçelerinde hakim durumda bulunuyor ve
“mal vermeme” suretiyle bu konumunu kötüye kullanıyormuş gibi görünüyorsa da, bu
durum esasen bir anlaşmayla tesis edilmiş yapay bir olgu olup, söz konusu eylemleri
gerçekleştirilebilmesi de fabrikaların karşılıklı anlaşmaları yoluyla mümkün
olmaktadır. Bayilere mal vermeme konusunda yapılan diğer tespitler incelendiğinde
de, bazı bayilere mal verilmemesinin veya bayilerin farklı fabrikayla çalışmalarının
engellenmesinin, temelde coğrafi pazar paylaşımının bir sonucu olduğu görülmüştür.
Örneğin, Denizli Çimento Genel Müdür Yardımcısı … …’nun 1998 yılı ajandasında;
8.1.1998 – “Prenses Otel Balçova Saat 10.’da Vecdi Bey’i gör. Fazla
konuşma. Onları dinle. Vecdi Bey hakem. İbrahim Beyden
bilgileri al. Bayi meselesi (…) hiçbir fabrika mal
vermeyecek. Denizli’ye girmeme, beton santralı kurmama
karşı mevzu edilirse teşvikleri alınmış. Hiçbir taviz vermeden
Vecdi Bey’in kararlarına okey diyeceğiz. Ancak aleyhimize birşey
varsa görüşmemiz lazım deyip açık kapı bırak.
Bayinizin bize iadesi. Bu tarihten itibaren hiçbir karşı ……..
Denizli’nin Söke’den 1 iki puanda olsa fazla mal satma. Klinker, Beyaz çim.
Beton santralı kurulmaması.”,
ifadeleri anlaşma metnindeki hükümlerin uygulanmasını göstermektedir.
Aynı şekilde münhasır satış bölgelerinin korunması uygulamasına yönelik
olarak Çimentaş Genel Müdürü … … …’e ait bir bloknotta, yapılan bir anlaşmaya
ilişkin notlar ve aşağıdaki ifadeler yer almaktadır;
Isparta Denizliye gelmesin, Fethiye Acıpayam hariç.
29 REKABET KURUMU
Denizli Antalya’ya gidişini azaltsın.
… Isparta bölgesine Çimento satmayacak.
Yine münhasır pazarların korunması konusundaki anlaşmaya uyulmasını
temin etmek amacıyla fabrikaların yürüttüğü istihbarat çalışmalarını gösteren Denizli
Çimento Satış Şefi … …’nin 1994, 1995, 1996 yılı ajandalarında, araçların
plakalarını da takip ederek çimentonun satış yerlerinin tespit edildiğine dair notlar
bulunmakta olup, bir fabrikanın münhasır satış bölgesinin dışında olan başka bir
bölgeye satış yapmasının veya bayilik tahsisinin de ancak “patronların
konuşturulması” yoluyla sağlanabildiği bu belgelerden anlaşılmaktadır.
14.05.1998 tarihli … … Ticaret yetkilisi … … …’e ait bilgi tutanağında ise;
“…Yine çimento piyasasında fabrikaların yoğunlukla uyguladıkları “bölge fiyatı” tabir
edilen, bölgeler arası farklı fiyat uygulamasının esasen rasyonel ve takibi mümkün
bir uygulama olmadığı fabrikaların dönemsel menfaatlerine uygun bir biçimde kimi
zaman kamyon takiplerine girişilip ağır yaptırımlar uygulandığı, kimi zaman da bilinçli
olarak kaçaklara göz yumulduğu belirtilmiş, bu uygulamayı meşrulaştırmak üzere
son bir aylık (tahmini) bir dönemde “bölge bayiliği” uygulamasına geçildiği, böyle bir
uygulamanın, bölge dışından gelen talepleri karşılamamaya bir dayanak yapılmaya
çalışıldığı, halbuki bölge bayilerine fiyat vs. hususlarında yapılan ayrımcılığın bu
talepleri rasyonel kıldığı...” ifade edilmiştir.
Tüm bu oluşumların altında yukarıda yer verilen anlaşmalar yoluyla yaratılan
bölgesel hakimiyetlerin yattığı, suni olarak yaratılan ve o merkezdeki çimento
fabrikasının hakim duruma gelmesini sağlayan anlaşmaların uygulanması
sonucunda, merkez ve yakın çevresinde oluşan yüksek fiyatların diğer bölgelerdeki
fiyatların oluşumuna baz teşkil ettiği, bu sayede ortaya çıkan fiyatlandırma
mekanizması ve bunun sağladığı yüksek kar marjlarının sürdürülebilmesinin ise
ancak bu şekilde mümkün olduğu görülmektedir. Üst yöneticilerin katıldığı
anlaşmalarla verilen kararların uygulanmasının, daha alt düzeydeki yöneticilerin
rutin işlerini oluşturduğu, sistemin sağlıklı işleyebilmesi ise yukarıdaki notlardan da
anlaşılacağı üzere sıkı kontrolleri ve ağır yaptırımları gerektirmektedir.
Batıçim Genel Müdür İdari Yardımcısı … ….’a gönderilen bir faksta;
“ Denizli Çimento Fabrika’sının fiyat politikasının etkileri ve nedenleri;
...
6. Denizli Çimento’nun düşük fiyatlarla diğer fabrikaların
bölgelerine girme eğilimi göstermesi, …’a verilen bayilik
hakkında Batısöke’ye karşı ters kamuoyu oluşturarak haklı konuma
geçmeye çalışmak.
7. Aralık ayında kaybettiği tonajı düşük fiyat uygulamasını devam
ettirerek Ocak ayında açığını kapatmaya çalışması.
8. Bölgemize düşük fiyatlar uygulayarak bayilerimizin bize karşı
tepki duymasına neden olmak ve dolayısı ile kendisine gelebilecek
bayilik taleplerini de değerlendirmek.
30 REKABET KURUMU
Bu fiyatların aynı şekilde devam etmesi halinde Batısöke’ye bağlı bayilerin
mukavemet güçlerinin azalacağı gibi hedeflenen ~ 65.000 ton/aylık satışın
gerçekleşmesi zorlaşacaktır.
Ayrıca satış fiyatlarının Denizli ile rekabet eder hale getirilmesi halinde fiyatlar
daha da gerileme eğilimine girecektir.” denilmekte ve Nazilli, Aydın, Kuşadası-
Davutlar-G.Çamlı, Bodrum, Muğla-Marmaris, Dalaman-Ortaca, Söke, Didim-Akbük,
Denizli, Kaş-Kalkan ve Antalya için satış yapan fabrikaların çimento cinslerine göre
satış fiyatları ve miktarlarını gösteren bilgiler bulunmaktadır.
Görüldüğü gibi faksta geçen “bölgemiz” ya da “diğer fabrikaların
bölgeleri” ifadeleri, fabrika merkezleri ve yakın çevresindeki yoğun talep bölgelerini
ifade etmektedir.
2.2.1.2.2. Münhasır Satış Bölgeleri Dışındaki Durum
Üretim merkezi ve civarının korunması bölümünde de belirtildiği üzere, bölge
fiyatı uygulaması ilk bakışta merkez ve çevresi dışında kalan yerlerde sağlıklı bir
rekabet olduğu izlenimi vermektedir. Ancak, üretim ve satış tonajlarının tespitine
yönelik anlaşmalar, üretim merkezi ve civarının korunmasına ilişkin hükümler içeren
anlaşma metinleri ve soruşturma kapsamında elde edilen diğer belgelerde geçen
ifadeler incelendiğinde, buralarda da rekabete aykırı hususların yer aldığı
anlaşılmaktadır.
Yukarıda tam metni yer alan “1997 Yılı Üretim ve Satış Projeksiyonu
Bölgelerarası Toplantı Programı” başlıklı anlaşmanın bölge dışından yapılacak
satışları düzenleyen 2’nci maddesinde;
Soma, Akhisar, Edremit, Fethiye, Denizli, Uşak ve Kütahya il ve ilçelerine
bölge dışından yapılacak satışların birlikte tespit edildiği görülmektedir.
Esasen pazar coğrafi olarak paylaşılırken, yerleşim birimi bazında satış
tonajlarının da tespit edilmesi yönüyle, iki ihlali birlikte içeren bu eylemin, coğrafi
pazar paylaşımı yönünün daha ağır bastığı sonucuna ulaşılmaktadır. Çünkü bölge
çapında satış tonajlarının tespit edilmesi, makro düzeyde fabrikaların pazar
paylarının tespit edilmesi açısından daha önemli iken, dışarıdan yapılacak satışların
yalnızca tonaj olarak tespit edilmeyip aynı zamanda nereye satılacağının da
belirlenmesi yoluyla bölge dışı fabrikaların faaliyet alanlarının kısıtlanması, fiyat
tespiti ve satış şartlarının oluşturulması konularında bölge fabrikalarının
hakimiyetinin korunmasına hizmet etmektedir. Dolayısıyla çimento sektöründeki
mevcut durum çerçevesinde herhangi bir merkezde birden fazla fabrikanın bir
arada satış yapıyor olmasına bakarak, orada rekabet şartlarının tam olarak var
olduğu sonucuna varmak yanıltıcıdır. Bölgesel bazda birlikteliklerin oluşturulduğu
sektöre Ege Bölgesi açısından bakıldığında, bölge fabrikaları olarak nitelenen ve
soruşturmaya uğrayan fabrikaların, bir taraftan bölge dışından gelecek çimentonun
miktarını belirlemek suretiyle pazara girişi sınırladıkları, diğer taraftan çimentonun
31 REKABET KURUMU
bölge içinde satılacağı yerleri tespit etmek yoluyla pazarı coğrafi olarak paylaştıkları
görülmektedir.
Yukarıda belirtildiği gibi bölge içinden ve dışından birkaç fabrikanın birarada
satış yaptığı ve rekabet şartlarının oluştuğu görünümü veren tüketim merkezlerinden
biri de Antalya’dır.
1997 yılı satış tonajlarının belirlendiği ifade edilen anlaşmaya temel teşkil
ettiği anlaşılan tablodaki;
“Bölgeden Çıkan Toplam - 245
Batıçim
Çimentaş (Akdeniz) (Antalya) 45
Denizli (Akdeniz) (Antalya) 200”
ifadeleri, üç fabrikanın Antalya’ya yapacağı satışların belirlendiğini göstermektedir.
Akçansa’da yapılan incelemede elde edilen ve Akdeniz Bölgesi düzeyinde
satış tonajlarının tespit edildiği anlaşma metninde, yukarıdaki tabloya paralel şekilde
öncelikle bölge fabrikalarının satış miktarları gösterilmekte, ardından;
“Bölge dışı fabrikalar, bölge içinde en fazla aşağıdaki miktarları satacaklardır.
Fiyat bölge fabrikalarınca tespit edilecektir.
Denizli (Antalya) 200.000 ton
Afyon (Antalya) 100.000 ton
Konya (Antalya) 150.000 ton
Çimentaş (Antalya) 45.000 ton
--------------------------
TOPLAM 495.000 ton”
ifadelerine yer verilmek suretiyle, Antalya’ya yapılacak satışlar önceden tespit
edilmektedir.
Çimentaş Genel Müdürü … … …’e ait bloknotta yer alan ifadelerden
11.07.1997 tarihinde yapıldığı anlaşılan anlaşmada da benzer şekilde;
“...Zamdan itibaren Afyon, Çimentaş Antalya’ya gitmeyecek
Denizli Antalya’da gerileyecek...”
ifadeleri yer almaktadır.
Dolayısıyla, Antalya satışları konusunda Afyon, Çimentaş ve Batıçim
açısından coğrafi pazar paylaşımı niteliğinde, Denizli için ise satış yüzdesinin
düşürülmesi şeklinde anlaşmaya varıldığı anlaşılmaktadır.
32 REKABET KURUMU
Çimentaş Genel Müdürü … … …’e ait bloknotlarda;
1. Açığı kapamak için
Batı 4000
Söke 2000
Denizli 3200 ile sınırlayacak
2. Isparta; Afyon, Denizli, Muğla illerine girmeyecek.
3. Ege fabrikaları Antalya’ya girmeyecek (Çimentaş’tan muhalefet)
4. Denizli Antalya’ya gidişini azaltacak.
ifadeleri yer almaktadır. Afyon ve Denizli illerinde fabrikalar olduğu ve dolayısıyla
buraların büyük oranda münhasır satış bölgeleri içinde kaldığı gözönüne alınırsa,
anlaşmanın diğer maddeleriyle Muğla ve yine Antalya satışları konusunda
anlaşmaya varıldığı görülmektedir.
Aynı şahsa ait 11.02.1997 tarihli bloknotta;
“- Edremit’in terkedilmesi,
- Batı ihracat taahhüdüne uyacak, Dışarıdan klinker almayacak,
- Öztüre bize dahil”,
ifadelerine rastlanmakta ve ihracatla ilgili hükümlerin yanısıra Edremit ve Öztüre ile
ilgili pazar paylaşımı da açıkça görülmektedir.
2.2.2. Fiyat Tespiti
Çimentaş ve Batıçim Fabrikaları için 01.01.1996’dan 15.10.1997 tarihine
kadar fiyat karşılaştırması yapılmış ve iki firmanın da fiyat artışlarını büyük oranda
aynı tarihlerde yaptığı ve artış tarihi olarak aralarında 1-2 gün fark olan zamanlarda
da bazı özel sebepler dolayısıyla gerçekte artışların aynı günlerde uygulandığı tespit
edilmiştir.
Ancak, soruşturma safhasında elde edilen yeni deliller ve fiyatlar konusunda
derinlemesine yapılan incelemeler çerçevesinde, fiyat tespiti hususunda da bölge
düzeyinde uyumlu eylemden çok anlaşma yoluna gidildiği sonucuna varılmıştır.
Batıçim’de elde edilen 11.12.1996 tarihli, 1997 yılı satış miktarlarının tespit
edildiği anlaşmanın, bölge dışı fabrikaların satışlarını düzenleyen 2 nci
maddesinde;
“Fiyat bölge fabrikalarınca tespit edilecektir.” ifadesi yer almaktadır.
İfade bu haliyle, dışarıdan yapılacak olan satışlarda, bölge içindeki
fabrikaların tespit edeceği fiyata diğer fabrikaların uyacağını göstermektedir ve bölge
dışı fabrikalar açısından getirilmiş bir yaptırım olarak görünmektedir. Ancak bölge
dışı fabrikaların, bölge fabrikalarının tespit edeceği fiyata uymalarının hükme
33 REKABET KURUMU
bağlanmış olması aynı zamanda, bölge fabrikaları olarak nitelenen beş fabrikanın
birlikte fiyat tespit ettiğini göstermektedir.
Birlikte fiyat tespiti konusunda anlaşmaya konulmuş olan bu ifade, bölge
fabrikalarının fiyat politikası konusundaki birlikteliklerini gösteren ve aynı zamanda
fiyat tespiti konusunda çeşitli tarihlerde yapılacak toplantılara temel oluşturan bir
hükümdür.
Yukarıda bazı hükümleri irdelenen ve Çimentaş Genel Müdürü … … …’in
notlarından 11.07.1997 tarihinde yapıldığı anlaşılan anlaşmada yer alan maddeler
tekrar incelendiğinde;
“11.07 (Çimentocular)
1. Pazar paylaşımına uyulacak
2. TÇ 32.5 50, KÇ 52, PÇ 58
3.Ürün bazında fiyatlara uymak …
.
.
TÇ 7200
KÇ 7500
PÇ 8700
Vade Dökme 10+40
Torbalı 10+10
den itibaren”
ifadelerine rastlanılmakta, 2‘nci ve 3’üncü maddelerle birlikte ürün bazında fiyatlarla
vadelere ilişkin notların doğrudan fiyat ve satış şartlarının tespitine yönelik olduğu
görülmektedir.
Batısöke Çimento Fabrikası’nda elde edilen 26.09.1997 tarihli anlaşma
metninin ilgili maddelerinde;
“…2. TÇ 50, KÇ 52, PÇ 42.5 58 USD fiyatları hedef olacak ve 10 Ekim tarihinde
yapılacak toplantıda bu fiyatlara ulaşılmaya çalışılacaktır...”
“... 3. Ürün bazında fiyatlara uyulacak.
“... 8. TÇ 32.5 7.200.000.-TL/TON
KÇ 32.5 7.500.000.-TL/TON
PÇ 42.5 8.700.000.TL/TON”
“.. 9. 01.10.1997 Çarşamba’dan itibaren bu fiyatlar tatbik edilecek.”
“... Not: Torbalı ve dökme fiyatları vadeden dolayı aynı olacak.”
ifadeleri yer almaktadır.
Yukarıda maddeleri sıralananan 26.09.1997 tarihli anlaşmanın 2’nci
maddesinde hedef fiyatlar belirtilmiş ve 10 Ekim 1997 tarihi itibariyle bu fiyatlara
34 REKABET KURUMU
ulaşılmaya çalışılacağı ifade edilmiş olup, ayrıca hedef fiyatlara ulaşmak üzere 10
Ekim 1997 tarihinde, fiyat tespiti hususunda ayrı bir toplantının yapılması
kararlaştırılmıştır.
Nitekim Batısöke Ticaret Müdürü … …’a ait ajandanın 26.09.1997 tarihli
sayfasında yer alan;
“10/10/1997 Denizli Pamukkale toplantı
Söke Batı+Çim
TÇ = 7500 7200
K = 7800 7500”
ifadelerinden, söz konusu toplantının belirtilen tarihte Pamukkale’de yapıldığı
anlaşılmakta ve 26.09.1997 tarihli anlaşma metninde yer alan fiyatları teyit eder
nitelikte fiyat tespitleri içermektedir. Buna göre Batıçim ve Çimentaş’ın fiyatları traslı
ve katkılı çimento için aynı ve sırasıyla 7.200.000 TL/Ton, 7.500.000 TL/Ton,
Batısöke’nin fiyatları ise sırasıyla 7.500.000 TL/Ton ve 7.800.000 TL/Ton olarak
belirlenmiş ve 1 Ekim tarihinden itibaren bu fiyatların tatbik edilmesi
kararlaştırılmıştır.
Batıçim Genel Müdür Yardımcısı … …’a ait masa üstü takvimin 10 Ekim 1997
tarihli sayfasında da;
“Toplantı, Denizli Pamukkale toplantı” ifadelerine yer verilerek, toplantı yer ve
tarihi teyit edilmektedir.
Aynı anlaşmanın 8’inci maddesinde ise, 9’uncu maddede ifade edilen
01.10.1997 Çarşamba’dan itibaren uygulanacak olan fiyatlar, TÇ 32.5, KÇ 32.5 ve
PÇ 42.5 çimento standartları için ayrı ayrı olmak üzere tespit edilmiştir.
Ancak yukarıda ifade edildiği gibi, söz konusu fiyatların, 10 Ekim 1997
tarihinde yapılan toplantıda hedef fiyatlara ulaşmak doğrultusunda revize edildiği
anlaşılmaktadır.
Anlaşmanın “Not:” başlıklı son cümlesinden ise torba ve dökme çimentonun
vadeden dolayı aynı fiyattan satılması yönünde bir mutabakata varıldığı
anlaşılmaktadır.
Kısaca bu belgeye dayanarak birlikte fiyat tespiti hususunda :
1. 8’inci maddede 01.10.1997’den itibaren uygulanacak olan fiyatların tespit
edilmesi,
2. İleriki tarihlerde uygulanmak üzere hedef fiyatların tespit edilmesi ,
3. Hedef fiyatlara ulaşmak üzere 10 Ekim 1997 tarihinde bir toplantı yapılmasının
kararlaştırılması,
35 REKABET KURUMU
4. Dökme ve torba çimentonun satış fiyatlarının eşitlenmesi suretiyle satış
koşullarının birlikte tespiti yoluyla 4054 sayılı Kanun’un ihlal edildiği ortaya
çıkmaktadır.
Dökme ve torba çimento fiyatlarının eşitlenmesi konusunda, durumun
uygulamada torba çimentonun vadesinin dökme çimentonun vadesinden yaklaşık bir
ay daha uzun hale gelmesi nedeniyle, fiyatların birbirine çok yaklaşması gözönüne
alınarak yapıldığı, teşebbüslerin ilk yazılı savunmalarında belirtilmiştir. Yukarıda
açıklandığı üzere aynı tarihte, maliyetlerindeki farkın yaklaşık % 18’ler civarında
olduğu torba ve dökme çimentonun peşin fiyatları da eşit hale getirilmiştir. Asıl
önemli olan ise, piyasa şartlarından kaynaklandığı ifade edilen bu durumun, satış
şartlarından birisi olan fiyat konusundaki bir anlaşma yoluyla uygulamaya konulmuş
olmasıdır.
Denizli Çimento Genel Müdür Yardımcısı … …’nun 1997 yılı ajandasında yer
alan;
4.1.1997 – “Diğer fabrikalarla dökme konusunda görüşülsün. Gerekirse
dökmelerin hepsiyle bir toplantı yapılabilir.”
ifadeleri de, dökme çimentonun ayrı pazarlıklara tabi olduğunu göstermektedir.
03.12.1996 tarihli Genel Müdür … …e gönderilmiş, Gn. Müd. Yrd. … … imzalı
dahili muhaberatta;
“Bildiğiniz gibi 11.11.1996 gününden itibaren satış yaptığımız üç bölgede (İstanbul-
Çanakkale-İzmir) fiyatlar diğer fabrikalarla mutabık kalınan fiyatlar seviyesine
yükseltilmiştir. Ancak her üç bölgedeki fabrikalar çeşitli sebeplerle fiyatlarını geri
çektiklerinden, bölgelere göre büyük fiyat farkları doğmuştur. Dolayısıyla satış
miktarlarımızda ciddi gerilemeler devam etmektedir. Bu konu ile ilgili bölge satış
müdürlerinin ve pazarlama müdürlüğünün yazıları ektedir.” ifadelerine yer verilmek
suretiyle fiyatların anlaşmalarla tespit edildiği açıkça belirtilmektedir.
Denizli Çimento Pazarlama Şefi … …’ye ait 1996 yılı ajandasında, “İzmir
toplantısı sonucu” belirlenen fiyatlar ile İstanbul’da ve muhtemelen çok geniş çapta
yapılan bir toplantıda, ilgili fabrikaların (Batısöke, Denizli, Afyon ve Göltaş) satış
yaptığı bölgelerde uygulayacakları fiyatların belirlenmesi, üretim merkezinden satış
yerine olan nakliye masraflarının çıkarılarak bir fabrika çıkış fiyatı bulunması (satış
yerinde tüm fiyatların aynı olması) şeklinde notlar yer almaktadır.
Batısöke Çimento Fabrikası Ticaret Müdürü … …’ın 1997 yılı ajandasının
16.01.1997 tarihli sayfasında;
“…50 TÇ 32.5 = 5300000
52 KÇ 32.5 = 5500000
56 PÇ 42.5 = 6000000
56 (İzmir bölgesi için) her ay dolar kuruna göre ayarlanacak…” ifadeleri
36 REKABET KURUMU
yer almaktadır.
Batıçim Genel Müdür İdari Yardımcısı … …’a gönderilen faksta yer alan;
“ Denizli Çimento Fabrika’sının fiyat politikasının etkileri ve nedenleri;
9. Denizli Çimento’nun düşük fiyatlarla diğer fabrikaların
bölgelerine girme eğilimi göstermesi, …’a verilen bayilik
hakkında Batısöke’ye karşı ters kamuoyu oluşturarak haklı konuma
geçmeye çalışmak.
10. Aralık ayında kaybettiği tonajı düşük fiyat uygulamasını devam
ettirerek Ocak ayında açığını kapatmaya çalışması.
11. Bölgemize düşük fiyatlar uygulayarak bayilerimizin bize karşı
tepki duymasına neden olmak ve dolayısı ile kendisine gelebilecek
bayilik taleplerini de değerlendirmek.
Bu fiyatların aynı şekilde devam etmesi halinde Batısöke’ye bağlı bayilerin
mukavemet güçlerinin azalacağı gibi hedeflenen ~ 65.000 ton/aylık satışın
gerçekleşmesi zorlaşacaktır.
Ayrıca satış fiyatlarının Denizli ile rekabet eder hale getirilmesi halinde fiyatlar
daha da gerileme eğilimine girecektir.”
ifadeleri,
Denizli Çimento Pazarlama Müdürü … …’a ait ajandanın 12 Nisan 1997 tarihli
sayfasında yer alan;
“Afyon Çimento Tic.Md. … … aradı. Önümüzdeki günlerde hepsi ile birlikte bir
toplantı neticesinde fiyat belirlemesi yapılacak.”
ifadeleri,
Akçansa İzmir Temsilciliği Müdürü Cem May tarafından bazı bayiler hakkında
bilgi verici nitelikli olarak Genel Müdürlüğe gönderilen yazıda yer verilen;
“….. LTD:
Şu anda çok yavaş çalıştıklarını ifade etmektedirler.Nedeninin fiatlar eşitlendikten
sonra İzmir fabrikalarının vade yolu ile bizden daha iyi şartlar oluşturmaları ve
satıcıların vade nedeni ile İzmir fabrikalarını tercih etmelerinin olduğunu
belirtmişlerdir. Çünkü müşteriye göre 10+1 vadelerini 10+10 olarak ve hatta 20-25
gün vade uygulamaktadırlar. Batıçim peşin satışlara 1 hafta vade uygulamaktadır.
Bunu Batıçim satış müdürü de doğrulamakta ve 10+1 vadelerinin olmadığını
peşin veya 10+10 vade ile çalıştıklarını kendisi müteakip defalarda
TOPLANTILARDA belirtmiştir.
Dolayısı ile … firması peşin satışlar ile yalnızca parakende müşteriye satış
yapabildiğini fakat toptan satışa giremediğini belirtmiştir. Bizde de vadeler eşitlenir
37 REKABET KURUMU
ise az bir primle dahi aylık 2000 ton rakamını yakalayabileceklerini belirtmişlerdir.”
ifadeleri,
Akçansa, Denizli, Batıçim ve Çimentaş fabrikalarına ilişkin fiyatlarla ilgili
araştırmanın yer aldığı 25.12.1997 tarihli belgede fiyat karşılaştırmaları yapıldıktan
sonra yer verilen;
“Güney bölgelerinden başlayan fiyat istikrarsızlığı tüm bölgeleri etkilemektedir.
Fabrikaların güneye uyguladıkları düşük fiyatlar tüm bölgelere kaçak olmakta
ve fiyatların tespitini zorlaştırmaktadır. Rahatsızlık Batıçim ve Denizli
Çimento’dan kaynaklanmaktadır.”
ifadeleri,
Batısöke Pazarlama Şefi … …’in 1996 yılı ajandasının;
22.02.1996 tarihli sayfasında yer alan;
“Genelde Denizli Çimento Fb.’sının zamdan sonra bayisine vermeye devam
ettiği eski fiyatlar piyasada fiyat birliği oluşmasına engel olmaktadır.”
ifadeleri,
23.02.1996 tarihli sayfasında yer alan,
“Kanaatimce piyasada bir fiyat birliği oluşturulmak isteniyorsa...bayilere bir
takım müeyideler uygulanması gerekmektedir:
1.Fiyatların yükseleceği dönemler bayilere hissettirilmemelidir...
3.Zamdan sonra kesinlikle eski listeden işlem yapılmamalıdır...
5.Fabrikalar tavşana kaç tazıya tut prensibinden uzaklaşmalıdır.
6.Yüksek fiyattan çimento satmak yerine düşük fiyatla mal satmak zorunda
kalınmamalıdır.”
ifadeleri,
01.03.1996 tarihli sayfasındaki;
“Bodrum’daki düşük fiyat en çok bizi etkilemektedir. Oran olarak en fazla
Bodrum’a giren çimento Batısöke’dir. Denizli’nin düşük fiyatta olsa oraya girip
pay almaya çalışmasını önleyecek tedbirler almalıyız.”
ifadeleri, fiyatlar konusundaki pazarlıkları açıkça göstermektedir.
Ayrıca, Batıçim Genel Müdürü … …’nun sekreterine ait 1997 yılı ajandasının;
7 Ocak sayfasında yer alan; “1600 Çimentaş’ta toplantı” ,
21 Mart sayfasında sayfasında yer alan; “1400 Çimentaş’a”,
25 Ağustos sayfasında yer alan; “1100 Çimentaş”
ifadeleri,
Batıçim Genel Müdür yardımcısı … …’a ait 1996 yılı masa üstü takvimin
25.11.1996 tarihli sayfasında yer alan;
38 REKABET KURUMU
ÇİMENTAŞ ile toplantı”
ifadeleri ve yine aynı şahsa ait masa üstü takvimin 25.08.1997 tarihli sayfasında,
yukarıda bu tarihte ÇİMENTAŞ’ta yapıldığı belirtilerek pazar paylaşımına ilişkin
yönleri incelenen anlaşmanın konusuna ilişkin notlarda yer alan;
“Fiyat topl. Toplantı Saat: 11’de Çimentaş’da”
ifadeleri, bölge fabrikaları arasında fiyat tespitine ilişkin olarak yapılan ve yukarıda
yer verilen diğer anlaşmalarla birlikte, Batıçim ve Çimentaş arasında da fiyatlar
konusunda uyumlu eylemden de öte doğrudan görüşme ve anlaşmalar olduğunu
göstermektedir.
Pazar paylaşımı anlaşmalarının soruşturma başlatıldıktan sonra devam
etmesine benzer şekilde, soruşturma açılmış olması fiyat tespiti hususundaki
ihlallerin devam etmesini de engellememiştir.
Yukarıda coğrafi pazar paylaşımı ile ilgili kısımda belirtildiği üzere Denizli
merkezde faaliyet gösteren 21 çimento satıcısının imzasını taşıyan tutanakta ifade
edildiği gibi, 23.01.1998 tarihinde fiyatlar tekrar anlaşmayla tespit edilmiştir.
Batısöke Ticaret Müdürü … … tarafından Batıçim Genel Müdür Yardımcısı …
…’a gönderilen 23.01.1998 tarihli bir faks kapağına el yazısı ile düşülen ve daha
önce bahsedilen aşağıdaki ifadeler de fiyatların nasıl tespit edildiğini açıkça
göstermektedir:
“01.Şubat.98
Çimentaş
- Dökme zamı yok.
- PÇ : (11.300)
- Haftada bir rakam alışverişi olacak.”,
Yine … …’a ait 1998 yılı ajandasında, genelde çeşitli satış yerleri için bölge
fabrikalarının fiyat tespitlerine ilişkin olarak yer alan aşağıdaki notlardan, 08.01.1998
tarihinde İzmir … Otel’de yapılan toplantıda da fiyat konularının görüşüldüğü
anlaşılmaktadır;
“ Denizli - girilen bölgeler
fiyat farkları
fi amaç ne ?”,
Denizli Çimento Genel Müdürü … …’a ait 1998 yılı ajandasının sırasıyla
10.02.1998 tarihli sayfasında yer alan;
“1.İzmir fiyatları yükselecek...” ifadesiyle,
12.02.1998 tarihli sayfasında yer alan;
“-Batıçim Denizli’ye beton santralları için ısrar ediyor.
39 REKABET KURUMU
-İbrahim Bey Göltaş görüşmesi
-Fiyat durumları”
ifadeleri de fiyatlar üzerindeki görüşme ve anlaşmaların sürdürüldüğünü
göstermektedir.
Birlikte yapılan fiyat tespitleri bir süre sonra yapılan indirimler sonucu
bozulmakta (anlaşmazlık veya mevsimsel durumlar sonucu) ve bu indirimlere bazı
durumlarda diğer fabrikalarca karşılık verilmekte, özellikle kış dönemlerinde iç
bölgelerdeki fabrikaların artan stokları, liste fiyatlarından bir hayli düşük fiyatlarla kıyı
bölgelerine gönderilebilmekte ve bu durum kıyı bölgelerindeki fabrikaların karşılık
vermesiyle şiddetlenebilmektedir. Sonuçta her üreticinin çıkarı için yeni bir anlaşma
yapma gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Ne var ki yeni toplantılar neticesinde tesis
edilen mutabakat da, genelde arz fazlasına, özel olarak ise bir fabrikanın karşılaştığı
aşırı stok sorununa bağlı olarak çok kısa sürebilmektedir.
Diğer bir ifadeyle, arz fazlasının yarattığı fiyat düşürücü yöndeki baskı,
fabrikalar arası anlaşmalar yoluyla minimum düzeyde tutulmaktadır. İleride
değinileceği üzere, kapasite fazlalarının bir kısmını zorunlu olarak ihracata tabi
tutmak yoluyla oluşturulan ihracat karteli de arz fazlasının tamamen ortadan
kalkmasına yeterli olmadığı için, fiyatlar arz fazlası ve anlaşma eğilimi arasında
sürekli bir gel-git izlemektedir. Çimento fiyatları ile ilgili en önemli sorunlardan birisi,
yayımlanan fiyatlardaki yüksek artış oranlarının yanında, yapılan indirimler sonucu
piyasada oluşan istikrarsızlıktır.
Bölge çapında yeniden satıcılarla yapılan görüşmelerde; genellikle ay
başlarında üreticilerin anlaşmaya vararak fiyatları birlikte yükselttiği ancak daha
sonra fiyatlarda indirimlerin yapıldığı ve özellikle ay sonlarına doğru, belirlenen
tonajlara ulaşmak için bir takım fiyat ayarlamalarında bulunulduğu belirtilmektedir.
Ayrıca, üreticilerin bazı durumlarda fiyatları arttırmadan önce bayilere haber verdiği,
imkanı olan bayilerin gelecek fiyat artışlarından bir ölçüde de olsa korunabilmek
amacıyla yüklü miktarlarda çimento aldığı ancak üreticilerin fiyatları belirtildiği tarihte
arttırmayarak yeniden satıcıları zor durumlarda bıraktıkları ifade edilmiştir. Bu
durumun belli dönemlerde üreticilerin stoklarının eritilmesi amacıyla yapıldığı
anlaşılmaktadır.
Çimento fiyatlarının yıllık bazda liste fiyatları dikkate alınarak tespit edilen
artışları aynı dönemlerde gerçekleşen TEFE’ye göre fazla yüksek görünmemektedir.
Hatta 1996 yılında, soruşturma kapsamındaki bazı firmaların yaptığı artışlar
TEFE’nin de altında kalmıştır (1996 TEFE=%90.84, Denizli Çimento’nun katkılı
çimentoda yaptığı artış % 78,). Ancak, yıl içindeki belli dönemler halinde bir inceleme
yapıldığında, özellikle bölge üreticilerinin yaptıkları toplantılar ertesi, fiyatların çok
yüksek oranlarda arttırıldığı görülmektedir. Dönemler halinde bakıldığında genelde
toplantılar ertesi yapılan yüksek oranlı fiyat artışları ile maliyetlerdeki artışların bir
ilgisinin olmadığı görülecektir. Bir toplantının yapılması genelde, bir anlaşmazlık
dönemiyle süregelen fiyat indirimlerinin sona erdirilmesi ve önceden tespit edilmiş
olan satış tonajlarının yakalanması amacına yöneliktir. Belli dönemlerde bazı
40 REKABET KURUMU
üreticilerin fiyat düşürmelerine geçici olarak göz yumulması da, bu üreticilerin
kaybettiği satış tonajını yakalamasına hizmet etmektedir.
Sistemin muhtemelen, çimento fiyatlarının devlet tarafından tespit edilmesine
son verilmesinden itibaren süregeldiği anlaşılmaktadır. Nitekim 4054 sayılı
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un yürürlükte olmadığı bir dönemde
09.03.1993 tarihli bölge fabrikaları toplantısında alınan kararları özetleyen bir
belgede yer alan;
“09.07.1993’te Çimento Müstahsilleri İşverenleri Sendikası Başkanlığı’nda bölge
fabrikalarının katılımıyla yapılan toplantı neticesinde 10.07.1993 tarihinden itibaren
fiyatların 650.000 TL/TON + KDV seviyesine getirileceği kararlaştırılmıştır...”
ifadeleri, sistemin, Devlet’in sektörden elini çekmesine kadar gerilere gittiğini
göstermektedir.
2.2.3. Zorunlu İhracat
Soruşturmaya konu olan fabrikaların da savunmalarında belirttikleri gibi,
çimento, nakliye masraflarının yüksekliği nedeniyle, satış yerinin fabrikaya olan
uzaklığı arttıkça karlılığı önemli ölçüde düşen bir üründür. Sektörde ihraç edilen
çimentonun “zorunlu ihracat” olarak nitelenmesinin altında da, iç fiyatlarla ihraç
fiyatları arasındaki uçurum yatmaktadır. İhracatta uygulanan FOB fiyat iç piyasa
fiyatına oranla oldukça düşük kalmaktadır. Genel olarak yaklaşık 30 USD’ye ihracatı
yapılan bir ton çimento, iç pazarda 50-55 USD civarında satılmaktadır.
Ancak bütün bu fiyat dezavantajına rağmen, iç pazarda pazar paylaşımı ve
fiyat tespiti suretiyle kurulan dengenin işlemesi ve korunabilmesi için, üretimin bir
miktarının ihraç edilmek zorunda olduğu açıktır. Arz fazlası sorunu bir anlamda
böylece çözümlenmiş olmaktadır. Ancak yine de ihraç fiyatlarının, iç piyasada
anlaşma yoluyla oluşturulan suni fiyatların altında kaldığı gerçeği değişmemektedir.
Nitekim, bugün için çimento piyasasında arz fazlası olmasına rağmen, sektörde
girişilen büyük çaplı kapasite artırımlarına bakıldığında ve önemli çimento
ihracatçılarının projeksiyonları incelendiğinde, ihracatın düşürülmeye ve iç
piyasadaki satışlardan daha fazla pay almaya çalışıldığı görülecektir. Fabrikalar
ileride ihracatın iç satışlara oranla daha az kar getireceğini tahmin etmektedirler.
Çünkü yapılan projeksiyonlarda Türkiye’de kişi başına çimento tüketiminin bugünkü
miktarın iki katına kadar artacağı öngörülmektedir.
Batıçim’de rastlanan “1997 Yılı Üretim ve Satış Projeksiyonu” başlıklı belgede,
zorunlu ihracatla ilgili herhangi bir ifadeye rastlanılmamış, bu anlaşmaya temel
teşkil eden tablodan ise, yalnızca bölgesel klinker fazlalıklarının tespit edildiği
görülmüştür. 1998 yılı için mutabık kalınan satış tonajlarının ve zorunlu ihracat
miktarlarının yer aldığı ve Akçansa’da elde edilen belgede yer alan ifadelerden
zorunlu ihracat miktarlarını belirleme usulünü anlamak mümkündür.
41 REKABET KURUMU
Söz konusu belgede pazar payları ve klinker fazlalıklarıyla birlikte zorunlu
ihracat miktarları aşağıdaki şekilde gösterilmiş;
“1998 EGE PAZARI
1998 Yılı Ege İç Pazar Kapasite Genel Pazar
Payı (%)
Klinker Çimento
1998 Ege İç
Pazar Payı
(%)
Batıçim 1400 28,3 1400 1750 29,45
Çimentaş 1500 30,3 1500 1875 31,16
Denizli 825 16,6 768 960 19,09
Söke 780 15,7 567 709 12,74
Akçansa 450 9,1 350 438 7,56
TOPLAM 4955 100,0 4585 5731 100,0
1998’de Beklenen satış miktarına göre
1998 Fazla
Klinker
Zorunlu
İhraç PÇ İç Satış Katkılı ilave
İhracat
Veya PÇ
ilave ihracat
Batıçim 1481 269 213
Çimentaş 1567 308 243
Denizli 57 60 960 0 0
Söke 213 224 641 68 54
Akçansa 380 57 45
TOPLAM 270 284 5028 704 555
ardından;
“1998 %6.7 satış artışına göre toplam ihracat: 284.000+555.000=839.000 ton PÇ dir.
1.Çimentaş’a Öztüre de dahil edilmiştir.
2.Artan kapasiteler her sene için % 25 esasına göre pazara verilmektedir.
3.İç tüketim fazlası kapasite oranları da birlikte tespit edilecek esaslar ile ihraç
edilecektir.
4.Çimento üretim kapasiteleri 1/0.8 hesabına göre yapılmıştır.”
ifadelerine yer verilmiştir.
Yukarıda yer alan rakamlar incelendiğinde, fabrikaların bazılarının
kapasitelerinin tümü, bazılarının ise bir kısmı oranında pazardan pay aldıkları
görülmektedir. Bu farklılık, belgenin kendisinde de ifade edildiği gibi; bir önceki yılda
gerçekleştirilen kapasite artırımının yalnızca % 25’i için pazardan yeni pay alınması
konusunda fabrikalar arasındaki mutabakattan kaynaklanmaktadır.
Eğer bir fabrika bir önceki yıla göre kapasite artırımına gitmemişse,
kapasitesinin tümü için pazardan pay alabilmektedir. Ancak kapasite artırımına
gidilmişse, bu artırımın % 75’i pazardan pay alamamaktadır. Buna rağmen
fabrikaların mutabakatı klinker fazlalığının üretilmemesi hususunda değil, eğer
üretilecekse zorunlu olarak ihraç edilmesi yönündedir. 1998 yılı için Batısöke ve
42 REKABET KURUMU
Denizli Çimento Fabrikaları için sırasıyla 213000 ton ve 57000 ton olmak üzere
klinker fazlalığı olduğu görülmekte ve bu miktarların zorunlu olarak ihracata tabi
tutulduğu anlaşılmaktadır. Ancak rakamlar incelendiğinde görülecektir ki; Batısöke
ve Denizli Çimento Fabrikaları için öngörülmüş olan yukarıda yer verilen klinker
fazlalığı rakamlarına karşın sırasıyla 224 000 ve 60 000 ton zorunlu klinker ihracatı
yapılması istenilmektedir. Buradaki farklılığın sebebi ise projeksiyonlarda tüm
çimento pazarı için öngörülen büyüme hedeflerinde yatmaktadır. Yukarıda da
belirtildiği gibi sektörün yakın gelecekteki projeksiyonları, Türkiye’de çimento
pazarındaki ticaret hacminin reel olarak bugünkü seviyenin iki katına kadar artacağı
yönündedir. Yıllık bazda ise, ortalama % 5’lik bir büyüme öngörülmektedir. Yıllık %
5’lik büyümenin sektördeki tüm göstergeleri % 5 artıracağı gözönüne alınarak,
zorunlu ihracat rakamları da fiili klinker fazlalığının % 5 üzerinde öngörülmüştür. Bu
durum, fabrikaların, klinker fazlalığının piyasada yaratacağı olumsuz etkilere karşı
hassas olmalarından kaynaklanmaktadır.
Öte yandan; iç pazarda kendisine verilen pay ve üretim kapasitesi
karşılaştırıldığı zaman zorunlu ihracata tabi tutulacak klinker fazlalığı bulunmayan
fabrikaların dahi, bir miktar ihracat yapmaları öngörülmüş, tabloda bu rakamlar ilave
ihracat olarak gösterilmiştir. Bu da anlaşmalarda baz alınan projeksiyonların gerçeğe
yakın olmasını ve pazar paylaşımı konusundaki mutabakatın uygulanabilirliğini
temine yönelik bir yaklaşımın ürünüdür.
Son iki sütunda görüleceği üzere ilave ihracat rakamları hem katkılı hem de
portland çimento için ayrı ayrı belirtilmiştir. Rakamlar arasındaki farklılıklar ise,
portland ve katkılı çimentoda kullanılan klinker oranlarından kaynaklanmaktadır.
Portland çimentoda katkılı çimentoya oranla daha az katkı maddesi, daha çok klinker
kullanılmaktadır. Zorunlu ihracat mutabakatı klinker bazında yapıldığı için, aynı
miktardaki klinkeri ifade etmek üzere farklı miktarlarda katkılı ve portland çimento
miktarlarından söz edilmektedir. Örneğin, Batısöke Fabrikası’nın aynı miktar klinker
kullanarak üreteceği 68.000 ton katkılı ya da 54.000 ton portland çimento
ihracatından herhangi birisini gerçekleştirerek, ilave zorunlu ihracat taahhüdüne
uymuş olacağı görülmektedir.
Aynı belgede yer aldığı şekliyle; “İç tüketim fazlası kapasite oranları da birlikte
tespit edilecek esaslar dahilinde ihraç edilecektir.” ifadesi ise, herşeye rağmen iç
tüketim tahminlerinde olumsuzluklar ortaya çıkması durumunda karşılaşılacak
ihracat zorunluluğunun birlikte tespit edilecek esaslar dahilinde yerine getirilmesini
öngörmektedir.
İhracat konusundaki bu tür uygulamaların, sektörde uzun süredir varolan arz
fazlasına bağlı olarak çok eskilere gittiğini, hatta bazılarının TÇMB’nin
organizasyonu ile gerçekleştirildiği de belirtilmelidir. TÇMB Başkanlığını ve aynı
zamanda Sabancı Çimento Grubu Genel Koordinatörlüğünü yürüten … …’e ait
bürolarda yapılan incelemelerde ulaşılan “1997 YILI TEŞVİKLİ KLİNKER-ÇİMENTO
İHRACATI” başlıklı belgeden, Birlik bünyesinde sürdürülen teşvikli ihracat
uygulamasının 1997 yılına kadar devam ettirildiği anlaşılmaktadır.
43 REKABET KURUMU
TÇMB bünyesindeki bu uygulamanın altında yatan saik de yine bazı
fabrikaların ihracata zorlanmasındaki ile aynıdır. Yukarıda belirtildiği gibi ihracatta
uygulanan fiyat, içpazardaki satış fiyatının çok altındadır. Zaten düşük olan FOB
fiyatının üzerine bir de bazı fabrikaların limanlara veya gümrüklere olan uzaklığı
dolayısıyla ortaya çıkan ek nakliye masrafı binince, ihracat, bu fabrikalar için
maliyetine hatta zararına satışlara dönüşebilmektedir. Bu nedenle, fabrikaların
ihracat taahhüdünü yerine getirmeyip, iç pazarda sağlanan mutabakatı bozarak
fiyatları düşürme olasılığı artmaktadır. Dolayısıyla bu tür fabrikaların deniz yoluyla
yapacakları ihracatta limana, karayoluyla yapılan taşımada ise gümrüklere olan
uzaklığına göre teşvik uygulamasına gidilmektedir.
21.06.1958 tarih ve 9938 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1164 sayılı
Kararnameye dayanarak kurulan Çimento Fonu, 1966 yılına kadar bölgesel arz
talep dengesizliklerini gidermek üzere buralara nakledilen çimentonun taşıma
giderlerinin; 1969 yılından sonra ise iç tüketimi aşan üretim fazlasının ihracatının
sübvanse edilmesi amacıyla kullanılmıştır. Fondan yapılan ödemelerin;
1. Bölgesel arz-talep dengesizliğinin nakliye sübvasiyonu yoluyla giderilmesi,
2. İç üretim fazlasının ihracatında belli mesafeleri üzerindeki uzaklıklar için nakliye
sübvansiyonuna gidilmesi,
3. Dökme çimenyo kullanımının yaygınlaşmasını sağlamaya yönelik yatırımların
sübvansesi,
4. Hazır betona yönelik yatırımların sübvansesi
ve bazı çevre koruma önlemlerinin desteklenmesi doğrultusunda yapıldığı
bilinmektedir.
Ancak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından 22.06.1995 tarih ve 1222 sayı
ile TÇMB’ye gönderilen yazıyla Fon primlerinin 15.07.1995 tarihinden itibaren sıfır’a
indirilmesinin Bakanlık makamının 21.06.1995 tarih ve 1210 sayılı “olur”u ile uygun
görüldüğü belirtilmiştir. TÇMB bünyesinde fonun gelir ve giderleri üzerinde yapılan
yerinde inceleme sonuçları da göstermektedir ki, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın
ilgili olurundan sonra fon hesabı için yeni prim alınmamış, ancak daha önceden
yapılan ödemelerin geri dönüşü nedeniyle fon hesabı sıfırlanmamıştır.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın fonun sıfırlanması kararının alındığı tarihlerde
fonun ağırlıklı olarak ihracat sübvansiyonuna yönelmiş olduğu dikkate alındığında,
fon primlerinin sıfırlanmasının ardından bu sübvansiyon işlemlerine de son verilmesi
gerekirdi. Ancak fonun giderleri üzerinde yapılan incelemeler ve zorunlu ihracat
konusunda elde edilen belgeler, miktarı 1995 yılındaki son yasal uygulamaya oranla
azalmış olmakla birlikte 1996 ve 1997 yıllarında da bu uygulamanın devam
ettirildiğini göstermektedir.
ÇİMENTO İÇ DESTEK FONU KULLANIM PRENSİPLERİ başlıklı belgenin sırasıyla
3.1 ve 3.2’nci paragrafında yer alan;
“3.1. Sektör içindeki arz/talep sıkıntılarının hafifletilmesi amacıyla, belirli bölgelerdeki
klinker fazlalıklarının, bölge dışındaki öğütme tesisleri veya çimento fabrikalarına
nakliyesinde de yine aynı prensipler doğrultusunda (100 km’nin üstü mesafe) iç
44 REKABET KURUMU
nakliye sübvansiyonu uygulanabilir. Sübvansiyon gerçek nakliye bedelleri esas
alınarak Yönetim Kurulunun belirleyeceği prensipler dahilinde ödenir.
3.2. Bölge içi ve Bölgelerarası klinker/çimento üretim-satış dengelerinin muhafazası
halinde, bazı üretici kuruluşların ihracat veya iç nakliye sübvansiyonu imkanlarının
olmaması ve yüksek klinker kapasitesi ve stoku altında çalışma mecburiyeti
durumunda, ilgili kuruluşunda kabul etmesi halinde gönüllü olarak klinker üretimi
durdurması veya yavaşlatması durumunda, üretilmeyen klinker kapasitesi ile ilgili
olarak telafide bulunabilir. Bu amaçla fon kaynaklarından üretilmeyen klinker sabit
maliyet payı ile makul kar mahrumiyeti karşılığı destek yapılabilir. Şu kadar ki, söz
konusu fazla kapasite PAZAR PAYLAŞIMINDA esas alınan kapasitenin
kullanılmayan kısmıdır. Yeni kapasitenin uygulamaya konulması esası, bu hesapta
da geçerlidir.”
ifadeleri, fon uygulamasının esas itibariyle pazar paylaşımı neticesinde uygulamaya
geçirilebilecek bir teşvik aracından ibaret olduğunu göstermektedir. Bu anlamda
bölgesel bazdaki anlaşmalarda tespit edilen pazar payı ve zorunlu ihracat
miktarlarının TÇMB bünyesinde konsolide edilmesinin mantığı anlaşılabilmektedir.
İşlerlikte olduğu dönemde Fon’un kullanımını TÇMB yürütmekteydi. Ancak 4054
sayılı Kanun çıkarıldıktan sonra bu uygulama bir ihlal konumuna düşmesine ve bu
durum teşebbüslerce de bilinerek, primlerin sıfırlanması sonrasında uygulamanın
kaldırılması kararlaştırılmış olmasına rağmen, 1996 ve 97 yıllarında bazı fabrikalara
teşvik uygulamasına devam edilmiştir.
Ancak zorunlu ihracat konusundaki anlaşmalarla fon uygulamasını birbirine
karıştırmamak gerekir. TÇMB bünyesinde yürütülen ve yalnızca belli mesafelerin
üzerindeki nakliye masrafının sübvansesine yönelik olan fon uygulamasının yasal
olarak ortadan kaldırılması ve uygulamanın toplam ihracatın çok küçük bir kısmını
kapsaması karşısında, bu konuda da bölgesel bazda uygulamalara gereksinim
duyulduğu, soruşturma kapsamındaki teşebbüslerin de Ege Bölgesi çapında paralel
bir uygulama içerisinde oldukları sonucuna varılmıştır.
3. TARAFLARIN YAZILI SAVUNMALARI VE BU SAVUNMALARA İLİŞKİN
DEĞERLENDİRMELER
3.1. Akçansa Çimento San. ve Tic. A.Ş.’nin yazılı savunmalarında; önaraştırma
raporunun iki bulguya dayanan ve pazar paylaşımı olarak nitelendirilen bir uyumlu
eylem iddiasından ibaret olduğu, buna karşılık soruşturma raporunda tamamen yeni
iddiaların ortaya atıldığı ve uyumlu eylem iddiasının anlaşmaya dönüştüğü
dolayısıyla, usul açısından iki savunma haklarını yeniden kullanmaları gerektiği,
esas açısından, projeksiyonların bir kısmının T.Ç.M.B.’ye ait olduğu, bir kısmının ise
Akçansa’nın kendi iç çalışmasını içerdiği, fabrikalarının bölgedeki firmalar açısından
küçük bir teşebbüs ve fiyat takipçisi konumunda bulunduğu dolayısıyla Akçansa’nın
bölgedeki gücü konusunda çelişkiye düşüldüğü, bölge satışlarını sınırlamayıp tam
tersine iddia edilen rakamları aştığı ve İzmir bölgesinde artan miktarlarda satış
gerçekleştirdikleri, ihracat karteline istinaden gösterilen belgelerin kendi iç
bünyelerinde hazırladıkları belgeler olduğu, herhangi bir fiyat anlaşmasına taraf
olmadıkları ileri sürülmüştür.
45 REKABET KURUMU
3.2. Batıçim Batı Anadolu Çimento Sanayi A.Ş.’nin yazılı savunmalarında; uyumlu
eylem kavramı Topluluk Rekabet Hukukundan örneklerle açıklanarak, şirketlerinin
eylemlerinin uyumlu eylem unsurlarını taşımadığı ifade edilmiş, şirketler arasındaki
görüşme ve yazışmaların çimento piyasasının homojen, şeffaf bir oligopol piyasası
olmasından kaynaklandığı, rakip firmalarla iletişimde olmanın ve bilgi alışverişinde
bulunmanın bir uyumlu eylem göstergesi yapılamayacağı, işletmelerin benzer
davranışlarda bulunmasının paralel davranış olarak kabul edilse bile, uyumlu eylem
olarak nitelendirilemeyeceği, şirketleri ile Çimentaş ve diğer çimento üreticisi
şirketler arasında herhangi bir anlaşma, karar ve uyumlu eylemin olmadığı, menfi
tesbit/muafiyet istemleri konusunda karar verilmeden ceza talep edilmesinin Kanun’a
aykırı olduğu ve Kanun’un yeni uygulanmaya başlandığı “geçiş döneminin” de
dikkate alınması gerektiği ileri sürülmüştür.
3.3. Batısöke Söke Çimento Sanayi A.Ş.’nin yazılı savunmalarında genel itibariyle
Batıçim Çimento’nun savunmasına benzer savunma ve iddialar da bulunulmuş,
çimento piyasasında işletmeler arası iletişim ve birbirlerinin fiyat ve satış
politikalarını izlemenin kaçınılmaz bir hareket tarzı olduğu, bunu sağlamak amacıyla
telefon görüşmeleri ve toplantılar yapılmasının, diğer işletmelerin fiyat ve satış
politikalarına dair takvimler, ajandalar üzerine gelişigüzel notlar alınmasının
piyasada rekabeti engelleme amacıyla yapılmadığı ve uyumlu eylem olarak
nitelendirilemeyeceği ileri sürülmüştür.
3.4. Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası Türk A.Ş.’nin yazılı savunmalarında;
Soruşturma Heyeti’nin Çimentaş’ın diğer teşebbüsler ile bir anlaşmasının
bulunmadığını tesbit ettiği, dolayısıyla uyumlu eylemde bulunmadığını da
ispatlayarak sorumluluktan kurtulması gerektiği, bu kapsamda Çimentaş’ın kendi
politikasını saptayamaması üzerine hiçbir bulgunun tesbit edilemediği, teşebbüsler
arasındaki çeşitli iletişim notları, yetkililerin kişisel görüşleri vb. dökümanların
şirketlerinin uyumlu eylemde bulunduğunun bir ispat vasıtası olmadığı, aynı
doğrultudaki fiyat hareketlerine ilişkin davranışların uyumlu eylem olduğuna dair delil
teşkil etmeyeceği, ihracat karteli oluşturulmasının ve iç piyasa fiyatlarının maksimize
edilmesinin ekonomik ve rasyonel yanının olmadığı hususlarına Topluluk Rekabet
Hukukundan örnekler verilerek itirazlarda bulunulmuş, ayrıca bölgesel çimento
fiyatlarındaki farklılıklar, arz fazlası, maliyetler ve aşırı karlılık oranları, rakipler ile
koordinasyon yaratacak görüşme ve bilgi alışverişi konularında da itiraz ve iddialar
ileri sürülmüştür.
3.5. Denizli Çimento Sanayi A.Ş.’nin yazılı savunmalarında; delil olarak gösterilen
belgelerin hukuken yeterli delil vasfında olmadığı, haklarındaki iddianın sırf Ege
Bölgesi bazında soruşturma yapılmasından kaynaklandığı izlenimine sahip oldukları,
Denizli Çimento’nun Ege Bölgesi’nde satış yapmadığı hiçbir pazarın bulunmadığı,
ajandalarda yer alan ifadelerin haklarındaki iddiaları ispattan uzak olduğu hususları
yer almaktadır
Yukarıda özet olarak yer verilen savunmalarda çoğunlukla benzer itiraz ve
iddialarda bulunulması nedeniyle öncelikle ortak bir değerlendirme yapılmış, her bir
46 REKABET KURUMU
savunmada yer alan farklı hususlar ise ayrıca değerlendirilerek aşağıda
sunulmuştur.
Soruşturma safhasında yapılan yerinde incelemelere kadar, Rekabet
Kurulu’nun soruşturma açılması yönündeki kararında yer verilen iki temel ihlalin
(fiyat tespiti ve pazar paylaşımı), teşebbüsler arası anlaşmalarla gerçekleştirildiğini
ispata yeterli somut deliller bulunamamış, dolayısıyla Kanun’un 4'üncü maddesinde
yer alan uyumlu eylem iddiasında bulunulmakla yetinilmiştir.
Ancak soruşturma safhasında elde edilen yeni bilgi ve belgeler çerçevesinde
hazırlanan ve taraflara savunmalarını yapmak üzere gönderilen raporda,
önaraştırma döneminde fiyat tespiti konusunda, İzmir merkez ilçeleri ve yakın
çevresinde, yalnızca Batıçim ve Çimentaş arasında uyumlu eylem yoluyla
gerçekleştirilen bir birlikteliğin bulunduğu tesbiti yer alırken, soruşturma döneminde,
aslında soruşturma kapsamındaki tüm teşebbüslerce bölge çapında girişilen ve
uyumlu eylem değil anlaşma yoluyla gerçekleştirilen daha kapsamlı bir ihlalin olduğu
belirtilmiştir.
Söz konusu uyumlu eylem, tüm fabrikaların katıldığı fiyat anlaşmalarının bir
parçası, bu anlaşmaların Batıçim ve Çimentaş açısından İzmir merkezi ve yakın
çevresinde etkili bir sonuç doğurmasını sağlamaya yönelik eylemlerdir. Dolayısıyla,
fiyatların tespiti konusunda anlaşmaların varlığı ortaya konulduktan sonra, uyumlu
eylem iddiasının üzerinde ayrıca durmanın gerekliliği ortadan kalkmıştır. İlk
bildirimde fiyat tespiti konusunda bu haliyle yer alan iddia;
-İlgili coğrafi pazar (İzmir merkezi-Ege Bölgesi),
-Taraflar (2 teşebbüs-5 teşebbüs),
-Eylemin niteliği (Uyumlu eylem-Anlaşma)
şeklinde değişikliğe uğramıştır.
Fiyat konusunda tek bir anlaşma değil, birbirini izleyen anlaşmalardan oluşan
bir dizi söz konusudur. Bu anlaşmalar serisinin oluşmasındaki en önemli etken,
piyasadaki arz fazlasının etkisiyle belli dönemlerde teşebbüsler arasında çıkan fiyat
savaşları nedeniyle, yapılan anlaşmaların uzun süre uygulanamaması ve ortaya
çıkan rekabetten zarar gören teşebbüslerin yeni anlaşmalara girişmeleridir.
Ancak, yeni anlaşmalara ihtiyaç duyulması, anlaşmaların hiç bir
uygulanabilirliğinin olmadığı anlamına gelmemektedir. Fabrikaların, daha karlı
olacağını düşündükleri dönemlerde geçici olarak anlaşmaya uymayabilecekleri
ortadadır. Bu ihtimal karşısında fiyat anlaşmalarının kısa süre de olsa muntazam bir
şekilde uygulanabilmesinin, fabrikaların sürekli bir iletişim ve koordinasyon içinde
olmalarını gerekli kıldığı görülmektedir. Hiç değilse diğer fabrikaların bu fiyatlara
uyup uymadığının tespiti için sürekli bir iletişim gerekmektedir. Bu iletişim ve
koordinasyon ise delilleriyle tesbit edilmiştir.
Önaraştırma döneminde fiyat ve maliyetler üzerinde yapılan araştırma
sonunda, Akçansa hakkında bu eylemin içinde olduğunu gösterebilecek yeterlilikte
47 REKABET KURUMU
bilgiler elde edilememiş ancak, soruşturma safhasında, Akçansa’nın da fiyat
anlaşmalarının içinde olduğu tespit edilmiştir.
Akçansa’nın Bölge’de yaptığı satışlar her iki raporda da normal koşullarda
ekonomik görülmemekte ve ilk raporun Kurul tarafından da benimsenen bu yöndeki
düşüncesi Soruşturma Raporu’nda devam etmektedir. Zira Akçansa yaklaşık aynı
pazar payıyla, Bölge’de yine fiyat takipçisi olmak durumundadır. Ancak bu durum
Akçansa’nın fiyat anlaşmalarına katılmadığı sonucunu doğurmamaktadır. Bölge’deki
güçlü aktörler dahi fiyat anlaşmalarına ancak belli bir süre uyabilmekte, piyasanın
fiyat açısından karışmasının ardından yeni anlaşmalar tesis edilmektedir. “Fiyat
tespiti” konusunda yeni bir anlaşmanın tesis edilmesi sürecinde ise Akçansa’nın
diğer teşebbüslerden daha pasif olacağı söylenebilir. Çünkü, pazar payı hissedilir
derecede düşük bir teşebbüs olarak bundan en az yarar sağlayacak olan
Akçansa’dır. Bu durum, yalnızca fiyat tespiti yönüyle Akçansa açısından hafifletici bir
sebep olarak görülebilirse de, diğer hususlar açısından ağırlaştırıcı sebep
sayılabilecek unsurlar da bulunmaktadır.
Önaraştırma raporunda Bölge çapında bir pazar paylaşımı olabileceği görüşü
belirtildikten ve Rekabet Kurulu’nun anılan kararıyla bu görüş bir uyumlu eylem
iddiasına dönüştükten sonra, soruşturma safhasında elde edilen yeni bilgi ve
belgeler çerçevesinde pazar paylaşımının da anlaşmalarla gerçekleştirildiği,
ayrıntıları ile ortaya konulmuştur. Bu çerçevede;
-Satış tonajlarının tespiti suretiyle pazar paylaşımı,
-Coğrafi pazar paylaşımı,
hususlarına yönelik anlaşmalar ayrı ayrı ele alınmış ve bu yöndeki uyumlu eylem
iddiası da sonuç itibarıyla anlaşma iddiasına dönüşmüştür.
Ayrıca klinker fazlalığı olarak nitelenen ürünün, anlaşmayla belirlenen esaslar
dahilinde ihrac edilmesi suretiyle bir ihracat karteli oluşturulduğu belirtilerek,
önaraştırma raporundaki tespitlere bir ekleme yapılmıştır. Dolayısıyla, soruşturma
raporunda, önceki raporda yer alan tespitlerle bağlantılı, ama niteliği itibariyle
değişikliğe uğramış yeni tespitler ortaya çıkmıştır.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, esas itibarıyla yeni bir
iddia ortaya atılmamasına rağmen, soruşturma sonucunda ortaya çıkan hususların
uyumlu eylem değil, anlaşmalarla gerçekleştirilmiş olmasıdır.
Önaraştırma döneminde yer verilmeyen “ihracat karteli” iddiasının esas
açısından önemli bir yenilik olmadığının özellikle belirtilmesi gerekmektedir. Çünkü
söz konusu iddia, önaraştırma döneminde ortaya konulan “fiyat tespiti ve pazar
paylaşımı” eylemleri ile birlikte Ege Bölgesi çapındaki ihlallerin bir parçası
konumundadır.
Çimentaş’a ait savunmada; “diğer teşebbüsler ile herhangi bir anlaşmasının
bulunmadığını tespit ettiği görülmektedir” ifadelerine yer verilmiş ve soruşturma
raporunda zaten anlaşma iddiası olmadığı noktasından hareketle, uyumlu eylemde
bulunulmadığını da ispatlayarak sorumluluktan kurtulma amacıyla ayrıntılı
48 REKABET KURUMU
açıklamalara girişilmiştir. Bunun sonucu olarak ise Akçansa haricindeki savunmalar
genelde, önaraştırma raporunda yer alan uyumlu eylemi göstermeye yönelik olguları
çürütmeye yönelmiştir.
Raporun sonuç bölümü oldukça açıktır; teşebbüslere yöneltilen iddiaların her
birinde “anlaşma” sözcüğü ısrarla kullanılırken, “uyumlu eylem” sözcüğünü
kullanmaktan özenle kaçınıldığı görülmektedir. Buna rağmen, yine Çimentaş’a ait
savunmada, raporun sonuç bölümünde yer alan iddialar sayılırken; “Çimentaş’ın
İzmir merkez ilçelerinde uyumlu eylem halinde paralel fiyat uygulaması” ndan
bahsedilmektedir. Ancak savunmaların aksine, uyumlu eylem halinde paralel fiyat
uygulaması değil, tüm bölge düzeyinde ve tüm fabrikaların katıldığı fiyat tespiti
anlaşmaları bulunmaktadır.
Fiyat tespitinde olduğu gibi pazar paylaşımı konusunda da Çimentaş’a ait
savunmada rapordaki tespitler sayılırken, “Akçansa, Batıçim, Denizli ve Batısöke ile
uyumlu eylem halinde pazar paylaşımı” iddiasının varolduğu belirtilmektedir. Ancak,
Dokuzuncu bölüm incelendiğinde, ilgili maddede uyumlu eylem kavramının hiç
kullanılmadığı, ayrıca, pazar paylaşımının ayrıntılarıyla açıklandığı bölümde dahi
uyumlu eylem kavramına hiç yer verilmediği görülecektir.
Soruşturma raporunda açıkça anlaşma marifetiyle pazar paylaşıldığı iddia
edilirken, yapılan savunmalarda bunu uyumlu eylem şekline dönüştürme çabası,
anlaşmaların 4054 sayılı Kanun’a aykırı olmadığının izah edilebilmesinin
zorluğundan kaynaklanmaktadır. Ancak raporda gerek “ihlallerin belli bir sistematik
içerisinde sınıflanarak izah edildiği ilgili bölümlerde uyumlu eylem kavramını
kullanmaktan kaçınılmış olması”, gerekse “bu bölümlerin sonuç kısmına yansıması
olan paragraflarda anlaşma iddiasının özenle vurgulanması” dikkate alındığında,
teşebbüslerin bu davranışlarının, “gerçek iddiaya yanıt vermekten kaçınmak”
şeklinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Batısöke ve Batıçim’e ait savunmalar, baştan sona uyumlu eylemle ilgili
açıklamalarla doludur. Ancak savunmalarda; “Soruşturma Raporu’nda iddia edidiği
gibi Ege Bölgesi’nde 1997 ve 1998 yıllarında yapılacak satışlar konusunda
Şirketimiz ile diğer çimento şirketleri arasında hiçbir anlaşma mevcut olmadığı gibi
…” ifadelerine yer verilmek suretiyle, anlaşma iddiaları kısaca geçiştirilmekte, yani
reddedilmektedir. Bundan sonra yapılan açıklamalar ise, uyumlu eylemin de
olmadığının ispatlanmasına yöneliktir.
Çimentaş ve Denizli Çimento’ya ait savunmalarda, raporda “herhangi bir
anlaşma metnine rastlanmadığının ifade edildiği” belirtilmektedir; yani bizzat raporun
kendisinin, teşebbüsler arasında herhangi bir anlaşma olmadığını kabul ettiği
şeklinde, gerçekle bağdaşmayan bir sonuç ortaya konulmaktadır. Raporun 194’üncü
sayfasında yer alan bu ifade, aynen şu şekildedir;
“Soruşturma kapsamında olan bölge fabrikaları arasında, ayrıca satış bölgelerinin
korunması hususunda, biraraya gelerek imzalanmış bir anlaşma metnine
rastlanmamıştır. Ancak pazar paylaşımı, fiyat tespiti vs. hususlarında yapılmış
49 REKABET KURUMU
anlaşmalarda yer alan konu ile ilgili hükümlerden, fabrikaların satış bölgelerini ihlal
etmelerinin ardından gerçekleşen ikili yazışmalardan, konu ile ilgili olarak çimento
bayileri ile yapılan görüşmelere ilişkin tutanaklardan, bu yönde bir centilmenlik
anlaşmasının varlığını göstermek mümkündür.”
Burada açıkça belirtilen, yalnızca “münhasır satış bölgelerinin korunması” na
yönelik ayrı bir anlaşma metnine rastlanılmadığı hususudur. Ancak başka
anlaşmalarda bu konu ile ilgili olarak yer alan hükümlerden ve devamında sayılan
bazı belgelerden, bu yönde bir anlaşmanın varlığı ispatlanmaktadır.
Esas itibariyle, ihlal sayılan eylemler raporda belli bir sistematik içerisinde
sunulmuş ve iddialar sınıflandırılmıştır. Özellikle pazar paylaşımına ilişkin eylemler,
satış tonajlarının tespiti suretiyle pazar paylaşımına gidilmesi ve coğrafi pazar
paylaşımı olarak incelenmiştir. Coğrafi pazar paylaşımı ise, “fabrikaların bulundukları
merkez ve yakın çevresinin” münhasır bir satış bölgesi olarak korunması ve
münhasır satış bölgeleri dışında gerçekleştirilen coğrafi pazar paylaşımı eylemleri
olarak değerlendirilmiştir. Münhasır satış bölgeleri dışındaki durum hakkında
anlaşma metinlerinde açık hükümler bulunmaktadır (Çimentaş’ın Antalya’ya
yapacağı satışların belirlenmesi gibi). Ancak, anlaşma olarak nitelenen belgelerde,
soruşturma kapsamındaki 5 teşebbüsü karşılıklı olarak bağlayıcı ya da en azından
kapsam dahilindeki teşebbüslerden ikisi arasında, münhasır bölgelerin ihlal
edilmemesi yönünde bir mutabakatı içeren açık bir hükme rastlanmamıştır.
Yukarıda belirtildiği gibi, bu yönde bir hükme rastlanılmamış olması, münhasır
bölgelerin korunması yönünde bir anlaşmanın varlığının başka yollardan ispat
edilemeyeceği anlamına gelmemektedir. Nitekim soruşturma kapsamındaki
teşebbüslerden Denizli Çimento ile bu kapsamda olmayan Göltaş arasında
birbirlerinin bölgelerine girmeme konusunda açık bir mutabakat vardır. Daha da
önemlisi, bu kararların soruşturma kapsamındaki tüm fabrikaların katıldığı
toplantılarda alınmış olmasıdır. Anlaşmalarda yer alan bu ve buna benzer hükümler,
en azından taraflarından birisinin soruşturma kapsamında olması dolayısıyla
münhasır satış bölgelerinin korunması konusu ile ilgili olarak değerlendirilmiştir.
Ancak anlaşmanın ispatlanmasında yalnızca “ilgili hükümler”e dayanılmamış,
fabrikaların satış bölgelerini ihlal etmelerinin ardından gerçekleşen ikili yazışmalara
ve konu ile ilgili olarak çimento bayileri ile yapılan görüşmelere ilişkin tutanaklara da
ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Bu hususlar gözönüne alındığında Çimentaş ve Denizli
Çimento tarafından ileri sürülen “bizzat raporda, anlaşma olmadığının kabul edildiği”
görüşü geçerliliğini yitirmektedir.
Aynı konuyla ilgili olarak Akçansa’ya ait savunmada ileri sürülen hususlardan
biri olan, önaraştırma sonunda ortaya çıkan iddiaların türü ve niteliğinde meydana
gelen değişikliğe bağlı olarak, Akçansa’nın ilk savunmasını yaptığı, Kanun’un
44’üncü maddesi gereğince yeni iddialar için ikinci bir savunma hakkının olduğu,
hatta Kanun’un sistematiği içerisinde her iddia için en az iki savunma hakkının
verilmesi gerektiği şeklindeki görüşüne, hem savunma hakkı konusunda Kanun’da
yer verilen hükümler, hem de iddiaların türü ve niteliği açısından katılmak mümkün
değildir.
50 REKABET KURUMU
4054 sayılı Kanun’un savunma hakkına ilişkin hükümleri 43, 44 ve 45’inci
maddelerle sınırlı değildir. 46 ve 47’inci maddelerde de sözlü savunma hakkı
düzenlenmektedir. Savunma hakkının ihlal edilmemesi ilkesi çerçevesinde,
önaraştırma ile başlayan inceleme sürecinde meydana gelebilecek gelişmelere bağlı
olarak incelemenin değişik safhalarında, taraflara müteakip defalar savunma hakkı
tanınmaktadır.
Bu haklardan ilki, önaraştırma sonunda verilen savunma hakkıdır. Ardından
soruşturma safhasının sonunda hazırlanan rapor taraflara sunulmakta ve ikinci kez
savunma yapmaları istenilmektedir. Soruşturma raporunda yer alan hususlara karşı
yapılan savunmalar raportörlerce değerlendirildikten sonra, söz konusu
değerlendirme hakkında da görüşlerini bildirmeleri için taraflara üçüncü bir fırsat
tanınmaktadır. Adına savunma hakkı denilmemiş olmakla birlikte, soruşturma
safhasının sonunda taraflarca yapılan savunmalar hakkında raportörlerce verilen ek
görüşe karşı 1 ay içerisinde verilen cevap da, özü itibariyle savunma hakkı
çerçevesinde mütalaa edilmelidir. Yasa bununla da yetinmeyip, taraflara bir de sözlü
savunma hakkı öngörmüştür. Diğer bir ifadeyle, önaraştırma ile başlayıp nihai
kararla sonuçlanan inceleme sürecinde, tarafların isterlerse değerlendirebilecekleri,
şekli anlamda, dört savunma ya da cevap hakları vardır.
Ayrıca, Kanun’un 44’üncü maddesinde yer alan, “Kurul’un soruşturma
safhasında, bu Kanun’u ihlal ettiği iddia edilen kişi veya kişiler, kararı etkileyebilecek
her türlü bilgi ve delili her zaman Kurula sunabilirler” hükmü özü itibarıyla,
soruşturma safhasının sonuna kadar, taraflara sınırsız bir savunma hakkı
tanınmaktadır. Bu yolla taraflar kararı etkileyebilecek her türlü bilgi ve belgeyi,
soruşturma safhasının sonuna kadar istedikleri zaman sunabilmektedirler.
4054 sayılı Kanun’un bu konudaki yaklaşımını, savunma hakkıyla ilgili olarak
diğer maddelerde yer verilen hükümler çerçevesinde değerlendirmek gerekmektedir.
Ayrıntılı düzenlemeler bir yana, taraflar açısından savunma hakkı yönüyle en önemli
güvence, 44’üncü maddedenin: “Kurul, tarafları bilgilendirmediği ve savunma hakkı
vermediği konuları kararlarına dayanak yapamaz.” hükmüyle getirilmiştir.
Tarafların savunma haklarının gerektiği gibi uygulanabilmesine yönelik olarak
getirilen bu kadar geniş olanaklar karşısında, ayrıca her yeni iddia için 43’üncü
maddeye geri dönülmesi, Kanun’da savunma hakları ile ilgili olarak var olduğu iddia
edilen genel bir ilkenin uygulanmasını değil, hiç bir inceleme yapılmamışçasına yeni
bir sürecin başlatılması anlamına gelecektir ki; bu durumda 4054 sayılı Kanun açıkça
uygulanamaz hale gelecek ve Yasada öngörülen yaptırımların bir anlamı
kalmayacaktır.
Yürürlükteki Kanunlarımızın hemen hemen hiç birisinde rastlanılmayacak bir
şekilde, 4054 sayılı Kanun, tarafların savunma haklarının ihlal edilmemesi anlayışı
doğrultusunda, başlatılan bir inceleme içinde yer alan maddi anlamda birbirinden
ayrılabilir her sürecin sonunda taraflara savunma hakkı tanımış, dolayısıyla süreç
içerisindeki gelişmelerden tarafların bilgilendirilmesi esasını getirmiştir. Bununla da
yetinmeyerek, tarafların bilgilendirilmediği ve savunma hakkı verilmediği konuların
51 REKABET KURUMU
kararlara dayanak teşkil edemeyeceğini belirtmek suretiyle, taraflara, nihai kararın
yargısal denetiminde etkili olabilecek çok önemli bir fırsat daha tanımıştır. Ayrıca
Kanun’un 45’inci maddesinde, makul sebeplerin bulunması halinde öngörülen
sürelerin bir katına kadar uzatılabileceği belirtilmektedir.
Savunma hakkının bu kadar titizlikle düzenlenmesi ve gerektiğinde verilen
sürelerin uzatılabilmesi, soruşturmanın ilerleyen safhalarında ortaya çıkabilecek ve
Kurul kararını etkileyebilecek yeni olgular ve bunlara dayalı yeni iddialar hakkında
da tarafların bilgilenmesi ve savunma yapmalarının sağlanmasına yöneliktir. Nitekim
soruşturmanın ilerleyen safhalarında yeni maddi olguların ve bunlara bağlı yeni
iddiaların ortaya çıkması karşısında, 44’üncü maddenin, “Kurul tarafları
bilgilendirmediği ve savunma hakkı vermediği konuları kararlarına dayanak
yapamaz” hükmünün uygulamaya geçirilmesi, ancak bu safhalarda da taraflara
savunma yapma şansının tanınmasına bağlı olacaktır.
Bu noktada kaç kez savunma istenildiği değil, taraflara gerçek anlamda
savunma hakkının tanınıp tanınmadığı ve gerçek anlamda savunma hakkı
tanımaktan ne anlaşılması gerektiği önem kazanmaktadır. Bu çerçevede Kanun’un
43’üncü maddesinde ilk yazılı savunma ile ilgili olarak yer verilen, “iddiaların türü ve
niteliği hakkında yeterli bilginin gönderilmesi” ilkesinin, hem tarafların savunma
haklarının korunmasını hem de Kanun’un uygulanamaz hale gelmesinin
önlenmesini sağlayacak şekilde, diğer yazılı savunmalarda da uygulanması
doğrultusunda taraflar lehine genişletilerek yorumlanması gerekmektedir. Bu ilkenin
diğer yazılı savunma haklarında da uygulanması gerektiği konusunda zaten bir
şüphe yoktur. Dolayısıyla, bir kere bile olsa herhangi bir iddia hakkında “yeterli bilgi
gönderilerek” savunma istenmesi durumunda, tarafların savunma hakkının
kısıtlandığından söz etmek mümkün değildir.
Soruşturma safhasının sonunda ortaya çıkan iddialar, yukarıda sayılan
yönleriyle nitelik değiştirmiş olmalarına karşın, tamamen yeni iddialar değildirler.
Yeni iddiaların, önaraştırma safhasındaki hususların, soruşturma safhasındaki daha
derin incelemelerle ulaşılan sonuçlardan ibaret olduğu ortadadır. Nitekim,
soruşturma açılmasına ilişkin Kurul kararında iki temel konuya yer verildiği
görülmektedir; fiyat tespiti ve pazar paylaşımı. Soruşturma safhasında Batısöke’nin
de bu eylemler içinde olduğu ve soruşturma kapsamına dahil edilmesi gerektiği
tespit edilmekle birlikte, soruşturma sonunda hazırlanan raporda yer alan iddialar
özünde değişmemiştir. Söz konusu eylemlerin taraflarına yenileri eklenmiştir, ancak
özünde pazar paylaşımı ve fiyat tespiti iddiaları, soruşturma kapsamında elde edilen
yeni belge ve bilgiler çerçevesinde daha geniş bir biçimde tekrarlanmıştır.
Soruşturma raporundaki tek yenilik, ihracat karteli iddiasına değinilmesidir. Ancak
raporun hem ilgili bölümü, hem de sonuç bölümü dikkatle incelendiğinde, söz
konusu iddianın da fiyatlar konusundaki ihlallerle bağlantılı olduğu ve “iç pazardaki
karlılığı korumaya yönelik bir ihracat kartelinden” söz edildiği, hatta arz fazlasına
bağlı olarak, “tespit edilen yıllık satış tonajlarına ulaşmanın da ancak söz konusu
ihracat karteli sayesinde mümkün olacağı”nın belirtildiği görülecektir. Dolayısıyla
raporlarda yer alan hususların birbirinden bağımsız, tamamen yeni iddialar olduğunu
ileri sürmek mümkün değildir.
52 REKABET KURUMU
Savunmada, soruşturmayı esastan etkileyen, “uygulanacak Kanun hükmünün
değiştiği” hususu yer almaktadır. Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan genel
hükmün ardından sayma yoluyla belirtilen eylemler, tamamen örnek niteliğinde ve
birbiri ile bağlantılı hususlar olup, somut olaylarda birkaçı birarada karşılaşılabilir
niteliktedir. Sonuçta hangi bentlerin uygulanacağı incelemenin derinliği ve ortaya
çıkarılan maddi bulgularla ilgilidir. Nitekim coğrafi pazar paylaşımı sonunda,
“fabrikaların hakim durumda oldukları bölgelerin ortaya çıktığı” tespit edilmekle
birlikte, bu hakimiyetin suni olarak yaratıldığı ve asıl olarak coğrafi pazar
paylaşımının bir sonucu olduğu düşüncesiyle, 6‘ncı maddeyle ilgili herhangi bir iddia
ileri sürülmemiştir. Başka somut olaylarda, soruşturmanın ilerleyen safhalarında her
iki maddenin birden uygulanması gerektiği kanaatine de ulaşılabilir. Ancak
soruşturmanın ilerleyen safhalarında, ihlal niteliğindeki eylemlere Kanun’un bir veya
birkaç maddesinin ya da bazı bentlerinin birlikte uygulanması gerekliliğinin ortaya
çıkması, yukarıda savunma hakkının korunmasına ilişkin olarak 4054 sayılı
Kanun’da yer aldığı belirtilen genel ilkeler çerçevesinde, taraflara usulüne uygun
tebligat yapılarak savunmalarının alınması halinde, soruşturmanın hukuki niteliğini
sakatlayıcı bir etkiye sahip değildir. Kaldı ki; iddiaların türü ve niteliğiyle ilgili olarak
yapılan açıklamalar çerçevesinde, esas itibarıyla yeni iddialar ortaya atılmadığından,
Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan “maddi hukuk kuralı” niteliğindeki bentlerin
uygulanmasında da herhangi bir değişiklik olmamıştır.
Teşebbüslerin bazıları anlaşma iddialarını reddetmelerine, bazıları ise uyumlu
eyleme yönelik açıklamalar getirmelerine rağmen, tüm savunmalarda zaman zaman
belgelerin niteliği hakkında değerlendirmeler yapılmıştır.
Bazı savunmalarda, 11.12.1996 tarihli anlaşma metninin TÇMB’ye ait bir
belge olduğu ileri sürülmektedir. Söz konusu belgenin hem Akçansa’da, hem de
Batıçim’de bulunduğu raporda müteakip defalar belirtilmiştir. Sorun, belgenin kime
ait olduğu ya da nerede yapılan yerinde inceleme ile elde edildiğinden çok, içerik
itibarıyla ne ifade ettiğidir. Bazı belgelerin T.Ç.M.B.’nin hazırladığı ve tamamen
koordinasyona yönelik olduğu iddiaları konusunda, 1996 yılında fabrikaların yaptığı
tahmini satışların altalta yazılması suretiyle hazırlandığı ve hiçbir işe yaramadığı
iddia edilen belgedeki;
“Bölge fabrikaları 1997 yılında aşağıdaki şekilde satış yapacaklardır.
Bölge dışı fabrikalar bölge içine en fazla aşağıdaki miktarları satacaklardır. Fiyat
bölge fabrikalarınca tespit edilecektir.”
ifadelerinin tamamen geleceğe, diğer bir ifadeyle 1997 yılında gerçekleşecek
satışlara ve uygulanacak fiyatlara ilişkin olduğu açıktır. Belgede yer alan söz konusu
ifadeler karşısında, yapılan işin yalnızca bir önceki yıla ait satışların
konsolidasyonundan ibaret olmadığı görülmektedir. Önemli olan bu belgenin aynı
tarihte, soruşturma kapsamındaki fabrikaların katılımıyla düzenlenen bir toplantıda
ele alınması ve şekillendirilmesidir. İçeriği ve hazırlandıktan sonra toplantıya konu
olması yönüyle, “pazar paylaşımı” ve “fiyat tespiti” konularındaki mutabakatın açık bir
belgesidir.
53 REKABET KURUMU
Yine aynı belge ile ilgili olarak ileri sürülen başka bir husus, belirtilen
rakamlarla gerçekleşen rakamlar arasında bir tutarsızlık olduğu yönündedir. Bu
durum söz konusu belgenin niteliğiyle değil, tamamen bu anlaşmanın ne kadar
uygulandığı ya da tarafların bu taahhütlerine ne kadar uyduğu ile ilgilidir. Yıl
sonunda bu rakamlardan fiili sapmalar olması ortada böyle bir mutabakat olmadığı
anlamına gelmemektedir. Kaldı ki, bu mutabakatın yıl boyunca herhangi bir fiili etki
yaratmadığı da düşünülemez. Nitekim, anlaşmanın uygulanması konusunda sorun
çıktığında, yani kartel anlaşması delinince, taraflar ileriki tarihlerde tekrar bir araya
gelip pazar paylaşımı konusunda müteakip toplantılar düzenlemişlerdir. Bu durumda,
taraflardan hiç birinin savunmalarda söz konusu toplantıya katılmadığı yönünde bir
itiraz getirmediği de göz önüne alındığında, 4054 sayılı Kanun kapsamında
anlaşmanın varlığı konusunda herhangi bir şüphe olmadığı gibi, ileriki tarihlerde
yapılan toplantılarla birlikte düşünüldüğünde, yıl sonu gerçekleşen rakamlarda bazı
sapmalar olsa da, fabrikaların uygulamada tamamen kartel anlayışı çerçevesinde
faaliyet gösterdikleri sonucu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, hem pazar paylaşımı hem
fiyat konusundaki anlaşmaların muntazam bir biçimde uygulanamaması, tarafların
rekabet etme yönündeki iradeleri ve gayretlerine değil, tamamen sektördeki arz
fazlasının belli dönemlerde kartelin delinmesi yönündeki baskısının artması ve yeni
bir anlaşma yaparak uygulamaya yeniden yön verme ihtiyacının ortaya çıkmasına
bağlı bulunmaktadır.
1998 yılında yapılacak satışların da anlaşmayla tespit edildiği iddiasına karşı
bazı savunmalarda, “böyle bir anlaşmadan haberleri olmadığı şeklinde” cevaplar yer
almış, ayrıca dayanak olarak gösterilen belgelere bazı itirazlar gelmiştir. İhracat
karteli iddiasına dayanak teşkil eden bu belgelerin, yapılan bütçe çalışmalarında
kullanılan şirket içi belgeler olduğu dolayısıyla, belgede geçen “birlikte tespit
edilecektir” şeklindeki ifadelerin, şirket içi birimler arasındaki birlikteliği ifade ettiği
belirtilmektedir. İddialar bu doğrultuda ele alındığında, Akçansa’nın yapacağı
ihracatın, şirket içi birimlerce birlikte tespit edilecek esaslar dahilinde
gerçekleştirilmesinde 4054 sayılı Kanun açısından bir sakınca bulunmamaktadır.
Ancak Çimentaş, Batıçim, Denizli ve Batısöke’nin üretim kapasiteleri, 1998 yılı
satışları ve zorunlu ihracat miktarlarının, şirketin iç çalışması olduğu ifade edilen söz
konusu belgede ne amaçla bulunduğunu bu yolla açıklamak mümkün
gözükmemektedir.
Bu noktada, bahsedilen belgenin niteliğini de göstermesi bakımından,
Sabancı Holding bürolarında yapılan incelemede elde edilen ve söz konusu belge ile
aynı tarihte ve aynı dosyada bulunan, içeriği itibariyle aynı özelliklere sahip, ancak
Marmara Bölgesi fabrikaları hakkında bilgiler içeren;
“Marmara Çimento’nun Ambarlı’da yapması beklenen 225.000 tonluk satışı için
herkes pazar payı oranında klinker verecektir.
Artan kapasiteler her sene % 25 esasına göre pazara verilmektedir.
İç tüketim fazlası kapasite oranları da birlikte tespit edilecek esaslar ile ihraç
edilecektir.”
54 REKABET KURUMU
ifadeleri, “birlikte” kelimesinden ne anlaşılması gerektiğini açıkça ortaya
koymaktadır.
İhracat karteli ve pazar paylaşımı iddialarına dayanak teşkil eden söz konusu
belge ile diğer bazı belgeler hakkında getirilen ikinci itiraz ise, bunların yalnızca bir
teşebbüste bulunduğu, dolayısıyla diğer teşebbüsleri bağlayıcı olmadığı şeklindedir.
Belgeye kaç yerde rastlanıldığından daha önemlisi, belgenin içerdiği bilgilerin,
ihlalin türünü ve niteliğini kanıtlamaya yeterli olmasıdır. İhlalin türü ve niteliği
belirlendikten sonra, tarafların bu anlaşmaya ne ölçüde katıldıkları ve ortada bir
irade uyuşması olup olmadığı konusu üzerinde durulmuş, bu belgelere en azından
iki teşebbüste birden rastlandığı hususu da gözönüne alınarak, 1998 yılı satış
tonajları üzerinde ileriki tarihlerde herhangi bir görüşme yapılıp yapılmadığı
incelenmiş; hem Denizli Çimento hem de Batısöke yetkililerinin ajandalarında yer
alan notlardan, 8 Ocak tarihinde … … Otel’de tekrar bir toplantı yapıldığı
anlaşılmıştır. Toplantıda; “… meselesi, Denizli’nin Söke’den bir iki puan da olsa fazla
mal satması vs …”hususlarının açıkça tartışıldığı görülmektedir. Savunmalardaki
mantıkla hareket edilecek olursa, toplantının belirtilen tarihte yapıldığı ve yukarıda
yer verilen hususların tartışıldığı açık olmakla birlikte, tespit edilen pazar paylarının
yalnızca Denizli Çimento yetkililerinin ajandalarında bulunması, pazar paylaşımından
yalnızca Denizli Çimento’nun sorumlu tutulması sonucunu ortaya çıkaracaktır. Rapor
incelendiğinde, 8 Ocak 1998’den sonra da toplantıların yapıldığı görülecektir.
Yukarıda değinildiği gibi, pazar paylaşımı niteliği itibariyle tek başına
gerçekleştirilebilir bir eylem değildir. Kapsam dahilindeki tüm teşebbüslerde bu
yönde göstergelere rastlanabileceği gibi, kollektif bir eylem olması yönüyle, başka
teşebbüslerin de içinde olduğu bu tür bir anlaşma, soruşturma kapsamındaki
teşebüslerden herhangi birinde bulunan belgelerle de kanıtlanabilir. Hatta
teşebbüslerin tümünde yerinde inceleme yapmaya bile bazen ihtiyaç duyulmayabilir.
Bu durumda, en azından Denizli Çimento’nun, bu belgelerin 4054 sayılı
Kanun karşısında herhangi bir ihlal içermediğini ispat etmesi gerekir ki, tam tersine
bu tür anlaşma metinlerinden hiç bahsetmeme yolunun tercih edildiği görülmektedir.
Bundan da öte, yapılan savunmalarda, anlaşmaların çoğuna değinilmediği
söylenebilir. Uyumlu eylem hususunda ayrıntılı açıklamalara gidilmesi de bu
yaklaşımın bir sonucudur. Bunun nedeni ise söz konusu belgelerde yer alan
ifadelerin ve bunlara karşılık gelen eylemlerin, 4054 sayılı Kanun’a açıkça aykırılık
teşkil etmesidir. Nitekim raporun ilgili bölümlerinde söz konusu eylemlerin açık
ihlaller olduğu müteakip defalar belirtilmiştir.
4. SÖZLÜ SAVUNMA TOPLANTISI
Akçansa Çimento San. ve A.Ş., Batıçim Batı Anadolu Çimento San.A.Ş.,
Batısöke Söke Çimento Sanayi A.Ş., Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası Türk A.Ş. ve
Denizli Çimento Sanayi A.Ş.’nin talebi üzerine, Rekabet Kurulu; 15.04.1999 tarihinde
sözlü savunma toplantısı yapılmasına karar vermiş ve sözlü savunma toplantısında
taraflar aşağıda izah edildiği gibi savunmalarını Kurul’a sunmuşlardır.
55 REKABET KURUMU
İzmir Ticaret Odası temsilcisi Av. Nilhan Antitorostunç, 4054 sayılı Rekabetin
Korunması Hakkında Kanun yürürlüğe girdikten sonra İZTO’nun, meslek
komitelerinin yapmış olduğu çalışmalar neticesinde İzmir’deki çimento piyasalarında
firmalarca aynı fiyatların uygulandığı ve rekabet ortamının zedelendiği şeklinde
oluşturulan görüşlerini Rekabet Kurumu’nun o dönemde teşekkül ettirilmemiş olması
nedeniyle Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel
Müdürlüğü’ne ve 1997 yılında Kurumun faaliyete geçmesinden sonra tekrar
gündeme gelen şikayetleri Rekabet Kurumu’na ilettiğini, ancak konuyla ilgili
önaraştırma ve arkasından da soruşturma açıldıktan sonra İZTO’ya bu hususta
başka bir şikayet ulaşmadığını belirtmiştir.
Akçansa Çimento S Tic.A.Ş. adına konuşan Doç. Dr. Nurkut İnan,
Akçansa’nın soruşturma konusu bölgede çok küçük bir pazar payına sahip olduğunu
ifade ederek, şirketin yapısı hakkında konuyla ilgili bilgi sunmuştur. Verilen delillerin
hemen tamamının ya Akçansa’nın iç yazışmaları ya da tek taraflı irade
beyanlarından oluştuğunu ve herhangi bir anlaşmanın varlığının ispatı için yeterli
olmadığını belirtmiş ve karar verilirken Akçansa’nın konumunun ve bölgedeki
varlığıyla rekabeti artırdığı hususunun dikkate alınması gerektiğini ifade etmiştir.
Batıçim Batı Anadolu Çimento San.A.Ş. ve Batısöke Söke Çimento San.A.Ş.
adına konuşan temsilci tarafından, ilk olarak çimento sektörü ve ilgili teşebbüsler
hakkında genel açıklamalar yapıldıktan sonra müvekkil şirketlerin çimento
piyasasındaki hiçbir teşebbüs ile rekabetin engellenmesi, bozulması veya
kısıtlanması amacını taşıyan herhangi bir anlaşma yapmadığı gibi piyasadaki
davranışlarının da uyumlu eylem niteliğinde olmadığı belirtilmiş ve muafiyet/menfi
tespit başvurularıyla ilgili konuya değinildikten sonra ülkemizin Rekabet Hukuku
açısından geçiş dönemi içerisinde olduğu ifade edilerek müvekkil teşebbüsler
hakkında herhangi bir cezai müeyyide uygulanmaması talep edilmiştir.
Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası Türk A.Ş. temsilcileri ise, mevcut olayın
analizinde pazar yapısının ve Çimentaş’ın bu pazardaki konumunun çok iyi
değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, anlaşma iddialarını reddetmişler ve İzmir
piyasasındaki özel durum hakkında açıklamalarda bulunmuşlardır.
Denizli Çimento San.A.Ş. adına konuşan Av. Abidin Kayhan, çimento
üreticileri tarafından zaman zaman yapıldığı ifade edilen toplantı ve görüşmelerin
anlaşma iddialarına dayanak edilmesinin mümkün olmadığını ve Denizli Çimento’nun
pazar içinde yönlendirici veya diğer teşebbüsleri etkileyici bir konumda
bulunmadığını belirtmiştir.
Yukarıda yer verilen beyanlar incelendiğinde, taraflar, “Sözlü Savunma
Toplantısı”nda yazılı savunmalarında ileri sürdükleri hususlardan farklı ve sonucu
etkileyebilecek herhangi bir husus ortaya koyamamışlardır.
56 REKABET KURUMU
5. HUKUKİ DEĞERLENDİRME
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesi, amacı
veya etkisi rekabeti engelleme, sınırlama veya bozma olan teşebbüsler arası
anlaşmalara, uyumlu eylemlere ve işletme birliklerinin kararlarına karşı genel bir
yasaklama getirmektedir. Bu hüküm, bütün işletmeler arası anlaşma, karar ve
uyumlu eylemlere geniş bir şekilde uygulanmakta olup temel amacı, her bir
işletmenin kendi ticari politikalarını ve piyasadaki faaliyetlerini tek başına,
diğerlerinden bağımsız olarak belirlemesidir.
Rekabet Hukuku açısından fiyat tespitine ve pazar paylaşımına yönelik bu tür
anlaşmalar en ciddi rekabete aykırılık halleri arasında değerlendirilmiş ve çok açık
bir biçimde yasaklanmıştır.
Bir anlaşmada, rekabeti sınırlama amacı açıksa, anlaşmanın kendisi veya en
azından rekabeti bozucu hükümleri, “per se” bir rekabet ihlali oluşturur. Bu durumda
anlaşmanın rekabet üzerindeki etkilerinin incelenmesine gerek yoktur. Rekabeti
bozucu nitelikte olan anlaşmalar, tarafların kendi bağımsız rekabetçi faaliyetlerini
ortak çıkarlar adına gözden çıkardıkları bir yapısal çerçeve yaratır. Bu sebepten
dolayı, sadece rekabete aykırı bir anlaşmaya taraf olmak, anlaşma etkilerini
gerçekleştirmemiş olsa dahi yasaktır.
Öte yandan, 4054 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin gerekçesinde “Bu
Kanunun amacı rekabetin korunması olduğuna göre, rekabeti engelleyici, kısıtlayıcı
veya bozucu teşebbüsler arası anlaşma ve uygulamaların yasaklanması gerekir.
Maddenin amacı bakımından anlaşma, hukuki şekil şartlarına uymasa bile tarafların
kendilerini bağlı hissettikleri her türlü uzlaşma ya da uyuşma anlamında
kullanılmıştır. Anlaşmanın yazılı veya sözlü olmasının önemi yoktur. Teşebbüsler
arasında bir anlaşmanın varlığı tespit edilemese bile teşebbüsler arasında kendi
bağımsız davranışları yerine geçen bir koordinasyon veya pratik işbirliği sağlayan,
doğrudan veya dolaylı ilişkiler de, eğer aynı sonucu doğuruyorsa, yasaklanmıştır.
Böylece teşebbüslerin Kanuna karşı hile yolu ile rekabeti sınırlayıcı uygulamaları
meşru göstermeleri engellenmek istenmiştir.” denilerek, anlaşma kavramının,
sözleşmelerden çok daha geniş bir irade birlikteliği niteliğinde olduğu açıklanmıştır.
Sözleşme olmaksızın da rekabet ortamını bozan her türlü ilişkinin uygulamaya
sokulması da anlaşma niteliğindedir. Ayrıca, rekabeti kısıtlayıcı, sınırlayıcı, ya da
ortadan kaldırıcı etkileri nedeniyle, "centilmenlik anlaşmaları" ve "sözlü anlaşmalar"
da 4054 sayılı Kanunun 4üncü maddesi kapsamında değerlendirilmektedir. ATAD,
bu tür uygulamaları anlaşma olarak kabul etmektedir.
Yukarıda yer verilen değerlendirmeler ışığında;
- AKÇANSA Çimento San. ve Tic. A.Ş., BATIÇİM Batı Anadolu Çimento San. A.Ş.,
ÇİMENTAŞ İzmir Çimento Fabrikası Türk A.Ş., DENİZLİ Çimento San. Tic. A.Ş. ve
BATISÖKE Söke Çimento San. ve Tic. A.Ş.’nin Ege Bölgesi düzeyinde 1997 yılında
yapacakları satışları anlaşma yoluyla önceden tespit etmek suretiyle açıkça pazar
paylaşımına gittikleri,
57 REKABET KURUMU
- Sektöre yönelik olarak 1997 yılında Ege Bölgesi düzeyinde inceleme başlatılmış
olmasına rağmen, 1998 yılında da yapılacak satışların anlaşma yoluyla söz konusu
teşebbüslerce tespit edilerek, yine Ege Bölgesi düzeyinde pazar paylaşımına
gidildiği,
- 1998 yılına ilişkin mutabakatı gösteren belgelerden ayrıntılarıyla görüleceği üzere,
sözkonusu pazar paylaşımı anlaşmalarının yalnızca iç pazardaki satışların tespitine
yönelik hususları içermediği, soruşturma kapsamındaki teşebbüsler tarafından, iç
pazardaki karlılığı korumaya yönelik bir ihracat karteli oluşturulduğu ve yukarıda,
pazar paylaşımının ayrıntılarıyla açıklandığı bölümde değinilen şartlar çerçevesinde
“klinker fazlalığı” olarak nitelenen ürünün, yapılan anlaşmalar yoluyla zorunlu olarak
ihracata tabi tutulduğu,
- Yine iç pazardaki karlılığı korumaya ve daha da artırmaya yönelik olarak,
fabrikaların bulunduğu merkezlerin ve yakın çevresinin oluşturduğu yoğun talep
bölgelerinin, o bölgede bulunan fabrika ya da fabrikalara terkedilmesi suretiyle, bu
bölgede fiyat ve diğer satış koşullarının rekabetçi bir yapıdan çok uzak, adeta tekelci
bir ortamda belirlenmesini temine yönelik bir coğrafi pazar paylaşımına gidildiği,
coğrafi pazar paylaşımının, yukarıda söz edilen yoğun talep bölgelerinin yöre
fabrikası ya da fabrikalarına terkedilmesi ile sınırlı olmadığı ve bu bölgeler dışında
kalan yerlerde de hangi fabrikanın ne kadar satış yapacağının veya sözkonusu
yerleşim biriminde yapılacak satışlardan alacağı payın, soruşturma kapsamındaki
teşebbüsler arasında yapılan anlaşmalar yoluyla belirlendiği,
- “İzmir merkez ilçelerinde paralel fiyat uygulaması yoluyla uyumlu eyleme girişilerek
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un ihlal edildiği” şeklinde ortaya
konan iddianın ardından, fiyatların oluşumu ile ilgili olarak yapılan ayrıntılı çalışmalar
neticesinde, fiyat tespitinin, bölge fabrikaları tabir edilen soruşturma kapsamındaki
teşebbüsler tarafından, aralarında yapılan anlaşmalar yoluyla bölge düzeyinde
gerçekleştirildiği yani birlikte fiyat tespiti hususunda yalnız İzmir merkez ilçelerinde
değil, anlaşmalar yoluyla ve tüm bölge düzeyinde bir ihlalin gerçekleştirildiği,
- 4054 sayılı Kanun’un Geçici 2 ‘nci maddesi ile aynı Kanun’un 4‘üncü maddesi
kapsamında olan ve 05.11.1997 tarihinde yürürlükte bulunan anlaşmalar için altı
aylık bir geçiş dönemi tanındığı ancak bu süre içerisinde de taraflardan herhangi
birisinin geçerli muafiyet başvurusunda bulunmadığı,
- Yukarıda zikredilen eylemlerin, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında
Kanun’un “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar” başlıklı 4 üncü
maddesinin;
“Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti
engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut
doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve
teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır.” şeklindeki
genel hükmünü ve özellikle de;
58 REKABET KURUMU
“Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kar
gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tespit edilmesi,” hükmünü
içeren (a) bendi,
“Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının
veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü,” hükmünü içeren (b) bendini ve
“Mal veya hizmetlerin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa
dışında belirlenmesi,” hükmünü içeren (c) bendini açıkça ihlal eder nitelikli olduğu,
- Bu nedenlerden dolayı, Akçansa Çimento San. ve Tic. A.Ş., Batiçim Batı Anadolu
Çimento San. A.Ş., Batısöke Söke Çimento San. ve Tic. A.Ş., Çimentaş İzmir
Çimento Fabrikası Türk A.Ş. ve Denizli Çimento San. T.A.Ş. teşebbüslerinin 4054
sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası
uyarınca cezalandırılmaları gerektiği,
görüşüne ulaşılmıştır.
6. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle:
1) Akçansa A.Ş., Batıçim A.Ş., Batısöke A.Ş., Çimentaş A.Ş. ve Denizli
Çimento A.Ş.’nin eylemleri ile 4054 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin (a), (b) ve (c)
bentlerini ihlal ettiklerine, Kurul Üyeleri Mustafa PARLAK ve Kubilay ATASAYAR’ın
rekabetin ihlali ile ilgili belgeler ve delillerin, anlaşmanın varlığını isbata yeterli
olmayıp uyumlu eylemin karinesi olduğu şeklindeki değişik gerekçeleri ile,
OYBİRLİĞİ ile ;
2) Anılan eylemlere katılan söz konusu teşebbüslerin hüküm altına alınacak
para cezalarının belirlenmesinde, 1996 yılı cirolarının esas alınmasına OYBİRLİĞİ
ile ;
3) 4054 sayılı Kanun’un 16‘ncı maddesinde para cezasının saptanmasında
öngörülen yıllık gayri safi gelirin net satışlar olduğuna OYBİRLİĞİ ile ;
4) 4054 sayılı Kanun’un 16’ncı maddesinin 2’nci fıkrası gereğince soruşturma
kapsamındaki her bir teşebbüs için ayrı ayrı takdir edilen;
a) Akçansa Çimento San. ve Tic. A.Ş.’nin 251.631.855.000. TL
b) Batıçim Batı Anadolu Çimento San. A.Ş.’nin 278.234.520.000. TL
c) Batısöke Söke Çimento San. ve Tic. A.Ş.’nin 72.196.470.565. TL
d) Çimentaş İzmir Çimento Fabrikası Türk A.Ş.’nin 200.949.949.290. TL
e) Denizli Çimento San. T.A.Ş.’nin 71.159.004.329. TL
idari para cezası ile cezalandırılmalarına OYÇOKLUĞU ile ;
59 REKABET KURUMU
5) 4054 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca, yukarıda 1’inci bent
hükmünde belirtilen ihlal eylemlerine son verilmesi ve ihlalden önceki rekabet
ortamının sağlanması gereğinin, soruşturma kapsamındaki teşebbüslere
bildirilmesine OYÇOKLUĞU ile ;
6) Kararın Danıştay yolu açık olmak üzere şikayetçiye ve soruşturma
kapsamındaki teşebbüslere tebliğine OYBİRLİĞİ ile
karar verilmiştir.
Rekabet Kurulu'na,
Ege Bölgesi'nde faaliyette bulunan çimento üreticisi teşebbüsler hakkında
yürütülen soruşturma çerçevesinde, Kurulumuzca alınan 17.06.1999 tarih,
99-30/276-166 sayılı nihai kararın ceza miktarlarına ilişkin 4'üncü maddesine,
teşebbüslerin soruşturmaya esas alınan ilgili coğrafi pazardaki ciroları, hafifletici
nedenlerden ayrı olarak gözönüne alınarak, teşebbüslere kademeli ceza
verilmesinin uygun olacağı görüşü ile karşı oy kullanılmıştır.
Prof.Dr. M. Tamer MÜFTÜOĞLU
BAŞKAN
REKABET KURUMU BAŞKANLIĞI' NA
(Muhalefet Şerhi)
KARAR TARİHİ VE NO: 17.06.1999 tarih ve 99-30/276-166(a) sayı K.
MUHALEFET EDEN ÜYE: Mehmet Zeki UZUN
MUHALEFETİN KONUSU: Mezkur tarih ve sayılı Kararın 4. Cü maddesinde, 4054
sayılı Kanunun 16/2. ci fıkrasının tatbiki sırasında, Aynı Kanunun 16/4 fıkrasındaki,
hafıfletici nedenlerin yeterince değerlendirilmeyerek, cezanın alt sınırının
aşılmasına;
Aynı Kararın 5.ci maddesinde, 4054 sayılı Kanunun 9/1.ci fıkrasının yeniden
bildirimde bulunmak suretiyle uygulanmasına, karşı muhalefet talebimizdir.
MUHALEFETİN NEDENLERİ: 1. İzmir Ticaret Odasının, 06.11.1997 tarihinde,
``Çimento Fabrikalarının birlikte fıyat belirleyerek rekabeti engelledikleri " yönündeki
şikayeti üzerine, Ege Bölgesinde faaliyette bulunan, Akçansa, Batıçim, Batısöke,
Çimentaş ve Denizli Çimento Sanayi A.Ş haklarında soruşturma açılmıştır.
2. Rekabet Kurulu, Aleyhlerinde Tahkikat Yapılan Teşebbüsleri, 4054 Sayılı
Kanunun 4.cü maddesini ihlal ettikleri noktasından hareketle aynı kanunun 16/2
fıkrası gereğince 1996 yılı net satışlarını, nazara alarak asgari haddin üzerinde,
para cezasıyla cezalandırmıştır.
3. 4054 sayılı Rekabet Kanununun, 16/4 fıkrası, "Kurul, para cezasına karar
verirken, kastın varlığı, kusurun ağırlığı, ceza uygulanan teşebbüs veya
60 REKABET KURUMU
teşebbüslerin pazar içindeki gücü ve muhtemel zararın ağırlığı gibi unsurları
dikkate alır." demek suretiyle ceza oran ve miktarlarına tesir edecek unsurları
belirlemiştir.
Bu cümleden olmak üzere, Avrupa Birliği Komisyonu, 17 sayılı Tüzüğün 15/2
maddesi ve AKÇT Anlaşmasının, 65/5 maddesi uyarınca, idari para cezalarının
hesaplanmasına ilişkin esasları belirlerken, Rekabet ihlallerini; "ağır olmayan , ağır
ve çok ağır ihlaller" şeklinde 3 kategoride;
Bir diğer açıdanda ihlalleri; "kısa, orta ve uzun süreli ihlaller" tanzim etmiş
olup, Ceza taban miktarında indirime yol açan hafıfletici sebepleri;
. İhlalin oluşumunda teşebbüsün pasif veya takip edici rolü,
. İhlali oluşturan eylemlerin veya anlaşmaların uygulanmaması,
. İhlal uygulamalarına komisyonun ilk müdalesinden hemen sonra son verilmesi,
.Teşebbüsün rekabeti kısıtlayıcı eylemin ihlal yönüne ilişkin makul tereddüt veya ,
süpherinin varlığı,
. İhlalin kasıt yönünün bulunmayıp ihmalden kaynaklanması ,
. Teşebbüsün soruşturmaya somut katkıda bulunması,
. Komisyonun uygun bulduğu diğer hafıfletici sebepler olarak tanzim ve tespit
etmiştir.
Yukarıda belirtildiği ve soruşturma raporunda da görüldüğü ve iddia edildiği
gibi,
Akçansa, yeni girdiği soruşturma bölgesinde, %6 ’ lık en düşük durumdaki
pazar payını artımaya çalıştığı, dolayısıyla fiyat takipçisi konumunda olduğu bölge
satışlarını sınırlamadığı gibi İzmir bölgesinde de artan miktarlarda satış
gerçekleştirdiği;
Batiçim ve Batısöke' nin de menfı tespit ve muhafıyet talebinde
bulundukları,
Ayrıca, Çimentaş ve Denizli Çimento A.Ş' de dahil tüm soruşturma
kapsamındaki Teşebbüsler, soruşturma çerçevesinde, bir takım bilgi ve belgeleri,
istenilen tarzda, soruşturma heyetine vermek suretiyle, her konuda yardımcı
oldukları hususu, ceza tertibi sırasında nazara alınması gerekmektedir.
Diğer taraftan, Rekabet Hukukunun ve Rekabetin Korunması Hakkındaki
Kanunun, Türkiye için çok yeni bir uygulama olması, bu yeni düzenlemenin yurt
çapında tanıtılarak, Rekabet kültür ve bilincinin oluşması ve yerleşmesi sağlanması
gerekir.
Keza Bu Kanunun, Avrupa normlarından esinlenerek hazırlanmış olması,
Avrupa' da da, hiç ceza vermemek veya çok düşük miktarlarda ceza tertip etmek
suretiyle, uzunca bir geçiş dönemi yaşanmış olması bir vakaadır.
Aynı şekilde, Bizim Kanunumuzda da, ceza tertibi Kanunun, ilanından ve
yürürlüğe girmesinden 1 yıl sonra meriyet kazanacağı bildirildiği halde, Rekabet
Kurulu' nun, geç oluşturulması ve mesleki faaliyetlerine de, geç başlamış bulunması
nedenleriyle bu husus, adeta hiç tatbik edilmemiştir.
61 REKABET KURUMU
Rekabet Kurulu' nun , dosya münderecatına göre sunmaya çalışdığımız bu
durumları, ceza tertip ve teşkili sırasında nazara alması gerekmektedir.
SONUÇ: Yukarıda arz ve izah edildiği şekilde ;
1- 4054 sayılı Kanunun 16/4 maddesindeki, hafıfletici nedenlerin yeterince
değerlendirilmeyerek asgari haddin üzerine çıkılmasına, ve soruşturma
kapsamındaki Teşebbüslerin, dosyadaki durumlarına göre, 1996 yılı gayri safi
gelirlerinin %1' ine kadar cezalandırılmaları gerekirken bu miktarın aşılmasına,
2- Mezkür Kararda, Rekabetin tesisi ve ihlalden önceki durumun korunması için
gerekli davranışları ve nelerin ihlal olup olmadığını ortaya koyan geniş gerekçeli bir
kararla hüküm verildikten sonra, ayrıca Rekabet Kanunu'nun 9/1 maddesi gereğince
yeniden bildirime gerek bulunmadığı;
Düşünce ve kanaatinde olduğumdan, muhalefetimi bildiririm.
11.02.2000
Mehmet Zeki UZUN
Rekabet Kurulu Üyesi
SAYIN BAŞKANLIĞA,
(KARŞI OY AÇIKLAMASI)
Ege Bölgesinde faaliyet gösteren çimento fabrikaları (Akçansa A.Ş., Batıçim
A.Ş., Batısöke A.Ş., Çimentaş A.Ş., Denizli Çimento A.Ş.,) ile ilgili olarak
Kurulu'muzca verilen 17.06.1999 tarihli kararın 5. Maddesine karşı oy kullanmamın
gerekçeleri aşağıda sunulmaktadır.
Kısaca belirtmek gerekirse, kararda öngörülen para cezaları, miktar olarak
yüksek olduğu gibi, dayandığı hukuki unsurlar itibariyle de böyle bir sonucu
doğurabilecek nitelikte değildir.
Kararın, 4054/4.Maddede öngörülen "Teşebbüsler arası anlaşma" nın
varlığına dayandırılması yanlış olmuştur. "Anlaşma" Rekabet Hukuku- muzun en ağır
eylemidir. Anlaşmaların isbat külfeti, Kurul'a ait olup, yeterli hukuki delilleri elde
etmedikçe ileri sürülebilecek bir iddia bile olamaz. Mevcut deliller incelendiğinde de
açıkca görülmektedir ki, olayda bir "anlaşma" dan çok "uyumlu eylem" in varlığını
gösteren delillerin mevcudiyeti ileri sürülebilir. Ancak bu halde de, karşı tarafa
uyumlu eylemin gerekçelerini açıklamak hakkının verilmesi gerekmektedir.
Rekabet Hukuku açısından "delil" kavramına, 4054 sayılı yasada özel bir
tanım getirilmemiştir. Hatta, 47.Maddenin son fıkrasında, " delil ve isbat vasıtasının
"HUMUK.na göre" söz konusu olabileceği açıkca belirtilmiştir.Hukuken delil niteliği
olmayan belgelere (örnek olarak, belge dahi denilemeyecek nitelikteki not ve aynı
otelde kaldıklarına dair bilgilere) dayanılarak, anlaşmanın varlığının kabulünü,
yerleşik temel hukuk anlayışına ve uygulamalarına aykırı buluyorum.
"Anlaşma" ile "Uyumlu Eylem" arasındaki temel fark ise, isbat külfetinin
değişmesindedir. Diğer bir ifade ile, anlaşmanın 4054 sayılı Kanun açısından suç
62 REKABET KURUMU
sayılmasına karşılık, uyumlu eylemin, "ekonomik ve rasyonel gerekçelerle"
kendiliğinden ortaya çıkmış bir süreç olması mümkündür ve suç
sayılmamaktadır.Bunun isbatı da karşı tarafa ait bulunmaktadır. (4054/4 Son Fıkra)
Böyle bir yanlış değerlendirme sonucunda da, verilen para cezası, anormal
ve yüksek olmuştur. Diğer bir deyişle, Uyumlu Eylem Anlaşma'ya göre daha hafıf
olduğundan, cezanın da buna göre daha hafıf takdir edilmesi gerekecekti.
Eklemek gerekirki, verilen para cezasında esas alınması gereken ve
16.Maddede sözü geçen " mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak
olan yıllık gayri safi gelir kavramının "net satışlar" olarak değerlendirilmesi de,
matrahın yükselmesine neden olmuştur. Farklı gerekçelerle katıldığım "net satışlar"
olması gerektiği yorumunda, "gayrisafı gelir" kavramının iyi analiz edilmesi
gerektiğine inanıyorum. Çünkü, Türk Vergi sisteminde ve mali uygulamada
(Tekdüzen Hesap planı dahil) gayrisafı gelir diye bir kavrama rastlanmamıştır.Buna
rağmen tarafımdan, net satışlar; en yakın ve bulunabilir rakam olarak
düşünülmemiştir.Bu yoruma gidilince de, büyüyen matrah nedeniyle cezayı
küçültmek gerekirken, bu yola gidilmemiştir.
En önemli husus ise, Kararda, hukuk sistemimize yeni girmiş bir dal olan
Rekabet Hukuku'nun uygulamalarında gerekli "geçiş dönemi" ihtiyacının gözden
uzak tutulmasıdır. Türk Rekabet Hukuku, kaynak olarak AB Rekabet Hukukunu esas
almış, ancak ekonomik gelişmişlik farklılığı ile sosyal yapı ve psikolojik davranış
farklılıklarının uygulamaya nasıl yansıtılacağı ile ilgili bir ipucu vermemiştir. AB
uygulamalarına bakıldığında bile, ATAD (Avrupa Topluluğu Adalet Divanı)'n ceza
uygulamalarının ortalama 10 yıl sonra başladığı görülmektedir. (Bakınız; Türk
Rekabet Hukuku ve Rekabet Kanunu Uygulamaları Seminer kitabı, sayfa 96-97)
Önemli diğer bir nokta da, verilecek cezaların, ülkemizde rekabetçi bir ortamın
yaratılması veya sürdürülmesi için ne derecede etkili olacağıdır. AB nin rekabet
politikasını yansıtan, yıllık Rekabet Politikası Raporlarında, sistemin temel
unsurlarından birinin de, "ülkenin makroekonomik politikaları ile uyumu" olduğu
ortaya çıkmaktadır. Bunun Türkiye açısından anlamı, milli ekonominin korunmasıdır.
(Bkz.Yukarıdaki kaynak, sayfa 69 ve Prof.A.Esin, Rekabet Hukuku, sayfa 10) Bu
uyum yüksek cezalar verilerek sağlanamaz, aksine, makro politikalara paralel,
rekabeti sağlayacak ölçüyü kaçırmayan uygulamalarla mümkündür. Rekabet
Kurulu'nun yalnız ceza veren bir Kurul olarak görülmesi de, rekabeti sağlamak bir
tarafa rekabetçi ortamın giderek ortadan kalkınmasına sebep olabilir. Bu
nedenlerle, uygulamanın ilk yıllarında, eğitici bir fonksiyonu yerine getirmek için,
daha makul düzeyde cezalar verilmesini, sistemin bir gereği olarak düşünmekteyim.
Bu nedenlerle, kararın yüksek para cezaları öngören sonucuna katılmıyorum.
Kubilay ATASAYAR
Rekabet Kurulu Üyesi
63 REKABET KURUMU
REKABET KURULU BAŞKANLIĞI'NA
(KARŞI OY GEREKÇESİ)
Ege bölgesinde faaliyet gösteren Çimento Üreticisi teşebbüsler (Akçasansa
A.Ş. - Batıçim A.Ş. - Batısöke A.Ş. - Çimentaş A.Ş. - Denizli Çimento A.Ş.) hakkında
yürütülen Soruşturma sonucunda kurulumuzca verilen 17.06.1999 tarih, 99-30/276-
166 sayılı kararın, ceza miktarına ilişkin 4.'ncü maddesine karşı oy kulanmamın
gerekçesi aşağıda sunulmaktadır.
Çimento üretiminde girdi fiyatları hemen hemen aynı ve teknolojilerde aynı
olduğundan dolayı, Çimentonun bant çıkış maliyetlerinin de aynı olacağı
düşünülürse, her üretici kendi yakın çevresinde doğal bir satış bölgesine sahip
olacaktır. Diğer bir üreticiye yakın olan bölgelere satış yapmakta, nakliye
fiyatlarından ötürü zorlanacaktır.
Bu şekilde fabrikaların bulunduğu coğrafi alanda, rasyonel gerekçelerle bir
doğal satış hinterlandı oluşacaktır.
Üreticiler arasında coğrafi pazar bölüşümüne ilişkin iddia ve tespitler, aslında
rasyonl gerekçelerle oluşmuş Doğal Satış Hinterlandı durumundadır.
Çimento özelliği gereği nakliye maliyetlerinin, ürün satış fiyatı içinde önemli
yer tutan bir üründür. Bu sebeple, çimento fabrikalarının yakın çevresine bir satış
hinterlandı oluşturmasından daha rasyonel bir durum alamaz.
Bu nedenle, her üreticinin yakın çevresinde oluşan pazarı, yani doğal satış
hinterlandını, 4054 sayılı kanunun 4/6 maddesinin ihlali olarak değerlendirmek
mümkün değildir.
Ayrıca çimento kalite özelliği, değişik fabrikaların ürünleri arasında farklılık
gösteren bir ürün değildir. Tüketici talebini etkileyecek kalite farklılığı
bulunmamaktadır. Tüketici talebi değişik fabrika ürünleri arasında sadece fıyat ve
satış koşullarına göre yönlenmektedir.
Bu nedenle bütün üreticilerin pazardaki fiyatı çok iyi bir şekilde izlemeleri
gerekmektedir.
Bir üretici doğal hiterlandı dışına arz fazlası nedeniyle çıkacaksa, yani başka
fabrikaların satış hinterlandına gireceks, oradaki fıyatları izlemek zorundadır. Üretim
bandından çok uzakta olduğu bir pazara satış yapacaksa, elbeteki taşıma
maliyetlerini satış fiyatına yansıtamaz.
Çimento ürünündeki bu özellik nedeniyle bir uyumlu fiyata doğru yönelişi
doğal olarak beraberinde getirmektedir.
Piyasa fiyatlarını çok yakından izlemek ve buna göre hareket etmekten doğan
uyumlu fiyatların, konunun kanunun 4.'ncü maddesinde yasaklanan fiile ne ölçüde
örtüşüp örtüşmediğinin tespitinin iyi yapılması gerekir.
Kanunun yasaklamış olduğu fiilleri işlememek için, özel bir çaba ile işletmenin
rasyonellikten uzaklaşmasını beklemek rekabetin ruhuna aykırılık teşkil eder.
64 REKABET KURUMU
Bu konularla ilgili tespit edilen belgelerin, bir çoğunun bilgi notu veya kişisel
düşünüm, tasarım tarzında notlar olduğu, bunların ne ölçüde belge kabul edilip
edilmeyeceği de kuşkuludur.
Bu nedenlerden dolayı, kararın yüksek para cezası öngören kısmına
katılmadığımı beyanen görüş ve düşüncelerimi arz ederim.
Mustafa PARLAK
Kurul Üyesı
Full & Egal Universal Law Academy