AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 16682/15
Hamza EKİZ/Türkiye
Başkan,
Pauliine Koskelo,
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 23 Mayıs 2023 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1964 yılında doğan ve Giresun’da ikamet eden ve ilk olarak, İstanbul Barosuna kayıtlı bir avukat olan N. Ekiz ve daha sonra, 28 Haziran 2021 tarihli bir yazıyla Mahkemeye gönderilen yetki belgesiyle temsilcisi olarak atadığı Giresun Barosuna kayıtlı bir avukat olan Z.B. Konal tarafından temsil edilen Hamza Ekiz (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 24 Mart 2015 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan başvuruyu (no. 16682/15),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyetlerin bildirilmesi ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi kararını,
ve tarafların beyanlarını dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, yerel mahkemelerin başvuranın kendi seçtiği bir avukat tarafından temsil edilme hakkına saygı göstermemeleri ve yargılama sırasında başvurana sağlanan avukat yardımının etkili olmadığı iddiası nedeniyle başvuran aleyhindeki ceza yargılamalarının adil olmadığı iddiası ile ilgilidir.
2. Başvuran, 29 Haziran 1994 tarihinde F.K. adlı bir kişinin öldürülmesi olayına karıştığı gerekçesiyle yargılanmış ve daha sonra mahkûm edilmiştir.
3. Başvuran, 6 Kasım 1998 tarihinde, Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesi önündeki ceza yargılamasında kendisini temsil etmek üzere C.Ö. ve U.A. adlı iki avukat tayin etmiştir. C.Ö. yargılama başlamadan önce vefat etmiş, U.A. ise ceza yargılaması halen devam ederken kendi isteğiyle avukatlıktan çekilmiştir. Başvuranın beyanlarına göre, 23 Aralık 1999 tarihinde yapılan duruşma, kendisinin ve Avukatı U.A.’nın katıldığı son duruşmaydı. Bu duruşma sırasında, yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın duruşmalara katılma yükümlülüğünden muaf tutulma talebini kabul etmiştir.
4. Yukarıda belirtildiği üzere, U.A., 9 Mart 2007 tarihinde, kendi isteğiyle avukatlıktan çekilmiş ve Ordu Barosu üyeliği sona ermiştir.
5. Ü.Y.Y., 19 Ocak 2011 tarihinde, başvuranın resmi olarak atanmış avukatı olarak görevlendirilmiş, ancak yargılamanın son duruşmasından önce yalnızca bir duruşmaya katılmıştır.
6. Son duruşma, 23 Mart 2011 tarihinde, Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinde yapılmış, bu duruşmada Cumhuriyet savcısı davanın esasına ilişkin mütalaasını sunmuş ve başvuranla aynı dava kapsamında yargılanan müşterek sanığın savunma avukatları son beyanlarını sunmuşlardır. Ü.Y.Y. ancak o zaman mahkemeye gelmiş; bunun üzerine, yargılamayı yürüten mahkeme, Cumhuriyet savcısının mütalaasını, belgeye dayalı diğer delilleri ve Ü.Y.Y.’nin yokluğunda atılan usuli adımları okumuş ve Ü.Y.Y.’den savunmasını yapmasını istemiştir. Ü.Y.Y., başvuran aleyhindeki hususları kabul etmediğini belirtmiş ve mahkemeden, güvenilir ve tartışmasız delillerin yokluğunda, beraat kararı vermesini talep etmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, duruşmanın sonunda, başvuranın davadaki mağduru öldürtmek isteyen kişiyi bir tetikçiyle tanıştırdığını sabit bularak, başvuranı mahkûm etmiş ve ömür boyu hapis cezasına çarptırmıştır. Aynı tarihte Ü.Y.Y. karara karşı kısa bir temyiz dilekçesi sunmuştur.
7. Başvuran, Mahkeme önünde, yargılamayı yürüten mahkemenin kararından SMS yoluyla haberdar olduğunu iddia etmiştir. Bunun üzerine, başvuran, kendi avukatını tutmuş ve mahkûmiyetine karşı gerekçeli bir temyiz dilekçesi sunarak, diğer hususların yanı sıra, yargılamayı yürüten mahkemenin kendisine bilgi vermeden avukat tayin etme kararından ve Ü.Y.Y. tarafından atılan adımların yetersizliğinden şikâyetçi olmuştur.
8. Yargıtay, 6 Kasım 2012 tarihinde, yargılamayı yürüten mahkemenin kararını onamıştır.
9. Başvuranın o dönemdeki avukatı N. Ekiz, 15 Mayıs 2013 tarihinde, başvuran adına Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve yargılamayı yürüten mahkemenin başvurana yeni bir avukat tayin etmeden önce onu bilgilendirmemesinin ve başvurana yargılama sırasında sağlanan avukat yardımının etkili olmamasının, başvuranın adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, 26 Eylül 2013 tarihinde, başvurunun otuz günlük süre sınırı dışında yapıldığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
10. Başvuranın kendisi, 3 Şubat 2014 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve kendisi adına yapılan önceki başvuruda yer alan ifadeler ile neredeyse aynı olan ifadeleri kullanarak aynı insan hakları ihlallerinden şikâyetçi olmuştur. Anayasa Mahkemesi, 30 Haziran 2014 tarihinde, başvuranın ve avukatının ceza yargılamasını takip ederken gereken özeni göstermemiş olduğu dikkate alındığında başvuranın adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair herhangi bir bulgu bulunmadığını tespit ederek, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu karar, başvurana 13 Ekim 2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
11. Başvuran, 24 Mart 2015 tarihinde, Mahkemeye somut başvuruyu yapmıştır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
12. Hükümet, ilk itirazını yapmış ve başvuranın, avukatı (N. Ekiz) tarafından daha önce yapılan ve somut davada söz konusu olan ceza yargılamalarının adil olmadığı iddiasıyla da ilgili olan bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesi tarafından süresi dışında yapıldığı için kabul edilemez olduğuna karar verildiğini Mahkemeden sakladığı gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında bireysel başvuru hakkını kötüye kullandığını öne sürmüştür. Hükümete göre, başvuran, Anayasa Mahkemesi önündeki hukuk yolunu düzgün bir şekilde tüketme yükümlülüğünü yerine getirmiş gibi göstererek, Mahkemeye geçerli bir başvuruda bulunabilmek için Anayasa Mahkemesine ikinci bir bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesine yapılan ilk bireysel başvurunun, Anayasa Mahkemesi tarafından ikinci bireysel başvurunun reddedilmesinden sonra bu Mahkemeye somut başvuruyu yapan aynı avukat tarafından yapılmış olması dikkate diğer bir husustur. Bu koşullar altında, Hükümet, başvuranın kendisi adına Anayasa Mahkemesine yapılan önceki bireysel başvuruyu Mahkemeye bildirmemesinin, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması anlamına geldiğini değerlendirmiştir. Bu temelde, Hükümet, Mahkemeyi, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir.
13. Başvuran, Hükümet tarafından öne sürülen itirazla ilgili herhangi bir görüş sunmamıştır.
14. Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında “kötüye kullanma” kavramı, başvuranın, Sözleşme’de öngörülen bireysel başvuru hakkının amacına açıkça aykırı olan ve Mahkemenin düzgün işleyişini veya Mahkeme önündeki yargılamaların düzgün bir şekilde yürütülmesini engelleyen herhangi bir davranışı olarak anlaşılmalıdır (bk. S.L. ve J.L./Hırvatistan, no. 13712/11, § 48, 7 Mayıs 2015). Mahkeme, bir başvurunun, diğer sebepler arasında, başvuranın eksik veya yanıltıcı bilgiler sunması ve özellikle bu bilgilerin davanın özüyle ilgili olması ve bu bilgilerin açıklanmamasına dair yeterli bir açıklamanın sunulmamış olması hâlinde, Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi uyarınca başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle reddedilebileceğini yinelemektedir. Ancak, bu tür durumlarda, başvuranın Mahkemeyi yanıltma niyeti her zaman yeterli ve kesin bir şekilde tespit edilmelidir (bk. Gross/İsviçre [BD], no. 67810/10, § 28, AİHS 2014 ve buradaki diğer atıflar ile birlikte, ve Komatinović/Sırbistan (k.k.), no. 75381/10, 29 Ocak 2013 ve buradaki diğer atıflar ile birlikte). Bir temsilcinin bu konudaki her türlü ihmali, ilke olarak, başvuranın kendisine atfedilebilir (bk., Bekauri/Gürcistan (ilk itiraz), no. 14102/02, §§ 22-25, 10 Nisan 2012, ve Martins Alves/Portekiz (k.k.), no. 56297/11, §§ 16-17, 21 Ocak 2014).
15. Somut davada, Mahkeme, kendisine sunulan başvuru formunda, başvuranın, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında ceza yargılamalarının adil olmadığı iddiasına ilişkin şikâyetleriyle ilgili iç hukuktaki nihai kararın, Anayasa Mahkemesinin aynı şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdiği 30 Haziran 2014 tarihli kararı olduğunu belirttiğini kaydetmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme, daha sonra Mahkemeye somut başvuruyu yapan avukatın, önceden, 15 Mayıs 2013 tarihinde, başvuran adına Anayasa Mahkemesine aynı şikâyetlerle ilgili bir başvuruda bulunduğunu gözlemlemektedir. Önemli bir şekilde, Anayasa Mahkemesi, söz konusu ilk başvurunun otuz günlük süre sınırı dışında yapıldığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesine gönderilen iki başvuru formunda, aynı şikayetlerin neredeyse aynı şekilde sunulması nedeniyle dikkat çekici bir benzerlik bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin, nihayetinde şikâyetin her halükârda açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmış olsa da, gerekçeleriyle kanıtlandığı üzere, daha önce nihai bir karar vermiş olduğu davanın esası hakkında hatalı bir şekilde ikinci bir inceleme yapmış olduğu görülmektedir. Yine de Mahkeme, yukarıda belirtilen gelişmelerden, yalnızca Hükümetin 21 Nisan 2021 tarihli görüşleriyle haberdar olmuştur. Yukarıdaki unsurlar ışığında, Mahkeme, ayrıca, bu gelişmelerin, avukat tarafından temsil edilen başvuran tarafından 24 Mart 2015 tarihinde somut başvuru yapıldığı sırada bilindiğinin yeterli kesinlikte tespit edildiği kanısındadır.
16. Ayrıca, başvuran, söz konusu bilgileri sunmamasındaki ihmaline ilişkin olarak, makul bir gerekçe bir yana, herhangi bir gerekçe ileri sürmemiştir (kıyaslayınız, G.I.E.M. S.R.L. ve Diğerleri/İtalya [BD], no. 1828/06 ve diğer 2 başvuru, § 173, 28 Haziran 2018). Mahkemeye göre, başvuranın açıklamadığı bilgiler, başvurunun önemli bir yönüyle ilgilidir ve başta iç hukuk yollarının tüketilmesi hususu olmak üzere, başvurunun kabul edilebilirliği açısından önem taşımaktadır. Bu koşullar altında, Mahkeme, başvuranın, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası üzerinde belirleyici etkisi olabilecek önemli bilgileri kasten sakladığı ve böylece bireysel başvuru hakkını kötüye kullandığı sonucuna varmak zorundadır (karşılaştırınız Al-Nashif/Bulgaristan, no. 50963/99, § 89, 20 Haziran 2002, ve Zličić/Sırbistan, no. 73313/17 ve 20143/19, §§ 5556, 26 Ocak 2021; ve kıyaslayınız yukarıda anılan G.I.E.M. S.R.L. ve Diğerleri, § 174).
17. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca, Hükümetin ilk itirazı kabul edilmeli ve başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 15 Haziran 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan