AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYITTAN DÜŞME KARARI VE
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 49031/09
Ramazan ELALTUNTAŞ / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 12 Kasım 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 18 Ağustos 2009 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak, başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 10 Temmuz 2019 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranın bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Ramazan Elaltuntaş, 1970 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Diyarbakır’da tutuklu bulunmaktadır. Başvuran Mahkeme önünde Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat M. Özbekli tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında ceza yargılamasının ilk aşamalarında avukat yardımından faydalandırılmadığından ve mahkûmiyetinin polis baskısı altında avukatı olmadan verdiği ifadelere dayandığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran, ayrıca, yargılamanın ilk aşamasında yargılamayı yapan mahkemenin oluşumunda askeri bir hâkimin olmasından dolayı, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi gereğince bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılamadan mahrum bırakıldığını belirtmiştir. Sözleşme’nin 3. maddesine dayanan başvuran ayrıca sorgulaması sırasında kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Son olarak, başvuran, Sözleşme’nin 3, 5 ve 6. maddelerine dayanarak, tutukluluk ve tutuklu yargılanma sürelerinden, hakkındaki ceza yargılamalarının uzunluğundan ve yetkililerin ailesine yakalanması hususunda yeterince bilgi vermediğinden şikâyetçi olmuştur.
4. Başvuranın ilk dört şikâyeti Hükümete iletilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEHazırlık soruşturması esnasında avukat yardımından mahrum bırakılmasına ve avukat yokluğunda alınan ifadelerin başvuranı mahkûm etmek için kullanılmasına ilişkin Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında öne sürülen şikâyetler hakkında
5. Hükümet, dostane çözüm görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Mahkemeye, 10 Temmuz 2019 tarihli bir yazıyla, söz konusu şikâyetler kapsamında ileri sürülen hususların çözüme kavuşturulması amacıyla bir deklarasyon metni düzenlemeyi önerdiğini bildirmiştir.
6. Söz konusu deklarasyon, aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında başvuranların haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanunun, avukata erişim hakkına getirilen sistematik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 31 Temmuz 2018 tarihli 7145 sayılı Kanunla değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemesi Kanununun 311 § 1 (f) maddesinin, hâlihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yenilenmesi gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında başvuranların şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, Ramazan Elaltuntaş’a yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderlerin yanı sıra tüm maddi ve manevi zararları karşılığında 500 EUR (beş yüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kararın tebliğ tarihini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözümünü teşkil edecektir.”
7. Başvuran, 4 Eylül 2019 tarihli bir yazıyla, Mahkemeyi, Hükümetin sunduğu deklarasyon metninde verilen taahhütleri kabul ettiğine dair bilgilendirmiştir.
8. Başvuranın, 3842 sayılı Kanun uyarınca yargılama öncesi aşamada avukata erişim hakkının sistematik bir şekilde kısıtlanması ve avukat yokluğunda alınan ifadelerin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kendisini mahkûm etmek için kullanıldığı ile ilgili Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında yapmış olduğu şikâyetleri göz önünde bulundurarak, Mahkeme, başvuranın açık bir şekilde Hükümet tarafından sunulan deklarasyonda belirtilen şartları kabul etmesinin ardından, davanın taraflar arasında varılan dostane çözüm olarak değerlendirilmesi gerektiği kanısındadır.
9. Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında, Mahkeme, taraflar arasında ulaşılan dostane çözümü dikkate almaktadır. Mahkeme, çözümün temelinde, Sözleşme ve Protokolleri kapsamında tanımlanan insan haklarına saygı ilkesinin yer aldığı ve başvurunun incelenmeye devam edilmesini haklı kılacak herhangi bir neden bulunmadığı kanısındadır.
10. Mahkeme ayrıca, 25 Temmuz 2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 7145 sayılı Kanunu kabul etmesine dikkat çekmek istemektedir. Bu yeni Kanun’un 4, 17, 18 ve 19. maddeleri, dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde Mahkemenin davayı kayıttan düşürme kararının akabinde yerel mahkeme yargılamalarının yenilenmesi talebinde bulunma hakkını öngörmektedir. Özellikle, Mahkemenin içtihadına ve uygulamasına göre, iç hukuk yargılamalarının yeniden başlatılması, Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yoldur. Dolayısıyla, yukarıda anılan hukuk yolunun, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiği düşünülmektedir. Mahkemenin Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki ikincil rolü dikkate alındığında, Sözleşme’nin herhangi bir ihlalinin giderilmesinin öncelikli olarak ulusal makamların görevi olduğunu hatırlatılmaktadır.
11. Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında, yukarıdaki şikâyetler hususunda başvurunun kayıttan düşürülmesi uygun görülmektedir.Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetler hakkında
12. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak baskı altında alındığı iddia edilen ifadelerinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılmasından şikâyetçi olmuştur. Aynı şekilde, başvuran ayrıca yargılamanın ilk aşamasında Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin oluşumunda askeri bir hâkimin olmasından dolayı, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığını belirtmiştir.
13. Mahkeme, 7145 sayılı Kanunun 31 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra başvuranın ceza yargılamaların yenilenmesi için başvuruda bulunma hakkı olduğunu (bk. yukarıdaki 10. paragraf), söz konusu davanın yeniden incelenmesinin mümkün olduğunu ve bu hukuk yolunun başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında belirttiği şikâyetleri telafi edebilme olanağını sunduğunu yinelemektedir. Sonuç olarak, Mahkeme, baskı altında alındığı iddia edilen ifadelerinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılmasına ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin oluşumunda askeri bir hâkimin bulunması sebebiyle bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasına ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilirliğini veya esasını incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir (bk. Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, §§ 48-49, 23 Ekim 2018).
C. Sözleşme’nin 3, 5 ve 6. maddeleri kapsamındaki şikâyetler hakkında
14. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Ek olarak başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesi uyarınca tutukluluk ve tutuklu yargılanma sürelerinin aşırı uzun olduğunu ve yakalanması hususunda ailesine bilgi verilmediğini iddia etmiştir. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak, hakkındaki ceza yargılamalarının süresinin makul olmayan uzunluğundan şikâyet etmiştir.
15. Mahkeme bu şikâyeti incelemiş ve elindeki tüm materyaller ışığında ve şikâyet edilen hususun yetki alanına girdiği ölçüde, bu şikâyetin Sözleşme veya Protokollerinde yer alan hakların ve özgürlüklerin ihlal edildiğini göstermediği kanaat getirmiştir (bk. yukarıda anılan Mehmet Duman, §§ 50‑56, ve Tunce ve Diğerleri/Türkiye, no. 2422/06 ve diğer 19 başvuru, §§ 17‑32, 13 Ekim 2009).
16. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
Yargılama öncesi aşamada avukata erişimin engellenmesi ve yargılamayı yürüten mahkeme tarafından başvuranı mahkûm etmek için avukat yokluğunda elde edilen delillerin kullanılması hususunda Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesi uyarınca belirtilen şikâyetlerin, Sözleşme’nin 39. maddesi kapsamında kayıttan düşürülmesine;
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiası ile başvuranı mahkûm etmek için baskı altında alındığı iddia edilen delillerin kullanılması hususunda şikâyetin kabul edilebilirliğini veya esasını incelemeye gerek olmadığına;
Başvurunun geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 5 Aralık 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy