AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 63129/15
Ömer ELÇİ / Türkiye ve 8 diğer başvuru
(ekteki listeye bakınız)
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 6
Aralık 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), ekteki tabloda belirtilen ve çeşitli tarihlerde gerçekleştirilen yukarıdaki başvuruları göz önünde bulundurarak, Mahkeme İç Tüzüğünün 41. maddesi uyarınca yukarıdaki başvurulara öncelik tanıma kararlarını dikkate alarak ve davalı Hükümet tarafından 8 Ocak 2016 tarihinde sunulan bilgileri dikkate alarak yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Tamamı Türk vatandaşı olan başvuranların listesi Ek A’da belirtilmiştir.
A. Başvuruların gerçekleştirilmesine neden olan olayların geçmişi
2. 2015 yılının Ağustos ayından itibaren, başvuranların yaşadıkları Cizre ve Sur ilçeleri de dâhil olmak üzere, yetkililer tarafından Türkiye’nin güneydoğusundaki bazı il ve ilçelerde sokağa çıkma yasakları uygulanmıştır. Sokağa çıkma yasaklarının amacı, bazı yasadışı örgüt üyeleri tarafından kazılan hendeklerin ve yerleştirilen patlayıcıların temizlenmesi ve sivil vatandaşların şiddetten korunması olarak belirtilmiştir. Bu sokağa çıkma yasaklarından bazıları kaldırılmış ve farklı tarihlerde yeniden uygulanmıştır. Valiler sokağa çıkma yasaklarını uygularken, İl İdaresi Kanununun 11 (c) maddesine dayanmışlardır (bk. aşağıdaki “İlgili iç hukuk kuralları”).
3. 14 Aralık 2015 tarihinde, Cizre’de sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ve insanların günün herhangi bir saatinde evlerinden ayrılmaları yasaklanmıştır. Cizre’deki 24 saatlik sokağa çıkma yasağı, 2 Mart 2016 tarihinde değiştirilene kadar devam etmiştir. 2 Mart 2016 tarihinden itibaren 05.00 ve 19.30 saatleri arasında insanların evlerinden ayrılmalarına izin verilmiştir. 28 Mart 2016 tarihinde sokağa çıkma yasağında yapılan bir diğer değişiklikle, insanların 04.30 ve 21.30 saatleri arasında evlerinden çıkmalarına olanak tanınmıştır. 5 Haziran 2016 tarihinde yapılan son değişiklikle, sokağa çıkma yasağı saatleri 23.00 ve 02.30 saatlerine indirilmiştir.
4. 11 Aralık 2015 tarihinde Sur ilçesinde on beş mahallenin altısında 24 saatlik sokağa çıkma yasağı uygulanmıştır. 13, 16 Mart ve 22 Mayıs 2016 tarihlerinde mahallelerin bazı kısımlarında sokağa çıkma yasağı kaldırılmıştır.
5. Başvuranlar sokağa çıkma yasağı bulunan bölgelerde çok sayıda insanın öldürüldüğünü ve çok sayıda evin bombalandığını ve tank gibi askeri araçlardan açılan ateş sonucu bu evlerin hasar gördüğünü iddia etmektedirler. Başvuranlar, iddialarını desteklemek amacıyla Mahkeme’ye video kayıtları ve fotoğraflar göndermişlerdir. Bu fotoğraf ve videolarda tankların ve silahlı askeri araçların sokaklarda ve ilçe sınırlarında dolaştığı ve havada helikopterlerin gezdiği; evlerin ve apartman binalarının ağır toplarla vurulduğu ve bazı binaların iç ve dışında hasar oluştuğu; binaların çoğundan duman bulutları yükseldiği; çocuklar ve yaşlılar dahil olmak üzere yaralı insanların derme çatma sedyelerle taşındığı görülmektedir.
6. Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından 22 Mart 2016 tarihinde yayımlanan bir rapora göre; Cizre ve Sur dahil olmak üzere sokağa çıkma yasağı uygulanan bölgelerde, Ağustos 2015 ve 18 Mart 2016 tarihleri arasında öldürülen sivil vatandaşların sayısı en az 310’dur. Bu 310 kişiden 72’si çocuk, 62’si kadın ve 29’u 60 ve daha üstü yaştadır. Aynı dönemde söz konusu alanda öldürülen 79 kişinin kimliği henüz tespit edilememiştir. Bu kişilerden 76’sının sağlık olanaklarına erişim sağlayamamaları nedeniyle hayatını kaybettiği tahmin edilmiştir.
7. 11 Ocak 2016 tarihinde Uluslararası Af Örgütü tarafından başlatılan Acil Eyleme ilişkin raporda şunlar belirtilmiştir: “sokağa çıkma yasağı bulunan tüm alanlarda ikamet eden birçok insan ciddi elektrik ihtiyacı ve su kıtlığı ile karşı karşıyadır ve temel yiyeceklere erişim sağlayabilmek için evlerinden ayrılamamaktadırlar. Sağlık bakımına ihtiyacı olan sakinler, sağlık bakımına erişim sağlayabilmek amacıyla mahallelerinden güvenli bir şekilde ayrılamamışlardır. Bazı durumlarda ambulanslar güvenlik durumu nedeniyle veya güvenlik hizmetlerince engellendiklerinden sokağa çıkma yasağı olan alanlara girememişlerdir.”
8. Cizre de dâhil olmak üzere bazı il ve ilçelerdeki eczaneleri denetleyen Mardin Eczacılar Odasına göre, 14 Aralık 2015 tarihinden sonra Cizre’deki on dokuz eczaneden yalnızca beş tanesi günde yalnızca üç saatliğine açık kalabilmiştir. Sonuç olarak, daha az insan ilaçlarını alabilmiş ve çocuk maması satılamamıştır. Ayrıca, sokağa çıkma yasağının başlangıcından beri, Cizre’deki bütün aile hekimlikleri kapatılmıştır.
B. Davaların koşulları
9. Başvuranlar tarafından bildirildiği şekliyle ve başvuranlarca sunulan belgelerden görüldüğü üzere davanın olayları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Ömer Elçi / Türkiye, no. 63129/15
10. Başvuran ve ailesi Cizre’nin Nur Mahallesinde ikamet etmektedir.
11. 4 ve 12 Eylül 2015 tarihleri arasında Cizre’de sokağa çıkma yasağı uygulanmıştır. İlgili tarihte Diyarbakır Barolar Birliği başkanı olan Tahir Elçi tarafından hazırlanan bir rapora göre, bu süre zarfında ateşli silahlarla on beş sivil vatandaş öldürülmüş ve altı sivil vatandaş hastaneye götürülmedikleri için hayatlarını kaybetmişlerdir. Dokuz sivil vatandaş ise ateşli silahla yaralanmışlardır.
12. Başvuran 9 Eylül 2015 tarihinde bu sokağa çıkma yasağı ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’ne tedbir talepli bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran bu başvurusunda, diğerleri arasında, sokağa çıkma yasağının sonucunda, Sözleşme’nin 2, 3, 5 ve 8. maddeleri kapsamında korunan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve sokağa çıkma yasağının kaldırılmasını talep etmiştir.
13. Başvuranın talebi 11 Eylül 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuranın sokağa çıkma yasağının kurallarına uyması durumunda hayatının tehlikeye gireceğini kanıtlayamadığı ve tedbir talebinin kabul edilmesini gerektiren ciddi bir tehlike bulunmadığı kanaatine varmıştır (ayrıca bk. aşağıdaki “İlgili İç Hukuk ve Uygulamalar” başlığında 48. madde)
14. 14 Aralık 2015 tarihinde Cizre’de 24 saat boyunca sokağa çıkma yasağının uygulanmaya başlanmasının ardından, başvuran ve aile üyeleri evlerinden ayrılamamış ve dış dünyayla bağlantıları kesilmiştir. Su veya elektrik olmadan ve sağlık hizmetleriyle diğer kamu hizmetlerine erişim imkanları olmaksızın sert kış koşullarında yaşamak zorunda kalmışlardır. Yiyecek stokları bulunmadığından, başvuran ve aile üyeleri günde yalnızca bir öğün yemek yiyebilmişlerdir.
15. Başvuranın evi, askeri operasyonların daha yoğun olduğu bir alanda bulunmaktadır. Sokağa çıkma yasağının uygulanmasının ardından, askeri tanklar başvuranın yaşadığı mahalleyi çevrelemiş ve mahalledeki binaları bombalayarak, mahallede yaşayan kişilerin hayatlarını tehlikeye atmıştır. Bu esnada bir tank mermisi başvuranın evinin bahçesine düşmüş ve evin camlarının kırılmasına neden olmuştur. Başvuranın evinin yakınında olan, başvuranın erkek kardeşine ait olan ev güvenlik kuvvetlerince yakılmıştır. Başvuran kendi evinin ve bahçede bulunan tank mermisi kalıntılarının, duvardaki mermi deliklerinin ve pencerelerin fotoğraflarını sunmuştur. Ayrıca erkek kardeşinin yakılmış olan ve içerisinde büyük hasarlar bulunan evinin de fotoğraflarını göndermiştir.
16. Başvuran, aile üyeleri ve komşularından yaklaşık kırk kişi, evlerinin bombalanacağı korkusuyla 8 Ocak 2016 tarihinde evlerini terk etmiş ve Cizre’nin çatışmaların daha az şiddetli olduğu başka bir mahallesine taşınmışlardır. 26 Şubat 2016 tarihinde evlerine dönmüşlerdir.
17. Başvuranın avukatları 13 Ocak 2016 tarihinde Şırnak valisine bir mektup göndermiş ve Mahkeme’ye gönderilmek üzere başvuru formunun hazırlanabilmesi ve başvuranın imzasının alınabilmesi için kendisinden bilgi ve belge alınmak üzere başvuranla görüşmek için izin istemişlerdir. Vali 15 Ocak 2016 tarihinde, başvuranın avukatlarını, Cizre’deki silahlı çatışmaların devam ettiği ve valiliğin bütün sivilleri şiddetten korumakla yükümlü olduğu konusunda bilgilendirmiştir. Bu nedenle avukatların başvuranı Cizre’de ziyaret etmelerine izin vermemişlerdir. Ancak başvuranın polisle iletişime geçmek istemesi ve yetkililerce belirlenen güvenli bir bölgeye gitmeye hazırlıklı olması durumunda; güvenlik kuvvetlerinin başvuranı, avukatlarla buluşabileceği Cizre dışındaki bir yere götürebilecekleri söylenmiştir. Vali ayrıca avukatları, valilik görevlilerinin başvuranı telefonla aradıklarını ve başvuranın onlara avukatlarla görüşme talebinde bulunmadığını ancak avukatlar isterse kendileriyle görüşebileceğini söylediği konusunda bilgilendirmiştir.
18. Avukatlar başvuranın güvenliğinden endişe duymaları nedeniyle başvuranla görüşmemeye karar vermişlerdir. Cizre’de gündüz saatlerinde sokağa çıkma yasağının kaldırılmasının ardından, başvuranın avukatları Cizre’ye gitmiş ve başvuranla görüşmüşlerdir. Başvuran başvuru formunu imzalamış ve içerisinde bulunduğu koşullar hakkında daha güncel bilgiler vermiştir.
2. Vesek / Türkiye, no. 63138/15
19. Başvuranın memleketi olan Cizre’de 14 Aralık 2015 tarihinde sokağa çıkma yasağının uygulanmasının ardından, başvuran ve aile üyeleri evlerinden ayrılamamışlardır. Başvuran eşiyle, iki çocuğuyla ve eşinin ailesiyle birlikte bir evde yaşamaktaydı. Güvenlik kuvvetleri başvuranın yaşadığı mahalledeki evleri ağır silahlarla bombalamaya başladığında, başvuran ve aile üyeleri 5 Ocak 2016 tarihinde evlerinden ayrılmış ve Cizre’nin on bir diğer kişiyle birlikte yaşamaya başladıkları daha güvenli bir mahallesine taşınmışlardır. Başvuran bu adrese taşınırken, mahalledeki hemen hemen her evin ağır silahlarla bombalandığını fark etmiştir. Başvuran evinden ayrıldıktan sonra, evinin akıbeti hakkında herhangi bir bilgi edinememiştir. Başvuran, yoğun bombalama eylemi nedeniyle bütün mahallenin tamamen tahliye edildiği göz önüne alındığında, evinin de hasar görmesinin muhtemel olduğunu düşünmüştür.
3. Eroğlu / Türkiye, no. 478/16
20. 11 Aralık 2015 tarihinde Sur ilçesinde 24 saatlik sokağa çıkma yasağının uygulanmasının ardından, karı koca olan iki başvuran ve çocukları sokağa çıkma yasağının bulunduğu ve silahlı çatışmaların yaşandığı alanda yer alan evlerinden ayrılamamışlardır. Çocuklar okula gidememişlerdir veya diğer çocuklarla dışarıda oynayamamışlardır. İlçedeki birçok bina silahlı çatışmalar sırasında hasar görmüştür. Başvuranlar iddialarını desteklemek amacıyla Mahkeme’ye, bazı evlerin dış ve iç kısmında patlayıcıların verdiği büyük hasarı gösteren fotoğraflar sunmuşlardır.
21. Başvuranlar çalışamamışlardır ve bu nedenle yaşam standartları büyük ölçüde kötüye gitmiştir. Birinci başvuran Kasım Eroğlu bazen yiyecek ve diğer malzemeleri almak için evden ayrıldığında, evine geri dönmesine izin vermeleri için güvenlik kuvvetlerini ikna etmek zorunda kalmıştır. İkna edemediğinde ise, Diyarbakır’ın sokağa çıkma yasağı uygulanmayan başka yerlerinde yaşayan akrabalarında kalmak durumunda kalmıştır. Başvuranlar ve çocukları, sıklıkla patlama sesi duymaları, sürekli korku içinde yaşamaları ve yaşadıkları ilçenin yok edildiğine tanık olmaları nedeniyle psikolojik sorunlar yaşamışlardır.
4. Görgöz / Türkiye, no. 480/16
22. Memleketleri Sur’da 11 Aralık 2015 tarihinde sokağa çıkma yasağı uygulanmasının ardından, başvuranlar -anne ve kızı- ilçenin sokağa çıkma yasağı uygulanan ve silahlı çatışmaların yaşandığı kısmında bulunan evlerinden ayrılamamışlardır. İkinci başvuran okula gidememiştir. İlçedeki binaların çoğu silahlı çatışmalar sırasında yıkılmıştır. Başvuranlar iddialarını desteklemek amacıyla Mahkeme’ye, bazı evlerin iç ve dış kısımlarında patlayıcıların verdiği büyük hasarı gösteren fotoğraflar sunmuşlardır.
23. Başvuranlar çalışamamışlardır ve bu nedenle yaşam standartları büyük ölçüde kötüye gitmiştir. Başvuranlar sıklıkla patlama duymaları, sürekli korku içinde yaşamaları ve yaşadıkları ilçenin yok edildiğine tanık olmaları nedeniyle psikolojik sorunlar yaşamışlardır.
5. Sultan ve Süleyman Düzgün / Türkiye, no. 891/16
24. 11 Aralık 2015 tarihinde Sur’da sokağa çıkma yasağı uygulanmasının ardından, karı koca olan başvuranlar ilçenin sokağa çıkma yasağı uygulanan ve silahlı çatışmaların yaşandığı kısmında bulunan evlerinden ayrılamamışlardır. Çoğu zaman elektrik, su veya ısınma olanaklarına erişememişlerdir. Çocuklar okula gidememişlerdir veya diğer çocuklarla dışarıda oynayamamışlardır. İlçedeki birçok bina silahlı çatışmalar sırasında hasar görmüştür. Başvuranlar iddialarını desteklemek amacıyla Mahkeme’ye, bazı evlerin dış ve iç kısmında patlayıcıların verdiği büyük hasarı gösteren fotoğraflar sunmuşlardır.
25. Başvuranlar çalışamamışlardır ve bu nedenle yaşam standartları büyük ölçüde kötüye gitmiştir. Başvuranlar sıklıkla patlama duymaları, sürekli korku içinde yaşamaları ve yaşadıkları ilçenin yok edildiğine tanık olmaları nedeniyle psikolojik sorunlar yaşamışlardır.
6. Bedri ve Halime Düzgün / Türkiye, no. 901/16
26. 11 Aralık 2015 tarihinde Sur’da sokağa çıkma yasağı uygulanmasının ardından, karı koca olan başvuranlar ilçenin sokağa çıkma yasağı uygulanan ve silahlı çatışmaların yaşandığı kısmında bulunan evlerinden ayrılamamışlardır. Çocukları okula gidememişlerdir veya diğer çocuklarla dışarıda oynayamamışlardır. İlçedeki birçok bina silahlı çatışmalar sırasında hasar görmüştür. Başvuranlar iddialarını desteklemek amacıyla Mahkeme’ye, bazı evlerin dış ve iç kısmında patlayıcıların verdiği büyük hasarı gösteren fotoğraflar sunmuşlardır.
27. Başvuranlar çalışamamışlardır ve bu nedenle yaşam standartları büyük ölçüde kötüye gitmiştir. Başvuranlar sıklıkla patlama duymaları, sürekli korku içinde yaşamaları ve yaşadıkları ilçenin yok edildiğine tanık olmaları nedeniyle psikolojik sorunlar yaşamışlardır.
7. Çağlak / Türkiye, no. 2200/16
28. Başvuran ve ailesi Sur ilçesinde yaşamaktadır. 11 Aralık 2015 tarihinde 24 saat boyunca sokağa çıkma yasağının uygulanmaya başlanmasının ardından, evlerinden ayrılamamış ve dış dünyayla bağlantıları kesilmiştir. Su, yiyecek, elektrik ve ilaç imkanı olmaksızın ve sağlık bakımı, eğitim, iletişim olanakları veya diğer kamu hizmetlerine erişimleri olmaksızın sert kış koşullarında yaşamak zorunda kalmışlardır. Başvuranın evinin civarında şiddetli silahlı çatışmalar yaşanmış ve bu durum başvuranın ve aile üyelerinin hayatlarını tehlikeye atmıştır.
29. Başvuranın yaşadığı ilçedeki birçok bina silahlı çatışmalar sırasında yıkılmıştır ve silahlı çatışmalar sırasında birkaç kişi öldürülmüş ve yaralanmıştır. Başvuran iddialarını desteklemek amacıyla Mahkeme’ye, bazı evlerin dış ve iç kısmında patlayıcıların verdiği büyük hasarı gösteren fotoğraf ve video görüntüleri sunmuştur.
8. Dağlı ve Diğerleri / Türkiye, no. 6990/16
30. 22 başvuran Cizre’de yaşayan dört ailenin üyeleridir. 14 Aralık 2015 tarihinde Cizre’de 24 saatlik sokağa çıkma yasağının uygulanmasının ardından, başvuranlar şiddetli çatışmaların yaşandığı bölgelerde bulunan evlerinden ayrılamamışlardır.
31. Sokağa çıkma yasağının uygulanmasının ardından kısa bir süre sonra, Dağlı ailesi 11 yaşındaki oğulları Kadir’i Cizre’de hayatının tehlikeye girmemesi için başka bir ilçeye göndermiştir. Dağlı ailesinin evinin bombalanmamasına rağmen, yakınlarında bulunan bir ev mermi yağmuruna tutulmuştur. Bu tür olaylar sonucunda başvuranlar sürekli hayatlarından endişe ederek yaşamışlardır. Başvuranlara bazı dükkânların açık olacağının söylenmesine rağmen; sokakta vurulma korkusuyla evlerinden çıkmaya cesaret edememişlerdir. Başvuranlar aynı zamanda evlerinden ayrılmak istememişlerdir; zira ayrılmaları durumunda güvenlik kuvvetleri tarafından çeşitli aramalara ve hakaretlere maruz kalacaklardır ve sokağa çıkma yasağını ihlal edeceklerinden dolayı 219 Türk lirasına (yaklaşık 65 avro) eşdeğer miktarda para cezası ödemeye mahkum edileceklerdir. Başvuran Mehmet Senan Dağlı yaşadıkları evin alt katında küçük bir dükkâna sahip olmasına rağmen, çalışmak için dükkânını açamamıştır. Dağlı ailesi uygulamada kendi evlerinde hapsolmuşlar ve sıklıkla elektrik kesintisi yaşamışlardır. Oğulları başvuran Muhammed Dağlı okula gidememiştir.
32. Zeren ailesi Cizre’de birbirine komşu iki dairede ikamet etmektedirler. Sokağa çıkma yasağı uygulandığında, apartman binalarında öğlene kadar açık olan ancak yiyecek stokları yenilenmeyen küçük bir dükkan bulunmasına karşın, yiyecek almak hayatı tehdit eden bir olay haline gelmiştir. Zeren ailesi ve küçük çocukları, yakın mahallelere topçu mermilerinin düşmesi nedeniyle can korkusuyla yaşamışlardır. Başvuran Narin Zeren eczacı olmasına rağmen, sokağa çıkma yasağının uygulanmasından sonra eczanesini açamamıştır. Zeren ailesinden dört başvuran öğrencidir ancak okula gidememişlerdir.
33. Kırmızıgül ailesi Ocak 2016’nın ortasına kadar kendi evlerinde yaşamışlardır. Bir topçu mermisi yanlarındaki evi vurduğunda ve bu patlamadan sıçrayan şarapnel evlerine isabet ettiğinde, evlerinden ayrılmış ve Cizre’nin bir başka bölgesinde yer alan akrabalarının evine taşınmışlardır. Ancak bu mahalledeki evler de mermilerle vurulmuş ve başvuranlar sürekli korku içerisinde yaşamışlardır. Her iki evde de Kırmızıgül ailesi üyeleri yiyecek, içme suyu, elektrik, ısınma ve sağlık olanaklarına erişim eksikliği gibi büyük zorluklar yaşamışlardır. Başvuran Emin Kırmızıgül’ün kalp sorunları vardır ve sokağa çıkma yasağının uygulanmasının ardından işe gidemez hale gelmiştir. Kırmızıgül ailesindeki başvuranlardan altısı öğrencidir ancak okula gidememişlerdir.
34. Değer ailesi Cizre’deki evlerinde ikamet etmekteydi. Sokağa çıkma yasağının uygulandığı günün ertesi günü olan 15 Aralık 2015 tarihinde elektrik ve su kesintisi olmuştur. Daha önceden evlerinde stokladıkları su Ocak 2016’da tükenmiş ve sonrasında evlerinden ayrılarak Cizre’nin başka bir yerinde bulunan arkadaşlarının evine taşınmak zorunda kalmışlardır. Başvuranlar yanlarına eşyalarını alamamışlardır ve inekleriyle arabalarını geride bırakmak zorunda kalmışlardır. Değer ailesindeki başvuranlardan dördü öğrencidir ancak okula gidememişlerdir. Taşındıkları yeni mahallede de topçu mermisi atışları devam etmiş ve bir çocuğun ölümüne, iki çocuğun yaralanmasına ve bir caminin yıkılmasına neden olmuştur. Başvuranlar sürekli can korkusuyla yaşamışlardır.
35. 22 başvuran ve diğer dört akrabaları 29 Ocak 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve diğerleri arasında sokağa çıkma yasağının kaldırılmasını talep etmişlerdir. Hayatlarının tehlikede olduğunu, gereken yiyecek ve diğer ev eşyalarını alamadıklarını ve çocuklarının okula gidemediklerini ileri sürmüşlerdir.
36. Anayasa Mahkemesi 3 Şubat 2016 tarihinde başvuranların taleplerini reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi başvuranların talebini incelerken, Cizre valisi ile iletişime geçmiş ve başvuranların durumu hakkında bilgi almıştır. Vali Anayasa Mahkemesi’ni başvuranların yardım talep etmek için yetkililerle iletişime geçmediği konusunda bilgilendirmiştir. Başvuranları temsil eden avukat Anayasa Mahkemesi’ni, başvuranların yetkililere güvenmedikleri için yardım talep etmedikleri konusunda bilgilendirmiştir. Anayasa Mahkemesi ayrıca Değer ailesi üyelerinin, Cizre’nin sokağa çıkma yasağından etkilenmeyen bölümünde yaşadıkları kanısına varmıştır.
37. Anayasa Mahkemesi yukarıdakiler ışığında, tedbir talebini reddetmiştir ve başvuranların yerel makamlarla temasa geçerek yardım talep edebilecekleri kanısına varmıştır. Anayasa Mahkemesi kararında, önceki ve karşılaştırılabilir davada kabul ettiği gerekçesini yinelemiştir (bk. aşağıdaki 13 ve 48. paragraflar).
9. Kaya / Türkiye, no. 9712/16
38. 11 Aralık 2015 tarihinde Sur’da 24 saatlik sokağa çıkma yasağının uygulanmaya başlanmasının ardından, başvuran evinden ayrılamamış ve dış dünyayla bağlantısı kesilmiştir. Su veya elektrik olmadan ve sağlık hizmetleriyle diğer kamu hizmetlerine erişim imkanı olmaksızın sert kış koşullarında yaşamak zorunda kalmışlardır.
39. Başvuranın evi şiddetli çatışmaların ortasında yer aldığından, başvuran birkaç kez yaralanmıştır. Can korkusu nedeniyle travma yaşadığından psikolojik durumu kötüleşmiştir.
40. Yaklaşık üç ay boyunca bu koşullarda yaşadıktan sonra 2 Mart 2016 tarihinde evinden tahliye edilmiş ve yasadışı örgüte üyelik şüphesiyle gözaltına alınmıştır. Burada dört gün tutulduktan sonra bir hakim salıverilmesine karar vermiştir.
C. Mahkeme önündeki yargılamalar
41. 63129/16 başvuru davada başvuran olan Ömer Elçi 29 Aralık 2015 tarihinde; Mahkeme İç Tüzüğünün 39. maddesi uyarınca Mahkeme’nin, Türk Hükümetinden Cizre’de uygulanan sokağa çıkma yasağını kaldırması ve Cizre’de güvenlik kuvvetlerince yürütülen operasyonların durdurulmasını veya uygulanabilir uluslararası standartlara uygun şekilde yürütülmesini sağlaması konusunda bildirimde bulunmasını talep etmiştir.
42. Mahkeme 31 Aralık 2015 tarihinde Hükümet’in aşağıdaki bilgileri sunmasını talep etmiştir:
“1. Sokağa çıkma yasaklarının hukuki dayanağı nedir?
2. Sokağa çıkma yasağı göz önüne alındığında; başvuran gerçek anlamda ve yeterli şekilde, sağlık hizmetlerine erişebilmekte ve yiyecek, su, elektrik gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmekte midir? Bu bağlamda, başvuranın acil bir durumda veya yiyecek ve ilaç gibi temel ihtiyaçlarını tedarik etmek için evinden ayrılması durumunda hayatı tehlikeye girecek midir?
3. Özellikle başvuranın yaşadığı bölge dahil olmak üzere, sokağa çıkma yasağının uygulandığı bölgelerdeki sivil ölümlerinin sayısı göz önüne alındığında, bu alanlarda yaşayan kişilerin yaşam haklarının güvence altına alınması için hangi tedbirler alınmıştır ve alınmaktadır?”
43. Hükümet 8 Ocak 2016 tarihinde yukarıdaki sorulara verdiği yanıtları iletmiştir.
44. Geriye kalan sekiz başvurudaki başvuranlar 31 Aralık 2015 ve 18 Şubat 2016 tarihleri arasında, Mahkeme İç Tüzüğünün 39. maddesi kapsamında Mahkeme’den benzer tedbir taleplerinde bulunmuşlardır.
45. Başvuranların tedbir talepleri 12 Ocak ve 19 Şubat 2016 tarihleri arasında Mahkeme tarafından reddedilmiştir. Mahkeme, İç Tüzüğün 41. maddesi uyarınca söz konusu başvurulara öncelik tanımaya karar vermiş ve bölgedeki durumun vahameti dikkate alındığında, fiziksel bütünlükleri bakımından savunmasız durumda olan başvuranların talep etmeleri durumunda gerekli sağlık bakımına erişimlerini sağlamak amacıyla makul bütün önlemleri alacağı konusunda Hükümet’e itimat ettiğini bildirmiştir.
D. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulamalar
46. Türk Anayasasının 13. maddesi aşağıdakini öngörmektedir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
47. İl İdaresi Kanunu’nun (no. 5442, 10 Haziran 1949) 11. maddesinin ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
“A) Vali, il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiridir. Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alır. Bu maksatla Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam eder, bu teşkilat amir ve memurları vali tarafından verilen emirleri derhal yerine getirmekle yükümlüdür.”
...
C) İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir.”
48. Anayasa Mahkemesi diğerleri arasında sokağa çıkma yasaklarının kaldırılması için aldığı tedbir talepleriyle bağlantılı olarak bazı kararlar almıştır. Anayasa Mahkemesi, başvuran Ömer Elçi tarafından gerçekleştirilen taleple ilgili ilk kararında (bk. yukarıdaki 13. Paragraf); başvuranın, sokağa çıkma yasaklarının hukuki dayanağı olmadığı iddialarına yanıt olarak aşağıdakini ifade etmiştir:
“Şırnak Valiliği, 5442 sayılı Kanun’un 11/C maddesi uyarınca başvurucuların yaşadıklarını belirttikleri Cizre ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan etmiştir. Valilik bu kararına, terör örgütü mensuplarının yakalanması ve terör olayları nedeniyle halkın can ve mal güvenliğinin sağlanmasını gerekçe göstermiştir. Valiliğin anılan gerekçelerle kamu düzenini, halkın can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla sokağa çıkma yasağı ilan etmesinin temelsiz olduğu söylenemez.”
49. Anayasa Mahkemesi sonraki kararlarında tedbir taleplerini reddetmiş ve önceki paragrafta belirtilen sonucu yinelemiştir.
E. İlgili uluslararası mevzuatlar
50. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri 2 Aralık 2016 tarihinde “Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesindeki Terörle Mücadele Operasyonlarının İnsan Haklarına Etkilerine İlişkin Memorandum”u yayımlamıştır (CommDH(2016)39). Memorandumda belirtilen sonuç ve tavsiyeler aşağıdaki gibidir:
“5. Sonuçlar ve tavsiyeler
118. Komiser Türkiye’nin karşı karşıya olduğu terör tehdidinin büyüklüğünün bütünüyle farkındadır ve Türk devletinin terörün her türüyle mücadele hakkı ve görevini tanır. Komiser, ayrıca, silahlı, ayrılıkçı ve AB, NATO ve birçok devlet tarafından terörist olarak tanınan bir örgütün on yıllar süren ve on binlerce yaşama mal olan bir çatışma içinde sistematik olarak şiddet ve terör uyguladığı Türkiye’nin güneydoğusundaki hal ve şartları kabul eder. Bu memorandumdaki hiçbir şeyin PKK’nın eylemlerini veya güneydoğudaki sair terör faaliyetlerini mazur gösterdiği düşünülemez.
119. Aynı zamanda, uluslararası yükümlülükleri uyarınca Türk devletinin cevabı, hukukun üstünlüğü ilkesine ve insan hakları standartlarına bağlı kalmalıdır; ki bu, temel insan haklarına her müdahalenin yasada tanımlanmış, demokratik bir toplumda gerekli ve güdülen amaçla sıkı sıkıya orantılı olmasını gerektirmektedir. Bu açıdan Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tanıdığı üzere, uzun yıllara dayanan, en ağırları 1990’larda Türkiye’nin güneydoğusunda gerçekleşmiş olan, son derece vahim insan hakları ihlallerini içeren bir insan hakları karnesine sahiptir. Komiser, “çözüm süreci” olarak bilinen nispeten sakin ve huzurlu bir dönemin ardından, Türkiye’nin güneydoğusunda çatışmaların yeniden başlamasından ve süratle tırmanmasından derin üzüntü duymaktadır.
120. Bu memorandumun amaçları doğrultusunda, Komiser, Türk makamlarının güneydoğudaki vaziyete 2015 yazından beri verdikleri cevabı incelemiştir. Bu cevap esas itibarıyla sokağa çıkma yasağı ilanları ve bunlara eşlik eden polis ve/veya askeri operasyonlar şeklinde tezahür etmiştir. Bu inceleme ışığında, işbu memorandumun gelişme bölümünde ortaya konduğu gibi, uygulanacak uluslararası ve Avrupa standartları dikkate alındığında ve temel insan haklarından faydalanılmasına getirdikleri muazzam sınırlamalara binaen, Komiser, bu tedbirlerin yeterli biçimde öngörülebilir ve yasada tanımlanmış olmak anlamında ne hukuki, ne de Türkiye tarafından güdülen meşru amaçla orantılı olduğu kanaatindedir.
121. Komiser’in görüşüne göre, bu nedenle, Ağustos 2015’den beri Türk makamların verdiği ucu açık, gece gündüz aralıksız devam eden sokağa çıkma yasağı ilanları ile ayırt edilen karşılığın sadece yürürlüğe konmuş olması bile etkilenen yerel halk bakımından birçok çok ciddi insan hakkı ihlaline sebep olmuştur. Komiser, mümkün olan en kuvvetli şekilde, Türk yetkilileri bu uygulamaya derhal son vermeye çağırmaktadır. Bölgede gelecekte alınacak her tür tedbir, terörle mücadelenin zaruretleri ile bir denge kurarken yerel sivil halkın insan haklarına çok daha büyük bir önem vermelidir.
122. Güvenlik güçlerinin işlediği iddia edilen çok sayıda insan hakkı ihlaline gelince, Komiser bunları son derece ciddi ve tutarlı bulmaktadır. Komiser, bu iddialarının çoğunun, kaynaklarına bakıldığında ve güneydoğudaki terörle mücadele operasyonları sırasında Türk güvenlik güçleri tarafından işlenen geçmiş insan hakları ihlali kalıpları ile Türk makamlarının güvenlik güçlerinin bu süre zarfındaki kovuşturma dokunulmazlığını güçlendirme gayretleri nazara alındığında, inanılır olduğu kanaatindedir. Her halükarda, bu iddiaların operasyonlar sırasında dünya ile bağlantısı kesilmiş, tamamen yetkililerin hakimiyeti altında bulunan yerlerdeki ihlalleri ilgilendirdiği göz önüne alınırsa, bu iddiaların mesnetsiz olduğunu ikna edici bir biçimde ispat etme yükü Türk makamlarına düşmektedir.
123. Komiser, hem Türk makamlarının köklü cezasızlık sorununu halletmekte ve Komiserlik Ofisi’nin bu konuda tekrar eden tavsiyelerini uygulamaya koymakta bir irade göstermemiş hem de geçmişte ağır insan hakları ihlallerine yol açan kalıpların söz konusu süre zarfında işlemeye devam etmiş olduklarını gözlemler. Bütün veriler, yetkililerin insan hakları ihlalleri iddialarını gereken ciddiyetle ele almadıklarını, operasyonlar sırasında yitirilen yaşamlara ilişkin re’sen açılan ve olayları aydınlatma potansiyeli olan etkin ceza soruşturmaları yürütmediklerini göstermektedir. Öncelik, daha ziyade, güvenlik güçlerine güvence vermek ve takibattan korumakmış gibi görünmektedir. Bu iddiaları gerekli yerlere taşıyan insan hakları STK’ları ve hukukçular karalanırken güvenlik güçleri, güvenlik gücü mensuplarının şüpheli sıfatıyla muamele edildiği çok az sayıda ceza davası istisna olmak üzere, ciddi suistimal türleri için bile sadece disiplin yaptırımlarına tabi tutulmuştur. Komiser’in görüşüne göre bu durum, Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerine son derece uzak düşmektedir.
124. Bu iddialar hakkındaki soruşturmaların etkili olarak değerlendirilebilmesi için, bunların gecikmeden, itinayla ve noksansız bir şekilde yapılmaları gerekirdi. Ne yazık ki, kimi operasyonlardan beri geçen süreye, delillerin etkilenen alanlarda iş makinalarıyla fiilen imha edilmiş olabilecekleri gerçeğine, ayrıca savcıların genel tutumuna bakılırsa, gelecekteki herhangi bir soruşturmanın etkililik kriterlerini tamamıyla yerine getirmesi hayli olanaksız görünmektedir. Dolayısıyla, Türk makamları, Türkiye’nin, söz konusu süre zarfında, yaşam hakkı ihlalleri de dahil olmak üzere birçok ağır insan hakkı ihlalinde bulunmuş olduğunun peşinen varsayılması durumuyla yüzleşmek zorunda kalacaklardır.
125. Bu durum, devlet görevlileri tarafından hesap verilebilirlik konusunda Türkiye’de bir zihniyet değişikliğinin zaruretini meydana çıkarmaktadır. Komiser, Türkiye’nin yakın tarihi boyunca cezasızlığın, insan haklarına temelden ters düşen davranışları meşrulaştırarak, teşvik ederek ve insan haklarını korumak ve geliştirmek için verilen bütün gayretlerin altını oyarak, sürekli olumsuz bir etkide bulunduğu kanaatindedir. Yetkililerin 15 Temmuz 2016 darbe girişimine karıştıklarından şüphelenilen devlet görevlilerini cezalandırmak üzere süratle eyleme geçmiş olduğu doğrudur, lakin Komiser bu bağlamda alınan ilk tedbirlerden birinin olağanüstü hal tedbirlerini uygulayan diğer devlet görevlilerine idari, hukuki ve cezai dokunulmazlık sağlanması olmasını üzüntüyle karşılamaktadır. Komiser’in görüşüne göre, Türkiye’de insan hakları için kritik sınav, aynı özenin, eylemlerin devlete değil de bireysel vatandaşların insan haklarına yöneltilmiş olması halinde de gösterilip gösterilemediğidir.
126. Komiser bir kez daha Türkiye’yi, mümkün olan en kuvvetli şekilde, Türkiye’de cezasızlığın kökeninde yatan çok sayıda sebebi artık ele almaya (bkz. yukarıda 83. paragraf) ve bununla mücadele için Türkiye’ye tekrar tekrar verdiği tavsiyeleri uygulamaya koymaya çağırmaktadır.
127. Bu memorandumda ortaya konan incelemenin ışığında Komiser, Türkiye’nin güneydoğusunda çok büyük bir nüfusun birçok insan hakkının, Ağustos 2015’den beri yürütülen terörle mücadele operasyonları bağlamında ihlal edildiğini düşünmektedir. Bu nedenle, Türkiye için öncelik, bu vaziyete yol açmış olan yaklaşımı terk etmek olmalıdır; bunu, etkileri telafi etmeye yönelen açık bir iradenin gösterilmesi takip etmelidir.
128. Bu ilk başta, yetkililer tarafından kamuoyu önünde hataların ve insan hakları ihlallerinin kabul edilmesini gerektirmektedir. Buna, ister Türk devletinin teröre karşı onları koruyamamış olmasından kaynaklanmış olsun ister terörle mücadele operasyonlarının doğrudan bir sonucu olarak gerçekleşsin, ilgili kişilerin uğradığı maddi ve manevi zararların tazmin edilmesi yönünde ciddi gayretler eşlik etmelidir. Komiser, Türk makamlarının bu bağlamda ihtiyaç duyulan gayretlerin boyutunu tam olarak idrak etmedikleri izlenimini edinmiştir ve tazminat için mevcut yasal çerçeve birçok açıdan açıkça yetersiz görünmektedir. Operasyonlardan etkilenen bazı şehirlerde yerel nüfusa yönelik kamulaştırma yaklaşımına ilişkin olarak Komiser, böyle bir adımın etkilenen kimseler için çifte cezalandırma teşkil edeceğini ve bir tür telafi yolu sayılamayacağını düşünmektedir.
129. Komiser Türk makamlarıyla yapıcı diyaloğunu sürdürme iradesini vurgular ve Türkiye’de insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini ileri götürme çabalarında her türlü yardım ve desteği sunmaya hazır olduğunu ifade eder.”
51. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) 13 Haziran 2016 tarihinde, 107. Genel Kurul toplantısında kabul edilen “Sokağa Çıkma Yasaklarının Yasal Çerçevesi Hakkındaki Görüş Raporunu” yayımlamıştır (Venedik, 10-11 Haziran 2016). Raporda varılan sonuçlar aşağıdaki gibidir:
“V. Sonuçlar
93. Venedik Komisyonu, 2015 yaz aylarından bu yana Türkiye’nin özellikle şiddetli çatışmaların, çok sayıda sivil kayıplar dahil olmak üzere önemli can kayıplarının ve büyük maddi hasarın yaşandığı güneydoğusunda meydana gelen gelişmeleri kaygıyla dikkate almıştır.
94. Komisyon, son dönemde ülkede yaşanan terör saldırılarının ciddiyeti ve sayısı nedeniyle Türkiye’deki yetkili makamların büyük ve üstesinden gelmesi güç zorluklarla karşılaştığını da kabul etmektedir. Türkiye’deki yetkili makamların terörle mücadele konusunda gösterdiği çaba ve kararlılık meşrudur.
95. Bununla beraber, Komisyon, terör tehlikesiyle savaşmak ve vatandaşlarını terör saldırılarına karşı korumak için tüm kaynaklarını seferber etmenin bir devletin görevi olmasına karşın, hukukun üstünlüğü ilkesini gözeterek, demokratik bir toplumda güvenlik ihtiyacı ile hak ve özgürlüklerin kullanılması arasında doğru bir dengenin kurulmasının da aynı derecede önemli olduğuna işaret etmektedir.
96. Türkiye’deki yetkili makamlar karşılaştıkları durumun ciddiyetine karşın, ilgili yerlerde gerekli gördükleri güvenlik operasyonlarını yapmak için olağanüstü hal ilan etmemeyi seçmişlerdir, oysa bu operasyonlar ve alınan tedbirler (örneğin sokağa çıkma yasağı) kaçınılmaz olarak beraberinde hak ve özgürlüklere, kimi zaman sonuçları son derece ağır olabilen kısıtlamalar getirmektedir.
97. Venedik Komisyonu, yetkili makamların bu konuda bir tercih yapmış olduğunu ve bu tercihlerini de kendi ifadeleriyle olağanüstü hal ilan etmek için gerekli tüm ön koşulların var olduğu bir durumda dahi hak ve özgürlükleri koruma arzusu ile meşrulaştırdıklarını dikkate almıştır.
98. Bu nedenle Komisyon, 2015 Ağustos ayından bu yana uygulanan sokağa çıkma yasaklarının, Türkiye’de sokağa çıkma yasağı dahil olmak üzere istisnai tedbirleri düzenleyen anayasal ve yasal çerçeveye dayanmadığını dikkate almaktadır. Herhangi bir sokağa çıkma yasağının bu çerçeveye uyabilmesi için Anayasanın 119 ila 122. maddesinde öngörüldüğü gibi olağanüstü hal ilanı ile bağlantılı olması gerekmektedir. Bu da, Komisyonun daha önceki çalışmalarında benimsemiş olduğu, fiili olağanüstü yetkilerden kaçınılması ve bu olağanüstü yetkilerin, temel haklara ilişkin yükümlülüklere aykırı alınan tedbirlerin ve bu tedbirlerin alınma nedenlerinin uluslararası örgütlere bildirilmesi yükümlülüğü de dahil olmak üzere çeşitli yükümlülükler ve güvencelerle birlikte resmen ilan edilmesinin, bu sayede bu tedbirlerin uluslararası örgütlerin denetimine açılmasının veya mecliste tartışılmasına ve onaylanmasına imkân vermenin daha iyi olduğu yönündeki yaklaşımına da uygundur.
99. Venedik Komisyonunun görüşüne göre, sokağa çıkma yasağı kararlarının dayandırıldığı İl İdaresi Kanunu ve kararların kendileri Anayasada yer alan ve Türkiye’nin temel haklar alanındaki uluslararası yükümlülüklerinden, özellikle AİHS’den ve ilgili içtihatlardan doğan yasallık şartlarını karşılamamaktadır.
100. Venedik Komisyonu, bu durumu düzeltmek için Türkiye’deki yetkili makamları özellikle aşağıdaki tavsiyeleri uygulamaya davet etmektedir:
- sokağa çıkma yasağı ilan ederken yasal dayanak olarak İl İdaresi Kanununun hükümlerine başvurulmaması ve sokağa çıkma yasağı kararları dahil olmak üzere tüm olağanüstü tedbirlerin, Türkiye’de istisnai tedbirlere ilişkin yürürlükte bulunan anayasal ve yasal çerçeveye uygun şekilde alınması ve bu esnada ilgili uluslararası standartların gözetilmesi ve temel hakların korunmasıyla ilgili ulusal ve uluslararası yükümlülüklere uyulması;
- olağanüstü hallere ilişkin yasal çerçevenin, olağanüstü hal resmen ilan edildiğinde, sokağa çıkma yasağı gibi tüm istisnai kararların ve tedbirlerin, etkin bir yasallık denetimine, özellikle de bu tedbirlerin gerekliliği ve orantılılığı bakımından bir denetime tabi olmasını sağlayacak şekilde gözden geçirilmesi
- Olağanüstü Hal Kanununda gerekli tüm değişiklikleri yaparak, sokağa çıkma yasaklarının uygulanmasına ilişkin maddi, usulle ilgili ve geçici düzenlemelerin, özellikle de sokağa çıkma yasağı kararlarının tabi olması gereken koşulların ve korumaların (meclis ve yargı denetimi dahil) kanunda açıkça tanımlanması.
101. Venedik Komisyonu, Türkiye’deki yetkili makamlara ihtiyaç duydukları her türlü yardımı sunmaya hazırdır.”
ŞİKÂYETLER
A. Ömer Elçi / Türkiye, no. 63129/15
52. Başvuran Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca, güvenlik kuvvetlerinin operasyonları, güç kullanımına ilişkin ilkeleri dikkate almaksızın yürüttükleri ve Cizre’deki sivil vatandaşların yaşamlarını tehlikeye attıkları konusunda şikâyetçidir. Davalı devletin, insanların yaşamlarını korumak için uygun adımları atma yükümlülüğünün bulunduğunu ileri sürmektedir ve kendi hayatının ve Cizre’de öldürülen diğer kişilerin hayatlarının tehlikeye atıldığını iddia etmektedir.
53. Başvuran kendisinin ve aile üyelerinin evlerinde hapsoldukları, dış dünyayla bağlantılarının kesildiği, ağır topların kullanılması da dâhil olmak üzere ilçede güvenlik kuvvetleri tarafından yürütülen operasyonlar nedeniyle can korkusuyla yaşadıkları hususunda şikâyetçidir. Kendisinin ve aile üyelerinin yiyecek, ilaç, ısınma, çocukların okula gitmesi olanaklarından yoksun kaldıklarını ve sağlık bakımı, elektrik ve su gibi hizmetlere erişemediklerini iddia etmektedir. Ayrıca yukarıdakiler nedeniyle acı çekmesinin ve sokağa çıkma yasağının ne zaman kaldırılacağı konusundaki belirsizliğin, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olarak insanlık dışı muamele teşkil ettiğini iddia etmektedir.
54. Başvuran adli bir organ yerine vali tarafından alınan ve süresiz olarak yürürlükte olan sokağa çıkma yasağı kararının Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamında güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik hakkına aykırı olduğunu iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, sokağa çıkma yasağı uygulanırken vali tarafından istinat edilen yasal hükmün lafzının (bk. yukarıdaki 47. paragraf) oldukça belirsiz olduğu, Anayasa’nın 13. maddesine aykırı olduğu (bk. yukarıdaki 46. paragraf) ve valiyi sokağa çıkma yasağı uygulama konusunda yetkili kılmadığını ileri sürmektedir.
55. Başvuran Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca kendisinin ve aile üyelerinin, muhtemel bir tankla bombalanma riskinin yaratacağı zararı en aza indirgemek amacıyla evlerinin bir odasında yaşadıklarını ileri sürmektedir. Başvuran bu durumun, Sözleşme’nin 8. maddesine aykırı olarak özel hayatına ve aile hayatına yönelik olumsuz etkisi olduğunu ileri sürmektedir.
56. Başvuran son olarak Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca, yerel makamların, başvuranın avukatlarıyla bizzat görüşmesine izin vermemeleri nedeniyle başvuru formunu imzalayamadığını ve avukatların yukarıda belirtilen iddialarını desteklemek amacıyla bilgi ve delil elde etmek amacıyla Cizre’de inceleme gerçekleştiremediklerini iddia etmektedir.
B. Vesek / Türkiye, no. 63138/15
57. Başvuran Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca, kendisini ve ailesini hayatı tehdit eden koşullar altında evlerinden ayrılmaya zorlayan bir husus olan, mahallelerinin ağır bombardıman altında kalması nedeniyle yaşam hakkının tehlikeye atıldığı konusunda şikâyetçidir. Başvuran bu şikâyetini desteklemek amacıyla, sokağa çıkma yasaklarının başlamasından bu yana güvenlik kuvvetleri üyeleri tarafından Cizre’de onlarca sivil vatandaşın öldürülmesine atıfta bulunmaktadır.
58. Başvuran Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, kendi evinde etkin şekilde hapsolduğunu, yiyecek ve ilaca erişim sağlayamadığını ve sert kış koşullarında elektrik, su, ısınma gibi hizmetlerden yoksun bırakıldığı hususunda şikâyetçidir. Başvuran yukarıdakilerden dolayı ve sokağa çıkma yasağının ne kadar süre devam edeceği konusundaki belirsizlik nedeniyle, yaşadığı acının insanlık dışı muamele teşkil ettiğini iddia etmektedir.
59. Başvuran sokağa çıkma yasaklarının sonucunda, evinden veya kendisinin ve ailesinin sonradan taşındığı evden çıkamadıklarını ve bu durumun özgürlüğünden yoksun bırakılması anlamına geldiğini ileri sürmektedir. Başvuran kendisini özgürlüğünden yoksun bırakan kararın, bir hâkim tarafından verilmediği, görünürde bir sonunun olmadığı ve bu nedenle Sözleşme’nin 5. maddesine aykırı olduğu hususunda şikâyetçidir.
60. Başvuran Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca, çok uzun süre boyunca küçük bir alanda geniş aile üyeleriyle birlikte yaşamak zorunda kaldığı ve bu durumun özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkına aykırı olduğu hususunda şikâyetçidir.
61. Başvuran son olarak Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca, resmi belgelere erişememesi nedeniyle, iddialarını haklı gerekçelere dayandırmak için gereken delilleri sunamadığı ve bu durumun Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı olduğu konusunda şikâyetçidir.
C. Eroğlu / Türkiye, no. 478/16; Görgöz / Türkiye, no. 480/16; Sultan ve Süleyman Düzgün / Türkiye, no. 891/16; ve Bedri ve Halime Düzgün / Türkiye, no. 901/16
62. Başvuranlar, memleketleri Sur’daki güvenlik operasyonlarının, burada yaşayan sivil vatandaşlar dikkate alınmaksızın gerçekleştirildiği ve Sözleşme’nin 2. maddesine aykırı olarak yaşamlarının tehlikeye atıldığı hususunda şikâyetçidir. Başvuranlar, Sur’da yaşayan diğer kişiler gibi hayatlarını kaybedeceklerinden dolayı korku duymuşlardır. Ayrıca davalı Devletin Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında kendi yetki alanı içerisinde yaşayan kişilerin hayatlarını korumak için adım atmakla yükümlü olduğunu ileri sürmektedirler.
63. Başvuranlar sert kış koşullarında evlerinde hapsolmalarının, dış dünyayla ilişkilerinin kesilmesinin, su, elektrik, sağlık bakımı ve diğer kamu hizmetlerine erişememelerinin ve bu koşullarda belirsiz bir süre boyunca can korkusuyla yaşamaya zorlanmalarının Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olarak insanlık dışı muamele teşkil ettiğini iddia etmektedirler.
64. Başvuranlar valinin kararı nedeniyle belirsiz süreler boyunca kendi evlerinde hapsoldukları ve bu nedenle Sözleşme’nin 5. maddesi anlamında özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği hususunda şikâyetçidirler.
65. Başvuranlar Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca, evlerinin yalnızca bir odasında yaşamak zorunda kaldıklarını, zira bu odanın, yaşadıkları evin olası bir bombardıman sırasında etkilenme ihtimali en az olan kısımda yer aldığını iddia etmektedirler. Bu durum ve bütün yaşamlarını sürdürdükleri mahallenin yerle bir olması nedeniyle özel hayat ve aile hayatına saygı hakları ihlal edilmiştir.
66. Başvuranlar Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokolün 2. maddesi anlamında çocuklarının sokağa çıkma yasağından dolayı okula gidememeleri ve okullarının her halükarda hasar görmesi ve kullanılamaz hale gelmesi sebebiyle, eğitim haklarından yoksun bırakıldıkları hususunda şikâyetçidirler.
67. Başvuranlar son olarak, yasadışı olan ve haklarının ihlal edilmesine neden olan sokağa çıkma yasaklarının mahiyeti ve süresinin, Sözleşme’nin 17 ve 18. maddelerine aykırı olduğu konusunda şikâyetçidirler.
D. Çağlak / Türkiye, no. 2200/16
68. Başvuran, Sur’daki güvenlik operasyonlarının, burada yaşayan sivil vatandaşlar dikkate alınmaksızın gerçekleştirildiği ve Sözleşme’nin 2. maddesine aykırı olarak yaşamının tehlikeye atıldığı hususunda şikâyetçidir. Başvuran Sur’da yaşayan diğer kişiler gibi hayatını kaybedeceği konusunda korku duymuşlardır. Ayrıca davalı Devletin Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında kendi yetki alanı içerisinde yaşayan kişilerin hayatlarını korumak için adım atmakla yükümlü olduğunu ileri sürmektedir.
69. Başvuran sert kış koşullarında evinde hapsolmasının, dış dünyayla ilişkisinin kesilmesinin, su, elektrik, sağlık bakımı ve diğer kamu hizmetlerine erişememesinin ve bu koşullarda belirsiz bir süre boyunca can korkusuyla yaşamaya zorlanmasının Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olarak insanlık dışı muamele teşkil ettiğini iddia etmektedir.
70. Başvuran valinin kararı nedeniyle belirsiz bir süre boyunca kendi evinde hapsolduğu ve bu nedenle Sözleşme’nin 5. maddesi anlamında özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği hususunda şikâyetçidir.
71. Başvuran Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca, kendisinin ve aile üyelerinin evin yalnızca bir odasında yaşamak zorunda kaldıklarını; zira bu odanın, yaşadıkları evin olası bir bombardıman sırasında etkilenme ihtimali en az olan kısımda yer aldığını iddia etmektedir. Bu durum, normal koşullarda yapacağı şekilde, kendi evinde istediği gibi yaşayamadığı anlamına gelmiş ve bu nedenle özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmesine neden olmuştur.
E. Dağlı ve Diğerleri / Türkiye, no. 6990/16
72. Başvuranlar Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak; davalı Devletin, yaşamlarını korumak amacıyla adım atmamaları nedeniyle yaşam haklarının tehlikeye atıldığını iddia etmektedirler.
73. Başvuranlar uzun bir süre boyunca askeri operasyonlar, patlamalar ve seken mermilerle yaşamak zorunda bırakılmaları sonucunda yaşadıkları korku ve travmanın, Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında kötü muamele teşkil ettiği konusunda şikâyetçidirler.
74. Başvuranlar son olarak, uzun süreler boyunca kendi evlerinde etkin şekilde hapsedilmeleri nedeniyle; Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği konusunda şikâyetçidirler. Bu bağlamda, sokağa çıkma yasağının, olağanüstü hal veya sıkıyönetim kapsamında uygulanabilecek ciddi bir tedbir olduğunu ve 5442 sayılı Kanun temelinde (bk. yukarıdaki 47. paragraf) bir vali tarafından sokağa çıkma yasağı uygulanmasının Anayasa’ya ve Sözleşme’nin 17. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmektedirler.
75. Başvuranlar yukarıdaki iddialarını ve şikâyetlerini desteklemek amacıyla, davalı Devletin Sözleşme’nin 15. maddesi gereğince yükümlülüklerinden ayrılmayı talep etmediğini vurgulamaktadırlar.
F. Kaya / Türkiye, no. 9712/16
76. Başvuran 11 Aralık 2015 ve 2 Mart 2016 tarihleri arasında evinde kalırken; su, yiyecek, elektrik veya ısınma olanaklarına erişemediğini ve evinden ayrılmadığını iddia etmektedir. Yaşadığı sıkıntının Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında kötü muamele teşkil ettiği konusunda şikâyetçidir.
77. Aynı zamanda yasal temeli bulunmayan bir karara dayanılarak can korkusu içerisinde kendi evinde fiili olarak hapsedilmesinin, Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki haklarına aykırı olduğu hususunda şikâyetçidir.
78. Başvuran Sözleşme’ye Ek 4 No.lu Protokolün 2. maddesi kapsamında, üç ay boyunca evinden ayrılamaması nedeniyle hareket özgürlüğünün ihlal edildiği konusunda şikâyetçidir.
79. Başvuran son olarak, yasal bir temeli bulunmayan bir karar nedeniyle sokağa çıkma yasağı uygulanması ve davalı Devletin eylemlerinin; Sözleşme kapsamındaki haklarını geçersiz kıldığını ve Sözleşme’nin 15. maddesinin ihlal edilmesine neden olduğunu ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuruların birleştirilmesi
80. Mahkeme, Mahkeme İç Tüzüğünün 42 § 1. maddesi uyarınca, başvuruların benzer fiili ve hukuki geçmişini dikkate alarak, başvuruları birleştirmeye karar vermiştir.
B. Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikâyetler
81. 9712/16 başvuru haricinde, başvuranlar Sur ve Cizre’de yapılan güvenlik operasyonlarının, buralarda yaşayan sivil vatandaşlar göz önüne alınmaksızın gerçekleştirildiği ve Sözleşme’nin 2. maddesine aykırı olarak yaşam haklarının tehlikeye atılmasına neden olduğu konusunda şikâyetçidirler.
82. Mahkeme, dava dosyası temelinde, bu şikâyetlerin kabul edilebilir olup olmadığını belirleyemeyeceği ve bu nedenle Mahkeme İç Tüzüğünün 54 § 2 (b) maddesi uyarınca başvuruların bu kısmının davalı Hükümete iletilmesi gerektiği kanısındadır.
C. Sözleşme’nin 3 ve 8. maddeleri kapsamındaki şikâyetler
83. Bütün başvurulardaki başvuranlar sert kış koşullarında evlerinde hapsolmalarının, dış dünyayla ilişkilerinin kesilmesinin, su, elektrik, sağlık bakımı ve diğer kamu hizmetlerine erişememelerinin ve bu koşullarda belirsiz bir süre boyunca can korkusuyla yaşamaya zorlanmalarının Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olarak insanlık dışı muamele teşkil ettiğini iddia etmişlerdir.
84. Son olarak, 6990/16 ve 9712/16 başvurulardaki başvuranlar hariç olmak üzere, diğer başvuranlar evlerinde hapsolmalarının Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edilmesine neden olduğu hususunda şikâyetçi olmuşlardır.
85. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinde vurgulanan iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, bir başvuranın iddia edilen ihlaller bakımından tazmin sağlayabilecek mevcut ve yeterli hukuk yollarına başvurmasını gerektirdiğini gözlemlemektedir (bk. diğer kararlar arasında, Akdivar ve Diğerleri / Türkiye, 16 Eylül 1996, § 65, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1996‑IV).
86. Mahkeme başvuranların şikâyetleri ve bu şikâyetlere neden olan koşulları dikkate alarak; Türk hukuk sisteminin sunduğu bir hukuk yolu olan ve başvuranların şikâyetleri bakımından yetkililerin sorumluluğunun tespit edilmesini ve zararların giderilmesini sağlayan tazminat davalarının, bu şikâyetler bakımından geçerli ve etkin bir hukuk yolu olduğu kanaatindedir. Ancak Mahkeme, başvuranların söz konusu şikâyetler bakımından bu tür davaları açma olanaklarını kullanmadıklarını gözlemlemektedir.
87. Mahkeme yukarıdakiler ışığında, Sözleşme’nin 3 ve 8. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerin, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmemeleri nedeniyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
D. Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki şikâyetler
88. Başvuranlar özellikle, valilerin kararları nedeniyle ve yeterli yasal temel bulunmaksızın, belirsiz süreler boyunca kendi evlerinde hapsoldukları ve bu durumun Sözleşme’nin 5. maddesi anlamında özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edilmesine neden olduğu hususunda şikâyetçidirler.
89. Mahkeme dava dosyası temelinde, bu şikâyetlerin kabul edilebilir olup olmadığını belirleyemediği ve bu nedenle, İç Tüzüğün 54 § 2 (b) maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının davalı Hükümete tebliğ edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
E. Diğer şikâyetler
90. Yukarıda belirtildiği üzere, bazı başvuranlar sokağa çıkma yasaklarının ve sokağa çıkma yasakları sırasında alınan tedbirlerin Sözleşme’nin 17, 18 ve 34. maddeleri, Sözleşmeye ek 1 No.lu Protokolün 2. maddesi ve 4 No.lu Protokolün 2. maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edilmesine neden olduğu hususunda şikâyetçi olmuşlardır.
91. Mahkeme elinde mevcut olan bütün belgeler ışığında, şikâyet konusu hususların kendi yetki alanında olduğu kadarıyla; bu şikâyetlerin Sözleşme veya ekli Protokollerinde belirtilen hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğini kanıtlamadığını tespit etmiştir.
92. Bu şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu görülmektedir ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gereklidir.
İşbu gerekçelerle Mahkeme oy birliğiyle,
Başvuruları birleştirmeye;
Sözleşme’nin 2 ve 5. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerin incelenmesini ertelemeye;
Başvuruların geri kalanının kabul edilemez olduğunu bildirmeye karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 15 Aralık 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
EK
Başvuranların listesi:
No
Başvuru No
Başvuru tarihi
Başvuran
Doğum tarihi
İkamet yeri
Temsil eden
63129/15
29/12/2015
Ömer ELÇİ
03/02/1951
Şırnak
Erkan ŞENSES
63138/15
12/01/2016
Ahmet VESEK
01/01/1949
Şırnak
Veysel VESEK
478/16
12/01/2016
Kasim EROĞLU
10/08/1981
Diyarbakır
Meral EROĞLU
20/09/1984
Diyarbakır
Murat GÜZEL
480/16
12/01/2016
Latife GÖRGÖZ
01/03/1966
Diyarbakır
Yeşim GÖRGÖZ
17/05/2001
Diyarbakır
Murat GÜZEL
891/16
12/01/2016
Sultan DÜZGÜN
26/03/1987
Diyarbakır
Süleyman DÜZGÜN
06/05/1983
Diyarbakır
Murat GÜZEL
901/16
12/01/2016
Bedri DÜZGÜN
01/04/1939
Diyarbakır
Halime DÜZGÜN
01/01/1950
Diyarbakır
Murat GÜZEL
2200/16
08/01/2016
Meliha ÇAĞLAK
20/05/1960
Diyarbakır
Cemile TURHALLI BALSAK
6990/16
03/02/2016
Mehmet Senan DAĞLI
01/09/1967
Şırnak
Melahat DAĞLI
02/06/1971
Şırnak
Muhammed DAĞLI
26/03/2002
Şırnak
Narin ZEREN
10/11/1988
Şırnak
Mehmet Şirin ZEREN
05/02/1959
Şırnak
Gurbet ZEREN
01/01/1960
Şırnak
Zeynep ZEREN
16/08/1999
Şırnak
Mehmet ZEREN
20/03/1986
Şırnak
Mehmet Selim DEĞER
01/02/1970
Şırnak
Emin KIRMIZIGÜL
01/01/1959
Şırnak
Vecihe DEĞER
01/03/1964
Şırnak
Medine KIRMIZIGÜL
13/11/1971
Şırnak
Elif DEĞER
07/09/1993
Şırnak
Cemile DEĞER
10/08/1998
Şırnak
Suzan KIRMIZIGÜL
27/08/1996
Şırnak
Dijvar DEĞER
24/07/2006
Cizre
Zilan KIRMIZIGÜL
13/04/1998
Şırnak
Renas DEĞER
12/02/2003
Cizre
Jiyan KIRMIZIGÜL
23/11/1999
Cizre
İsmail KIRMIZIGÜL
25/03/2001
Şırnak
Helin KIRMIZIGÜL
02/01/2004
Şırnak
Abdullah KIRMIZIGÜL
21/12/2005
Şırnak
Öztürk TÜRKDOĞAN
9712/16
18/02/2016
Fatma KAYA
13/04/1960
Diyarbakır
Mahmut ÇİFTÇİ
Full & Egal Universal Law Academy