AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 58945/12
EMVAK KONUT YAPI KOOPERATİFİ/Türkiye
23 Kasım 2021 tarihinde,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve Ankara Barosuna Bağlı Avukat H. Baran tarafından temsil edilen Türk hukukunda bir yapı kooperatifi olan Emvak Konut Yapı Kooperatifinin (“başvuran”) 20 Haziran 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu 58945/12 No.lu başvuruyu, kararın, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetinin bilgisine sunulduğunu, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesine ilişkin şikâyetler ve başvurunun geriye kalanı için kabul edilemez olduğuna karar verilmesini, tarafların görüşlerini dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın sahibi olduğu taşınmaz üzerinden geçen idarenin enerji nakil hatları nedeniyle, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesinin ihlâl edildiği iddiasıyla ilgilidir.
2. 8 Şubat 1993 tarihinde, Türkiye Elektrik İdaresi (“idare”), M.Y.’nin mirasçılarına ait olan ihtilaf konusu taşınmazın üzerinden yüksek voltajlı elektrik nakil hatlarının geçirilmesine karar vermiştir.
3. Başvuran, 30 Aralık 1994 tarihinde, söz konusu taşınmazı mevcut hâliyle satın almıştır.
4. 22 Haziran 2006 tarihinde, Taşınmazın bulunduğu konutun görevlisi, yüzme havuzunu temizlerken havuz temizliği sırasında süpürgesiyle elektrik hatlarına yanlışlıkla dokunmuştur. Konutun görevlisi, kazanın sonucunda hayatını kaybetmiştir.
5. Başvuran, % 80 düzeyinde bu iş kazasından sorumlu tutulmuş (görevlinin sorumluluğu % 20 oranındadır) ve hayatını kaybeden görevlinin ailesine tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir.
6. Başvuran, 28 Mart 2007 tarihinde, taşınmazının idare tarafından haksız olarak işgal edildiğini iddia ederek, müdahalenin men-i ve ecrimisil talebiyle yerel mahkemeler önünde dava açmıştır.
7. İlk derece mahkemesi tarafından taraflar ve bilirkişiler eşliğinde ilgili taşınmazda keşif yapılmıştır.
8. Yerel mahkemeler, 23 Şubat 2012 tarihli nihai bir kararla, başvuranın uğradığını iddia ettiği zararı kanıtlayamadığı gerekçesiyle başvuranın talebinin reddine karar vermiştir. Buna ek olarak, başvuranın taşınmazı satın almadan önce taşınmaz üzerinde irtifak hakkının mevcut olduğu ve bu hakkın yasal olduğu, başvuranın da tüm bunları bilerek taşınmazı satın aldığı bu nedenle tazminat koşullarının oluşmadığı ifade edilmiştir.
9. İdare, 31 Aralık 2013 tarihinde, enerji nakil hatlarının yerini değiştirmiştir.
10. Başvuran, kendisine bir tazminat ödenmeksizin, mülkü üzerinde oluşturulan irtifak hakkının, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesi anlamında, mülkiyetine saygı hakkına orantısız bir müdahale teşkil ettiğini iddia etmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
11. Mahkeme mevcut davada, bölgesel planlama politikasının parçası olan ne müdahalenin ne de genel bir şehir ve amacının herhangi bir sorun yaratmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme bu bağlamda, şehir ve bölge planlaması kadar karmaşık ve zor bir alanda, Sözleşmeci Devletlerin şehir ve bölge planlama politikalarını uygularken geniş bir takdir yetkisine sahip olduklarını hatırlatmaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, 23 Eylül 1982, § 69, A Serisi, No. 52, Mellacher ve diğerleri/Avusturya, 19 Aralık 1989, § 55, A Serisi, No. 169, Chapman/Birleşik Krallık [BD], No. 27238/95, § 104, AİHM 2001‑I, Elia S.r.l./İtalya, No. 37710/97, § 77, AİHM 2001‑IX, Saliba ve diğerleri/Malta, No. 20287/10, § 45, 22 Kasım 2011 ve Terazzi S.r.l./İtalya, No. 27265/95, § 85, 17 Ekim 2002). Açıkça keyfi veya makul olmayan seçimlerin yokluğunda, Mahkeme, bu politikanın hedeflediği sonuçların yerel düzeyde elde edilmesi için en uygun araçlarla ilgili olarak ulusal makamların değerlendirmesinin yerine kendi değerlendirmesini koyamaz (Galtieri/İtalya (k.k.), No. 72864/01, 24 Ocak 2006 ve Campanile ve diğerleri/İtalya (k.k.), No. 32635/05, § 31, 15 Ocak 2013).
12. Mahkeme, ihtilaf konusu irtifak hakkının, genel menfaat gereklilikleri ile temel hakların korumasına ilişkin gereklilikler arasında “adil dengeyi” kuran bir müdahale tedbiri olmadığını iddia ederek, başvuranın yerel mahkemelere başvurduğunu kaydetmektedir. İlgilinin tazminat talebi, ulusal mahkemeler tarafından usulüne uygun olarak incelenmiştir. Ulusal mahkemeler, bilirkişi raporunun verilmesinden, tarafların iddialarının dinlenmesinden ve ilgili tüm delillerin incelenmesinden sonra, başvuranın maruz kaldığını iddia ettiği zararın tespit edilmediği ve dolayısıyla tazminat hakkının olmadığı kanaatine varmışlardır.
13. Başvuran, delillerin değerlendirilmesini ve ulusal mahkemeler tarafından benimsenen çözümü eleştirmektedir. Bu bağlamda, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesinin usuli güvenceleri, mahkemelerin kararlarını dayandıkları gerekçeleri yeterli bir şekilde ortaya koyma yükümlülüğünün bulunmamasının, Sözleşme tarafından güvence altına alınan hakları teorik ve yanıltıcı hale getireceğini belirtmektedir. Başvuranın argümanlarının her birine ayrıntılı bir yanıt verilmesi gerektirmeksizin, bu yükümlülük, aynı şekilde, zarar gören tarafın temel taleplerinin dikkatli ve özenli bir şekilde ele alınmasını bekleyebileceğini varsaymaktadır (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, No. 34764/05 ve diğer 3 başvuru, § 54, 1 Şubat 2011).
14. Delillerin değerlendirilmesiyle ilgili olarak, Mahkeme, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesini, önlerine sunulan delilleri değerlendirmek için kendisinden daha iyi bir konumda olan yerel mahkemelerin değerlendirmesi yerine koymasının normal olmadığının altını çizmek istemektedir (bk, diğer kararlar arasında Elsholz/Almanya [BD], No. 25735/94, § 66, AİHM 2000‑VIII, Vasiliauskas/Litvanya [BD], No. 35343/05, § 164, AİHM 2015 ve F.G/İsveç [BD], No. 43611/11, § 118, 23 Mart 2016).
15. Bu bağlamda, Mahkeme, görevinin ikincil niteliğinin farkında olarak, incelediği davaya ilişkin koşullar kaçınılmaz kılmadığı takdirde, haklı sebepler bulunmaksızın ilk derece mahkemesi hâkiminin görevini üstlenemeyeceğini hatırlatmaktadır. Olaylara ilişkin kendi görüşünü yerel mahkemelerin görüşünün yerine koyması kendi görev alanına girmemektedir ve ilke olarak, kendileri tarafından toplanan verileri değerlendirme görevi bu mahkemelere aittir. Her ne kadar bu mahkemelerin tespitleri Mahkeme için bağlayıcı olmasa da, Mahkeme yalnızca bu hususta ikna edici kanıtlara sahip olması durumunda, normal olarak mahkemelerin fiili tespitlerinden uzaklaşacaktır (yukarıda anılan Radomilja ve diğerleri kararı, § 150, 20 Mart 2018).
16. Ulusal mahkemeler tarafından ileri sürülen çözümle ilgili olarak, Mahkeme, iç hukuku yorumlama ve uygulama görevinin öncelikle ulusal makamlara ve özellikle mahkemelere ait olduğunu hatırlatmaktadır (Slivenko/Letonya [BD], No. 48321/99, § 105, AİHM 2003‑X ve Jahn ve diğerleri/Almanya [BD], No. 46720/99 ve diğer 2 başvuru, § 86, AİHM 2005‑VI). Mahkeme, özellikle dava dosyasında, ulusal makamların söz konusu yasal hükümleri açıkça hatalı uyguladıklarını veya keyfi sonuçlara vardıklarını gösteren hiçbir unsur yoksa, iç hukuka riayet edilip edilmediği konusunda kısıtlı bir yetkiye sahiptir (Beyeler/İtalya [BD], No. 33202/96, § 108, AİHM 2000-I).
17. Mevcut davanın özel koşullarında, Mahkeme, ulusal mahkemeler tarafından ulaşılan sonuçta, keyfi veya açıkça mantıksız hiçbir unsur görmemektedir. Mahkeme, mahkemelerin kararlarının yeterince gerekçeli olduğunu ve başvurana tazminat ödenmesinin reddedilmesine ilişkin doğru nedenleri ayrıntılarıyla belirlemeye imkân verdiğini gözlemlemektedir.
18. Nitekim, ulusal mahkemeler başvuranın M.Y.’nin mirasçılarına ait olan söz konusu parseli satın aldığında, enerji nakil hatları için irtifak hakkının varlığından haberdar olduğunu tespit etmişlerdir (yukarıda 2 ve 3. paragraflar). İrtifak hakkı yasal olarak oluşturulduğundan, idarenin yasal olarak bu enerji nakil hatlarını kaldırması zorunlu değildi. Dolayısıyla ilgili, bu irtifak hakkının varlığı nedeniyle makul olarak tazminat almayı bekleyemezdi ve sonuç olarak ihtilaflı araziyi satın alırken zaten böyle bir riski kabul etmiş olmalıdır (Matczyński/Polonya, No. 32794/07, § 109, 15 Aralık 2015).
19. Ayrıca ve en önemlisi, taşınmazı olduğu gibi satın alan ve bu satın alma tarihinden on iki yıldan fazla bir süre sonra ulusal mahkemeler nezdinde müdahalenin men-i ve tazminat talebiyle dava açan başvuran, ihtilaf konusu irtifak hakkının varlığı nedeniyle maruz kaldığını belirttiği zararın gerçekliğini ulusal mahkemeler önünde kanıtlayamamıştır.
20. Ayrıca, Mahkeme, başvurudan daha sonra meydana gelen gelişmeleri dikkate almak için yetkili olduğunun altını çizerek, enerji nakil hatlarının yerlerinin idare tarafından hâlihazırda değiştirildiğini gözlemlemektedir (yukarıda 9. paragraf).
21. Dahası, yukarıdaki değerlendirmeler ışığında Mahkeme, başvuranın şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 16 Aralık 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan