AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 13246/13
Deniz Engin / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco,
Yargıçlar
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 7 Şubat 2017 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 20 Aralık 2002 tarihinde sunulan başvuruyu dikkate alarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Deniz Ergin, 1971 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Sakarya’da ikamet etmektedir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde Sakarya Barosuna bağlı Avukat O.E. Taş tarafından temsil edilmiştir.
2. Davanın koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. İki buçuk yaşında olan başvuranın kızı İlayda Engin 17 Ekim 2003 tarihinde sehpadan düşmüş ve sağ kol dirseğini kırmıştır.
4. Başvuranın kızı derhal Sakarya Toyotasa Hastanesine götürülmüştür. Burada, Doktor A.G. tarafından ameliyat edilmiş ve kolu alçıya alınmıştır. Aynı gün, başvuranın kızı hastaneden taburcu olmuştur.
5. Kızının kolunda, alçıya alınmış bölgede bir şişkinlik ve hematom oluştuğunu tespit eden başvuran 20 Ekim 2003 tarihinde kızını yeniden hastaneye götürmüştür. Burada, Doktor A.G. başvuranın kızını muayene etmiş ve alçının gevşetilmesi için kendilerini B.S. isimli sağlık personeline yönlendirmiştir.
6. Başvuran, 23 Ekim 2003 tarihinde, aynı bulgular nedeniyle kızını yeniden Toyotasa Hastanesine götürmüştür. Bu defa, Doktor A.G. alçıyı daha fazla gevşetmek için alçıyı tamamen kesmiş ve alçının atel olarak kullanılmasına karar vermiştir. Söz konusu doktor, başvurana, kızının sağlık durumunun iyileşmemesi halinde ilgiliyi yeniden hastaneye getirmesini tavsiye etmiştir.
7. Aynı gün, başvuran, muayene edilmesi amacıyla kız çocuğunu Kocaeli Üniversitesi Hastanesine götürmüştür.
8. İlayda Engin, 24, 27 Ekim ve 12 Kasım 2003 tarihlerinde, Kocaeli Üniversitesi Hastanesinde kırılan kol bölgesinde üç kez debridman ve deri nakli operasyonu geçirmiştir.
1. Ceza Davası
9. Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran, taksirle yaralama suçundan Doktor A.G. hakkında şikâyette bulunmuştur.
10. Belirtilmeyen bir tarihte, açılan iç hukuktaki idari soruşturma sonucunda, yetkili makam, bir kamu görevlisi olan Doktor A.G. hakkında dava açılması konusunda savcılığa izin vermiştir.
11. Belirtilmeyen bir tarihte verilen bir karar ile, Sakarya Bölge İdare Mahkemesi, yukarıda belirtilen izne karşı suçlanan kişinin yaptığı itirazı reddetmiştir.
12. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu oybirliğiyle, 7 Mart 2007 tarihinde, çocukta kalıcı bir sekele sebep olan çok sıkı bir alçı yapmış olması ve zamanında alçıyı gevşetmemiş olması nedeniyle Doktor A.G.’nin 6/8 oranında kusurlu oluğunu bildiren bir rapor düzenlenmiştir.
13. Sakarya 1. Asliye Ceza Mahkemesi (Bundan böyle metinde "Asliye Ceza Mahkemesi" olarak anılacaktır.) 16 Kasım 2007 tarihinde, Doktor A.G.’ yi iki ay altı gün hapis cezasına ve 257 Türk lirası (TRY) para cezasına mahkûm etmiştir.
14. Yargıtay, 23 Şubat 2010 tarihinde, görüş alınması için Yüksek Sağlık Şurasına (Bundan böyle metinde "YSŞ" olarak anılacaktır.) başvurulmadığı sebebiyle söz konusu kararı bozmuştur.
15. Belirtilmeyen bir tarihte, YSŞ, doktorun 2/8 oranında kusurlu olduğu sonucuna varmıştır.
16. Asliye Ceza Mahkemesi, 16 Aralık 2010 tarihinde, A.G.’ yi yirmi iki gün hapis cezasına mahkûm etmiştir. Bu ceza 283 TRY para cezasına dönüştürülmüştür.
17. Yargıtay, 9 Temmuz 2012 tarihinde, davanın zamanaşımına uğraması nedeniyle mahkûmiyet kararını bozmuştur.
2. İdari Dava
18. Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran, idareye, İlayda Engin’in engellilik durumu nedeniyle 30.000 TRY, sağlık masrafları için 20.000 TRY ve ailenin maruz kaldığı manevi zarar için 30.000 TRY tazminat talebi ile idari başvuruda bulunmuştur.
19. İdare, 21 Eylül 2004 tarihinde, başvuranın taleplerini reddetmiştir.
20. Başvuran, 15 Ekim 2004 tarihinde, Sakarya İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.
Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu, 30 Mayıs 2007 tarihinde, bilirkişilerin oybirliğiyle, ceza yargılaması kapsamında 7 Mart 2007 tarihinde düzenlemiş oldukları raporda yer alan sebeplere benzer sebeplerden dolayı doktor A.G.nin 6/8 oranında kusurlu olduğu sonucuna vardıkları bir rapor düzenlemiştir. Bu yeni raporda, bilirkişiler İlayda Engin’in engellilik oranının % 46 olduğunu değerlendirmişlerdir.
21. Bayan Y.R.T. tarafından belirtilmeyen bir tarihte tanzim edilen bilirkişi raporunda, çocuğun engellilik durumu için tazminat 135.069,75 TRY olarak ve sağlık masrafı için de 9.968,53 TRY olarak belirlenmiştir.
22. Sakarya 1. Bölge İdare Mahkemesi, belirtilmeyen bir tarihte verilen bir kararla, başvurana, İlayda Engin’in engellilik durumundan kaynaklanan maddi zarar bağlamında 30.000 TRY, sağlık masrafları için 7.476,40 TRY ve manevi zarar bağlamında 20.000 TRY tutarının ödenmesine hükmetmiştir. Başvuranın davanın açıldığı sırada belirttiği miktarla bağlı Sakarya 1. Bölge İdare Mahkemesi (yukarıda 18. paragraf), karar vermek için, yukarıda belirtilen bilirkişi raporlarında belirlenen sorumluluk oranlarına dayalı bir hesaplama yapmıştır (20. paragrafın son cümlesi (in fine) ve yukarıda 21. paragraf).
23. Danıştay, 1 Ekim 2012 tarihinde, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı onamıştır.
ŞİKÂYET
24. Başvuran, Sözleşme’nin herhangi bir hükmünü ileri sürmeksizin, kanaatine göre, zamanaşımı nedeniyle kızının engellilik durumundan sorumlu olan doktorun cezalandırılmamasının Sözleşme’nin ihlaline yol açmasından yakınmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
25. Başvuran, kanaatine göre, ceza hâkimi önündeki yargılamanın süresinden kaynaklanan zamanaşımı nedeniyle doktorun cezalandırılmamasından şikâyet etmektedir.
26. Mahkeme, davaya ilişkin olay ve olguların hukuki değerlendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olup (Bk. örnek olarak, Söderman/İsveç [BD], no. 5786/08, §57, AİHM 2013), başvuranın şikâyetinin, bireylerin fiziksel ve manevi bütünlüğüne ilişkin hususları kapsayan Sözleşme’nin 8. maddesinin usul yönü kapsamına girdiği kanısındadır (Bk. örnek olarak, Trocellier/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 75725/01, AİHM 2006–XIV).
27. Bu çerçevede, Mahkeme, makul ivedilik ve özen gerekliliği ile bağdaşmayan hukuki ertelemeler nedeniyle ceza davalarının gidişatı ve sonuçlanması zamanaşımına uğradığında, Sözleşme bakımından bir sorunun gerçekte ortaya çıkabileceğini kabul etmektedir (Okkalı/Türkiye, no. 52067/99, §76, AİHM 2006‑XII (özetler), Türkmen/Türkiye, no. 43124/98, § 53, 19 Aralık 2006 ve Hüseyin Şimşek/Türkiye, no. 68881/01, § 67, 20 Mayıs 2008). Bununla birlikte, bu ilkenin uygulanabilirliği, şikâyet konusu yapılan durumun niteliğine bağlı olmaktadır ki bu durum, somut olayda, Sakarya Toyotasa Hastanesi bünyesindeki Doktor A.G.ye atfedilen "tıbbi ihmalkârlıklardan" kaynaklanmaktadır.
28. Bu türden bir durum, örnek olarak, sağlık personelleri tarafından "muhakeme hataları" ya da belirli bir hastanın tedavisi açısından söz konusu personeller arasındaki "koordinasyon eksikliği" çerçevesinde gerçekleşmektedir (Powell/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 45305/99, 4 Mayıs 2000, Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], no. 32967/96, § 49, AİHM 2002‑I, Csiki c. Romanya, no. 11273/05, § 72, 5 Temmuz 2011 ve Asiye Genç/Türkiye, no. 24109/07, 67. paragrafın son cümlesi (in fine), 27 Ocak 2015) ve bu konuya ilişkin olarak, Mahkeme daha önce, suçlamaya konu edilen sağlık hizmetinin özel sektöre ya da kamu sektörüne bağlı olmasına göre, Türk hukukunda, başvuranlar tarafından izlenmesi gereken yolun ilke olarak hukuki ve/veya idari nitelikte olduğunu ifade etmiştir (Karakoca/ Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 46156/11, AİHM 21 Mayıs 2013 ve Bilsen Tamer ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 60108/10, 26 Ağustos 2014).
29. Mevcut durumda maruz kalınan zararların tazmini bağlamında makamlar tarafından "uygun ve yeterli" bir meblağın ödenmesinin, bu bağlamda verilen kararla birlikte söz konusu ihlalin açıkça ya da en azından özünde kabul edilmesi koşuluyla, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiasından dolayı mağdur sıfatını kaybetmesine yol açacak nitelikte olduğu dikkate alınarak (Buna ilişkin ilkeler hususunda, bk. Scordino/İtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, §§ 178 192, AİHM 2006 V ve Turgut/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 64625/11, §§ 42-45, 30 Ağustos 2016) Toyotasa Hastanesinin bir kamu kurumu olması ve Doktor A.G.nın kamuda görevli olması nedeniyle, ya sadece idari yargı yoluna ya da bu yolla birlikte ceza yargı yoluna başvurmak gerekmekteydi (Yukarıda anılan Calvelli ve Ciglio kararı, § 51 ve yukarıda anılan Karakoca kararı).
30. Davanın koşullarını yeniden ele alarak, Mahkeme, başvuranın 21 Eylül 2004 tarihinde Sakarya İdare Mahkemesinde tam yargı davası açtığını gözlemlemektedir. İlgili, yetkilileri, tedaviler esnasında yapılan tıbbi hatalar nedeniyle kızında kalıcı bir engellilik durumunun oluşmasına sebep olmakla suçlamış ve maddi ve manevi zarar için toplam 80.000 TRY talep etmiştir. İdare Mahkemesi, çocukta engellilik durumunun meydana gelmesi ve yapılan masraflar nedeniyle maruz kalınan zararın değerlendirilmesi amacıyla bir bilirkişi atamıştır. Bilirkişi, raporunda, söz konusu maddi zararın 135.069,75 TRY olduğu sonucuna varmıştır.
31. Bu nedenle söz konusu Mahkeme, başvuranın taleplerini kısmen kabul etmiştir. Hâkimler, Doktor A.G.nin hatası ile Adli Tıp Kurumu tarafından değerlendirildiği şekliyle başvuranın kızını etkileyen kalıcı engellilik oranını dikkate alarak, idarenin bünyesinde görev yapan doktor nedeniyle sorumlu olduğunu değerlendirmişlerdir. Böylelikle ilgili Mahkeme, başvurana, üçüncü rapor ile verilen tutarlara göre, maddi zararın tamamı bağlamında toplam 37.476,40 TRY ve manevi zarar için gecikme faizi ile birlikte 20.000 TRY (ilgili dönemde toplam 32.845 avro (EUR) tutarına tekabül eden) ödenmesine hükmetmiştir (yukarıda 22. paragraf).
32. Yukarıda belirtilenler ışığında, söz konusu Mahkemenin, uygulanan tedavi esnasında yapılan hatayı ortaya koyarak, başvuranın kızında oluşan fiziksel engelliliğin meydana gelmesi konusunda idarenin kusurlu olduğunu açıkça kabul ettiği sonucuna varmak gerekir. Dolayısıyla, iç hukukta, Sözleşme’nin 8. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğini açıkça kabul edilmiştir.
33. Görünüşe göre, engellilik durumuna ilişkin sorumluluğun yalnızca sağlık personeline atfedilmemesi, bilhassa tazminat tutarlarının belirlenmesi kapsamında, söz konusu kabulün önemini azaltacak nitelikte değildir (benzer bir durum için, bk. yukarıda anılan Turgut kararı, § 49).
34. İkinci olarak, Mahkeme, söz konusu mahkemenin başvurana maddi zarar bağlamında, gecikme faizi ile birlikte, 37 476,40 TRY (yaklaşık 21 415 avro) tutarının ödenmesine hükmettiğini gözlemlemektedir. Öte yandan Mahkeme, bilirkişi raporunda, Y.R.T.’nin, maddi zarar bağlamında başvuranın talep ettiği tutardan daha yüksek bir meblağ belirlediğini tespit etmektedir (yukarıda 21. paragraf). Türk hukukunda, hâkim için isteği dışında (ultra petita) karar vermeye ilişkin yasak gereğince mahkemelerin tarafların taleplerine atıfta bulunmaları nedeniyle, somut olayda olduğu gibi, İdare Mahkemesi yalnızca en fazla, başvuran tarafından talep edilen meblağın tamamına hükmedebilirdi. Böylelikle, tüm zararlar bağlamında ödenmesine hükmedilen tutar ile ilgili olarak, Mahkeme, benzer davalarda ödenmesine karar verdiği tutarların aynı düzeyde olması nedeniyle, bu tür bir tazminatın yetersiz olarak değerlendirilemeyeceği kanısındadır (bk. örnek olarak, Codarcea/Romanya, no. 31675/04, § 114, 2 Haziran 2009).
35. Bu bağlamda Mahkeme, söz konusu meblağın gerçekten ilgiliye ödenip ödenmediği ve şayet bu meblağ ödendiyse, idarenin bu işlemi yerine getirmek için beklediği sürenin, hükmedilen tazminin uygun niteliğini tehlikeye sokabilecek nitelikte olup olmadığı konusu üzerinde durmaması gerekir (bk. örnek olarak, Alp/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 3757/09, §§ 37-38, 9 Temmuz 2013), zira başvuran bu belirli hususa ilişkin olarak herhangi bir şikayet ileri sürmemiştir.
36. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, somut olayda şikâyet edilen zararın uygun şekilde telafi edildiği ve başvuranın, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında, 8. maddenin usul yönünün ihlali nedeniyle "mağdur" olduğunu ileri süremeyeceği kanısındadır.
37. Dolayısıyla, başvuru kişi yönünden (ratione personae) Sözleşme’nin hükümleri ile bağdaşmamaktadır ve dolayısıyla, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 2 Mart 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy